GELENEĞİN GÜCÜ: MUHAFAZAKÂR PARTİ

upa-admin 21 Mayıs 2019 307 Okunma 0
GELENEĞİN GÜCÜ: MUHAFAZAKÂR PARTİ

Giriş

Birleşik Krallık’ın geleneksel iki partili sisteminde -soldaki İşçi Partisi’ne rakip olarak- sağ siyaseti domine eden Muhafazakâr Parti (Conservative Party), kurumsal kimliğini 180 yılı aşkın süredir koruyabilmesi nedeniyle, bu alanda dünyadaki en başarılı kurumlardan birisi kabul edilmektedir. Ancak ilginçtir ki, bu konuda önemli bir kitabın editörlüğünü yapan Kevin Hickson’ın da belirttiği üzere, hakkında çok şey konuşulan bu partinin ideolojisi konusunda yapılan çalışmalar, Birleşik Krallık’ta bile, sayıca son derece azdır. Oysa dünyada birçok muhafazakâr harekete ilham kaynağı olan bu partinin ideolojisini anlamak, muhafazakâr siyaseti ve düşünceyi içselleştirmek ve Britanya politikasını anlamlandırabilmek açısından son derece gereklidir.

Tarihçe

Oy verme hakkını yüzde 7 oranında genişleten 1832 Seçim Yasası’nın etkisiyle 1830’lu yılların başında kurulan Muhafazakâr Parti, Birleşik Krallık siyasi tarihindeki en köklü (eski) siyasi partidir.[1] Parti, 1812 yılında kurulan Tory Partisi’nden ayrılanlar tarafından 1830’lu yıllarda kurulmuştur. Bu yönüyle, parti, toprak aristokrasisinin resmi partisi olan Tory Partisi’nin kitleselleşme amacındaki modern bir türevi olarak kurulmuştur. “Muhafazakâr” (conservative) terimini siyasal ortamda bu hareket için kullanılan ilk kişi ise, Quarterly Review dergisindeki bir yazısında, sıkı bir Tory olarak bilinen İrlandalı yazar ve siyasetçi John Wilson Croker olmuştur.[2] Bu bağlamda, partinin kurucusu Sir Robert Peel (1788-1850) tarafından yazılan 1834 tarihli Tamworth Manifestosu[3], parti tarihi adına ilk önemli belgedir. Peel, yolsuzlukla mücadele, düzenli vergilendirme, düzenin korunması ve toprak sahipleri, tüccar ve sanayicilerin hakkını koruma sözleriyle tarihteki ilk Muhafazakâr hükümeti kurmayı başarmıştır. 1834-1835 ve 1841-1846 dönemlerinde iki defa Başbakanlık yapan Peel, partinin kurumsallaşmasına da ilk büyük katkıyı sağlayan kişi olmuştur. Ayrıca Peel, Britanya siyasetinde “imaj”ın önemini kavrayan da ilk önemli siyasetçi olmuştur.[4] Parti, bu ilk döneminden itibaren özel mülkiyet ve serbest piyasayı kutsayan, güçlü bir ordu özlemini yansıtan ve geleneksel kurum ve değerlerin yaşatılmasını savunan -adı üzerinde- “muhafazakâr” bir siyasi oluşum halinde siyasi yaşamına devam etmiştir. Ancak 1846 yılında “Corn Laws” (Tahıl Yasaları) adlı korumacı yasaların parlamentodan geçmesiyle, parti için bir buhran dönemi başlamış ve 30 yıl süreyle iktidardan uzak kalınmıştır. Bu tarihten itibaren, 1915’te Liberal-Muhafazakâr koalisyon hükümetinin kurulmasına kadar, siyasi iktidar Birleşik Krallık’ta Muhafazakârlarla Liberaller arasında sürekli el değiştirmiştir.

Robert Peel

1860’larda partiyi yeniden organize eden Benjamin Disraeli (1804-1881), Liberal Partili William Gladstone ile birlikte Britanya siyasetine o dönemde damgasını vurmuş çok önemli bir siyasi liderdir. Britanya tarihinin tek Yahudi kökenli (sonradan Hıristiyanlığa intisap etmiştir) Başbakanı olmayı başaran Disraeli, partisini adeta yeniden kurmuş ve Britanya İmparatorluğu ile özdeş hale getirerek, ülke genelinde popüler bir siyasi parti yapmayı başarmıştır. Disraeli’ye partiyi kitselleştirmesinde yardımcı olan bir diğer faktör de, 1867 İkinci Reform Yasası ile seçmen tabanının yüzde 16 oranında genişletilmesidir.[5] Zaten 1884’teki Üçüncü Reform Yasası ile de neredeyse tüm erkeklere oy hakkı getirilecektir. 1868’de birkaç aylığına Başbakan olan Disraeli, 1874-1880 döneminde de Başbakanlık yapmıştır. 1870 yılında profesyonel bir birim olarak Muhafazakâr Merkez Ofisi’ni (The Conservative Central Office) kuran Disraeli, partinin kurumsallaşmasına bu sayede büyük katkı sağlamıştır.[6] Bu dönemde partinin kurumsallaşma yönünde sergilediği çabalar ve sosyal reformlar konusundaki vurgular, Muhafazakâr Parti’nin sınıfsal önyargı ve çelişkileri aşarak kitleselleşmesine büyük katkı sağlamıştır. Bu sayede, Disraeli, partiyi aristokratlar ve zenginlerin partisi olmaktan çıkarmış ve orta sınıf ve hatta işçi sınıfından da seçmen tabanı yaratmayı başarmıştır. Ayrıca, bu dönemde, Muhafazakârlar, Britanyalı seçmenin istikrarı sevdiğini ve istikrardan yana oy kullandıklarını kavramışlardır. Bu dönemin bir diğer önemli getirisi de, partinin kendisini Britanya İmparatorluğu’nun koruyucusu olarak lanse etme başarısı nedeniyle seçmenlerden yoğun destek alabilmesidir.

Benjamin Disraeli

Parti, 1886’dan itibaren yeniden bir yükselme dönemine girmiştir. 1886’da Liberallerin lideri William Gladstone’un İrlanda’ya yönetsel özerklik verilmesi planı olan “Home Rule” politikasına karşı çıkan parti, Liberallerin koruduğu “Liberal Birlikçiler” (Liberal Unionists) ile işbirliğine girişerek daha da güçlenmiştir. Bu dönemde parti adına Lord Salisbury (Robert Gascoyne-Cecil, 3rd Marquess of Salisbury) ve Arthur Balfour gibi isimler Başbakanlık yapmışlardır. Özellikle Arthur Balfour, sonradan Dış İşleri Bakanlığı döneminde 1917 yılında İsrail Devleti’nin kurulmasına neden olacak önemli bir tarihsel dönemeç kabul edilen “Balfour Deklarasyonu” nedeniyle tarihsel açıdan önemli bir kişidir. Sonraki 20 yıl boyunca 3 yıl dışında daima iktidarı elinde tutan parti, buna karşın, gümrük politikası konusundaki anlaşmazlığın ardından 1906 seçimlerinde büyük bir yenilgiye uğramıştır. 1915 yılında ise, parti, Liberallerle birlikte koalisyon hükümeti kurmuştur. 1918 seçimleri sonrasında da, Liberal David Lloyd George’un Başbakanlığında, Muhafazakârlar, koalisyon ortağı olmuşlardır. 1922’de koalisyondan çekilerek yeni seçim sonucunda açık farkla iktidara gelen Muhafazakâr Parti, iki dünya savaşı arasındaki dönemde 1924 ve 1929-1931 yılları dışında hep iktidarda kalmıştır. Bu dönemde parti adına Bonar Law, Stanley Baldwin ve Neville Chamberlain gibi isimler Başbakanlık yapmışlardır. Özellikle Stanley Baldwin, “Yeni Muhafazakârlık” (New Conservatism) adlı programıyla bu dönemde partinin önde gelen ismi olmayı başarmıştır. Bu programın omurgasını ise, serbest piyasa ekonomisinden olumsuz etkilenen orta sınıfa yönelik olarak geliştirilen bazı politikalar oluşturmaktaydı. Neville Chamberlain ise, Adolf Hitler ve Nazi Partisi karşısında izlediği politikaların[7] hatalı çıkması nedeniyle, tarihsel açıdan olumsuz miras bırakan bir Muhafazakâr lider olmuştur. Chamberlain, ayrıca bu dönemde serbest ticaret politikasının miadının dolduğunu ve Britanya’ya zarar verdiğini de yazmıştır.[8] Sonradan Başbakan olacak Harold Macmillan da, “karma ekonomi” savunusuyla, bu dönemde Muhafazakâr Parti’yi liberalizm yörüngesinden uzaklaştıran kişilerden olmuştur. Ayrıca bu yıllarda Muhafazakâr Parti’nin ezeli rakibi İşçi Partisi de Britanya’da siyasi hayata atılmış ve ilk kez hükümetlerde yer almaya başlamıştır.

Stanley Baldwin

Neville Chamberlain’den sonra başa geçen Winston Churchill ise, kuşkusuz Britanya siyasi tarihinin en önemli siyasi figürlerinden birisi olmayı başarmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın en zorlu dönemlerinde görev yapan ve iyi bir liderlik örneği sergileyen Churchill, genelde sağduyu ve zaferle anılan bir isim olduğu için, Britanya’da halen bile en sevilen Muhafazakâr liderdir. Churchill, müthiş hitabet yeteneği ve kendisine özgü jest ve mimikleri sayesinde, son dönemde sinema endüstrisi tarafından da fark edilmiş ve hakkında birçok film ve dizi çekilmeye başlanmıştır. Daha önceleri Liberal Parti’den siyasete atılmış ve yine başarılı bir çıkış gerçekleştirmiş olan Churchill, 1915 Çanakkale Savaşı’nda Osmanlı Devleti karşısında Bahriye Nazırı (Deniz Bakanı) olarak aldığı yenilgi sonrasında bir süre gözden düşmüştür. Yine de siyaseti bırakmayan Churchill, zamanla Muhafazakâr Parti ile yeniden zirveye çıkmayı başarmıştır. Ancak ilginçtir ki, Winston Churchill, savaşı kazanmasına karşın 1945 seçimini kaybetmiş ve yerini İşçi Partisi’nden Clement Atlee’ye devretmek zorunda kalmıştır. Churchill liderliğinde hiç beklenmedik bir dönemde muhalefete düşen Muhafazakârlar ise, çalışmayı bırakmamış ve “Young Conservatives” (Genç Muhafazakârlar) adlı bir gençlik örgütüyle genç tabana ulaşarak ve “Conservative Political Centre” (Muhafazakâr Siyasi Merkez) adlı kuruluşun düzenlediği eğitim faaliyetleriyle düşüncelerini kitleselleştirerek, 1951’de yeniden ve daha güçlü bir şekilde iktidara gelmişlerdir. 1951-1964 döneminde, parti adına, Anthony Eden, Harold Macmillan ve Alec Douglas-Home gibi Başbakanlar görev yapmıştır. Bu dönemde en güçlü rakibi merkez sol İşçi Partisi ile tarihi bir uzlaşmaya giden parti, John Maynard Keynes’in savunduğu Keynesçi ekonomik teoriler doğrultusunda, devletin ekonomi politikalarındaki aktif rolünü kabul etmiş ve serbest piyasa ekonomisini uygulamanın dışında istihdam sağlamayı da temel bir görev edinmiştir.

Winston Churchill, ofiste, elinde purosuyla çalışırken

1970-1974 döneminde Edward Heath ile yeniden iktidar olan Muhafazakâr Parti, bu defa şansı iyi değerlendirememiş ve iktidarı bir dönem sonrasında İşçi Partisi’ne devretmiştir. Ancak 1975’te partinin sağ kanadının desteğiyle ilk kez bir kadın siyasetçinin (Margaret Thatcher) Edward Heath’in yerine Genel Başkan seçilmesi, partinin büyük çıkışı için uygun ortamı sağlamıştır. Nitekim 1979’da ilk seçim zaferini kazanarak Başbakan olan Thatcher, İşçi Partisi ile tarihi uzlaşıyı rafa kaldırmış ve ekonomide yeniden liberalizme dönüşü (neo-liberalizm) savunmuştur. İşçi sendikalarını zayıflatmak, teröre (IRA) karşı tavizsiz bir mücadele vermek ve verimsiz işletilen devlet kuruluşlarını özelleştirerek devleti küçültmek gibi projeleri olan Thatcher, ilk yıllarında oldukça başarılı olmuş ve popülaritesi ve oy oranını yükseltmiştir. 1982’de Arjantin ile Falkland Adaları için savaşı bile göze alan Thatcher, kısa sürede bir ulusal kahramana dönüşmüş ve 1983 ve 1987 seçimlerini rahatlıkla kazanmıştır. Kararlılığı ve güçlü kişiliği nedeniyle “Iron Lady” (Demir Leydi) olarak adlandırılan Thatcher, o dönemde öylesine popüler hale gelmiştir ki, Muhafazakâr Parti, “Thatcherizm” adı verilen ve Thatcher’ın icraat ve söylemlerine dayalı yeni bir ideoloji doğrultusunda şekillenmeye başlamıştır. “Yeni Sağ” (New Right) olarak da adlandırılan bu yaklaşımda, ekonomideki küreselleşmeci neo-liberalizm anlayışını, kültürel alandaki muhafazakâr milliyetçilik dengelemektedir. Ayrıca Avrupa Birliği üyeliği ve Avrupa entegrasyonu konusunda da oldukça ihtiyatlı mesajlar göze çarpmaktadır. Bunların dışında, “Başka Alternatif Yok” (There Is No Alternative) sloganıyla yapılan özelleştirmeler ve uygulanan neo-liberal ekonomik reçete, o güne kadar Muhafazakâr Parti ile İşçi Partisi arasında 1945’ten beri geçerli olan tarihsel Keynesçi uzlaşının da sonunu getiriyordu. Thatcher, bu anlamda önemli bir yenilikçi ve kimilerine göre bir devrimciydi. Ancak geçen yıllar içerisinde popülaritesi azalan Thatcher, 1990’da istifa etmek zorunda kalmış ve yerini John Major’a devretmiştir. Thatcher’a kıyasla daha az karizmatik bulunan Major ise, 1992 seçimlerini kazanmayı başarmış ve Muhafazakârların 1979-1997 döneminde uzun süre kesintisiz iktidarda kalmasını sağlamıştır.

Margaret Thatcher zirvedeyken

İşçi Partisi’nin Tony Blair ile Britanya siyasetinde adeta solun hegemonyasını kurduğu 1990’ların ikinci yarısı ve 2000’lerin ardından, genç ve karizmatik lider David Cameron önderliğinde 2010 yılında Liberal Demokratlarla bir koalisyon hükümeti kurarak yeniden iktidar gelen Muhafazakârlar, 2015 yılında ise David Cameron ile tek parti hükümeti kurmayı da başarmışlardır. Bu dönemde yine ekonomide liberalizmi hatırlayan parti, ABD ve Avrupa ülkeleriyle uyumlu, dünyanın geri kalanıyla da yapıcı dış ilişkiler geliştirmeyi başarmıştır.  Ancak oldukça iyi geçen bu dönemin ardından Brexit çıkmazına giren parti, 2017 seçimlerinde Theresa May liderliğinde ancak bir azınlık hükümeti kurabilmiştir (dışarıdan DUP desteğiyle). Partinin Brexit konusunda bir anlaşmayı Avam Kamarası’ndan geçirememesi ise, kararsız ve basiretsiz bir görüntü ortaya koymuş ve Britanyalı seçmenleri son dönemde kızdırmaya başlamıştır.

John Major

Nitekim parti, son dönemde anketlere göre oldukça kötü bir performans sergilemektedir ve sonraki seçimde iktidardan düşme tehlikesi yaşamaktadır. Partiye İşçi Partisi’nden gelen klasik sol eleştiriler dışında, sağ siyasetten de UKIP ve Brexit Partisi gibi meydan okumalar yapılmakta ve Muhafazakâr Parti, bu meydan okumalar karşısında güçlü politikalar ve tepkiler geliştirememektedir. Buna karşın, şurası bir gerçektir ki, Muhafazakâr Parti, 180 yılı aşkın tarihinde kendisini sürekli yenileyerek ve değişen koşullara koşut olarak yeniden şekillendirerek bir şekilde ayakta kalmanın yolunu bulmuştur. Bu, tarihsel açıdan en önemli muhafazakâr düşünürlerden ve partinin ideolojisine de etkileri olan Edmund Burke’ün “Bazı değişikliklere kendini ayarlayamayan devlet, kendi kendini koruması için gerekli donanıma da sahip değil demektir[9] görüşüyle de örtüşmektedir. Dolayısıyla, Muhafazakâr Parti’nin ilerleyen aylarda iktidardan ayrılsa bile, kısa bir buhran dönemi ardından kendisini yenileyerek bir kez daha zirveye çıkması, ne Britanya’da, ne de dünyanın geri kalanında kimseyi şaşırtmayacaktır.

Muhafazakârlığın kilit düşünürlerinden Edmund Burke

Partinin İdeolojik Temelleri

Muhafazakâr Parti, herşeyden önce kendisini “muhafazakâr” olarak tanımlayan ve sağ siyasetle özdeşleşmiş bir siyasi yapıdır. Buna karşın, partinin ideolojik omurgasını oluşturan temalar, aslında diğer ideolojilerden de izler taşımaktadır. Bunlar; “gelenekçilik” (muhafazakâr ideolojiyi temsil eder), “ilerlemecilik” (daha çok sol ve modernist ideolojiyi temsil eder) ve “bireycilik”tir (liberalizmin ana unsurudur).[10] Toprak aristokrasisinin temel düşüncesi olan “gelenekçilik”, partinin en temel ve eski ideolojik eğilimidir. Vatanseverlik ve otoriteye saygı içeren bu yaklaşım, kadın özgürlükleri, etnik entegrasyon ve boşanma gibi konularda ise hayli anti-modern nüanslar bulundurmaktadır. Hukuk düzeninin sert bir şekilde korunması, suçlularla mücadele için idam cezasının ve diğer sert uygulamaların sürdürülmesi ve var olan toplumsal kurumların korunması, bu ideolojik yaklaşımın temel unsurlarıdır. “İlerlemecilik”, Benjamin Disraeli’nin “One Nation” (Tek Ulus) döneminden itibaren partide gelişen ve özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında 1945-1950 döneminde egemen paradigma haline gelen, partinin zamanın koşullarına göre kendisini yeniden uyarlaması ve gelişime kapalı olmaması anlayışıdır. Bu dönemde Keynesçi ekonomik yaklaşımlar parti içerisinde popüler olmuş ve İşçi Partisi ve solla tarihsel bir uzlaşı içerisine girilmiştir. İlerlemeciler, özellikle sosyal adalet ve sosyal güvenlik kavramları etrafında fikirlerini somutlaştırır ve bunu muhafazakârlığın doğal bir unsuru olarak görürler. Temellerini liberalizm ideolojisinden alan “bireycilik” ise, “laissez-faire” (bırakınız yapsınlar) türü ekonomi politikalarına destek veren partinin kurucusu Robert Peel’den itibaren parti içerisinde daima var olan piyasacı damardır. Ancak bu damarın yeniden güçlü bir şekilde ortaya çıkışı, ancak 1980’lerde ve Margaret Thatcher liderliğinde olmuştur.

Muhafazakâr Parti’nin ideolojisi konusunda kapsamlı bir çalışmanın editörlüğünü yapan Kevin Hickson, partideki 4 temel ideoloji eğilimi “Traditional Toryism” (Klasik Torycilik), “New Right” (Yeni Sağ), “Centre” (Merkez) ve “One Nation” (Tek Ulus) olarak kategorize etmektedir.[11] Bu grupların ideolojileri şöyle özetlenebilir:

1. Klasik Torycilik: Arthur Aughey, Klasik Torycilik eğilimlerini “yalnız başına bırakılmak” ve “suçlulara karşı polis gibi hareket etmek” gibi kavramlarla açıklamaktadır.[12] Bu noktada etkili modern bir düşünür ise Michael Oakeshott (1901-1990) olarak belirtilebilir. Zira akılcılığın güçlü bir eleştirisini yapan Oakeshott, muhafazakârlığı, şairane bir şekilde, “denenmişi denenmemişe, olguyu gizeme, günceli olanaklıya, sınırlıyı sınırsıza, yakını uzağa, yeterliyi bolluğa, uygunu mükemmele ve mevcut mutluluğu ütopik saadete tercih etmek” şeklinde yorumlamıştır.[13] Arthur Aughey’e göre ise, Klasik Torycilik, “düzenle özgürlük, meşruiyetle güç ve adaletle disiplin arasındaki bir uzlaşma rüyası”na dayalıdır.[14] Klasik Toryciliğe dair bir diğer ilginç kavram da “kadercilik” (fatalism) olarak belirtilebilir. Aughey’nin öne çıkardığı diğer bir tema da, sivil değerlerin savunucusu olan İşçi Partisi’nin aksine, Muhafazakâr Parti’nin toplumda var olan “Tory kültürel değerlerinin cisimleşmiş hali” olarak işlev görmesidir.[15] İngiliz muhafazakârlığının en ilginç karakteristiği ise, kuşkusuz, sınıfsal farklılıkları aşan ve mizahi unsurlar da taşıyan “züppelik”tir (snobbery).[16] Bu yaklaşım, çeşitli önyargılar ve bazı geleneksel düşünce kalıplarını içerse de, bireysel ve toplumsal kimliğin ayrılmaz bir parçası olarak muhafazakâr görüşte olumlu algılanır. Radikalizm ise, her şekilde kötü ve zararlıdır. Popülizm de, her ne kadar muhafazakârlıkta da yeri olsa da, daha çok radikalizmin bir varyantı olarak görülür. Tory milliyetçiliğinde ayrıca “İngilizlik” ve “Britanyalılık” kavramları uzlaşma içerisindedir. Ek olarak, piyasacılığa genel anlamda olumlu bakılsa da, temel ideolojik motifler bireysel özgürlüklerin korunması ve geleneklerin devam ettirilmesi gibi muhafazakâr değerlerdir.

Michael Oakeshott

2. Yeni Sağ: Norman Barry’e göre, “Yeni Sağ”, Margaret Thatcher ve sonrasında Muhafazakâr Parti içerisinde kök salmış yeni bir eğilimdir. Bu eğilim öylesine güçlü izler bırakmıştır ki, kendisinden sonra gelen sol Tony Blair hükümetleri bile “Yeni Sol” (New Left) yaklaşımıyla piyasacılığı benimsemek zorunda kalmıştır.[17] Norman Barry, muhafazakârlığı iki ana kategoride değerlendirmektedir: geçmişi ve değerlerini her şekilde korumaya dayalı olan “dispositional conservatism” ve yeniliklere gözü kapalı olmayan ve piyasa ekonomisine bu bağlamda daha sıcak yaklaşan “substantive conservatism”.[18] İşte “Yeni Sağ” ve Thatcherizm, bu ikinci tür muhafazakârlığa karşılık gelen bir siyasi çizgidir. Barry’e göre, “Yeni Sağ”ın en önemli düşünürü de yine Michael Oakeshott’tır. Cambridge çıkışlı olmasına karşın London School of Economics’te (LSE) solcularla çevrili bir ortamda ders veren Oakeshott, buna karşın piyasa ekonomisini ve minimal devleti savunmaya devam etmiştir.[19] Zaten Muhafazakâr Parti içerisinde liberal bir damar her zaman var olmuştur; ancak hem 1930’lardan itibaren Keynesçi ekonomi politikaların dünyada ağır basması, hem de İkinci Dünya Savaşı sonrasında Torylerin İşçi Partisi’nin “refah devleti” çizgisine yanaşmasıyla, bu eğilim zamanla düşüşe geçmiştir. 1970’lerin sonuna gelindiğinde ise, artık “Yeni Sağ”ın çıkışı için uygun bir ortam oluşmuştur. Zira 1978-1979 yıllarındaki yoğun grevler (Winter of Discontent) Birleşik Krallık’ı yönetilemez hale getirmiş ve İşçi Partisi’nin de halkın gözünden düşmesine neden olmuştur. Bu ortamda, Muhafazakâr Parti’nin yeniden programlanmasında Thatcher kadar etkili olan bir diğer kişi de Sir Keith Joseph (1918-1994) olmuştur. Milton Friedman ve Friedrich von Hayek okuyarak onların etkisinde kalan Joseph, bu dönemden itibaren entelektüel bir lider olarak sadece para politikalarını savunmakla kalmamış, aynı zamanda her alanda mutlak piyasacılığı ve devlet müdahalesinin yanlışlığını vurgulamıştır.[20] Sonuç olarak, Thatcher’ın liderlik ettiği “Yeni Sağ” akımı, yalnızca Muhafazakâr Parti’yi, sağ siyaseti ve Birleşik Krallık’ı değil, tüm Anglo-Sakson dünyayı ve hatta tüm Batı politik dünyasını etkilemiştir. Öyle ki, Thatcher nedeniyle, Avustralya, Yeni Zelanda ve daha birçok Batı ülkesindeki sol partiler bile piyasa reformlarını benimsemek zorunda kalmışlardır. Bu nedenle, Norman Barry’e göre, Thatcher, 20. yüzyıldaki -Winston Churchill’den sonra- en önemli Muhafazakâr liderdir.[21] Thatcher hakkında ‘There Is No Alternative’: Why Margaret Thatcher Matters adlı bir biyografi kitabı yazan Claire Berlinski de, Thatcher’ın iki yönüyle büyük bir lider olduğunu düşünmektedir. Bunlar; Thatcher’ın neo-liberalizmin yükselişini ve komünizmin çöküşünü öngörebilmesini sağlayan (1) tarihsel dönüşümleri sezebilme yeteneği ve (2) bu dönüşümü yönetebilme becerisidir.[22]

Keith Joseph ve Margaret Thatcher

3. Merkez: Mark Garnett’a göre, “Merkez”, klasik sağ-sol ayrımında orta yolu savunan Muhafazakârları anlatmak için kullanılabilecek olan bir tabirdir.[23] Bu bağlamda, örneğin 1970 yılında ilk parlamentoya girdiği seçime bakıldığında, Kenneth Clarke (1940-) iyi bir merkez figürü olarak lanse edilebilir. Halen aktif siyasete Muhafazakâr Parti bünyesinde devam eden ve 1997’den beri Tory Reform Grubu Başkanlığını yürüten Clarke, sağlık ve eğitim gibi konularda daima Margaret Thatcher’ın reformist çizgisini savunmuş, ancak diğer konularda daha merkezde durabilmiştir. Merkez grubunun siyasi çizgisinin en temel argümanı, işçi sınıfını temsil etme iddiasındaki İşçi Partisi’nin aksine, Muhafazakâr Parti’nin herkesi temsil edebilmesidir.[24] Bu bağlamda, Mark Garnett, Muhafazakâr Parti içerisindeki “Merkez” hareketinin iki temel motivasyon kaynağı olduğunu düşünmektedir. Bunlardan ilki, partiyi ulusal düzeyde etkili bir hükümet kurulabilmesi için en uygun araç olarak gören ve ideolojik saplantılardan ziyade Avam Kamarası’nda bir koltuk peşinde olan iyi eğitimli kişilerin savunduğu çizgidir.[25] Bu kişiler, soldaki İşçi Partisi’nin Muhafazakâr Parti’nin en güçlü rakibi olmasının da etkisiyle, kişisel ihtirasları doğrultusunda Muhafazakâr Parti’yi merkeze çekmekte ve geniş bir kitleye hitap etmesini sağlamaya çalışmaktadırlar. İkinci motivasyon kaynağı ise, partinin merkezdeki duruşunu ideolojik olarak destekleyen kanaat önderleri kaynaklıdır. 1970’lerden itibaren gelişen bu ikinci akım, 1970’lerde Thatcher’ın piyasa reformlarının hem sağdan, hem de soldan eleştiriler almaya başlamasıyla etkili bir hale gelmiştir. Buna karşın, “Merkez”, daima Klasik Toryciler, Tek Ulusçular ve Yeni Sağ gibi ana akımların gölgesinde kalan bir grup olmuştur.

Kenneth Clarke

4. Tek Ulus: David Seawright’a göre, Muhafazakâr Parti araştırmacıları, Lord Kilmuir’in (David Maxwell Fyfe, 1st Earl of Kilmuir) sadakati “partinin en büyük silahı” olarak nitelendiren sözüne aşinadırlar.[26] Ancak R.J. White’ın önemli bir sözü de, partilerin doktrinleri açısından “sürekli olarak yenilenmeye ihtiyaç duymaları” üzerinedir. Bu bağlamda, Muhafazakâr Parti içerisindeki “Tek Ulus” grubu, en çok üzerinde durulması gereken akımlardan birisidir. “Tek Ulus” grubunun ortaya çıkışının tarihi, partinin en eski zamanlarına ve Benjamin Disraeli liderliğine dönemine kadar uzanmaktadır. Disraeli, siyaset yapma tarzıyla Muhafazakâr Parti’yi belli bir grup ya da sınıfın temsilcisi olarak değil de, tüm ulusun ve Britanya İmparatorluğu’nun koruyucusu olarak takdim edebilmiş ve bu akımı başlatan kişi olmuştur. Bu bağlamda, Disraeli’nin üç önemli hedefi; (1) var olan kurumların devamlılığının sağlanması, (2) Britanya İmparatorluğu’nun yüceltilmesi ve (3) halkın yaşam kalitesinin yükseltilmesi olmuştur.[27] Seawright’a göre, Disraeli, 1845 tarihli Sybil (diğer ismiyle The Two Nations) adlı romanında, Britanya’daki işçi sınıfının zorlu yaşam koşullarına dikkat çekmiş ve Britanya toplumunun birbirini dinlemeyen ve birbirine sempati beslemeyen iki ayrı gruba bölünmeye başladığına işaret etmiştir.[28] Bu doğrultuda, romandaki aristokratik genç erkekle güzel ama fakir kadının evliliği, Britanya’daki sınıfsal eşitsizliklere dair sembolik bir anlatım gibi de okunabilmektedir. Nitekim Disraeli’nin Başbakanlığı döneminde de bunun izlerini bulmak mümkündür. Disraeli, sosyal reformlar yoluyla sınıfsal eşitsizlikleri azaltmaya ve sınıfsal ideolojiler (Marksizm vs.) yerine muhafazakâr ulusçuluğu öne çıkarmaya çalışmıştır. Buna karşın, aslında Benjamin Disraeli hiçbir zaman “Tek Ulus” (One Nation) ifadesini kullanmamıştır. Bu tabiri sistematik bir şekilde kullanan kişi ise, 1920’lerde ve 1930’larda İşçi Partisi’nin sınıfsal politikalarına tepki gösteren ve ulusal bütünlüğü savunan Stanley Baldwin olmuştur. 1950 yılında, bir grup Muhafazakâr siyasetçi, bu isimde bir kitapçık hazırlamış ve “Tek Ulus” çizgisine resmiyet kazandırmışlardır. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki dönemde ve günümüzde de “Tek Ulus” çizgisi Muhafazakâr Parti liderliği tarafından sıklıkla gündeme getirilen bir akımdır. Örneğin, önceki Muhafazakâr Başbakan David Cameron kendisini “Benjamin Disraeli’nin Tek Ulus muhafazakârlığının mirasçısı[29] olarak tanımlarken, şimdiki Muhafazakâr Başbakan Theresa May de bazı konuşmalarında “Tek Ulus” anlayışına vurgu yapmıştır[30]. Dolayısıyla, “Tek Ulus” çizgisi, Muhafazakâr Parti içerisinde daima etkin gruplardan birisi olagelmiştir.

Sonuç

Sonuç olarak, içerisindeki farklı kanatlar arasındaki mücadele devam etmesine ve Brexit sürecinde kan kaybetmesine karşın, hiç şüphesiz ki, Muhafazakâr Parti, İşçi Partisi ile birlikte modern Britanya siyasetinin itici gücü ve başrol oyuncusudur. Muhafazakârlık bir siyasi tavır olarak tarih boyunca var olduğuna göre, Muhafazakâr Parti ve türevi sağ partiler de kuşkusuz tüm dünyada gelecekte de var olmaya devam edeceklerdir. Bu tarz partilerin radikal siyasi gündem ve projelere odaklanmak yerine demokratik siyasete ve piyasa ekonomisine yönelmeleri ise, hem kendileri, hem de ülkelerindeki demokrasi açısından daha risksiz bir seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

KAYNAKÇA

  • Aughey, Arthur (2005), “Traditional Toryism”, içinde Kevin Hickson (ed.) (2005), The Political Thought of the Conservative Party since 1945, London: Palgrave Macmillan, ss. 7-27.
  • Barry, Norman (2005), “New Right”, ”, içinde Kevin Hickson (ed.) (2005), The Political Thought of the Conservative Party since 1945, London: Palgrave Macmillan, ss. 28-50.
  • BBC, http://www.bbc.co.uk.
  • Berlinski, Claire (2008), ‘There Is No Alternative’: Why Margaret Thatcher Matters, Basic Books.
  • Black, Jeremy (2017), Kısa İngiltere Tarihi, Çeviren: Ekin Duru, İstanbul: Say Yayınları.
  • “Conservative Party”, Encyclopaedia Britannica, Erişim Tarihi: 19.05.2019, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/topic/Conservative-Party-political-party-United-Kingdom.
  • Garnett, Mark (2005), “Centre”, içinde Kevin Hickson (ed.) (2005), The Political Thought of the Conservative Party since 1945, London: Palgrave Macmillan, ss. 51-68.
  • Göktürk, Gökhan (2016), “Siyasal Partilerin Doğuşu: Tarihsel ve Toplumsal Kökenleri”, Sosyoloji Konferansları, No: 54 (2016/2), ss. 245-273, Erişim Tarihi: 19.05.2019, Erişim Adresi: https://dergipark.org.tr/download/article-file/267919.
  • Helvacı, Ahmet & Demirtepe, M. Turgut (1998), “Muhafazakâr Parti’nin Dönüşümü: Thatcherizm ve Yeni Sağ”, Liberal Düşünce, Kış 1998, Erişim Tarihi: 20.05.2019, Erişim Adresi: http://www.libertedownload.com/LD/arsiv/09/10-ahmet-helvaci-turgut-demirtepe-muhafazakar-partinin-donusumu.pdf, ss. 96-115.
  • Hickson, Kevin (ed.) (2005), The Political Thought of the Conservative Party since 1945, London: Palgrave Macmillan.
  • Örmeci, Ozan (2010), “Michael Oakeshott ve Muhafazakarlık”, Erişim Tarihi: 20.05.2019, Erişim Adresi: https://ydemokrat.blogspot.com/2010/07/michael-oakeshott-ve-muhafazakarlik.html.
  • Seawright, David (2005), “One Nation”, içinde Kevin Hickson (ed.) (2005), The Political Thought of the Conservative Party since 1945, London: Palgrave Macmillan, ss. 69-90

[1] Bakınız; “Which is the oldest political party still standing?”, BBC, Erişim Tarihi: 19.05.2019, Erişim Adresi: http://news.bbc.co.uk/2/hi/uk_news/magazine/8649185.stm.

[2] “Conservative Party”, Encyclopaedia Britannica, Erişim Tarihi: 19.05.2019, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/topic/Conservative-Party-political-party-United-Kingdom.

[3] Buradan okunabilir; http://www.historyhome.co.uk/peel/politics/tam2.htm.

[4] Ahmet Helvacı & M. Turgut Demirtepe (1998), “Muhafazakâr Parti’nin Dönüşümü: Thatcherizm ve Yeni Sağ”, Liberal Düşünce, Kış 1998, s. 98.

[5] Gökhan Göktürk (2016), “Siyasal Partilerin Doğuşu: Tarihsel ve Toplumsal Kökenleri”, Sosyoloji Konferansları, No: 54 (2016/2), ss. 245-273, Erişim Tarihi: 19.05.2019, Erişim Adresi: https://dergipark.org.tr/download/article-file/267919.

[6] “Conservative Party”, Encyclopaedia Britannica, Erişim Tarihi: 19.05.2019, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/topic/Conservative-Party-political-party-United-Kingdom.

[7] Buna, siyasal tarihte “yatıştırma politikası” (appeasement policy) adı verilmektedir. Buna göre, Hitler’e ve Nazilere verilen tavizlerle büyük bir savaşın önüne geçilmek istenmiştir. Ancak yatıştırma taktikleri, karşıda Hitler gibi bir lider olunca başarısız kalmış ve İkinci Dünya Savaşı’nın önüne geçilememiştir.

[8] Ahmet Helvacı & M. Turgut Demirtepe (1998), “Muhafazakâr Parti’nin Dönüşümü: Thatcherizm ve Yeni Sağ”, s. 100.

[9] Ahmet Helvacı & M. Turgut Demirtepe (1998), “Muhafazakâr Parti’nin Dönüşümü: Thatcherizm ve Yeni Sağ”, s. 97. Sözün orijinal İngilizcesi şöyledir: “A state without the means of change is without the means of its preservation”.

[10] Ahmet Helvacı & M. Turgut Demirtepe (1998), “Muhafazakâr Parti’nin Dönüşümü: Thatcherizm ve Yeni Sağ”, s. 97.

[11] Kevin Hickson (ed.) (2005), The Political Thought of the Conservative Party since 1945, London: Palgrave Macmillan, s. 2.

[12] Arthur Aughey (2005), “Traditional Toryism”, içinde Kevin Hickson (ed.) (2005), The Political Thought of the Conservative Party since 1945, London: Palgrave Macmillan, s. 7.

[13] Orijinal İngilizce ifade şöyledir: “To be conservative is to prefer the familiar to the unknown, tried to the untried, fact to mystery, actual to possible, limited to unbounded, near to distant, sufficient to superabundant, convenient to perfect, present laughter to utopian bliss.”

[14] Arthur Aughey (2005), “Traditional Toryism”, s. 8.

[15] Arthur Aughey (2005), “Traditional Toryism”, s. 12.

[16] Arthur Aughey (2005), “Traditional Toryism”, s. 14.

[17] Norman Barry (2005), “New Right”, içinde Kevin Hickson (ed.) (2005), The Political Thought of the Conservative Party since 1945, London: Palgrave Macmillan, s. 28.

[18] Norman Barry (2005), “New Right”, ss. 29-30.

[19] Norman Barry (2005), “New Right”, ss. 31-32.

[20] Norman Barry (2005), “New Right”, ss. 39-49.

[21]Norman Barry (2005), “New Right”, s. 46.

[22] Claire Berlinski (2008), ‘There Is No Alternative’: Why Margaret Thatcher Matters, s. 344.

[23] Mark Garnett (2005), “Centre”, içinde Kevin Hickson (ed.) (2005), The Political Thought of the Conservative Party since 1945, London: Palgrave Macmillan, ss. 51-52.

[24] Mark Garnett (2005), “Centre”, s. 52.

[25] Mark Garnett (2005), “Centre”, s. 58.

[26] David Seawright (2005), “One Nation”, içinde Kevin Hickson (ed.) (2005), The Political Thought of the Conservative Party since 1945, London: Palgrave Macmillan, s. 69.

[27] David Seawright (2005), “One Nation”, s. 70.

[28] David Seawright (2005), “One Nation”, s. 71.

[29] Bakınız; https://www.forbes.com/sites/noahdapontesmith/2015/06/02/is-david-cameron-really-a-one-nation-conservative/#5335f0e67c3b.

[30] Bakınız; https://www.bbc.com/news/uk-politics-36788782.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.