SELÇUK ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ VE AHMET YESEVİ ÜNİVERSİTESİ AVRASYA ARAŞTIRMALARI MÜDÜRÜ DOÇ. DR. VAKUR SÜMER İLE MÜLAKAT

upa-admin 13 Mayıs 2019 690 Okunma 0
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ VE AHMET YESEVİ ÜNİVERSİTESİ AVRASYA ARAŞTIRMALARI MÜDÜRÜ DOÇ. DR. VAKUR SÜMER İLE MÜLAKAT

Serdar ÇUKUR: Saygıdeğer hocam, öncelikle mülakat önerimizi kabul ettiğiniz için size teşekkür ederiz. Vakur hocam, okurlarımızın sizi yakından tanıması adına kendinizden bahseder misiniz?

Doç. Dr. Vakur SÜMER: İsmim Vakur Sümer. Doktoramı Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden aldım ve doktora sürecinde University of California-Davis’te misafir uzman olarak bir yıl süreyle (2008-2009) araştırmalarımı sürdürdüm. University of North Carolina-Chapel Hill’de (2013-2014) doktora sonrası araştırmalarda bulundum. Ayrıca Max Planck Enstitüsü’nde de (Heidelberg) misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulundum. Yayınlarım, Uluslararası İlişkiler, Water International ve Journal of Peacebuilding and Development gibi dergilerde ve kitap-içi bölüm olarak birçok akademik eserde yayınlanmıştır. 2015 yılında editörlüğünü (Walter Leal ile birlikte) yaptığımız Sustainable Water Use and Management adlı kitap, prestijli yayınevi Springer tarafından basılmıştır. Ayrıca, Türkiye’de Su ve Siyaset: Yapısal Dönüşüm ve Avrupa Birliği’ne Katılım başlıklı kitabım I.B. Tauris tarafından basılmıştır. Çok sayıda uluslararası ve ulusal konferans ve çalıştaya katıldım ve pek çoğu basılı olan bilimsel tebliğler sundum. Avrupa Komisyonu nezdinde uzman olarak da görevlendirildim ve pek çok projenin değerlendirilmesinde hakem/jüri üyesi olarak rol aldım. Çalışma alanlarım arasında sınır-aşan su politikaları, çevresel siyaset, yenilenebilir enerji siyaseti, iklim değişikliği ve Türkiye’nin AB’ye üyelik süreci bulunmaktadır. Uluslararası Çalışmalar Derneği-ISA (International Studies Association) ve Uluslararası Su Derneği-International Water Association (IWA) üyesiyim. Halihazırda Avrasya Araştırma Enstitüsü’nün (Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi) Direktörlüğü’nü icra etmekteyim. Aynı zamanda Selçuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyesiyim.

Serdar ÇUKUR: Kazakistan hakkında görüşleriniz nelerdir?

Doç. Dr. Vakur SÜMER: Kazakistan, ilk başta, büyük ve güzel bir ülke. Kazakistan, hem derin bir tarih ve kültüre dayanıyor, hem de giderek güçlü ve istikrarlı bir hale gelen ve gelecek vadeden bir ekonomi inşa ediyor. 2,7 milyon kilometrekarelik bir alana yayılan Kazakistan, Avrasya’nın kalbinde, Rusya, Çin, Hindistan gibi küresel aktörlerin de tam kesişiminde yer alan önemli bir coğrafi konumda bulunuyor. Pek çok yeraltı zenginliğini de bünyesinde barındırıyor. Bu açılardan bakıldığında, Kazakistan, dünyanın en önde gelen ülkelerinden birisidir ve gelecekte, Asya’nın yükselişine koşut olarak, önemi daha da artacaktır.

Ayrıca Kazakistan, Türkiye açısından ”kardeş” bir ülkedir. Aynı hisler Kazakistan’da da yankı bulmaktadır. Bu noktada ifade etmem gerekir ki, Türk vatandaşlarının Kazakistan’ı daha yakından tanıması gerektiğini, daha fazla sayıda Türk’ün Kazakistan’a gelmesi gerektiğini düşünmekteyim. Kazakistan’da görülmesi gereken çok sayıda tarihi ve doğal alan olduğunu da belirtmek gerekiyor. Hiç şüphesiz, Kazakistan’ın, atayurdumuz olan Orta Asya’nın büyükçe kısmını bünyesinde barındırdığını bilmek bizler için bu ülkenin anlam ve önemini net olarak ortaya koymaktadır.

Serdar ÇUKUR: Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde Avrasya Araştırmaları Enstitüsü’ndeki görevinize ne zaman başladınız?

Doç. Dr. Vakur SÜMER: 2017 Eylül’ünde Avrasya Araştırma Enstitüsü Müdürü olarak göreve başladım.

Serdar ÇUKUR: Göreve başladığınızdan bu zamana kadar Enstitü bünyesinde ortaya koymuş olduğunuz çalışmalar hakkında bilgi verir misiniz?

Doç. Dr. Vakur SÜMER: Enstitümüzün temel akademik faaliyetleri arasında çeşitli alanlarda düzenlenen seminer, çalıştay ve konferanslar bulunmaktadır. Bunları yoğun bir biçimde sürdürdük. Ekonomi, Finans ve Enerji (EFE) kongre serimizin üçüncüsünü 2018 Nisan ayında gerçekleştirdik. Kongrede 10 ülkeden gelen uzmanlarca 70 tebliğ sunuldu. Kongremizde Nobel Ödüllü Türk Bilim İnsanı Prof. Dr. Aziz Sancar’ı da onur konuğumuz olarak ağırladık. Görevde bulunduğumuz 19 aylık süre içinde Sayın Prof. Dr. İlber Ortaylı, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Sayın Prof. M. Öcal Oğuz, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Sayın Yalçın Topçu, Yerli ve Milli Düşünce Derneği ve Ordu Milletvekili Sayın Metin Gündoğdu, Sayın Prof. Bilge Demirköz, Sayın Yavuz Bülent Bakiler gibi pek çok kıymetli misafiri de ağırlama fırsatı bulduk.

Aynı şekilde yayınlarımızı başarıyla sürdürdük ve geliştirdik. Üç dilde hazırladığımız haftalık bültenimiz 200 sayıyı geride bıraktı. Her ay yayınlamakta olduğumuz Asya Avrupa adlı dergimiz de 3 yılı geride bıraktı. Göreve geldikten sonra dergimizde infografikler yayınlamaya da başladık. Ayrıca, Enstitümüz’ün her yıl yayınladığı ve Avrasya’daki siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel gelişmeleri irdeleyen ve dört dilde hazırladığımız ‘Eurasia Outlook‘ kitabımızın üçüncüsünü bastık ve dördüncüsünü bir ay içerisinde basmış olacağız. Sürekli yayınlarımız yanında diğer pek çok önemli yayınımız da okuyucularla buluştu. Bunlar arasında Güney Kore ile Orta Asya arasındaki ilişkileri tartışan bir rapor, Orta Asya’da Çevre ve Enerji ilişkisini ortaya koyan bir rapor, Hoca Ahmet Yesevi’nin Manevi Mirası’nın farklı yönleriyle ele alındığı bir kitap, Orta Asya’daki Enerji güvenliğine odaklanan İngilizce bir kitap bulunmaktadır. Eurasian Research Journal adını verdiğimiz hakemli bilimsel dergimizi de yayınlamaya başladık. Dergimizi en kısa sürede saygın endekslerce taranır hale getirmek azmindeyiz.

Sosyal medyayı çok daha aktif olarak kullanmaya başladık. Twitter hesabımızı aktif olarak kullanmaya başlamanın yanı sıra, kurumsal Facebook ve Instagram hesaplarımızı açtık, ve YouTube’u yoğun olarak kullanmaya başladık. Web sitemizi hızlandırdık ve pek çok yeni fonksiyon ve içerik ile zenginleştirdik. Tüm bu çalışmaların bir sonucu olarak, on yıldır hazırlanan küresel Düşünce Kuruluşları Endeksi’ne ilk kez Şubat 2018’de iki kategoride girmeyi başardık. Bunlar, “Uluslararası İlişkiler Alanında En İyi düşünce Kuruluşları” ve ”Orta Asya’daki En İyi Düşünce Kuruluşları” kategorileridir. Şubat 2019’da ilan edilen güncel sıralamada ise, girmeyi başardığımız yukarıdaki iki kategoride sekizer sıra tırmanmanın yanında iki yeni kategoride daha indekse girmeyi başardık. Bunlar; ”İnterneti En İyi Kullanan Düşünce Kuruluşları” ve ”Sosyal Medyayı En İyi Kullanan Düşünce Kuruluşları” kategorileridir. Bu noktada belirtilmelidir ki, dünyada 8000’den fazla düşünce kuruluşu incelenmiş ve kategorilere göre değişmekle birlikte her kategoride ortalama 100 civarında en iyi kuruluş endekse girebilmiştir.

Serdar ÇUKUR: Kazakistan bağımsızlık sürecinden günümüze kadar geçirmiş olduğu evrim hakkında gözlemleriniz nelerdir?

Doç. Dr. Vakur SÜMER: Kazakistan, bağımsızlık sonrasında çok hızlı bir dönüşüm geçirmiştir. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, eski Sovyetler ülkelerinin ortak meselelerinden biri, piyasa ekonomisine uyum sağlama süreciydi. Kazakistan’da bu ekonomik reformlar Elbaşı Nursultan Nazarbayev’in ‘önce ekonomi, sonra siyaset’ ilkesi esas alınarak başarıyla yürütülmüştür. Kazakistan ekonomisinin çeşitlendirilmesi ve ülkede korunan siyasi istikrar yabancı yatırımcıların da ilgisini çekmiştir. Dış sermayeli yatırımlar, ilk başlarda gerileyen ekonomiyi geliştirmede büyük katkı sağlamıştır. Ayrıca, Kazakistan, dış politikada da genel olarak oldukça başarılı diyebileceğimiz çok yönlü, barışçıl ve dengeli bir siyaset takip etmiştir. Orta Asya devletleri, Bağımsız Devletler Topluluğu, Avrupa Birliği, Şanghay İşbirliği Örgütü, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, İslam İşbirliği Teşkilatı ve diğer uluslararası örgütler ve güçlü aktörlerin oluşturduğu bir düzlemde son derece başarılı bir siyaset icra etmişti. Kazakistan, 1992 yılında Lizbon Protokolü ile nükleer silahlardan vazgeçmiş, bölgede barışın tesis edilmesi için de pek çok girişim ortaya koymuştur. Almatı’dan, o zamanki adıyla Astana’ya taşınan başkenti, 1999 yılında UNESCO Barış Ödülü’nü almıştır. Kültür ve eğitim alanlarında da ciddi ilerlemeler sağlanmış, dünya çapında rekabet edebilen eğitim kurumları tesis edilmiş ve Kazak kültürünün geliştirilmesi pek çok yönden desteklenmiştir. Kısacası, Kazakistan bağımsızlık sonrası sürece çok şey sığdırmış ve bölgesinin ve daha da ötesinde dünyanın önde gelen devletlerinden birine dönüşmüştür.

Serdar ÇUKUR: Kazakistan tarihinde önemli bir isim olan Nursultan Nazarbayev’in istifasının hem ülkede, hem bölgede hem de dünyada büyük yankı uyandırdığı görülmüştür. Kazakistan’ın yaşamış olduğu bu değişim devletin geleceğine dair tesirinin ne yönde olacağını düşünüyorsunuz?

Doç. Dr. Vakur SÜMER: Kazakistan Kurucu Cumhurbaşkanı olan Nursultan Nazarbayev’in görevinden istifa etmesi, gerçekten de mühim bir olaydır. Onun Kazakistan’da gerçekleştirdiği reform ve atılımlar, aldığı siyasi kararlar, yalnızca Kazakistan’da değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel siyasi düzlemlerde de yankı bulmuştur. 28 yıl boyunca Kazakistan’ı yöneten Nazarbayev, halkının desteğini alarak 5 kez Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. Yaptığı kurucu liderlik, Kazakistan halkında büyük bir değer görmektedir ve bu çerçevede Kazakistan halkı kendisine İlk Cumhurbaşkanı/Elbaşı statüsünü vermiştir.

Bu statüye göre, ilk Cumhurbaşkanı/Elbaşı, Kazakistan’ın istikrarı ve barış içinde yaşamasını geliştirme çalışmalarının devam etmesinde katkı sağlar; devlet teşkilatları, önemli makamda görevlendirilen şahısları bu faaliyetleri yerine getirmesi için görevlendirir; Kazakistan Cumhuriyeti’nin parlamento meclisleri ve hükümet tarafından düzenlenen toplantılara katılır; ülkenin geleceği için önemli meseleleri gündeme getirir; bunlarla ilgili gerekli talimatlar verir ve Kazakistan Halk Asamblesi’ni yönetir. Kazakistan Cumhuriyeti Anayasası’ndaki kurallara göre, Cumhurbaşkanlığı görevinden ayrıldıktan sonra, hayatının sonuna kadar Anayasa Konseyi’nin üyeliğinde olmaya da hak kazanmıştır. Ayrıca, Kazakistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından yürütülecek iç ve dış siyasetle ilgili faaliyetlerin Kazakistan Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı/Elbaşı ile istişare içinde gerçekleştirileceği belirtilmiştir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi, Nazarbayev, dünya çapında bir politik aktördür. Onun yürüttüğü barış ve istikrar politikası sağlam temellere oturmuştur. Bu açıdan baktığımızda, Kazakistan’ın iç ve dış siyasi süreçlerinde önemli değişiklikler olmaksızın ülkede istikrar ve barış her zaman korunacaktır.

Serdar ÇUKUR: Kazakistan yer altı kaynakları bakımından önemli kaynaklara sahip bir ülkedir? Bunun yanında, Kazakistan’ın yenilenebilir enerji konusunda yatırımları hakkında görüşleriniz nelerdir? 

Doç. Dr. Vakur SÜMER: Kazakistan, yenilenebilir enerji kaynakları açısında çok şanslı kabul edilmesi gereken bir ülkedir. Ülkedeki rüzgâr enerjisi potansiyeli, şimdiki elektrik kullanımının 12 katı civarındadır. Yine özellikle ülkenin güney kesimlerinde büyük bir güneş enerjisi potansiyeli bulunmaktadır. Bu enerji kaynaklarının ülke sathında dengeli denebilecek bir biçimde dağılmış olması da bir avantajdır. En fazlası güney kesimlerde olmakla birlikte, ülkenin her yerinde ciddi güneş enerjisi potansiyeli vardır. Rüzgâr enerjisi potansiyeli de ülkenin doğusunda, batısında, kuzeyinde ve güneyinde, kısacası her bölgesinde önemli ölçüde potansiyel arz etmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının -özellikle güneş enerjisinin- kullanıma sokulmasında bir diğer avantaj da ülkede nüfus yoğunluğunun az olması, dolayısıyla yapılacak yatırımlardan etkilenecek nüfus ve altyapıların da az olmasıdır. Bu da kamulaştırma maliyetlerini ciddi ölçüde azaltan bir faktördür. Bu kaynakların ekonomiye kazandırılması ve Kazakistan’ın çıkarlarına katkı sağlayacak şekilde kullanılması için Türk yatırımcılarına büyük roller düşmektedir. Öte yandan, Kazakistan’ın yenilenebilir enerji yatırımlarını teşvik edici uygulamalarının da varlığını altını çizmeliyim.

Serdar ÇUKUR: 21. yüzyılda Kazakistan Devleti’nin en önemli projesi olarak adlandırılan “Nurlu Jol” (Yol) hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Doç. Dr. Vakur SÜMER: Kazakistan’ın bağımsızlığını elde ettikten sonraki dönemlerde savunduğu siyasi ilkeler ülkenin kültürü ile bağlantılı olagelmiştir. Elbaşı Nursultan Nazarbayev’in ‘Nurlu Yol, Geleceğin Başlangıç Yolu’ adlı halka seslenişi de, Kazakistan ekonomisinin endüstriyel ve yenilikçi şekilde kalkınması amacını taşımaktadır. Bu, Kazakistan’ın dünyada gelişmiş 30 ülke arasında yer almasını sağlayacak önemli belgelerden biri olarak değerlendirilmektedir. Halka seslenişte gösterilen öncelikler sadece ekonomik gelişmeyi değil, aynı zamanda ülkenin iç siyasetindeki istikrarlılığı, ülkedeki topluluklar arası ilişkilerin etkin bir biçimde çözülmesini ve bütünlük içinde yaşayan Kazakistan halklarının birliğini geliştirmede önemli yere sahip olmasını da hedeflemektedir. Küresel siyasi ve ekonomi krizler sırasında Kazakistan’ın zorluk çekmeden olumlu reformlar gerçekleştirebilmesi, “Nurlu Yol” politikasının savunduğu ilke ve faaliyetlerin hayata geçirilmesi ile mümkün olabilmiştir.

Serdar ÇUKUR: Kazakistan’ın başta enerji olmak üzere yapmış oldukları yatırımların bölge ülkeleri nazarında (Rusya ve Çin özelinde) bakışı hakkında neler söylemek istersiniz?

Doç. Dr. Vakur SÜMER: Kazakistan’ın bulunduğu coğrafyaya geniş açıdan bakıldığında, Rusya gibi enerji üreticisi ve satıcısı ülkeler yanında Çin ve Hindistan gibi büyük enerji tüketicisi ülkelerin olduğunu da görmekteyiz. Dolayısıyla, bölgede enerjiye talep çok ciddi düzeydedir ve en az orta vadede de hızlı artışını sürdürecektir. Her ne kadar Çin’deki ekonomik büyüme görece yavaşlamış olsa dahi, halen çok önemli boyuttadır. Öte yandan, Hindistan’ın da enerji ihtiyacı artmayı sürdürmektedir. Bu çerçevede, Kazakistan’ın enerjisinin alıcısı her zaman hazır durumdadır. Diğer enerji üreticisi ülkeler için de durum bu şekildedir. Dolayısıyla, enerji alanında olumlu bir rekabet vardır ve herhangi bir risk taşımamaktadır denilebilir. Ayrıca Kazakistan, Rusya kaynaklı enerjinin Çin ve başka bölge ülkelerine taşınması konusunda bir geçiş ülkesidir. Benzer biçimde, Çin mallarının da Rusya ve ötesine taşınmasında Kazakistan toprakları yoğun olarak kullanılmaktadır. Bu tür çok yönlü ekonomik ilişkiler barışçıl karşılıklı bağımlılığı da derinleştirmekte ve bölge istikrarına katkı sunmaktadır. Bölgedeki üç önemli ülke olan Kazakistan, Rusya ve Çin, artık bu ilişkiler ağıyla birbirlerine entegre olmuş durumdadır ve Tek Kuşak Tek Yol inisiyatifi de (Yeni İpek Yolu projesi) bunu destekler nitelikte bir gelecek ufku vaat etmektedir.

Serdar ÇUKUR: Kazakistan’ın Türkiye’ye olan bakışı hakkında değerlendirmeleriniz öğrenebilir miyiz?

Doç. Dr. Vakur SÜMER: Kazakistan ve Türkiye arasındaki ilişkiler genel olarak çok olumlu bir düzeydedir. Ancak  farklı alanlardaki ilişkileri daha iyi anlamlandırabilmek için, bu genel ifadeden öteye geçerek, ilişkilere daha yakından bakmak gerekmektedir..

İki ülke arasındaki siyasi ilişkiler son derece olumlu bir noktadadır. Kazakistan’ı, bağımsızlığının ilk bir saati içinde tanıyan Türkiye, o günden bugüne kadar Kazakistan’a büyük önem ve değer vermeyi sürdürmektedir. Benzer şekilde, Kazakistan da Türkiye’yi kardeş bir ülke olarak görmektedir. İlişkilerin bulunduğu iyi düzeyi şu iki olay örneğinde açıklamak uygun olabilir. Rus uçağının düşürülmesi ile başlayan sürecin çözülmesinde Sayın Nazarbayev ve idaresindeki Kazakistan’ın katkısı belirleyici olmuştur. 15 Temmuz’da yaşanan hain darbe girişiminde de Kazakistan’ın Türkiye’ye desteği hızlı, net ve tam olmuştur.

Türkiye ve Kazakistan arasındaki kültürel ilişkiler de mükemmel denebilecek bir noktadadır ve Türk Devlet ve Toplulukları’nın bütünleşmesine ve hem de özelde Kazak-Türk ilişkilerine büyük katkı sağlamaktadır. Artık kurumsallaşmalarını tamamlamış ve giderek artan bir derinleşme sürecine giren Türksoy, Türk Keneşi gibi uluslararası kurumlar faaliyetlerini yürütmektedir. Söz konusu kurumlar, ortak Türklük kültürünün korunması ve kendi aralarında ortak faydalı ilişkileri geliştirmede çaba göstermektedir. Eğitim alanında da, bildiğiniz üzere, bizim de Enstitü olarak bağlı bulunduğumuz Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi, iki ülke arasındaki güzel ilişkilerin kristalleşmiş bir sembolü niteliğindedir ve iki ülke insanlarını her gün birbirine daha da yaklaştırmaya devam etmektedir.

Ekonomik ve ticari ilişkilere gelirsek, iki ülke arasındaki ticaret hacminin zaman içinde hızla arttığını ancak 3 milyar dolar düzeyinde duraksadığını görmekteyiz. İki ülkenin ortak hedefi bu rakamı 10 milyar düzeyine çıkarmaktır. Ancak bunun için, kanımızca yeni sektörlere yönelik açılımlar yapmak gerekmektedir. Şimdiye kadar iyi ilerlemelerin kaydedildiği inşaat, tekstil, gıda ve perakende gibi alanların yanında, Kazakistan’da büyük potansiyel arz eden yenilenebilir enerji, turizm ve tarım alanlarına da ilerleyen yıllarda Türk yatırımcıların ilgi göstermesi gerekmektedir.

Serdar ÇUKUR: 2010-2014 yılları arasında Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde lisans eğitim sırasında gelişmeme kıymetli katkıları olan değerleri bilim insanlarından birisi olan Sayın Doç .Dr. Vakur Sümer’e bu röportaj nedeniyle çok teşekkür ederim.

 

Röportaj: Serdar ÇUKUR

Tarih: 13.05.2019

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.