PROF. DR. SAİT YILMAZ’DAN ‘ABD İSTİHBARATI’

upa-admin 29 Eylül 2018 767 Okunma 0
PROF. DR. SAİT YILMAZ’DAN ‘ABD İSTİHBARATI’

Giriş
İstanbul Esenyurt Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. Sait Yılmaz (1961-), 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nde analizleri yayınlanan önemli bir Türk akademisyendir. Yılmaz, özellikle askeri konular ve istihbarat örgütleri üzerine özgün çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmalar arasında en dikkat çekici olanlardan birisi ise, ilk baskısı 2013 yılında yapılan Kripto Kitaplar basımı ABD İstihbaratı 1947-2013 adlı kitaptır. Şimdiye kadar birkaç baskı yapan kitap, ABD devleti ve ABD istihbarat örgütü CIA’in etkinlikleri üzerine önemli bilgiler sunan detaylı bir çalışmadır. Bu yazıda, 7 bölüm ve 494 sayfadan oluşan bu kitabın birinci bölümü özetlenecektir. Ancak daha detaylı bilgi sahibi olmak için, mutlaka kitabın tamamının okunması gereklidir.

Sait Yılmaz

ABD: Genel Bilgiler
“ABD Dış Politikası ve İstihbarat” başlıklı kitabın birinci bölümü, Amerika Birleşik Devletleri’nin tarihi, genel özellikleri, devlet sistemi ve istihbarat geçmişi hakkında bilgiler içermektedir. 1861-1865 Amerikan İç Savaşı’ndan sonra devlet kurumsallaşmasını tamamlayan ABD, doğuda Atlas Okyanusu’ndan batıda Büyük Okyanus’a kadar 4.500 kilometre, kuzeyden güneye ise 2.250 kilometre genişliğinde oldukça büyük bir ülkedir. Alaska ve Hawaii’yi de içine alan ABD’nin yüzölçümü 9 milyon kilometrekaredir. 50 eyaletten oluşan federal bir devlet olan ABD, 2013 yılı itibariyle 315 milyon civarında nüfusa sahiptir (günümüzde 325-326 milyon kabul ediliyor). ABD nüfusunun yüzde 60’ı Protestan, yüzde 24’ü Katolik, yüzde 2’si ise Yahudi’dir. Bir göçmen ülkesi olan ABD siyasi sisteminin başarısı, göçmenlerin doğallaştırılması (naturalization) politikasının doğru şekilde uygulanmasıyla yakından alakalıdır. Ancak bütün gelişmişliğine rağmen, ABD’nin de ciddi sorunları vardır. Örneğin, 2011 yılında 46 milyonun üzerinde Amerikalının (toplam nüfusun yüzde 15’i) yoksul statüsünde olduğu ABD Nüfus Bürosu (U.S. Census Bureau) tarafından verilen kayıtlarda ortaya çıkmıştır.

Siyasal Partiler

ABD siyasal sisteminde iki büyük parti vardır: Cumhuriyetçi Parti (Cumhuriyetçiler) ve Demokrat Parti (Demokratlar). Cumhuriyetçiler sağ-muhafazakâr, Demokratlar ise sol-liberal eğilimli seçmenlerin temsilcisi durumundadır. ABD’de farklı eyaletlerin siyasi kimlikleri vardır ve bu eğilim giderek artmaktadır. Bu nedenle, 50 eyaletten çoğunda bir siyasi parti diğerine göre baskın durumdadır ve bu durum Başkanlık ve Kongre seçimlerindeki oy verme davranışlarıyla tescil edilmektedir. Nitekim 25 eyalette Cumhuriyetçi Parti kimliği belirgindir. 15 eyalette ise Demokratlar çok ağır basmaktadır. Kalan 10 eyalette ise iki parti arasında oy geçişkenliği yüksektir ve bir parti öne çıkmamaktadır.

Ana Hatlarıyla ABD Dış Politikası Tarihi

19. ve 20. yüzyılda bir sanayi ülkesine dönüşen ABD, önceden ise büyük ölçüde bir tarım ülkesiydi. ABD’nin dünya çapında bir güç olduğunun ilk hissedildiği zaman, Birinci Dünya Savaşı sonrasında ABD Başkanı Woodrow Wilson’ın açıkladığı 14 ilkeyle (Wilson Prensipleri) oldu. Ancak 1920’lerde göç sorunları, ekonomik sıkıntılar (1929 Büyük Buhranı), kültür savaşı ve sivil haklar gibi sorunlarla uğraşan ABD, uluslararası sistemde yeterince etkili olamadı. 1930’larda Franklin Delano Roosevelt’in (FDR) Başkan seçilmesiyle, ABD, bu sorunları aşmak için aktif politikalar üretmeye başladı. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD bir süper-güç haline geldi ve dünya sisteminde Sovyet Rusya (SSCB) ile birlikte iki büyük güçten biri oldu. Soğuk Savaş döneminde, ABD, kapitalist ve demokratik ülkelerin liderliğini üstlendi ve Soğuk Savaş’ı kazanarak dünyada egemenliğini ilan etti. Ancak Soğuk Savaş döneminde ABD’nin giriştiği savaşlar, uyguladığı dış politika, desteklediği faşizan ya da radikal gruplar ve içeride yaşanan siyasal skandallar (ilk akla gelen Başkan Richard Nixon dönemindeki Watergate’dir), ABD’nin de Soğuk Savaş’tan yara alarak ve yıpranarak çıkmasına neden olmuştur. Oysa emperyalizm geçmişinin olmaması nedeniyle, Soğuk Savaş öncesinde -İngiltere Fransa’nın aksine- ABD’nin dünya genelinde olumlu bir imajı ve hatırı sayılır desteği vardı. Soğuk Savaş’ta desteklenen aşırı gruplar ve onların yaptıkları hatalar nedeniyle ise (askeri darbeler, iç savaşlar, katliamlar, siyasi baskılar vs.), ABD, tek süper-güç olarak kaldığı yeni dönemde başka sorunlarla yüzleşmek zorunda kalmıştır.

ABD Anayasası
ABD anayasası, Amerikan devletinin esaslarını belirleyen önemli bir siyasi belgedir. Anayasa, hükümetin yetkililerini üçe ayırmıştır: yürütme (Başkan ve kabinesi), yasama (Senato ve Temsilciler Meclisi’nden oluşan ABD Kongresi) ve yargı (başta Anayasa Mahkemesi-Supreme Court olmak üzere mahkemeler). ABD’de Başkan, Kongre üyeleri, eyalet yetkilileri ve şehir ve kasabaları yöneten kişiler seçimle işbaşı yapar. Başkanlık seçimleri 4 yılda bir yapılır. Temsilciler Meclisi’nde 435, Senato’da ise 100 üye görev yapar. Senatörler, her eyaletten 2’şer kişi olarak 6 yılda bir (her 2 yılda bir 1/3 oranında yenilenir) seçilirler. Temsilciler Meclisi üyeleri ise (Temsilciler) 2 yılda bir yenilenirler.

ABD Başkanı
ABD Başkanı, ulusal güvenlik sistemi içerisinde merkezi bir konuma sahiptir. Kaynak tahsisi, politika planlaması ve operasyonların koordinasyon ve izlenmesi Başkan’ın sorumluluğundadır. Kaynak tahsisi için temel organ OMB-Office of Management and Budget yani Bütçe ve Yönetim Ofisi’dir. ABD Başkanı, ülkesinin Büyükelçilerini atar (Senato onayıyla) ve diplomatik faaliyetlerin odak noktasını oluşturur. ABD Ordusu’nun Başkomutanı olarak ülke güvenliğinin de en üst unsurudur. Kriz durumlarında arttırılmış Başkanlık yetkileriyle ülkenin seferberliğe hazırlanmasından sorumludur. ABD sisteminde, Başkan’a yakın grup ve kişiler, onunla birlikte farklı jenerasyonlar halinde düşünce yapılarıyla devlet yönetiminde etkin olmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında “Akıllı Adamlar” adlı grup Amerikan dış politikasına yön verirken, 1960 sonrasında “En İyi ve En Parlak Grubu”, George Bush döneminde “Şahinler” (Vulcans) ve George W. Bush döneminde “Yeni Muhafazakârlar” (Neo-Cons) adıyla bilinen gruplar ABD dış politikasına yön vermişlerdir.

ABD İstihbaratı

ABD Dış Politikası ve Küresel Sermaye

ABD dış politikasının oluşumunda küresel sermayenin de ciddi etkisi vardır. Nitekim ABD dünya lideri konumunda bir devlet olduğu için, Amerikan dış politikasının nasıl geliştiği de küresel bir mesele haline gelmektedir. Sait Yılmaz’a göre, küresel sermayenin ABD politikasında etkili olmasını sağlayan kurumlar Council on Foreign Relations-Dış İlişkiler Konseyi (CFR), Bilderberg Group (Bilderberg Grubu-Bilderberg Toplantıları) ve Trilateral Commission’dır (Üçlü Komisyon). Foreign Affairs adlı ünlü dış politika dergisini çıkaran CFR, 3.500 civarında üyesi olan ve ABD dış politikasına yön veren çok etkili bir kurumdur. Spotlight isimli dergiyi çıkaran Bilderberg Grubu ise, Yılmaz’a göre CFR’nin çok daha gizli biçimde ve uluslararası düzeyde örgütlenmiş halidir ve her sene dünyada etkili kişileri toplantılarında bir araya getirir. David Rockefeller ve Zbigniew Brzezinski’nin 1973 yılında kurdukları Trilateral Commission ise, ABD ve müttefiği olan ülkelerin üst düzey siyasetçi, bürokrat ve işadamlarının üyesi olduğu çok önemli bir yapılanmadır.

ABD dış politikasında Yahudi lobisi de ciddi anlamda etkilidir. ABD’de 5,5 milyon dolaylarında Amerikan Yahudisi yaşamaktadır. Ayrıca milyonlarca Evanjelist Hıristiyan da teokratik ve siyasi sebeplerle Yahudileri ve İsrail’i desteklemektedir. Bu nedenle, ABD içerisindeki Yahudi lobisi ve İsrail etkisi çok üst düzeydedir.

ABD Başkanı’nın ulusal güvenlik konularında en temel yardımcısı ise Ulusal Güvenlik Konseyi-National Security Council’dır. Konsey, ABD Başkanı’na tavsiyelerde bulunur ve çeşitli hükümet kuruluşlarının politikalarını koordine eder. Ulusal güvenlikten sorumlu en yetkili organdır ve Başkan, Başkan Yardımcısı, Dış İşleri Bakanı ve Savunma Bakanı’ndan oluşmaktadır. Ayrıca teknik ve idari personel ile desteklenen 40 kadar profesyonel analizcisi bulunmaktadır. Harry S. Truman döneminde Konsey’de Dış İşleri mensupları ağır basıyordu. Dwight D. Eisenhower döneminde ise askerler Konsey’de çoğunluğu oluşturdular. John F. Kennedy döneminde (196-1963) politika yapımı ile politika uygulama birbirinden ayrıldı. Richard Nixon-Gerald Ford yönetiminde etkili Dış İşleri Bakanı Henry Kissinger Ulusal Güvenlik Konseyi’ni genişletti. Bill Clinton döneminde ise, genişletilmiş Konsey toplantıları kabine toplantılarına dönüştü.

ABD Kongresi ve Dış Politika

ABD Kongresi’nin (United States Congress) de dış politikada savaş ilanı, silahlı kuvvet yetiştirme ve kullanma, devletin amaçları doğrultusunda para elde etme, devlet harcamalarını tahsis, Büyükelçileri onaylama ve yabancı devletlerle yapılan anlaşmaları onaylama gibi çok önemli yetkileri vardır. Başkan’la Kongre çoğunluğu farklı partiden olabildiği ve için, Kongre’nin dış politika yapımı zaman alıcı ve açık tartışmalara dayalı zorlu bir süreçtir.

ABD Dış İşleri Bakanlığı ve Dış Politika

ABD Dış İşleri Bakanlığı (United States Department of State), hükümetin dış işleri fonksiyonunu yerine getiren önemli bir Bakanlıktır. İki temel görevi; yabancı ülkelerle ilişkilerde ABD ve vatandaşlarının menfaatlerini korumak ve güvenlik politikası da dahil olmak üzere dış ilişkilerin tüm alanlarında Başkan’a danışma kaynağı olarak hizmet etmektir. Dış politika yapım ve planlama sürecinde Dış İşleri Bakanlığı’ndan Ulusal Güvenlik Konseyi’ne doğru bir kaymanın olması nedeniyle, Amerikan devlet yönetiminde zaman zaman gerginlikler meydana gelmiştir.

Diğer Kurumlar
Bu kurumlar dışında, ABD’nin ulusal güvenlik ve dış politika yapım sürecinde etkili olan Beyaz Saray Yönetim ve Bütçe Ofisi-Office of Management and Budget (OMB), Hazine Bakanlığı-U.S. Department of the Treasury, Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi-Drug Enforcement Administration (DEA) gibi kurumlardan söz edilebilir. Ayrıca bağımsız bir kurum olan Amerikan dış istihbarat kurumu CIA-Central Intelligence Agency (Merkezi Haberalma Teşkilatı) de dış politika ve ulusal güvenlik politikalarının oluşturulmasında -verdiği bilgilerle- çok etkilidir.

ABD Dış Politikasında İki Temel Eğilim

ABD dış politikası tarihinde iki temel eğilim öne çıkmaktadır: izolasyonizm-içe kapanmacılık (isolationism) ve müdahalecilik (interventionism). 19. yüzyıl boyunca, Monroe Doktrini doğrultusunda, ABD, izolasyonizm dış siyasetini benimsemiş ve diğer ülkelerin iç işlerine ve birbirleriyle olan sorunlarına taraf olmamaya gayret etmiştir. Ancak daha sonra ortaya çıkan Amerikan milliyetçiliğinin de etkisiyle, ABD, Avrupa başta olmak üzere diğer bölgelere müdahale etme arzusu içerisine girmiştir. Önce Nazilerin, daha sonra da Sovyetlerin yayılmacı siyasetinin durdurulamaması nedeniyle, ABD’nin müdahaleci siyaseti Avrupa ve dünyadan da destek buldu. Bu dönemde, ABD, Batı dünyasının liderliğini İngiltere’den devraldı. İngiltere gibi bir sömürgecilik/kolonicilik geçmişi olmayan ABD, buna karşın kısa sürede dünya liderliğini öğrendi ve çok etkili bir güç haline geldi. Bu yaklaşım, Amerikan istisnacılığı (American exceptionalism) anlayışıyla da desteklendi ve ABD, kendisi kutsal bir güç olarak görmeye başladı. Japonya’ya atılan atom bombası ile başlayan ABD hegemonyası, Soğuk Savaş döneminde artarak devam etti. Soğuk Savaş döneminde yapılan tüm hatalara karşın, bu dönemden zaferle çıkılması, ABD’yi iyimser bir ruh haline yönlendirse de, kısa sürede Soğuk Savaş sonrasında da sorunların devam ettiği görüldü. Bölgesel sorunlar, etnik ve dinsel çatışmalar artarak devam edince, ABD, yeni dönemde daha aktif bir dış politikaya yöneldi ve Körfez Savaşı, Bosna ve Kosova müdahaleleriyle bunu gösterdi. Ancak 2001’de yaşanan 11 Eylül terör saldırısı, ABD dış politikasında yeni bir dönem başlattı. Meksikalı gringoların Amerikan karakollarına saldırıları ve Hawaii’de yaşanan Japonların Pearl Harbor Baskını (1941) sayılmazsa, bu olay, ABD’nin kendi topraklarında yaşadığı ilk saldırıydı. Bu yeni dönemde, Washington, terörle ve radikal hareketlerle mücadeleyi kendisine öncelikli hedef olarak belirledi. Dolayısıyla, bu dönemde komünist (kızıl) tehlikenin yerini radikal İslam ve terör tehditleri aldı. Ayrıca dünya egemenliği konusunda ABD’ye rakip bir gücün ortaya çıkışını engellemek ve enerji güvenliği de bu yeni dönemin diğer önemli parametreleri oldu. 11 Eylül’den sonra, ABD, Afganistan ve Irak’ta iki büyük savaşa girdi. Her iki savaşı da kazanmasına rağmen, tam anlamıyla başarılı olamadı. Ülkede ekonomik sorunlar baş gösterdi (1,3 trilyon dolarlık askeri harcama) ve sayısız insan (6.219 ABD askeri öldü, 45.000’den fazlası yaralandı) ve ciddi prestij kaybedildi. Tek taraflı uygulamaları nedeniyle müttefikleri bile ABD’ye bu dönemde tepki göstermeye başladılar.

ABD’nin İç Sorunları ve Terör Tehlikeleri

ABD’nin tarihinde birçok iç sorun da yaşanmıştır. Bunların en önemlisi, kuşkusuz, Amerikan İç Savaşı’dır (1861-1865). Güneydeki 13 eyaletin Konfederal bir yapı oluşturarak ABD’den ayrılmak istemesi nedeniyle başlayan Amerikan İç Savaşı, kanlı bir döneme sahne oldu. Ancak savaş sonucunda ABD yeniden ve daha güçlü olarak birleşti ve bölücülük -federal sistem içerisinde- yasaklandı. Teksas, Cascadia, Hawaii ve Vermont gibi bölgelerde halen ayrılıkçı/bölücü akımlar bulunmaktaysa da, bu konuda ufukta ciddi bir tehlike gözükmemektedir. Ancak özellikle Teksas’da halen bazı illegal örgüt ve gruplar bağımsızlık için mücadele etmeye devam etmektedir. Hatta 1997 yılında Teksas’taki ayrılıkçı grup liderleri öldürülmüş ve tutuklanmıştır. 1994’te kurulan ve 27 eyalette örgütlenen Güney Ligi de bir diğer ayrılıkçı Amerikan iç siyaset grubudur. Latino-Hispanik nüfusun yoğunlukta olduğu güney eyaletlerinde etkili olan bu hareketin destekçilerinin 10 milyona yakın olduğu iddia edilmiştir. Ancak Amerikan mahkemeleri, bu gibi bağımsızlık taleplerini reddetmektedir. Porto Riko Bağımsızlık Partisi’nin temsil ettiği başka bir ayrılıkçı hareket de Porto Riko’da etkilidir. Ancak bir yandan ABD’nin 51. eyaleti olmaya aday en elverişli yer de Porto Riko’dur. Ek olarak, Hawaii’de de ayrılıkçı bir hareket bulunmaktadır. Vermont’da bulunan Middlebury Enstitüsü (Middleburgy Institute), bu gibi ayrılıkçı akımları destekleyen bir kuruluştur. Ayrıca ABD’de doğal felaketler (tsunami, sel, fırtına), terör olayları (okul baskınları, din motifli terör saldırıları) ve sivil karışıklıklar gibi başka iç sorunlar da sürekli konuşulmakta ve Hollywood yapımı popüler film ve dizilerle sürekli gündemde tutularak, ülkedeki güvenlikçi psikoloji ayakta tutulmaktadır.

ABD’de, bugün itibariyle 5 tip terör örgütü bulunmaktadır: (1) Etnik bölücü ve göçmen örgütleri, (2) Radikal sol örgütlenmeler, (3) Irkçı, aşırı-sağ ve köktendinci Hıristiyan örgütler, (4) Dış terör ve istihbarat örgütleri, (5) Sorun odaklı gruplar (çevreci aşırı gruplar gibi). Irkçı, aşırı-sağ gruplar arasında geçmişte Ku Klux Klan (KKK) en dikkat çekeni olmuştur. Beyaz ırkçı hareketlerin zirve noktasını temsil eden KKK, zencilerin (Afrikalı Amerikalılar) sivil haklarını kazanmasını ve köleliğin yasaklanmasını reddeden zenci düşmanı bir gruptur. Günümüzde üye sayısının 5.000’e kadar düştüğü tahmin edilmektedir. Ayrıca kürtaj yapan klinikleri bombalayan Hıristiyan köktendinci gruplar, anti-semitik (Yahudi düşmanı) örgütlenmeler, Amerikan Nazi Partisi, Aryan Kardeşliği, Düzen (The Order) ve Odinciler gibi birçok aşırı-sağ terör örgütünden de söz edilebilir.

ABD Dış ve Güvenlik Politikası Oluşturma Süreci

ABD’nin Dış ve Güvenlik politikası oluşturma süreci, iç içe geçen bir dizi halka ile açıklanabilir. Bu sistemde Başkan’ın merkezi bir rolü vardır. Merkezde bulunan Başkan’ın hemen yanında, onunla kişisel dostluğu da olan ve ona güvenlik konularında danışmanlık yapan bir grup bulunur. Bu grup içinde Savunma Bakanı, Dış İşleri Bakanı, Ulusal Güvenlik Danışmanı, Ulusal İstihbarat Direktörü (Director of National Intelligence-DNI) ve bazen de Genelkurmay Başkanı ve Beyaz Saray Karargah Başkanı bulunur. Bu iç halkaya en yakın halkayı ise, Başkan’ın İcra Ofisi Organizasyonları ve Beyaz Saray Ofisi’nin üyeleri oluşturur. Başkan’ın en çok başvurduğu danışmanları; İcra Ofisi Organizasyonları içerisinde yer alan “Ekonomik Danışmanlar Konseyi”, “Yönetim ve Bütçe Ofisi” ve Başkan’ın “Özel Karargâh”ıdır. Bu halkanın dışında Bakanlıkların icracı daireleri ile çeşitli bağımsız teşkilatlar ve komisyonlar bulunmaktadır. Bu halkanın etrafında yasama daireleri ile Kongre halkası bulunmaktadır. En dış halkada ise, medya, çeşitli çıkar grupları ve kamuoyu yer almaktadır.

Meseleye daha yakından bakılacak olursak, ABD ulusal güvenlik sisteminde Başkan’a etki eden 3 temel güç grubundan söz edilebilir:

1. Dış İşleri Bakanı, Savunma Bakanı ve Başkan’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı.

2. Ulusal İstihbarat Direktörü (DNI) ve Genelkurmay Başkanı.

3. Beyaz Saray Karargâhı Başkanı ve Başkan Danışmanları.

ABD güvenlik politikası ile ilgili kararlar önce Ulusal Güvenlik Konseyi’nde alınır ve DNI Başkanı’na istihbarat direktifleri şeklinde bildirilir. Dış haber toplama operasyonları, politik, psikolojik ve yarı-askeri harekât operasyonları, haberleşmeden elektronik haber almaya kadar, hemen tüm haber toplama faaliyetleri bu direktiflere göre yönetilir. Beyaz Saray ile Ulusal Güvenlik Konseyi’ne sunulan Ulusal İstihbarat Değerlendirmeleri (NIEs-National Intelligence Estimates), çeşitli olasılıkları ve buna bağlı olarak izlenebilecek politikaların muhtemel sonuçlarını karar vericilerin önüne koyar. Dolayısıyla, söz konusu çalışmaların, politikacıların karar verme sürecini rahatlatan ve uluslararası politika alanındaki belirsizlikleri azaltan bir fonksiyonu vardır. Terörle mücadelede istihbarat en kritik unsur olarak görülmekte ve bu istihbaratın belkemiğini de ele geçirilen şüphelilerin sorgulanması ve uydu kabiliyetleri oluşturmaktadır. Terörle mücadele konusunda gizli bilgilerin basına sızdırılması ise, hem terörle mücadeleye zarar vermekte, hem de güvenlik-özgürlük ikilemi yaratmaktadır. Uzaydan istihbarat elde edilmesi de her daim gündemde olan bir konudur.

ABD Başkanı, güvenlik politikalarının tek sorumlusu ve politikalara meşruiyet kazandırma ivmesidir. ABD’de her Başkan ve yönetim, işbaşına gelirken DNI’dan öncelikli tehdit değerlendirmesi alır ve buna göre yıllık istihbarat bütçesini belirler. ABD’nin çıkarlarını etkili bir şekilde belirlemedeki zorluk, istihbarat biriminin hazırladığı bir çalışmanın uygulamaya konması girişiminin büyük ölçüde istihbarat kanadından gelmesi durumunda daha da artmaktadır. İstihbarat birimlerinin çalışmaları içi geçerli olan standart, geri bildirimi, görevlendirmeyi ve erişim olanaklarını geliştirip, destekleyen belirleyici işlenmiş bilgileri (value added) iletmektir.

ABD istihbarat toplumu

Çalışma maksatlarına göre profesyonel istihbaratçılar, ulusal güvenlik ile ilgili kurumları ikiye ayırır: istihbaratı üretenler ve istihbaratı kullananlar. İstihbaratı üretenler, istihbaratı toplayan, analiz eden ve yayma sorumluluğu olan kişi ve kurumlardır. İstihbarat kullanıcıları ise, başta Başkan ve danışmanları olmak üzere politika yapıcı kişi ve kurumlardır. ABD Dış İşleri Bakanlığı, her yıl 250 civarında kamuoyu yoklaması finanse ederek, istihbarat çalışmalarını değerlendirmektedir. Harvard Üniversitesi ve RAND Corporation adlı düşünce kuruluşunun yardımıyla kurulan ve CIA’in uzantısı olan Global Futures Partnership, ülke analizleri içinse 30 ülkeden uzmanların yer aldığı bir ağ kullanmaktadır.

ABD İstihbarat Servisleri

ABD istihbarat servisleri, ayrı alanlarda istihbarat faaliyetleri yürütmekle beraber, 2005 yılındaki reformdan önce Merkezi İstihbarat Direktörü’ne (DCI-Director of Central Intelligence) bağlıydılar. CIA’in Başkanı, aynı zamanda DCI olarak doğrudan ABD Başkanı’na bağlıydı ve istihbarat gayretlerini yönetme ve koordine etme gibi temel bir rol oynamaktaydı. 11 Eylül sonrası istihbarat reformları kapsamında DCI’nın yerini alan Ulusal İstihbarat Direktörü (DNI), sadece koordinasyon makamı olmaktan öte, herşeyden sorumlu olacak bir otorite konumundadır. DNI, Başkan tarafından Senato onayıyla atanır. İstihbarat konularında Başkan’ın önde gelen danışmanıdır ve ABD hükümetinin en üst düzey memuru konumundadır. ABD’nin istihbarat teşkilatları şöyle sıralanabilir:

– Merkezi Haberalma Teşkilatı (Central Intelligence Agency-CIA) – bağımsız.

– Savunma İstihbarat Ajansı (Defense Intelligence Agency) – Savunma Bakanlığı’na bağlı.

– Ulusal Güvenlik Ajansı/Merkez Güvenlik Servisi (National Security Agency/Central Security Service) – Savunma Bakanlığı’na bağlı.

– Ulusal Jeouzamsal İstihbarat (National Geospatial-Intelligence Agency) – Savunma Bakanlığı’na bağlı.

– Ulusal Keşif Ofisi (National Reconnaissance Office) – Savunma Bakanlığı’na bağlı.

– Hava Kuvvetleri İstihbaratı (25th Air Force) – Savunma Bakanlığı’na bağlı.

– Kara Kuvvetleri İstihbaratı (Army Military Intelligence) – Savunma Bakanlığı’na bağlı.

– Deniz Piyadesi İstihbaratı (Marine Corps Intelligence) – Savunma Bakanlığı’na bağlı.

– Deniz Kuvvetleri İstihbaratı (Navy Intelligence) – Savunma Bakanlığı’na bağlı.

– Enerji Bakanlığı İstihbaratı ve Karşı-İstihbaratı (Department of Office of Intelligence and Counterintelligence) – Enerji Bakanlığı’na bağlı.

– İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) – Department of Homeland Security.

– Sahil Güvenlik İstihbaratı (United States Coast Guard Intelligence) – İç Güvenlik Bakanlığı’na bağlı.

– Federal Soruşturma Bürosu (Federal Bureau of Investigation) – Adalet Bakanlığı’na bağlı.

– Uyuşturucu ile Mücadele İdaresi (Drug Enforcement Administration) – Adalet Bakanlığı’na bağlı.

– Dış İşleri Bakanlığı İstihbarat Araştırma Bürosu – Department of State Bureau of Intelligence and Research – Dış İşleri Bakanlığı’na bağlı.

– Hazine Bakanlığı İstihbarat ve Analiz Bürosu – Department of the Treasury The Office of Intelligence and Analysis – Hazine Bakanlığı’na bağlı.

Soğuk Savaş boyunca ABD temel olarak Sovyetler Birliği ve komünizm tehlikesine odaklanmıştır. 11 Eylül’den sonra ise bu durum değişmiştir. 1970’lerde Baba Bush’un (George Bush) DCI olduğu dönemde, NIC-Ulusal Dış İstihbarat Konseyi kurulmuştur. Konsey, hazırladığı Ulusal İstihbarat Değerlendirmeleri (NIEs) ile bütün istihbarat kurumları için analiz ve değerlendirmeler sağlar ve kurumlar arasında eşgüdümü oluşturur.

CIA

ABD istihbaratı açısından en önemli kurum kuşkusuz CIA’dir. CIA, ülke dışında bilgi toplayan ve dış karşı istihbarat da dahil olmak üzere insan istihbaratı kaynağı temin eden temel teşkilattır. 1992 yılında, kurumlar arasında insan istihbaratını koordine etmek amacıyla Ulusal İnsan Görevlendirme Merkezi – National Human Tasking Center kurulmuştur. CIA, yakın zamana kadar örtülü operasyon yapabilen tek kurumdu. Ancak günümüzde, ABD Başkanları, diğer kurumlara da kısıtlı örtülü operasyon imkanı vermektedir. CIA de, temelde bir yurtdışı operasyon birimi olmasına karşın, FBI ile birlikte zaman zaman haber toplamaya yönelik ABD içi operasyonlara katılabilir.

CIA analistleri, cari istihbarat alanında Başkan’ın Günlük Brifingi (PDB-President’s Daily Brief) ve Üst Düzey Yönetici İstihbarat Brifingi (SEIB-Senior Executive Intelligence Brief) hazırlamaktadır. SEIB, hassas konumdaki kişilere günlük olarak hazırlanmakta ve gündemdeki en önemli konuları kapsamaktadır. CIA, araştırma istihbaratı alanında en çok “İstihbarat Raporları” hazırlar ve burada politika yapıcıların çeşitli soruları ve istekleri ile ilgili uzun dönemli temel araştırma ve bilgiler bulunur. CIA, ayrıca çeşitli ülkelere ve belirli konulara ilişkin gizlilik dereceli yayınlar ve durum raporları hazırlar. Diğer bir rapor türü, CIA’in Terörle Mücadele Merkezi’nin hazırladığı “Terör Gözden Geçirme” raporudur. Bunların dışında, CIA’in hazırladığı periyodik raporlar da vardır. ABD’de farklı istihbarat örgütleri karar verici, ya da müşterilerine farklı analitik ürünler sağlar. Bunlar arasında en çok talep görenler şöyle sıralanabilir:

– Cari istihbarat (günlük olaylar ve küresel gelişmelerin yer aldığı istihbarat brifingleri veya özetleri),

– İstihbarat değerlendirmeleri – NIEs (güvenlik konularında uzun dönemli tahminlere dayalı bölgesel değerlendirmeler),

– İkaz istihbaratı (alarm veya kısa sürede oluşabilecek tehdit ve risklere yönelik emareler ile ilgilidir),

– Araştırma istihbaratı (çeşitli ülkeler ve terörizm, kitle imha silahları, ekonomik trendler gibi ulus-aşan konulara yönelik orta ve uzun vadeli araştırmalara dayanan istihbarat raporları).

CIA Direktörlerinin New York’taki CFR’de brifing vermeleri olağan bir durumdur. ABD, doktrin olarak hem sert, hem de yumuşak güç unsurlarının birlikte kullanılmasını öngörür. Elbette, Amerikan idealleri doğrultusunda CIA’in de temel hedefi demokrasilerin desteklenmesidir. Amerikan ajanları, kimlik olarak daha çok işadamını tercih ederler. Sırf bu amaçla pek çok paravan Amerikan şirketi kurulmuştur.

Sonuç

Prof. Dr. Sait Yılmaz imzalı bu kitap, bu ve benzeri faydalı bilgilerle dolu oldukça kapsamlı bir eserdir. Kitabın Türk okurları ve akademisinde fazla iyi bilinmeyen bir konu olan Amerikan iç politikası ve dış politika ve ulusal güvenlik politikası yapım sürecine dair yardımcı bir çalışma olarak derslerde okutulması faydalı olacaktır. Ancak kitaptaki uzun ve karmaşık kategorizasyon nedeniyle, bilgilerin tasnifi ve takibi zor olabilmektedir. Yine de, Türk gazetecileri ve akademisyenlerinin bu tarz çalışmaları yakından takip ederek ABD’nin karmaşık siyasi sistemini daha iyi anlamaları ve buna göre stratejiler geliştirmeleri faydalı olacaktır.

 

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.