İSTANBUL KENT ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ DR. İLKAY CEYHAN’LA 2019 YEREL SEÇİMLERİ KONULU MÜLAKAT

upa-admin 04 Mart 2019 767 Okunma 0
İSTANBUL KENT ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ DR. İLKAY CEYHAN’LA 2019 YEREL SEÇİMLERİ KONULU MÜLAKAT

İstanbul Kent Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü Başkanı olan Dr. (Ahmet) İlkay Ceyhan, İzmir Saint-Joseph Fransız Lisesi, Bahçeşehir Üniversitesi, L’Institut Europeenne Des Hautes Etudes Internationales ve İstanbul Üniversitesi gibi seçkin kurumlarda eğitim almış önemli bir akademisyendir. Ceyhan, akademisyenliğin dışında Tiyatro sanatı ile de profesyonel olarak ilgilenmektedir.

Ahmet CEYLAN: Değerli hocam, bize vakit ayırdığınız için size teşekkür ederiz. 31 Mart 2019 yerel yönetimler (mahalli idareler) seçimlerine bir aydan az bir süre kaldı. Siyasal partilerin süreç içerisindeki Siyasal İletişim faaliyetlerini -bu işin uzmanı bir kişi olarak- nasıl gözlemliyorsunuz? Size göre, bu süreçte iktidar ve muhalefet partileri adına önemli propaganda konuları olarak hangi unsurlar ön plana çıkmaktadır?

İlkay CEYHAN: Türkiye açısından ilginç bir seçim dönemi geçiyor. Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından öne sürülen “çevre dostu kampanya” yaklaşımı tüm partilerden olumlu geri dönüş alınca, yıllardan beridir görmeye alıştığımız yüksek sesli, her yerde afiş ve bayrakların olduğu, tabir-i caizse “en çok sesi çıkanın öne geçtiğini varsaydığı” seçim çalışmalarını görmüyoruz. Bu durum, Türkiye’deki seçim kampanyaları tarihi açısından yeni bir durum ve ilerleyen dönemlerde gelişerek devam edeceğinin sinyallerini veriyor. Bana göre, bu, gayet olumlu bir gelişme… Bu açıdan bakıldığında, dijital platformlar üzerinden oluşturulan elektronik siyasal kampanyalar ön plana çıkıyor. Siyasal partiler, sosyal medya içerisinde ya da internet ortamı için hazırladıkları “banner”lar aracılığıyla seçmen kitlesini kendi internet sayfalarına çekerek, parti programlarını ve vaatlerini seçmene aktarmaya çalışıyorlar. Bununla birlikte, Google AdWords kullanarak hedeflenen seçmen kitlesine siyasal kampanyalarını ulaştırmaya çalışıyorlar ve belirli kelimeleri aratan kişilere parti reklamlarını gösterebiliyorlar. Örneğin siz İstanbul’da yaşıyorsanız, ulaşım ile ilgili bir bilgiyi Google üzerinden aradığınızda, siyasal partilerin reklamlarına denk geliyorsunuz. Bu yapılar, sosyal medyayı son derece etkin kullanan seçmen kitlesi için oldukça ilginç deneyimler sunarken, siyasal partiler için de kitleleri ve onların tercihlerini değerlendirebilecekleri veriler sunuyor. Gündem hakkında detaylı söylemler Twitter üzerinden gerçek zamanlı olarak aktarılmaya çalışılıyor. Seçim şarkıları Spotify içerisinde yer alıyor, ilgili seçmen bu şarkıları dinleme ve dinletme olanağına sahip oluyor. Hatta parti başkanlarının ve adaylarının Ekşi Sözlük gibi popüler web sitelerine misafir olarak, belirlenen zaman aralığı içerisinde orada yer alan seçmenlerin sorularına gerçek zamanlı olarak cevap verdiğini geçen seçimlerden hatırlıyoruz.

2019 yerel seçimlerinin en önemli aktörleri: Binali Yıldırım, Ekrem İmamoğlu, Mehmet Özhaseki ve Mansur Yavaş

Bununla birlikte, söylem açısından da son derece ilginç bir kampanya süreci yaşıyoruz. Yerel seçimlerle ilgili bir kampanya süreci beklenirken, siyasi partiler sanki genel seçim havasındaymış gibi yerel meselelerden çok ulusal meseleleri konuşuyor ve parti politikalarını bu meseleler üzerine şekillendiriyorlar. Belediye Başkan adayları da, parti merkezlerinin uyguladığı bu politikaya ayak uydurmuş durumdalar ve söylem olarak genelde parti merkezlerinin söylemlerini tekrar ediyorlar. Hâl böyle olunca da, yerel seçim faaliyet ve konularının ulusal konulara odaklandığı bir seçim kampanyası görüyoruz tüm partiler adına. Bu açından da son derece ilginç bir seçim dönemi içerisinde olduğumuzu düşünüyorum.

Ahmet CEYLAN: Yerel yönetimler seçimlerinin önemli bileşenlerinden birisi de kuşkusuz aday profilleri. İstanbul, Ankara ve İzmir’deki aday profilleri, toplumsal algılar ve Siyasal İletişim faaliyetleri hakkındaki gözlemleriniz nelerdir?

İlkay CEYHAN: Siyasi partilerimiz Cumhurbaşkanlığı (Başkanlık) sistemi halk oylaması döneminden beri ittifaklar yoluyla seçime girme konusunda bir yol izliyor. Bunun bazı önemli sebepleri var; ilk olarak bakıldığında, Cumhurbaşkanlığı sisteminin getirdiği unsurlar, siyasal partilerin tek başına iktidar olmasının bir anlam taşımadığı yeni bir sistem olarak karşımıza çıkıyor. Bununla birlikte, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti-AKP) 2002 yılından beri yönetimde olması ancak bu yönetim yapısının bazı noktalarda yeniliklere ihtiyaç duyması, muhalefet partilerinin ise iktidar gücüne karşı kendi başlarına bir güç oluşturmakta zorluk çekmesi, siyasal partilerin ittifaklar yoluyla var olmaya çalışmasına ve iktidar mücadelesi vermesine neden oluyor. Bu noktada da, Adalet ve Kalkınma Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Demokratik Sol Parti (DSP) merkezli Cumhur İttifakı ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve İYİ Parti merkezli Millet İttifakı arasında ikili bir seçim kampanyası yürütülüyormuş gibi bir politik ortam söz konusu. Bununla birlikte, Halkların Demokratik Partisi (HDP) hiçbir ittifak içinde yer almayarak ve bölgesel olarak seçim politikasını belirleyerek seçim sonucunda sürpriz sonuçlar elde edilmesini sağlayabilecek bir parti. Bu açıdan da ilginç bir seçim yarışı geçecek. AKP ve MHP’nin ittifak çalışmaları olağan ve beklenen bir durumken, DSP’nin bu ittifak içerisine girmesi CHP oyları bağlamında ilginç ve sürpriz bir gelişme oldu. DSP’nin CHP’nin güçlü olduğu yerlerde çıkardığı adaylar ve Cumhur İttifakı’nın bu adayları desteklemesi, CHP’nin, dolayısıyla da Millet İttifakı’nın kan kaybetmesine neden olabilir. Ancak bu durum tek taraflı olarak bahsedebileceğimiz bir unsur değil. Aynı zamanda CHP’nin İYİ Parti ile kurduğu ittifak nedeniyle bazı noktalarda CHP’nin İYİ Parti adaylarını, bazı noktalarda da İYİ Parti’nin CHP adaylarını destekleyecek olması, DSP’nin Millet İttifakı için yaratacağı etkiyi Cumhur İttifakı için de yaratacaktır. Bu noktada, HDP’nin de Millet İttifakı’nı resmi ya da gayrıresmi olarak desteklediği bölgelerde son derece çetin bir rekabet olacağını söylemek yanlış olmaz. Her iki ittifakın çıkardığı adaylara da baktığımızda, tüm iller nezdinde bulundukları yerdeki siyasal atmosfere uygun yüksek profilli adayların yarıştığını söyleyebiliriz.

Görüldüğü üzere, güç savaşlarının ön planda olduğu bir yerel seçim yapısı içerisinde ilerliyoruz. Ancak, yerel seçim siyasal parti ve adaylarının söylemlerine yansımış değil; sanki ulusal bir seçim yapılıyorcasına, tüm partiler ulusal konular üzerinden siyasi söylemlerini oluşturuyor. Ekonomik sıkıntılar Millet İttifakı’nın ana söylem konusu olurken, devletin bekâsı ve yönetimin devamlılığı konuları Cumhur İttifakı’nın ana söylemlerini oluşturuyor. Ayrıca tüm siyasal partiler, tabanlarından gelecek kemik oyu garantiye aldıklarını düşünerek, kendilerine oy vermeyecek olan seçmenleri etkilemeye ve buradan oy çıkarmaya çalışıyor.

Tanzim satış noktaları seçmende nasıl bir algı yaratacak?

Ahmet CEYLAN: Çeşitli gıda ürünlerinde artan fiyatlar sonrası, İstanbul ve Ankara’da devlet kurumlarının öncülüğünde, “tanzim satış noktası” olarak isimlendirilen alanlarda görece ucuz meyve-sebze satışları başlatılmış bulunuyor. Türk siyasal yaşamının geçmiş örneklerinden hareketle, tanzim satış sürecini ve bu satış noktalarında oluşan kuyrukları nasıl değerlendiriyorsunuz? Konu özelindeki birikimler çerçevesinde toplumsal bellekten yola çıkıldığında, bu sürecin kamuoyundaki algısını nasıl yorumlarsınız?

İlkay CEYHAN: Ekonomik sıkıntılar, birçok yerel ve ulusal seçimin en önemli konularından biri olmuştur. Bu seçim açısından ilginç olan durum, yerel ekonomik sorunlar yerine, ulusal ekonomik sorunların ön planda olmasıdır. Ekonomik konuların muhalefet partileri açısından merkez söylemler içerisinde olması normal bir durumken, ilginç olan, ekonomik söylemlerin ve bu söylemlerden yola çıkarak oluşturulan “devletin devamlılığı” merkezli söylemlerin iktidar partisi ve onun seçim ittifakının da ana söylemlerini oluşturmasıdır. Türkiye, uzun zamandan beri böyle bir ekonomik krizi yaşamamıştı; iktidar partisi bu ekonomik kriz algısını bertaraf etmek için hem söylem, hem de eylem olarak büyük bir çaba sarf ediyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan 100 günlük eylem planı halen uygulama içerisinde… Bu eylem planının yanı sıra, dönemsel ekonomik sıkıntılara da eylem planı içerisinde yer almayan çözümler bulma konusunda da büyük bir çaba içerisindeler. Son 17 yıldır neo-liberal devlet politikaları izleyen bir iktidar, devletin gerektiği noktada eleştirdikleri “Eski Türkiye” uygulamalarını kullanmakta çekinmeyeceğini tanzim satış noktaları kurarak gösterdi. Aslına bakıldığında, çok akıllıca düşünülmüş bir politika olmasa da, hızlı olarak uygulamaya geçilmesi ve iktidar açısından kendisini zor durumda bırakacak bir konuyu bertaraf etmesi bakımından bu eylemi başarılı bir politika olarak görüyorum. Türkiye siyasal tarihi açısından bakıldığında, büyük iktidar değişikliklerinin büyük ekonomik krizler döneminde daha hızlı gerçekleştiğini görüyoruz. AKP iktidarda olmasını da 2001 krizine borçlu bir siyasal oluşum, dolayısıyla bu toplumsal gerçekliği en iyi bilen siyasal parti. Bu nedenden dolayı, dönemsel problemleri yok eden, ya da en aza indirgeyen politikaları hızlı bir şekilde uygulamaya çalışıyorlar. Siyasal söylem ve eylemlerine de bu politikaları yansıtıyorlar. Tanzim satış politikası, iktidar partisinin halkın sorunlarına hızlı ve pratik çözümler bulabildiğine yönelik algıyı destekler nitelikte. Halk nezdinde bakıldığındaysa, bu politika karşılık görmüşe benziyor. Ancak yerel seçimleri kazanmasına yetecek kadar pozitif bir algı oluşturulabilmiş de değil Cumhur İttifakı için. Bu nedenle, tanzim satış yerleri, daha çok bir “destek politikası” bağlamında ve “yan söylem” olarak seçim söylemlerinde yer alıyor. Millet İttifakı açısından bakıldığındaysa, iktidar partisinin ekonomik uygulamalarını ve daha önce eleştirdikleri politikaları yeniymiş gibi halkın önüne sunmalarına yönelik olarak yaptıkları eleştiriler Millet İttifakı’nın ana söylemlerinden birini oluşturuyor. Tanzim satışları süresince kuyrukta bekleyen halkın yaşadığı sıkıntılar üzerinden iktidar partisini ve Cumhur İttifakı’nı eleştiriyorlar. Her iki söylem açısından bakıldığında, yaratılmak istenen ve seçim kazandıracağı düşünülen algının her iki ittifak için de yaratılamadığını, seçmen nezdinde çok da satın alınmadığını, bu nedenle bu söylemlerin her iki ittifak için de ancak destek söylem olarak kaldığını görüyoruz.

Ahmet CEYLAN: Türkiye’de son dönemde internet haberciliğinin ve internet gazeteciliğinin güç kazandığı ve bahsi geçen oluşumların alternatif bir haber kaynağı teşkil etmeye başladığı doğrultusunda gözlemler artmakta. Bu platformların gücü ve kalıcılığı konusundaki düşünceleriniz nelerdir? Seçim dönemlerinde, siyasal partilerin iletişim faaliyetlerinde internet haberciliği ve sosyal medyanın rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sosyal medyanın ve internetin en etkin kullanıldığı seçim kampanyasını yaşıyoruz

İlkay CEYHAN: Özellikle 31 Mart 2019 yerel seçimleri sürecinde dijital Siyasal İletişim’in Türkiye içerisinde ilk kez bu kadar etkin kullanıldığını görüyoruz. Bu süreç, bundan sonra tüm siyasal iletişim süreçlerini içine alarak devam edecektir. Dijital Siyasal İletişim, siyasal partilere hızlı ve gerçek zamanlı iletişim kurma şansını verirken, kendi kemik seçmenleri ve kendi seçmeni olmayanların bilgilerine de anında ulaşarak politikalarını esnetme ve değiştirme şansını vermekte. Bu nedenle, siyasal partiler bundan sonra internet haberciliğini, sosyal medyayı vb. unsurları etkin bir şekilde kullanmaya devam edeceklerdir.

Ancak, her ne kadar dijital siyaset dediğimiz unsur ilk kez bu kadar etkin biçimde bir seçimde kullanılıyor olsa da, Türkiye Cumhuriyeti dijital Siyasal İletişim yöntemlerini daha önce de birçok mecrada kullandı. Özellikle Türk Kamu Diplomasisi stratejisi ve Türkiye’yi yurtdışı nezdinde tanıtma ve siyasal olarak avantajlı konuma getirme çalışmaları kapsamında, 2004 yılından beri dönem dönem, 2010 yılından itibaren de sürekli olarak planlanarak hayata geçiriliyor. Bu kapsamda, 2010 yılında kurulan Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü, Dış İşleri Bakanlığı’nın hem idari hem personel, hem de strateji olarak yeniden yapılandırılması ve TRT’nin ve Anadolu Ajansı’nın daha etkin ve proaktif olarak kullanılması, Türkiye’nin geçmiş yıllarda uygulamaya soktuğu dijital siyasal iletişim yapılarının temelini oluşturuyordu. 2019 itibariyle ve Cumhurbaşkanlığı sistemiyle, bu yapılar, “Türkiye markasını güçlendirmek” amacı ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı nezdinde TRT ve Anadolu Ajansı, Dış İşleri Bakanlığı, Kültür Bakanlığı gibi devlet organlarınca, belirlenen stratejiler kapsamında etkin biçimde uygulanıyor.

Ahmet CEYLAN: Vakit ayırdığınız için teşekkür eder, çalışmalarınızda kolaylıklar dileriz.

 

Röportaj: Ahmet CEYLAN

Tarih: 04.03.2019

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.