TRUMP’IN “BARIŞ PROJESİ” SÖYLEMİ VE İSRAİL SEÇİMLERİ

upa-admin 06 Mart 2019 306 Okunma 0
TRUMP’IN “BARIŞ PROJESİ” SÖYLEMİ VE İSRAİL SEÇİMLERİ

Şubat ayı sonunda, ABD Başkanı Donald Trump’ın “kıdemli danışmanı” ve damadı Jared Kushner Türkiye’yi ziyaret etti ve bizzat Cumhurbaşkanlığı’nda ağırlandı. Aslında Kushner’in gezisi, Ortadoğu’daki bir dizi temasların parçasıydı. ABD Başkanı’nın Uluslararası Müzakereler Özel Temsilcisi Jason Greenblatt ile İran Özel Temsilcisi Brian Hook birlikte, Kushner, Ürdün, Bahreyn, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’ı kapsayan turunda, Trump’ın ifadesiyle İsrail-Filistin barışını öngören “Yüzyılın Anlaşması” (Deal of the Century) başlığı altında, bölge ülkelerindeki nabız yokladı ve fikir alışverişinde bulundu. Kushner’in 65 milyar dolarlık yatırım paketiyle bölgeye sunduğu bir dizi siyasal öneri konusunda nasıl bir ilerleme kaydettiği henüz tam olarak ortaya çıkmadı (https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47386850). Türkiye açısından bakıldığında, Kushner’in ziyaretinin ardından Filistin’le ilgili mevcut siyasi tutum yinelenirken,  “Trump acaba ne tür bir arayışın içinde manevra yapmayı planlıyor” sorusu ön plana çıktı.

Bu sorunun temelinde, Aralık 2017’de Trump’ın ABD’nin İsrail Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı ve bu kararın Mayıs 2018’de gerçekleştirilmesi yatıyor. Filistin Otoritesi de  dahil olmak üzere, bölgedeki güçler tarafından ABD’nin barış sürecinde “arabulucu” rolünün sona erdiği imajı, 2019’daki hamlelerle başka ve daha ileri bir aşamaya geçecek mi? Bu sorunun yanıtının olumsuz olacağı gün gibi aşikar iken, kendi deyimiyle “İlkeli Realizm” siyasasında, Trump, zorlayıcı bir üslupla bölgeye “barış” getirebilir mi?

Söz konusu zıtlıkların ortasında, İsrail, 9 Nisan 2019’da erken genel seçimlere gidiyor. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Obama dönemindeki hayalkırıklığının aksine, Trump’ın Başkanlığı döneminde oldukça rahatlamış gözüküyor. Bununla birlikte, İsrail siyasetinin parçalı yapısı, kırılgan sağ ağırlıklı koalisyonlar, yeni kurulan partiler ve gün geçtikçe artan yolsuzluk iddiaları, Netanyahu açısından yine kritik, ama bir o kadar da pragmatik ve muhafazakâr bir çıkış yolunu işaret ediyor. Şöyle ki, Kasım 2018’deki ateşkes sonrası Hamas’tan “büyük bir tehdit” beklenmezken, Kushner’in temaslarında Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan’ın ortak zeminde Mısır-Ürdün gibi Batı’ya yakın rejimlerle “bölge güçlerince destekli” bir barışı dillendirerek İsrail’i rahatlatma şansları var mı? İşte bu noktada, İsrail’in Golan Tepeleri de dahil olmak üzere, terör politikası, Hizbullah ve Esad’ın siyaseti gibi uzlaşmaz çelişkilerinin olduğu Suriye’de yeni bir dönemin kapısı aralanırken, “Trump’ın çılgın projesi” yeni küresel-bölgesel parametreler çerçevesinde rasyonel bir stratejik bakışı mı dile getiriyor?

Tam da bu arada, Aralık 2018’de İsrail’in eski Genelkurmay Başkanı Benny Gantz tarafından kurulan, İsrail bayrağına atfen “Mavi Beyaz Parti” olarak anılan İsrail Direnç Partisi’nin (Israel Resilience Party-Hosen Leyisrael) Golan Tepeleri’ndeki temaslarına bakalım. Parti her ne kadar merkezde ve sosyal-liberal bir siyasal çizgide değerlendirilse de, Gantz ve partinin iki numaralı ismi Yair Lapid, Golan’ın İsrail’in ayrılmaz bir parçası olduğunu, uluslararası hukukta bunun resmileşmesi için çalışacaklarını ve asla BM Güvenlik Konseyi’nin 1967 tarihli 242 sayılı kararındaki Suriye’ye geri verilmesi hükmünün tanınmayacağını dair yemin ettiler (https://www.timesofisrael.com/blue-and-white-vows-to-bolster-israeli-hold-on-golan-heights/).  Bu da “sağ blok”un liderliğini yapan Likud ile Mavi Beyaz’ın resmi devlet politikasında daha da şahinleşen bir rekabet içinde olduklarını ve olacaklarını göstermektedir. Üstelik konu Filistin’le ilgili değil, Suriye ile ilgilidir; benzerliği ise 1967 Savaşı (Altı Gün Savaşı) ile ilgili olmasıdır. Gelgelelim 1967 sınırlarının da artık Gazze dışında İsrail için pek de anlam taşımadığı (deniz ve kara blokajı ile İsrail-Mısır tarafından kontrol etmektedir), Batı Şeria’daki statükonun Filistin Otoritesi aleyhine giderek daralmasından anlaşılmaktadır. Dikkat çeken nokta, Kushner’in temaslarında “çözüm”den bahsederken, Filistin’i devlet olarak ele almamasıdır.

Diplomasi ve iç politikanın bu kadar iç içe girdiği İsrail seçimlerine giden yol, aslında Ortodoks Yahudilerin askerlik hizmetinde muaf tutulması tartışmasının alevlenmesiyle başlamıştı. Dönemin Dış İşleri Bakanı ve İsrail Beytinu (Evimiz İsrail) partisinin lideri Avigdor Lieberman, bu karara şiddetle karşı çıkmış ve sağ koalisyondan 2018 ilkbaharında ayrılmıştı. Rusya’dan son yıllarda gelen Yahudilerin ağırlıkta olduğu, milliyetçi, sağ ve laik Beytinu, içinde bulunduğu hükümetle derin yapısal-siyasal krizler yaşamıştı. 2015 seçimlerinde dikkat çeken Naftali Bennett’in bu sefer Yeni Sağ partisi (HaYamin HeHadash) ile nasıl bir politik performans göstereceği de ayrı bir soru işareti olarak karşımızda durmaktadır.

Yeni siyasal partiler ve yolsuzluk iddialarına karşın, kamuoyu yoklamalarında (https://www.jpost.com/Israel-Elections/Kan-poll-predicts-narrow-win-for-Right-bloc-in-elections-582592) Netanyahu’nun partisi halen daha yükselmekte, üstelik Trump ile gösterdiği siyasal dayanışmayla ve pragmatik açılımlarıyla, bir şekilde -sağ koalisyonla- iktidarda kalacağı yorumları yapılmaktadır. Filistin Sorunu’na yönelik umutlar ise, bir kez daha, üstelik daha da bilinmeyen bir zamana ertelenmektedir.

 

Dr. Deniz TANSİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.