31 MART 2019 YEREL SEÇİMLERİNE GENEL BİR BAKIŞ

upa-admin 12 Nisan 2019 461 Okunma 0
31 MART 2019 YEREL SEÇİMLERİNE GENEL BİR BAKIŞ

“Demokrasinin bütün hastalıkları daha fazla demokrasi ile tedavi edilir.” – Alfred Emanuel Smith

Türkiye halkı 31 Mart 2019 tarihinde sandık başına giderek, yerel yöneticilerini seçmek için yaptığı mahalli idareler seçimlerini tamamlamıştır. 24 Haziran seçimlerinde olduğu gibi, bu seçim döneminde de ittifakların ön planda olduğu bir seçim gerçekleştirilmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), bu seçimde yine Cumhur İttifakı çatısı altında hareket ederek, 51 ilde ortak aday gösterdiler. 27 büyükşehir ve 17 ilde AK Parti adayları ittifak adına yarışırken, 3 büyükşehir ve 4 ilde de MHP’li adaylar ittifak adına seçim yarışına girdiler. MHP, ittifak adına Adana, Manisa ve Mersin’de aday çıkarırken, geri kalan büyükşehirlerin hepsinde AK Parti’li adaylar ittifak adına yarışa girmişlerdir.

CHP ve İYİ Parti arasındaki Millet İttifakı ise, 24’ü büyükşehir, 27’si il belediyesi olmak üzere toplamda 51 ilde seçim işbirliğini hayata geçirmiştir. İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere; Adana, Antalya, Aydın, Bursa, Eskişehir, Hatay, Kahramanmaraş, Malatya, Muğla, Ordu ve Tekirdağ’ın da içerisinde olduğu 14 büyükşehirde Cumhuriyet Halk Parti’si ittifak adına aday çıkarırken, ittifakın diğer bileşeni İYİ Parti ise ittifak adına Balıkesir, Denizli, Gaziantep, Kayseri, Kocaeli, Konya, Manisa, Sakarya, Samsun ve Trabzon’da ortak adaylar çıkarmıştır. Ayrıca Mardin, Mersin, Erzurum ve Van’da gibi şehirlerde, her iki parti de kendi adaylarıyla seçime girme kararı almışlar, ayrıca Mersin’de İYİ Parti’li Burhanettin Kocamaz’ın kamuoyuna yansıyan nedenlerle aday olamamasından dolayı İYİ Parti Mersin’de Demokrat Parti’nin adayı Ayfer Yılmaz’ı desteklemiştir. Ayrıca İYİ Parti Diyarbakır’da aday göstermezken, Şanlıurfa’da hem CHP, hem de İYİ Parti aday çıkarmamıştır.

İttifakların dışında kalan partilerden birisi olan Saadet Partisi (SP) ise, seçim yarışına kendi adaylarıyla katılmıştır. Seçim sürecinde partinin en iddialı olduğu büyükşehirlerden birisi Ordu olurken, partinin bu şehirdeki adayı İçişleri Eski Bakanı İdris Naim Şahin, özellikle Bakanlık yaptığı dönemde vatandaşlarla olan iletişimi yüzünden seçim döneminde epeyce tartışılan bir isim olarak ön plana çıkmıştır. Bu seçim döneminde CHP’den aday gösterilmeyen birçok adayın Demokratik Sol Parti’den (DSP) adaylık girişiminde bulunması ise 31 Mart seçimlerinin dikkat çeken başka bir yönü olmuştur.

İttifakların dışında kalan bir diğer parti olan Halkların Demokratik Partisi (HDP), İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Gaziantep, Aydın, Hatay, Mersin ve Antalya’da aday çıkarmazken, bunun dışındaki seçim bölgelerinde kendi adaylarıyla seçmenin karşısına çıkmıştır. HDP’nin aday çıkarmadığı büyükşehirlerde AK Parti’ye karşı Millet İttifakı adına CHP’li adayların yarış halinde olması ve HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’nin; “Batı illerinde Erdoğan’a ve AK Parti-MHP bloğuna kaybettireceğiz”[1] söylemi, kampanya sürecinde özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın en çok tepki gösterdiği söylemlerin başında gelmiştir.

Seçim öncesi dönemi hatırlamak gerekirse; özellikle son yıllarda Türkiye’de hukuk devleti ile bağdaşmayan pratiklerin tecrübe edilmesi ve ekonomi alanında uygulanan yanlış politikalarla birlikte 2018 yaz aylarında başlayan döviz kurundaki dalgalanmaların yeni yılla birlikte ekonomik kriz olarak vatandaş ve ülke ekonomisi üzerinde iyiden iyiye kendisini hissettirmeye başlaması nedeniyle, 31 Mart seçimlerinin vatandaş için ana gündem maddesi ekonomi ve geçim sıkıntısı olmuştur. Ancak Cumhur İttifakı’nın vatandaşın ve ülkenin bu gerçeğini görmezden gelircesine kampanyasını ekonomi üzerine değil de “bekâ” söylemi üzerine kurması, muhalefet partilerini ve seçmenlerini terör ve terörist söylemi üzerinden ötekileştiren bir dil kullanması ve özellikle iktidar partisinin aday belirleme noktasında pek de başarılı olamaması, büyükşehirlerin kaybedilmesinde önemli rol oynayan faktörler olarak karşımıza çıkmıştır. Cumhur İttifakı’nın kullandığı kutuplaştırıcı dil, 24 Haziran’dan sonra partisine küskün olan muhalefet seçmeninin mobilize olup sandığa gitmesinde son derece etkili olmuştur. Millet İttifakı’nın ilk ortak mitingi olan Denizli mitinginde özellikle parti lideri Meral Akşener’in, “Cumhurbaşkanının terörist dediği Denizlililer nasılsınız iyi misiniz?’[2] çıkışı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı millete terörist demediğini açıklama noktasına götürmüş ve iktidar cenahında bir savunmaya geçme psikolojisi yaratmıştır. Nitekim 31 Mart gecesi karşımıza çıkan tabloda, AK Parti ve MHP’nin, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Adana, Mersin ve Antalya gibi Türkiye nüfusunun yoğun olarak yaşadığı ve yine ülke ekonomisine önemli katkı sağlayan büyükşehirleri CHP’ye kaybettiği gözlemlenmiştir.

10 büyük şehirde seçim sonuçları

Ayrıca sonuçlara bakıldığında, Cumhur İttifakı’nın resmi söylem haline getirdiği bekâ söyleminin ittifak içerisinde AK Parti’den daha çok MHP’ye yaradığı görülmüştür. Özellikle her iki partinin de aday çıkardığı Amasya, Kastamonu, Erzincan, Karaman, Çankırı ve Bayburt gibi şehirler, AK Parti’den MHP’ye geçmiştir. Böylece Cumhur İttifakı’nın kazanan tarafı MHP olmuştur. Nitekim AK Parti bekâ söylemini son birkaç yıldır kampanya argümanlarına eklemiş olsa da, MHP’nin ve Devlet Bahçeli’nin uzun yıllardır (hatta daima) bu limanda siyaset yaptığı unutulmamalıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2017 yılında “metal yorgunluğu” gerekçesiyle aralarında İstanbul ve Ankara’nın da bulunduğu 6 ilde belediye başkanlarını istifa ettirmiştir. Diğer 4 il AK Parti’de kalırken, İstanbul ve Ankara, 31 Mart seçimleri sonucunda CHP’ye geçmiştir. 30 Mart 2014 mahalli idareler seçimlerine göre en fazla belediye kaybeden parti olan AK Parti, İstanbul’da eski bir Başbakan, Ankara ve İzmir’de ise iki eski Bakan profili ile yarışa girmesine rağmen, her üç şehri de kaybetmiştir.

HDP, seçim kampanyasını; Güneydoğu’da kayyum atanan belediyeleri kazanmak ve seçmenlerin stratejik oy tercihleri ile Batı illerinde AK Parti ve MHP’ye kaybettirmek olmak üzere iki temel düşünce üzerine kurmuştur. 2015 yılından itibaren, Iğdır dışında, HDP’nin elinde bulunan 10 belediyeye kayyum atanmış ve parti bu seçimlerde bu 10 belediyenin 6’sını kazanmayı başarırken, 4’ünü kaybetmiştir. Yine Iğdır’da da kazanan HDP olmuştur. Ayrıca, 2014 yılındaki seçimlerde Tunceli’nin Ovacık ilçesinde Türkiye Komünist Partisi (TKP) adına Belediye Başkanı olarak göreve gelen Fatih Mehmet Maçoğlu, 31 Mart 2019 seçimlerinde Tunceli’de seçimleri HDP’nin önünde tamamlayarak Tunceli Belediye Başkanı olmuştur.

31 Mart 2019 mahalli idareler seçimleri sonuçları

AK Parti ve MHP, kampanya sürecinde ekonomiyi ne kadar görmezden geldiyse, Millet İttifakı’nın bileşenleri CHP ve İYİ Parti de hem liderler düzeyinde, hem de adaylar düzeyinde kampanyalarını ekonomi ve onun vatandaş üzerinde yarattığı problemlerin çözümü üzerine kurmuştur. Sonuçlara bakıldığında, Millet İttifakı’nın bu stratejisinin başarılı olduğu açık ve net olarak gözükmektedir. Bu başarının sağlanmasında; her iki partinin de iktidar ve ortağının kutuplaştıran ve sert söylemlerine karşı sakin, kapsayıcı ve yumuşak bir dili tercih etmeleri ve özellikle CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel olarak ilçe belediyelerinde başarılı olmuş Belediye Başkanlarını büyükşehir Belediye Başkan adayları olarak göstermesi başarıyı getiren bir diğer unsur olarak öne çıkmıştır. İstanbul’da seçimi kazanıp 25 yıl sonra İstanbul’u CHP’ye getiren Ekrem İmamoğlu’nun ANAP kökenli bir aileden geliyor olması ve Ankara’da sandıktan birinci olarak çıkıp yine 25 yıl sonra Ankara’yı CHP’ye kazandıran Mansur Yavaş’ın ülkücü (MHP) kökenli bir isim olması, “CHP yine mi sağa açılıyor?” tartışmalarını başlatsa da, seçimlerde elde edilen başarı şimdilik bu tartışmaların alevlenmesinin önüne geçmiş gözükmektedir. Ayrıca seçimlerden başarıyla çıkılması, CHP’de parti içi liderlik tartışmalarını ve parti içi muhalefetin kurultay talebinin şu aşamada ertelemesine neden olmuştur. AK Parti’nin kamuoyunda tanınan, popüler, kariyerli adaylarına karşı genç, yeni ve dinamik isimlerle seçmen karşısına çıkmak bazı açılardan bir risk gibi görünse de, bu risk, CHP adına başarıya çevrilmiştir. İstanbul, Adana, Antalya ve Mersin gibi büyükşehirlerin kazanılmasında, HDP’nin kendi seçmenlerini stratejik oy kullanmaları doğrultusunda yönlendirmesi de bu sonuçların alınmasında kanımca etkili olmuştur.

İYİ Parti ise, Millet İttifakı’nın başarısız kefesinde yer almaktadır. Her ne kadar büyükşehirlerde CHP adaylarının kazanması konusunda parti kendi seçmen kitlesini doğru yönlendirmiş gibi görünse de, partinin aday gösterdiği hiçbir büyükşehirde ve illerde belediye kazanamaması, aldığı % 7,4 oy oranı ve toplamda da 19 ilçe ve 6 belde belediyesi kazanması bu başarısızlığın kanıtı olarak karşımıza çıkmaktadır. Partinin kurulduğu günden bu yana bir kimlik problemi yaşaması, MHP’nin daha Batılı ve seküler bir türevi algısını partinin bugüne kadar kıramamış olması, kendisini bir türlü merkezde konumlandıramaması ve Genel Başkan Meral Akşener’in kampanya döneminde Iğdır’da HDP’nin kazanmaması için aday çıkarmayacaklarını açıklayarak adaylarını teke düşürmeleri için AK Parti ve MHP’ye çağrı yapması (hatta adaylarını teke düşürmeleri halinde İYİ Parti olarak bu partilere destek sözü vermesi)[3], Kürt seçmenin Balıkesir ve diğer bazı yerlerde İYİ Parti’yle arasına mesafe koyarak partinin büyükşehir belediyesini kaybetmesine mâl olmuştur. İYİ Parti, 31 Mart seçimlerinde özellikle İç Ege’de, Uşak ve Afyonkarahisar gibi illerde yarışı kıl payı kaybetse de, parti, bence bu seçimlerde “kazanan” değil, daha ziyade “kazandıran” bir rol oynamıştır.

Bekir Ağırdır

Seçim sonuçları itibariyle ortaya çıkan Türkiye tablosu, 16 Nisan 2017 tarihli anayasa değişikliği referandumu sonuçları ile benzerlik gösteren bir tablodur ve bu sonuçlar, gazeteci ve KONDA araştırmacısı Bekir Ağırdır’ın “Üç Türkiye Analizi”ni güçlendirmektedir. Ağırdır’a göre; İskenderun’dan İstanbul’a doğru kıyı şeridi olarak tarif edebileceğimiz kent kültürüne aşina, hatta kentleşmenin de bir tık ötesinde metropolleşmiş, gündelik hayat tarzı daha Batılı, bir yandan da kendi ekonomik aktörleri ve dinamikleri yeterince güçlenmiş, onun için devletten daha çok talepleri hukuk, özgürlük ve katılımcılık gibi yaşamın niteliğine dair olan meseleleri öne koymaya başlamış, hayat tarzı olarak da sosyolojik ve ekonomik bakımdan da farklı bir coğrafya karşımıza çıkmaktadır. Bu coğrafya, aynı zamanda 16 Nisan 2017 tarihli anayasa değişikliği referandumunda “hayır” oyu kullananların çoğunlukta olduğu ve bu seçimlerde de Millet İttifakı’nın, özellikle de CHP’nin oyunu üst limitlere taşıdığı bir coğrafyadır.

16 Nisan 2017 anayasa değişikliği referandumu sonuçları

İkinci olarak, Orta Anadolu, Karadeniz’e doğru giden daha büyük bir coğrafya var. Burası daha mütedeyyin insanların ağırlıkta olduğu, hayat tarzının daha muhafazakâr olduğu, sosyo-ekonomik gelişmişlik açısından Türkiye ortalamasının biraz daha altında kalan, bundan dolayı kendi ekonomik aktörleri ve ekonomik dinamikleri yeterince güçlenmemiş, o nedenle de devletin baraj ya da yol ya da hastane yatırımlarına ihtiyaç duyan bir Türkiye. Bu sınırlar içerisinde Cumhur İttifakı’nın, özellikle AK Parti seçmeninin yoğunlukta olduğu rahatlıkla gözlemlenmektedir.

Üçüncü Türkiye ise, ağırlıklı olarak Kürtlerin var olduğu, hem sosyoekonomik gelişmişlik olarak Türkiye’nin en geri kalmış yöreleri, hem de aynı zamanda Kürtlerin kimlik talebinin kültürel taleplerinin önde olduğu, dolayısıyla siyasetin de başka dinamiklerden hareket ettiği bir coğrafya. Söz konusu coğrafya, bu talepler doğrultusunda siyasal tercihini genel olarak HDP’den yana kullanmaktadır.[4]

Seçim sonuçlarına bakıldığında; seçmenin büyükşehir Belediye Başkanlıklarını CHP’li Başkanlara emanet ederken, belediye meclis üyelerinde ve ilçe Belediye Başkanlıklarında çoğunluğu AK Parti’ye verdiği görülmektedir. Bu sonuçlarla birlikte, seçmenlerin yerel yönetimlerde CHP’ye, merkezi yönetimde de AK Parti’ye yetki vererek, bu iki partiye birlikte çalışıp, birlikte çözüm üretin görevi ve mesajı verdiği rahatlıkla söylenebilir. Sonuç olarak, Türk toplumu, bu seçimde özellikle iktidar partisi ve ortağının tercih ettiği ayrıştıran, ötekileştiren ve bekâ üzerine kurulan sert söylemi elinin tersiyle iterek, kendisinin ekonomi başta olmak üzere daha derin sorunları olduğunu ve bunların bir an önce çözüme kavuşturulması isteğini iradesiyle ortaya koymuştur. Bizce Türk toplumunun mesajlarını doğru anlamak son derece önemlidir…

 

İsa USLU

 

[1] “10 HDP’liden 8’inin oyu muhalefete”, DW Türkçe, https://www.dw.com/tr/10-hdpliden-8inin-oyu-muhalefete/a-47716229, Erişim Tarihi: 11.04.2019.

[2] “Akşener ve Kılıçdaroğlu Denizli’de ortak mitingde konuştu”, Yeniçağhttps://www.yenicaggazetesi.com.tr/aksener-ve-kilicdaroglu-denizlide-ortak-mitingde-konustu-225885h.htm, Erişim Tarihi: 11.04.2019.

[3] “Akşener: Iğdır’da AK Parti ve MHP adayını teke düşürsün, oyumuzu ona vereceğiz”, Sputnik Türkiyehttps://tr.sputniknews.com/turkiye/201901311037416401-aksener-igdir-hdp-ak-parti-mhp/, Erişim Tarihi: 11.04.2019.

[4] Bekir Ağırdır, “İktidar bloku seçmeni rahatsız ve partilerini sorgulamaya başladı”, T24https://t24.com.tr/yazarlar/bekir-agirdir/iktidar-bloku-secmeni-rahatsiz-ve-partilerini-sorgulamaya-basladi,22193, Erişim Tarihi: 11.04.2019.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.