ABD’NİN İRAN YAPTIRIMLARI SONUÇ VERECEK Mİ?

upa-admin 01 Kasım 2018 272 Okunma 0
ABD’NİN İRAN YAPTIRIMLARI SONUÇ VERECEK Mİ?

ABD’de 4 Kasım’da yürürlüğe girecek olan İran’la ilgili yeni ekonomik yaptırımlar, esas olarak bu ülkenin petrol ve doğalgaz sektörlerini hedef alacak. Bu yaptırımlar, 2015 yılında yapılan ve kamuoyunda kısaca “İran nükleer anlaşması” olarak bilinen Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nın (JCPOA) imzalanmasından sonra hafifletilmişti. Ancak Donald Trump’ın 6 ay önce bu anlaşmadan çekilme kararı almasının ardından, bu konuda da Washington tarafından geri adım atıldı. Trump’ın yaptırımları yeniden uygulamadaki temel hedefleri; İran ekonomisini toptan bir çöküş noktasına sürüklemek, İran’ın Suriye, Irak ve Yemen’deki bölgesel etkisini pasifleştirmek ve Washington’un inkârlarına rağmen muhtemelen İran’da bir rejim değişikliğine zemin hazırlamak olarak sıralanabilir. Ancak bu konuda Beyaz Saray’ın resmi pozisyonu, Tahran üzerindeki ekonomik ve politik baskıyı arttırarak, İran’ı, JCPOA’nın yerini Trump’ın ismini taşıyan yeni bir anlaşma ile değiştirmek için müzakere masasına getirmek şeklinde özetlenebilir.

Trump’ın İran konusunda gündeme getirdiği ve uygulamaya soktuğu bu yeni yaklaşım ve tarza karşın, günler geçtikçe bu konuda ABD tarafında beklenen sonuçlar elde edilememiş gibi görünmektedir. Gerçi İran’da geçmiş aylarda büyük bir devalüasyonun yaşandığı görüldü, fakat toparlanma sonrası ekonomik baskıların şimdilerde hafifletildiği de gözden kaçmamaktadır. Dolayısıyla, Trump’un stratejisinin şimdilik başarısız olmasının sebepleri nedir? Birçok nedenlerin üzerinde durmaktansa, başlı başına önemli ve rasyonel nedenleri açıklamakta fayda var.

Birincisi, ABD, İran’ın petrol ihracatını sıfıra indirmeye çalışırken, bunun pratikte kolay ve faydalı bir iş olmadığı anlaşılmaya başlandı. İran’ın petrol ihracatındaki günlük 2,5 milyon varil kaynağı için şu an için geçerli bir yedek yoktur. Zira uzmanlar, Suudi Arabistan ve müttefiklerinin İran petrolünün kaybını tamamen telafi etme kapasitesine sahip olmadıklarına inanıyorlar. Şimdilerde İran’ın petrol ihracatı, Mayıs’ta JCPOA anlaşmasından çekilmeden önceki dönemden 2,5 milyondan fazla bir azalmayla 1,5 milyon bpd’ye kadar düştü ve OPEC referans sepetinin fiyatı yaklaşık 76 dolara çıktı. Tahminlere göre, Tahran’ın ihracatı 1 milyon varil daha fazla kesilirse, İran’ın varil eksikliğinden doğacak sorundan dolayı fiyat artışı, varil başına 100 dolara kadar sıçrayabilecek.

İkincisi, Trump’ın Çin’le yaptığı ticaret savaşı ve ABD’nin Rusya’ya karşı ekonomik yaptırımlara yönelmesi, Pekin ve Moskova’nın İran ile daha çok ve Washington’la daha az çalışmasını sağlıyor. Dahası, JCPOA’yı kendi imzasını taşıyan dış politika başarılarından biri olarak gören Avrupa Birliği (AB) de, bundan sonra herhangi bir işbirliği konusunda İran’ı ikna edecek durumda olamayacak ve güveni sağlayamayacaktır. AB, ABD’nin İran’a yönelik tek-taraflı yaptırımlarını uluslararası sorunlarda diplomasiyi önceleyen barışçıl kimliğine ve ekonomide refâh hedefleyen temel ideallerine yönelik bir tehdit olarak görmektedir. Hatta Fransa Maliye Bakanı Bruno Le Maire, geçtiğimiz günlerde şöyle bir cümle kurmuştur: “Son zamanlarda İran’la olan bu krizin sonucu, Avrupa’nın kendi bağımsız finansal kurumlarına sahip olması için bir şans olacaktır. Bu yüzden, istediğimiz kişiyle ticaret yapabiliriz.” AB politikası, geçmişteki çabasıyla tüm büyük güçlerle işbirliği yaparak etkili bir İran yaratmak açısından kritik rol oynamış ve JCPOA’yı sağlamıştır. Oysa şimdi, AB desteği olmadan ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlara yönelmesi sonuç vermeyebilir.

Üçüncüsü, ABD yaptırımları küresel finansal sistemde tarihi bir değişim için zemin hazırlamıştır. On yıllardır Amerikan doları uluslararası finans piyasalarına hâkimdir. Ancak ABD’nin JCPOA’dan çekilmesi, Rusya, Çin, Hindistan ve Türkiye gibi ülkeleri, İran’la ticaret yapmak için kendi yerel paralarını kullanma konusunda teşvik etmiştir. AB de, bu süreçte, Amerikan dolarından ayrı bir mali sistem oluşturmayı başarırsa, diğer devletler AB ülkeleri ile ticaretinde avro (euro) para birimini kullanabilir ve ABD’nin küresel piyasalardaki hakimiyetini azaltabilir.

Dördüncüsü, JCPOA’ya sadık kalan imzacılar (P5’in diğer ülkeleri olan Birleşik Krallık, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Fransa ve +1 olan Almanya), nükleer anlaşmayı Amerikan tek yanlılığına karşı bir araç olarak görüyorlar. Bunun sebebi, JCPOA’nın, BM Güvenlik Konseyi’nin 2231 sayılı kararı ile de desteklenen, ABD’nin bu anlaşmadan tek-taraflı olarak çıktığı ve şimdi de uygulama için diğer ülkeleri cezalandırmaya çalıştığı çok-taraflı bir anlaşma olduğu gerçeğidir. Bundan kaçınmak için, hem İran, hem de uluslararası toplum, JCPOA’yı stratejik bir gereklilik olarak korumayı görmektedir.

Beşinci olarak, AB ve Japonya gibi güçlü ve geleneksel ABD müttefikleri, JCPOA’yı desteklemeye devam ediyor. Sadece Suudi Arabistan, BAE ve İsrail gibi sadece bir avuç bölgesel müttefik Trump’ın anlaşmadan çekilme kararını desteklerken, Türkiye, Umman ve Irak gibi diğer önemli bölgesel aktörler İran nükleer anlaşmasını desteklemeye devam ediyorlar. Dolayısıyla, ABD’nin kendi müttefikleriyle de ayrı düşerek böyle bir politikayı sürdürme zemini yoktur. Aynı zamanda diğer bölgesel krizlerdeki gelişmeler de ABD ve müttefiklerini desteklememektedir. Nitekim Rusya ve İran tarafından desteklenen Beşar Esad yönetimi, Suriye’deki iç savaşı kazanmakta ve kontrol altına aldığı toprakları her geçen gün genişletmektedir. Afganistan’daki ABD kampanyası ise başarısız olmuştur. Dahası, Suudi Arabistan da Yemen’deki Tahran destekli Husileri yenememiş ve Suudi liderliğindeki ablukaya karşı gelen Katar da gücünü pekiştirmiştir. Bu gelişmeler, Tahran’ın Washington tarafından dayatılan yaptırımlar için geçici çözümler bulmasını kolaylaştıracaktır.

Geçtiğimiz 60 yıl boyunca, ABD, bölgenin hegemonik gücü olmuştur. Ancak Trump’ın tek-yanlı yaklaşımları, JCPOA’nın ve ABD hegemonyasının geleceğini olumsuz etkilemek konusunda Transatlantik müttefiklerin arasında sürtüşmeye sebep olmuştur. Bu gerçeğin sonucu da Doğu Bloğu’nun yeniden güçlenmesi olacak ve neticede Avrupa’yı (AB’yi) Rusya, İran ve Türkiye ile aynı hizaya getirmiş olacaktır. Dahası, JCPOA, diğer dünya güçlerinin -özellikle AB, Çin, Rusya ve Hindistan- ABD olmadan uluslararası anlaşmaları korumaya giden yolu açmış durumdadır. Şu andaki durum, ABD’nin uluslararası sahneden çekilmesiyle birleştiğinde, uluslararası sistemin Amerikan liderliğindeki tek-kutuplu bir sistemden çok kutuplu bir dünyaya doğru evrilmeye başlandığını ve bölgeselci eğilimlerin yükseldiğini göstermektedir. Bu çerçevede, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının bir sonraki hedefinin Orta Doğu’daki gerilimlerin arttırılması olması muhtemeldir. Ancak ne yapılırsa yapılsın, ABD’nin başarı şansı düşük gözükmektedir.

 

Prof. Dr. Ghadir GOLKARIAN

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.