İSTANBUL GEDİK ÜNİVERSİTESİ’NDE DÜZENLENEN “TİCARET SAVAŞLARI” PANELİ

upa-admin 07 Mayıs 2019 419 Okunma 0
İSTANBUL GEDİK ÜNİVERSİTESİ’NDE DÜZENLENEN “TİCARET SAVAŞLARI” PANELİ

Günümüz dünyasında politik ekonomi alanında en çok üzerinde durulması gereken konulardan birisi de “Ticaret Savaşları”dır. Bu konu, özellikle son dönemde ABD ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında yaşanan gerginlikler bağlamında gündeme getirilmektedir. ABD Başkanı Donald Trump, korumacı ekonomi politikalarına yönelerek, Çin’e karşı “Ticaret Savaşları”nı başlatmıştır. İşte bu konuda, 18 Nisan 2019 Perşembe günü İstanbul Gedik Üniversitesi’nde önemli bir konferans düzenlenmiştir. Konferansın moderatörlüğünü Kırıkkale Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Hasan Eker yaparken, etkinliğe konuşmacı olarak İstanbul Gedik Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şaduman Okumuş, Türk Eximbank Genel Müdür Yardımcısı Enis Gültekin ve Hazine ve Ticaret eski Müsteşarı Tevfik Altınok katılmışlardır.

Şaduman Okumuş

Konferansta sözü ilk olarak Prof. Dr. Şaduman Okumuş almıştır. Okumuş’un konuşmasının ana hatları şu şekildedir: “Ticaret Savaşları nedir” diye bir tanım yaparsak; ülkelerin vergiler veya kota koyarak birbirleriyle olan ticarete yönelik olarak yapılan saldırılarıdır diyebiliriz. Burada çok barışçıl bir süreçten bahsetmiyoruz. Bunun sonucunda, bir ülke, bir başka ülkeye vergi ve benzeri yaptırımlarla ticari engeller koyuyor, diğer ülke de aynı şekilde bir misilleme yapıyor. Yani karşılıklı vergiler üzerinden misillemelerden bahsediyoruz. Sonuç olarak, bu süreçler yayılma etkisiyle diğer ülkelere de, küresel ekonomiye de etki ediyor ve bu durumlar olumsuzluk olarak yansıyor. Vergi diye bahsettiğimizde ise, gümrük vergisi gibi ihracat ve ithalatta mal üzerine konulan vergilerden bahsediyoruz. Bir ülkeye ithal edilen ürünün fiyatına ekstra bir vergi konulunca, otomatikman o ürünün fiyatı yükselecektir. Ürünün fiyatı yükselince, doğal olarak, o ülkenin insanları o ürünü almayı tercih etmeyecektir. Eğer o ürünün ikamesi varsa, yerli üretimdeki ikame ürünü almayı tercih edeceklerdir.

Şu sıralar çok popüler olan bir diğer konu ise; “Ticaret Savaşlarının dayandığı ekonomi teorisi nedir?” şeklindedir. ABD Başkanı Donald Trump, merkantilizm ve Ticaret Savaşları bunlar hep adları birlikte geçen tanımlamalardır. Donald Trump, yani mevcut ABD Başkanı’nın uyguladığı ticaret politikasının merkantilizm düşüncesini siyaset dünyasına geri getirdiği yönünde ciddi iddialar var. Merkantilist düşünce nedir dersek; Merkantilist düşünce, daha çok 16. ve 17. yüzyıllarda geçerli olan iktisat teorisidir. Modern ekonomi teorisinden önce yaygınlığı olan bu ekonomik düşünce yapısı şunu öngörmekteydi; bir ülkenin zenginleşmesi için mümkün olduğu kadar ihracatını arttırması, ama aynı zamanda ithalatını yapabildiği kadar minimuma indirmesi gerekmektedir. İthalatı engellemek ve ihracatı özendirmek demek, yerel sanayiyi ve üretimi desteklemek anlamına geliyor. Merkantilizmin merkezinde yerli üretim var. En iyi uygulayıcı ülkesi olarak 16. yüzyılda Fransa’yı görüyoruz. 17. yüzyılda da İngiltere’yi (Birleşik Krallık) görmekteyiz. Sonuçta, merkantilist düşünce diyor ki; bir ülkenin yararına olmayan bir ticari anlaşmaya girmemesi lazım. Eğer ticari anlaşma kazanç getirmezse, günün sonunda ulusal güvenliği tehdit eder. Uzun vadede ülkenin askeri gücünü de tehdit eder. Kendi güvenliğini merkeze koyarak yaklaşan bir ekonomik model diyebiliriz. Günümüzde Trump’un uyguladığı politikalar ve savunduğu argümanların, 16. yüzyıldaki bu ekonomik düşünceyle örtüştüğünü söylemek mümkün mü ve hangi noktalarda Merkantilist düşünceden ayrılıyor bunu incelemek lazım.

Günümüzün modern liberal ekonomi anlayışında, “kazan-kazan” (win-win) dediğimiz yaklaşım esastır. Bir ülke iyi olduğu ve ucuza ürettiği malı, ürünü veya hizmeti başka üretemeyen bir ülkeye ihraç eder; diğer ülke de kendi iyi olduğu ürünü ihraç eder. Dolayısıyla, her iki taraf da kazan-kazan ilişkisi içerisine girer. Modern ekonomi teorisi yaklaşımı budur. Ama merkantilist düşünce 16 ve 17. yüzyılda bu yaklaşıma sahip değildi. Merkantilistler her zaman kendi ülkelerini merkeze koyuyordu; yani her olaya veya ticarete, “bunun bir kazananı var, bir de kaybedeni var” diye bakıyorlardı. Yani Merkantilistler diyordu ki; ‘sadece benim ülkem kazanacak’. Aynı zamanda bir başka iddiaları da, “her ülke kendine yeter konumda olmak zorundadır“, yani dışarıya bağımlı olmamalıdır. Tabii bunu bugünün küresel ekonomik teorisiyle tartışmaya açmak gerekiyor. Bir diğer konu, modern ekonomi ile Merkantilist düşünce arasındaki fark. Modern ekonomi diyor ki; üretkenlik o ülkenin servetini arttırır. Ülkenin gayrisafi milli hasılasına katkı sağlar. Üretkenlik ile ekonomik büyüme arasında doğrusal bir ilişki vardır. Ama Merkantilist düşünce böyle bakmıyor. Merkantilizme göre; bir ülkenin servetinin artabilmesi için ticaret fazlası vermesi gerekiyor; yani ticaret fazlası veriyorsa, ülkenin serveti de artar. Günümüzde hep mal üzerinden değerlendiriliyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın gümrük vergilerini meşrulaştırmak için kullandığı üslup, gerçekten de Merkantilizm anlayışı ile örtüşüyor. ABD yönetimine göre, diğer ülkelere konulan vergiler her türlü güvenlik konusudur. Serbest ticaret anlaşmalarına da kötü, işe yaramaz anlaşmalar olarak bakıyorlar. Trump, ticaret fazlasının ekonomide iyileşmenin sinyali olduğunu savunuyor. Bunu Trump, seçimi kazandıktan sonraki bir videoda şöyle ifade ediyor; ‘Önce Amerika’ (America First) diyor. Ve ekliyor; ‘her türlü ticaret, vergi, göç ile ilgili kararlarda mutlaka Amerika önceliği savunulacaktır‘.

Ticaret Savaşlarını başlatan ABD ve Trump, bunu iki ana cephede yapıyorlar. Öncelikle, ABD’nin Çin’e karşı yaptığı savaş… Trump, daha göreve gelmeden önce Çin’le olan ticarete eleştirel bakıyordu. 2017 yılında Dünya Ticaret Örgütü üzerinden Çin ile olan ticaret politikalarına yönelik soruşturma başlatıldı ve ek harçlar getirildi. Sonra iş biraz soğumaya bırakıldı ve 90 gün ertelenmesi görüldü. 1 Mart 2019’da başlayacak olan gümrük vergileri artırımına ek olarak tekrar ertelendi. Rakamlara bakarsak; Çin’den ithal edilen mallara 2018 yılında ABD 70 milyar dolar ek vergi koydu. Amerika Çin’den ithal ettiği malların üzerine ek gümrük vergisi koyuyor ki, Çin malları pahalılaşsın ve Amerika’nın içerisindeki muadil Amerikan malları satılsın. Yani yerli üretim desteklensin. Çin tarafına bakarsak; Çin’in ABD’ den ithal ettiği mallar 2017 itibariyle 130 milyar dolar. Bu demek ki, ABD, Çin’e karşı ticaret açığı veriyor. Trump’un bir başka ticaret savaşı cephesi de AB ülkeleriyle… Bu, ‘kendi ülkesini koruma, kendi ülkesini merkeze alma’ diye adlandırılabilir. Tüm bunların sonucu olarak baktığımızda; Ticaret Savaşları böyle devam ederse ve tansiyon böyle artarsa, makro bir bakış açısı ile bakılınca, bu, küresel ekonomide krize neden olabilir. Dünya Ticaret Örgütü Başkanı, bir açıklamasında, “Dünyanın gördüğü en kötü krizdir ticaret savaşları” diyor. Bunun sonucu olarak, tüm ekonomi mekanizmaları tehdit altında ve bunlar kamuoyu tarafından sorgulanmaya başladı. Bunların hepsi sonuç olarak politik krize doğru gider. Bunun ilerisinde ise, dünya adına daha büyük saldırılara/savaşlara zemin hazırlayabilir.

Panelde ikinci konuşmacı Türk Eximbank Genel Müdür Yardımcısı Enis Gültekin olmuştur.  Konuşmasının ana hatları şu şekildedir: Dünyada Ticaret Savaşları her zaman insanlığın oluşumundan beri vardır. Dünya ticareti, özellikle 20. yüzyılın ortalarından itibaren biraz daha üzerine geldi. Bir şekilde her ülke kendi ticaretini ve kendi ihracatını güçlendirmek için çeşitli şekillere başvurdu. Amerika’nın Çin’le olan Ticaret Savaşı krizinin sadece ticari değil, siyasi sebebi de var. Berlin Duvarı’nın çökmesi, Doğu Bloğu’nun ortadan kalkması gibi nedenlerle dünya 1990’larda tek kutuplu bir blok haline gelmeye başladı. Amerika dünya finansını yönetmeye başladı; ama başta Çin ekonomisi olmak üzere Rusya ve Uzak Doğu ekonomileri de zaman içerisinde çok önemli bir iktisadi blok haline geldi. İktisadi blok, aynı zamanda kendi siyasi gücünü de ortaya çıkarma ve hegemonyasını arttırma çalışması içine girdi. Çin, en son Kuşak Yol projesiyle (Yeni İpek Yolu) birlikte kendi ağırlığını arttırmaya çalışıyor. Çin’in ekonomi ile birlikte arttırmaya çalıştığı siyasi güç tabii ki ABD’yi çok rahatsız etti. “Tek kutuplu dünyadan iki kutuplu dünyaya dönüş mü” sorusunu akla getirdi. Ticaret Savaşlarının bir numaralı sebebi bence bu oldu. ABD’nin her ülkeye yaptığı olumsuz hamlenin siyasi sebepleri mevcuttur. Trump’ın Çin’e karşı getirdiği tarifelerin Amerika ekonomisine 20 milyar dolar bir zararı var.

EximBanklar bu konuda nasıl bir rol üstleniyor diye baktığımız zamansa, EximBanklar, özellikle “her ülkenin kendi ihracatını nasıl geliştirebilirim” sorusu yerine bir takım arayışlardan sonra ortaya çıkmış bir sistem. İhracat destek mekanizması diye düşünelim. Dünyada ticaretle ilgili birçok kural var. Ülkeler tabii ki kendi ihracatçılarını desteklemek noktasında temelde bu kurala uymak şartıyla hareket ediyorlar. Her ülkenin bunun için EximBankları var. Bunlar; bir ülkenin örneğin bebek endüstrisini arttırmak için teşvikler ile destekler veriliyor. Bu endüstrileri rekabetçi bir hale getirmek istiyorsunuz, işte bu aşamada EximBanklar devreye giriyor. EximBank, bu firmaların açılması, kurulması, ilerleyebilmesi ve ihracat yapabilmesi için finansal desteği sağlıyor. Ya da kaynakçılarına finansal desteği sağlıyor, yurtiçinden yurtdışına mal satılmasına vesile oluyor diyebiliriz. Ayrıca bu satışları sigortalıyor. Dünyada bütün büyük ülkeler bu yöntemi kullanıyorlar. Ticaret Savaşlarındaki gümrük vergisi gibi gizli silahları EximBank ayrıcalığı ile birnevi alt ediyorsunuz.

Türkiye’nin yurtdışındaki gücünü arttırmak için, biz EximBank olarak, kâr amacı gütmeden, mali destekleri banka faizine göre çok altında bir şekilde sağlıyoruz. Ayrıca ihracatçının yurtdışındaki alıcılarına doğrudan finansman sağlanıyor. Dünya ticaretinde bu yöntemler çok yoğun şekilde kullanılmaya başlandı. Bu yöntemi en etkili kullanan ülke olarak Çin’i görmekteyiz. Çin’in EximBank’ı gidip diğer ülkelere “Siz Çin’den mal alın, ben de size finansmanı sağlayacağım” diye belirtiyor. Modern dönemde ticaret savaşlarının boyutları çok fazla değişiyor. Bunların arkasında muhakkak siyasi hamleler gözüküyor. Ülkeler, kendi siyasi alanlarını güçlendirmeye ve kendilerine yeni siyasi alanlar bulmaya çalışıyorlar.

Tevfik Altınok

Panelin üçüncü ve son konuşmacısı Hazine ve Ticaret eski Müsteşarı Tevfik Altınok olmuştur. Altınok, konuşmasında özetle şunları söylemiştir: “Ticaret nedir?“… Sözlüğe bakınca, kâr amacıyla alım-satım etkinliğidir. Alım-satım deyince, aklımıza sadece ilk aşamada “mal” gelmektedir. Ancak hizmeti de alıp satabilirsiniz. Tahvil, hisse senedi veya adını ne koyarsanız koyun, kâğıt parçalarının alınıp satıldığı bir etkinlik. Dolayısıyla, ticaret dediğimiz zaman, herşeyden önce bunların savaşından bahsediyorsak, bu ürünlerin hepsine savaşın var olduğunu görmemiz lazım. Olayı çok daha fazla büyük bir perspektiften almak mümkün. Ülkelerin birbirlerini alt etmelerinin yolu artık silahla olmayacak. Ticaret dediğimiz olay, üretici ile tüketici arasındaki takasla çıkan bir olay ile başlamıştır. Alım-satımın yapıldığı yer piyasadır. Piyasa ise arz ve talebin buluştuğu yerdir. Ekonominin en önemli araçlarından biridir. Artık piyasaları görmek pek mümkün değil. Piyasa deyince aklımıza yerli mi, yabancı mı, ya da kendi devletimin içindeki ticaret mi, uluslararası piyasaya çıktığım ticaret mi diye olaya bakmamız lazım. Devlet tanımı deyince; toprak,  toplum, tüzel kişiliğe ihtiyacımız var. İşte burada yaptığımız ticaret iç ticaret. Ama uluslararası piyasaya çıktığımız zaman, buna dış ticaret deriz. Savaş dediğimiz mesele ise, içte de meydana gelebilir, dışta da olabilir. Ancak iç ticaret savaşında devlet içindeki müdahale edebilecek Ticaret Bakanlığı, kamu kurum ve kuruluşlarını görürüz. Devlet içindeki kural ve otoritenin sarsılamaz gücü söz konusudur. Ancak dış ticaretteki savaşlara bakıldığı zaman, her ülke kendi egemenliğine müdahaleyi uygun bulmaz. “Dış ticarette kuralları kim uygulayacak” diye bakacak olursak, GATT diye adlandırdığımız gümrük tarifelerinin esaslarını ortaya koyan kuruluş daha sonra WTO (Dünya Ticaret Örgütü) adını aldı. Kuralların uygulanmasını sağlamaya çalışan bir uluslararası kuruluştur. Mali yasaları düzenleyen kuruluş olarak Dünya Bankası, IMF (Uluslararası Para Fonu) gibi uluslararası kuruluşlar başta geliyor. Bu kuruluşların ve nicesinin çoğu uluslararası kuruluşlar, kuralları otoriter değiller. Yaptırımı mevcut değildir. Ticaret Savaşına gelecek olursak, bu savaş teşvik ile olur. Asıl savaş ambargoda olur, boykota girersiniz. Ya da ABD gibi siyasi boyutta gerçekleştirirsiniz.  Savaş deyince siyasal açıdan harici, fiilen savaşan harbiye, ekonomik sonuçlarına katlanacak olan devletin hazinesidir.

 

Beyza SEVİM

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.