TÜRKİYE CUMHURBAŞKANI ALMANYA’DA: JEOPOLİTİK ÇIKARLAR VE YENİ SORULAR

upa-admin 07 Kasım 2018 187 Okunma 0
TÜRKİYE CUMHURBAŞKANI ALMANYA’DA: JEOPOLİTİK ÇIKARLAR VE YENİ SORULAR

Türkiye-Almanya ilişkilerinde gerilimin olduğu herkese malum. İki ülke, birtakım konularla ilgili ortak tutum sergileyemiyor. Berlin, Ankara’yı insan hakları ihlallerinde bulunmakta suçluyor. Oysa Ankara da, Almanya’nın Türkiye aleyhine bozucu faaliyetler yürüten kişileri savunduğunu iddia ediyor. Net olarak, Türkiye, FETÖ ve PKK’ya Alman resmi makamlarının imkânlar sunduğunu belirtiyor. Ayrıca, Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik konusunda da iki ülke arasında belirli görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Tüm söylenenlerin yanı sıra, Berlin-Ankara ilişkilerinin gelişmesini zorunlu kılan bazı jeopolitik nedenler de var. Bu hususlar, küresel ve bölgesel niteliktedir. Bu tür karmaşık bir durumda, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Almanya ziyareti güncel konulardandır. Üstelik, Recep Tayyip Erdoğan’ın Köln’de inşa edilen DİTİB Merkez Cami’nin açılış töreninde konuşma fırsatı da olmuştur. Bu konuşma fırsatı, son birkaç yılda Erdoğan’ın Almanya’da konuşmasına engel olmaya çalışanlara gereken cevap niteliğindedir. Tüm bu hususlar doğrultusunda, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Almanya ziyaretini jeopolitik bağlamda detaylı biçimde ele almak ilginç olabilir.

Eski sorunlara yeni yaklaşım: Ankara-Berlin hattında değişiklikler

Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Almanya ziyareti birkaç açıdan önem taşımaktadır. Öncelikle, iki ülke arasında büyük bir dostluk geleneği mevcuttur. Tarihten bilindiği üzere, Osmanlı-Almanya (Prusya) ilişkileri son yüzyıllarda stratejik çıkarların uygunlaştırılması bağlamında geliştirilmekteydi. Sonrasında Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya arasında da yakın ilişkiler oluştu. Bu süreçte Almanya’ya göç eden Türkler büyük rol oynadılar. Günümüzde Almanya’da 3,5 milyon Türk yaşamaktadır. Onlardan büyük bir kısmı Türkiye sevgisini korumaktadır. Nihayet, Almanya, Türkiye’nin on yıllardır üye olmak istediği Avrupa Birliği’nde en güçlü ekonomiye ve en ileri teknolojiye sahip büyük bir ülke konumundadır.

Fakat son dönemlerde Almanya-Türkiye ilişkilerinde ciddi sorunlar görülmektedir. Ankara, Almanya’nın FETÖ ve PKK’ya gizli destek vermesinden dolayı bu ülke karşısında bir takım taleplerde bulundu. Karşılığında, Almanya, Türkiye’de demokrasi ve insan hakları konusunda sorunların olduğunu ileri sürdü. Ardından, Berlin, Türk siyasetçilerin Almanya’da konuşmalarını engelledi. Bu durumda, Almanya-Türkiye gerilimi nedeniyle Türkiye-AB ilişkileri de tümüyle aksamaya başladı.

Ancak bu sorunlar, gerek Almanya’da, gerekse de Türkiye’de yapılan seçimlerden sonra yumuşamaya başladı. Türkiye’nin yürüttüğü kararlı dış politika Berlin’in kendi tutumunu bir kez daha gözden geçirmesine neden oldu. Bunun yanı sıra, Washington’un sert Avrupa politikası ve Rusya’nın Ankara ile hızla yakınlaşması da Almanya’daki politikacıları harekete geçirdi. Alman resmi makamları, Türkiye ile ilişkileri geliştirmekte kararlı olduklarını defalarca belirttiler. Nihayet, Eylül ayında Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas Türkiye’yi ziyaret etti. Bu ziyaret başarılı geçti ve her iki tarafın milyarlarca euro değerinde yeni projeler gerçekleştirmek niyetinde oldukları konusunda haberler hızlıca yayıldı.

Bunun yanı sıra, Berlin, İdlib ve göçmenler konusunda Ankara’nın haklı tutumunu görmezden gelemezdi. Bu iki sorunun çözümünde, Almanya, Türkiye’ye destek verdiğini açıkça beyan etti. Aslında Angela Merkel, Türkiye’nin göçmenlerle ilgili politikasını hep olumlu değerlendirerek, AB içerisinde bazı liderlerle açıkça tartışmaya girmekten bile kaçınmamaktaydı. Nitekim, geçen zaman, Almanya Başbakanı’nın haklı olduğunu gösterdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iki ülke arasında yaşanan bu süreç bağlamında Almanya’ya resmi ziyarette bulunması doğal olarak uluslararası kamuoyunda ilgi uyandırmaya başladı. Tüm siyaset yorumcularının bu konuya objektif açıdan yaklaşmadıklarını da itiraf etmek gerekmektedir. Bazı siyaset yorumcuları Erdoğan’ın ziyaretinin önemini azaltmaya gayret ettiler. Hatta Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Almanya resmi makamlarınca üst düzeyde karşılanmasına kıskançlık duyanlar bile oldu. Aynı kişiler, ”neden Vladimir Putin’e böyle yüksek ilgi gösterilmedi” diye soruyorlar. Cevapların bir kısmı ciddi olmaktan bir hayli uzak. Bu durumu Erdoğan’a karşı duydukları kişisel ilgi, yani ”Erdoğan’ı iyi karşıladık da taviz veriyor” gibi sersem düşünceler doğrultusunda yorumlama çabalarını da görmek mümkün.

Rusya Devlet Başkanı ile ilgili ise birşey söylemeyiz. Bu, Almanya ve Rusya’nın kendi meselesidir. Ancak Erdoğan’ın üst düzeyde karşılanmasının temelinde, Türkiye’nin Orta Doğu’nun güçlü devleti vasfında Avrupa ile sıkı bir işbirliğine özen gösteren, hızla gelişen ve dünya genelinde söz sahibi olan büyük bir devlet olması gerçeği yatıyor. Şimdilerde bunu artık herkes itiraf ediyor. Hatta ABD bile İdlib meselesiyle ilgili olarak Türkiye’ye teşekkür ediyor. Almanya ve Fransa ayrıca memnun olduklarını belirtmekteler. Şimdi Türkiye, tüm alanlarda, özellikle politika ve güvenlik konularında ciddi başarılar kazanan büyük bir güçtür. Erdoğan’ın Almanya’da büyük saygıyla karşılanmasının başka bir küresel nedeni de bulunmamaktadır.  Konuyu iki ülkenin net ilişkileri bağlamında ele alırsak, diğer ilginç gerçekleri de görebiliriz.

Yakınlaşma imkânları: ortak tutum arayışı

Türkiye’nin Avrupa’nın güney sınırlarının en güçlü koruyucusu olması, bu konunun temel noktasını oluşturmaktadır. İtalya ve Yunanistan’ın göçmen konusunda farklı tutumları, AB’nin demografik dengesinin sağlanmasında Ankara’nın rolünün hayati önem taşıdığını bir kez daha öne serdi. Çünkü Türkiye, imza attığı anlaşmanın hükümlerini kaç yıldır tamamen yerine getirmekle Avrupa’ya göçmen akınının önünü kesmektedir. Böyle bir partnerle soğuk ilişkiler, Almanya için büyük kayıp olabilirdi.

Avrupa Birliği liderlerinin Salzburg’ta yapılan zirvesinden sonra bu durum daha net şekilde görülmeye başladı. Zirve’de İtalya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve bir takım üye ülkeler Brüksel’in göçmen politikasının hükümlerini yerine getirmeyebileceklerini açıkça gösterdiler. Oysa Türkiye, Brüksel’in çıkarlarına tamamen uygun bir tutum sergiledi. Bu tutum, doğal olarak Almanya ve Fransa için önemli bir fırsat niteliğindedir.

Türkiye-Almanya ilişkilerinin gelişmesini gerektiren bir diğer neden de ABD-Rusya geriliminin tırmanması bazında Moskova’nın Ankara ile stratejik partnerlik düzeyinde ilişki kurması ile ilgilidir. Hızla güçlenen Türkiye’nin hangi safta yer alacağı konusu büyük önem arz etmektedir. Ayrıca dünyanın büyük devletlerinin hepsi buna büyük ilgi göstermekteler. Özellikle Rusya, bu konuda daha fazla gayret ediyor. Moskova, İdlib konusunda Ankara’nın tutumunu savunmakla, bu yönde daha kararlı olduğunu sergiledi. Aynı zamanda Moskova, Türkiye’ye S-400 füze savunma sistemlerini daha kısa sürede verebileceğini beyan etti. Yani, konu, Orta Doğu ve Avrupa için büyük önem arz eden süreçle ilgilidir. Büyük bir ülke olan Almanya, bu sürece seyirci durumunda kalabilir mi?

Tabii ki kalamazdı ve kalmadı da… Recep Tayyip Erdoğan, Almanya’da verimli görüşmeler gerçekleştirdi. Ancak bu tüm konularda mutabakat sağlandığı anlamına da gelmemeli. Her iki taraf kendi aralarında açıkta kalan konuları detaylıca görüştüler. Birtakım konularda görüş ayrılıkları çözüme ulaşmadan kaldı. Örneğin, Berlin, insan hakları konusunda eleştirilerini yineledi. Türkiye Cumhurbaşkanı da terör gruplarına karşı Almanya’nın kesin adımlar atmasını istediklerini bir kez daha beyan etti.

Bu konuda ilk sırada FETÖ’cülerin Almanya’da rahat şekilde hareket edebilmeleri yer almaktadır. Berlin, hiçbir FETÖ’cüyü Türkiye’ye iade etmeyi düşünmediğini belirtti. Angela Merkel, FETÖ ile ilgili ek delillerin sunulması gerektiğini söyledi. Türkiye politikacıları ise bu sözlere sert tepki verdiler. Bunun yanı sıra, Ankara, PKK’ya karşı Almanya’nın daha kararlı davranması talebinde bulundu. Bu konuda da belirsizlik hala ortada durmaktadır. Ancak Berlin’in elinde bulundurduğu kozları açmayı düşünmediği açıkça görülmektedir.

Türkiye Cumhurbaşkanı, bundan ziyade bir diğer konuyu da ele aldı. Erdoğan, Avrupalıların Türkiye’nin AB’ye üyeliği ile ilgili tutumlarını netleştirmelerini istedi. Net olarak, Erdoğan, Merkel’e ”kabul etmiyorsanız açık açık söyleyin, biz de işimizi bilelim” söyledi. Fakat Merkel, kesin olarak ”hayır” diyemedi. Oysa bununla ilgili olarak, Türkiye Cumhurbaşkanı, AB’ye üyelik konusunda halk oylamasına (referanduma) gidilebileceğini beyan etti. Yani Ankara, halkının AB’ye üyelik meselesine ilişkin fikrinin alınmasına fırsat tanımayı düşünmektedir. Eğer demokrasi gereği halk ”hayır” derse, bu durumda yönetim gereken adımları atacaktır.

Türkiye yönetiminin tutumunun çok ciddi olduğunu Berlin’de de biliyorlar. Aslında Erdoğan, AB konusunda kesin karar vermeyi düşündüğünü uzun süredir söylüyor. Hatta Türkiye’nin AB’ye ihtiyaç duymadığı da artık sık sık konuşulmakta. Çünkü Türkiye, bölgesinde lider bir güce dönüşmektedir. Bunun yanı sıra, Türkiye Cumhurbaşkanı, Brüksel’in meseleyi ne amaçla uzattığının temel nedenini anladığını da saklamıyor. Böylelikle, yakın bir gelecekte Türkiye-AB ilişkileri gerçekten derin bir kriz aşamasına girebilir. Bu konuda kesin sonuç, AB konusunda Türkiye’de yapılması muhtemel halk oylamasından sonra belli olacaktır.

Böylelikle, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya ziyareti büyük önem taşımaktadır. İki büyük ülke, ileri dönemde ilişkilerinin hangi prensipler üzerinde kurulabileceğini ele aldılar. Sonraki ziyaretlerde başka şartların ortaya çıkabilmesi de mümkündür. Fakat şimdilik, Angela Merkel, İstanbul’da Fransa ve Rusya Cumhurbaşkanları ile beraber Erdoğan’la küresel konulara ilişkin tekrar müzakere yapmak zorunda kalmıştır. Yani, aslına bakılırsa, Almanya, Türkiye’nin dünyadaki önemli rolünü kabullenmiş durumdadır. Bu açıdan, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Almanya ziyareti jeopolitik ortamda pek çok şeyi değiştirebilir…

Kaynak: Newtimes.az

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.