LİBERAL DEMOKRATLAR (BİRLEŞİK KRALLIK)

upa-admin 26 Mayıs 2019 255 Okunma 0
LİBERAL DEMOKRATLAR (BİRLEŞİK KRALLIK)

Giriş

Birleşik Krallık siyasetinde tarihsel olarak Muhafazakâr Parti (Tory) ile birlikte iki temel gelenekten birisini temsil eden (Whig geleneğini) Liberal Demokratlar, 20. yüzyılda ise güçlenen işçi sınıfını temsil eden sol çizgideki İşçi Partisi’nin (Labour Party) ardında kalmış ve günümüzde daha çok koalisyonların küçük ortağı olarak iktidara gelebilen bir parti hüviyetindedir. Buna karşın, Liberal Demokratların oy tabanı çok geniş olmasa da, entelektüel etkileri halen oldukça yüksektir. Bu nedenle, partinin Brexit başta olmak üzere birçok kritik konuda gösterdiği tepkiler, günümüzde Britanya siyasetinde ciddi etki yaratmaktadır. Bu yazıda, Liberal Demokratların Britanya siyasetindeki tarihsel gelişimleri ve günümüzdeki konumu değerlendirilecektir.

Tarihçe

A-) Whig Partisi

Birleşik Krallık’ta Liberal Demokratlar (Liberal Democrats veya kısaca Lib Dems) adıyla günümüzde siyasi hayatına devam eden partinin kökenlerinde, 17. yüzyıl İngiltere’sinde ortaya çıkan Whig siyasi geleneği vardır. Bu dönemde, Tory adı verilen muhafazakâr grup Kral ve monarşinin haklarını ve daha muhafazakâr ve katı bir meşruti monarşi anlayışını savunurken, Whig adı verilen liberal grup ise parlamentonun yetkilerini savunarak, özgürlükçü bir meşruti yönetim kurulmasını amaçlamıştır. İngiltere’de, bu şekilde iki ana eksende (Muhafazakâr vs. Liberal) bir siyasal gelenek oluşmaya başlamıştır. Kurulan hükümetler bu iki gruptan birine yakın olarak konumlanırken, Whigler, 1714-1762 döneminde sürekli olarak iktidarı ellerinde bulundurmuşlardır. Ancak bu ilk dönemlerde her iki akım da neredeyse tamamen aristokratların yer aldığı parlamento gruplarından ibarettir ve henüz partileşme süreci başlamamıştır. 18. yüzyılda iki akım arasındaki ideolojik farklılıklar daha belirgin hale gelmeye başlarken, Whiglerin daha disiplinli ve organize hareket etmesiyle birlikte liberallerin partileşme süreci de ortaya çıkmıştır. Nitekim William Pitt’in 1784’te Tory Partisi’nin başına geçmesiyle, Whig Partisi de Charles James Fox (1749-1806) liderliğinde bir siyasi parti hüviyeti kazanmıştır.[1] Fox sonrasında hareketin liderliğini ise Charles Grey (Earl Grey) üstlenmiştir. Aynı dönemde Lordlar Kamarası’nda görev yapan Granville Leveson-Gower (2nd Earl Granville) da önemli bir liberal liderdir.

Whig temsilcileri, Liberal Demokratların atalarıdır

B-) Liberal Parti

Whig Partisi’nin devamı niteliğinde olan Liberal Parti ise, 19. yüzyıl ortalarında Robert Peel tarafından kurulan Muhafazakâr Parti’nin rakibi olarak ortaya çıkmıştır. “Liberaller” terimini ilk kez 1839 yılında Whig grubu liderlerinden Lord John Russell kullanmış ve bu dönemden itibaren Liberal Demokratların partileşmesi yavaş yavaş bir süreç içerisinde gerçekleşmiştir. Liberal Parti’nin resmi olarak siyasi yaşama atılması ise, 1859 yılında Viscount Palmerston’un -diğer ismiyle Henry John Temple- (1784-1865) hükümeti kurmasıyla başlamış kabul edilmektedir. Ancak partinin ilk lideri ve kurucusunu 1867 yılında başa geçen William Gladstone olarak kabul eden tarihçiler de vardır.[2] Viscount Palmerston (Henry John Temple) sonrasında, Liberal Parti, Earl Russell hükümetinde de iktidarı kontrolünde bulundurmuştur. Bu dönemde John Stuart Mill gibi çok önemli bir düşünür de partiden milletvekili olmuş (1865-1868) ve partiye önemli bir entelektüel destek sağlamıştır. Bu yıllarda, parti, Avam Kamarası’nda yarıdan fazla sandalyeye sahip olmuş ve Britanya siyasetine damgasını vurmuştur.

Viscount Palmerston (Henry John Temple)

Aristokratların yönetimdeki etkilerini kaybetmesi ve Liberal Parti’nin tam anlamıyla kurumsal bir kimlik kazanması ise, William (Ewart) Gladstone’un (1809-1898) başa geçmesiyle mümkün olabilmiştir. Tam 4 farklı dönemde (1868-1874, 1880-1885, 1886, 1892-1894) Britanya’da Başbakanlık yapan Gladstone, adeta liberalizmle özdeşleşmiş çok önemli bir tarihsel figürdür. İskoç asıllı ve tüccar bir aileden gelen Gladstone, Liverpool’da dünyaya gelmiş ve Eton ve Oxford gibi meşhur okullarda eğitim görmüştür.[3] Siyasi hayatına Muhafazakâr Parti’den başlayan Gladstone, zamanla bir liberal olmuş ve Liberal Parti ile özdeşleşen bir lider haline gelmiştir. Hatta 19. yüzyılda Muhafazakâr Parti lideri Benjamin Disraeli ile Gladstone’un rekabeti öyle bir seviyeye ulaşmıştır ki, adeta Britanya siyaseti bu iki liderin etrafında kurgulanır hale gelmiştir. “Grand Old Man” (Büyük Yaşlı Adam) lakabıyla bilinen Gladstone[4], iktidarda olduğu dönemde İrlandalı Katolikler üzerindeki baskıyı hafifletmesi, gelir vergilerini düşürmesi ve ilkokul sistemini kurmasıyla tarihe geçmiştir.[5] Ayrıca Osmanlı Devleti’nin Bulgaristan’daki politikalarına yönelik sert eleştiriler yapan Gladstone, Katolik Kilisesi’ne yönelik eleştiriyle de o dönemde büyük yankı uyandırmıştır. Gladstone’un İrlanda’ya yönetsel özerklik verilmesi amacıyla savunduğu “Home Rule” politikası ise, iki parti arasındaki nüansları daha da belirgin hale getirmiştir. Hatta bu politika nedeniyle Liberal Parti’den ayrılanlar olmuş ve “Liberal Birlikçiler” (Liberal Unionists) adlı grup Muhafazakâr Parti ile işbirliğine yönelmiştir. Bu ilk döneminde, Liberal Parti, giderek güçlenen ticaret burjuvazisi ve işçi sınıfından destek alan -Muhafazakâr Parti’ye kıyasla- merkez sol bir parti görünümündedir.

William Gladstone

Gladstone’un 1894’te emekli olmasıyla, Liberal Parti için yeni bir dönem başlamıştır. Partinin sonraki lideri olan Lord Rosebery (Archibald Primrose) (1847-1929) etkisiz bir lider olarak değerlendirilmiş ve 1895 seçimlerinde ağır bir yenilgiye uğramıştır. 1905 yılına kadar son derece dağınık bir görüntü sergileyen parti, Henry Campbell-Bannerman (1836-1908) liderliğinde yeniden toparlanmış ve 1905-1908 döneminde iktidara gelmiştir. Bu dönemde, 20. yüzyıl başlarında Britanya’da gelişen “sosyal liberalizm” anlayışını savunan parti, devletin fakirlikle mücadele gibi önemli konularda ekonomiye müdahalesini savunmaya başlayarak önemli bir tarihsel ideolojik dönüşüm sürecine girmiştir. Bu dönemde de, parti, John A. Hobson ve Leonard Hobhouse gibi dönemin etkili entelektüellere kadrolarında yer vererek dikkat çekmeyi başarmıştır. Henry Campbell-Bannerman sonrasında işadamı Herbert Henry Asquith (H. H. Asquith) (1851-1908) liderliğinde de iktidarını koruyan parti, bu dönemlerde “refah devleti” savunucusu olarak dikkat çekmiş ve dönemin sendikal/sol hareketlerinden de büyük destek almayı başarmıştır. Parti, bu dönemde sağlık sigortası, işsizlere yönelik ödemeler ve emekli maaşı gibi uygulamalarıyla yeni kurulmakta olan İşçi Partisi ve Muhafazakâr Parti’yi de etkilemiş ve Britanya’nın sosyal bir devlete dönüşümünde aktif katkılar sunmuştur.

Henry Campbell-Bannerman

Liberal Parti’nin en popüler Başbakanlarından birisi de David Lloyd George (1863-1945) olmuştur.[6] Galli olan George, gençliğinde Udgorn Rhyddid (Trumpet of Freedom) adlı bir gazete çıkarmış ve1890 yılında en genç milletvekili olarak Avam Kamarası’na girmiştir. Bu dönemde Anglikan Kilisesi’nin Galler’deki devlet yönetiminden ayrıştırılmasını savunan George, henüz fazla dikkat çekmeyen bir arka sıracı (backbencher) milletvekili durumundadır. Ancak ilerleyen yıllarda hızla Galli liberallerin ve zamanla tüm liberallerin sesi haline gelen George, Birinci Dünya Savaşı döneminde önce Bakan (Mühimmat veya Levazım Bakanı), daha sonra da koalisyonlar yoluyla Başbakan olacaktır. William Gladstone’un devamı niteliğinde Osmanlı (Türkiye) karşıtlığıyla sivrilen David Lloyd George, 6 Aralık 1916’da Başbakan olmuş ve 1922’ye kadar bu görevde kalmıştır.[7] Bu dönemde David Lloyd George, Lord Curzon, Andrew Bonar Law, Arthur Henderson ve Lord Alfred Milner’dan oluşan savaş kabinesine önderlik eden George, Birinci Dünya Savaşı’nı kazanarak ülkesini büyük bir başarıya ulaştırsa da, Osmanlı ve sonrasında Türkiye karşısında takındığı sert tutum ve Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde Türklerin yeni bir devlet kurarak Lozan Antlaşması ile savaşın etkilerinden kurtulması nedeniyle amaçlarına ulaşamamıştır. Yunanistan yanlısı bir siyasetçi olan George, Yunanlıların İzmir’i işgal etmesinde de teşvik edici bir rol oynamıştır. Bizzat kabinesinde yer alan Lord Curzon’a göre, George, “Yunanlılara delicesine sevgi besleyen”[8] Türk karşıtı bir siyasetçidir. Malta sürgünleri ve daha birçok farklı konuda da Türklere yönelik tutumu eleştiri konusu yapılan David Lloyd George, Yunanistan’ın lideri Venizelos’la ise liberal politikalar bağlamında uyuşmaktadır. Ancak savaş yanlısı tutumlarıyla liberalizm ideolojisine aykırı hareket eden David Lloyd George, partisini büyük bir ideolojik buhrana sürüklemiş ve onun liderliği sonrasında, Liberal Demokratlar, 2010 yılına kadar bir daha iktidar ortağı olamamışlardır. Bu uzun dönemde, liberal siyasetçiler, Muhafazakâr Parti veya İşçi Partisi içerisinde mücadele göstermişlerdir.

David Lloyd George

1922 ve 1923 seçimlerinde geçmiş dönemlere kıyasla daha düşük oranda oy alan Liberal Parti, bu yıllardan itibaren seçmen tabanını hızla İşçi Partisi’ne kaptırmaya başlamıştır. 1924 seçimlerinden itibaren bu durum daha belirgin hale gelmiş ve Liberal Parti’nin Avam Kamarası’ndaki sandalye sayısı azalmıştır. Bu dönemdeki kuşaksal dönüşüm, şu örnekle de anlaşılabilir; İşçi Partisi’nin Michael Foot ve Tony Benn gibi sembol isimlerinin babaları bile Liberal Partili milletvekilleridir, ancak kendileri siyasete Labour’dan atılmışlardır. 1929 genel seçimlerinde David Lloyd George’un liderliğinde ve ekonomist John Maynard Keynes’in hazırladığı “We Can Conquer Unemployment!” (İşsizliği Yenebiliriz!) programıyla son bir atak yapan parti, giderek Muhafazakâr Parti ve İşçi Partisi’nin ardından ülkedeki üçüncü parti konumuna sabitlenmiş, 1940’lar ve 1950’lerde ise neredeyse yok olma noktasına gelmiştir. Bu dönemlerde parti adına liderlik yapan siyasetçiler şunlardır: Sir Herbert Samuel (1931-1935), Sir Archibald Sinclair (1935-1945) ve Clement Davies (1945-1956). Bu yıllarda partinin ortalama milletvekili sayısı 6-12 arasında olmuştur.

Jo Grimond

1956’da Jo Grimond’un (1913-1993) partinin başına geçmesiyle, 1960’larda Grimond liderliğinde yeniden bir atılım sürecine giren parti, buna karşın seçim performanslarında fazla bir ilerleme sağlayamamıştır. Grimond, önemli bir entelektüel olarak toplum genelinde tanınsa da ve takdir edilse de, Toryler ve Labour’ın domine ettiği iki başlı Britanya siyaseti adaya hakim olmaya devam etmiştir. 1970’ler ve 1980’lerde de, Liberal Parti, benzer bir trend göstermiştir. Partinin bu dönemdeki liderleri ise şöyledir: Jeremy Thorpe (1967-1976), Jo Grimond-geçici lider (1976) ve David Steel (1976-1988). David Steel (1938-) liderliğinde, parti, oy tabanını genişletmek için 1981 yılında önemli bir açılım yapmış ve İşçi Partisi’nden kopan milletvekilleri tarafından kurulan Sosyal Demokrat Parti (SDP) ile seçim ittifakına (SDP-Liberal Alliance) girmiştir. Bu girişim, seçimler anlamında partiye büyük bir başarı kazandırmasa da, ileride bu partinin yerine kurulacak olan Liberal Demokratlar partisinin ortaya çıkması anlamında önemli bir gelişmedir. Ayrıca bu girişim sonrasında, parti, ilk girdiği seçim olan 1983 seçimlerinde yüzde 25 civarında oy almış ve neredeyse İşçi Partisi ile eşit düzeyde oy oranına ulaşmıştır. Bu seçim ittifakında Liberallerin liderliğini David Steel, Sosyal Demokratların liderliğini ise Roy Jenkins üstlenmiştir. Buna karşın, seçim sistemi nedeniyle partinin sandalye sayısı 23’le sınırlı kalmıştır. David Steel liderliğindeki Liberal Parti, 1987 seçimlerine de bu defa David Owen liderliğindeki SDP ile seçim ittifakı yaparak girmiş ve yüzde 22,6 gibi yine yüksek bir oy oranına ulaşmasına rağmen, seçim sistemi gereği 22 milletvekiliğiyle yetinmek zorunda kalmıştır.

Liberal Parti logosu

C-) Liberal Demokratlar

Liberal Parti’nin 1981 yılında Sosyal Demokrat Parti ile seçim ittifakı konusunda anlaşması, ilerleyen süreçte iki partinin birleşmesini sağlamıştr. Nitekim 1988 yılında, iki parti, Sosyal ve Liberal Demokratlar (Social and Liberal Democrats) adıyla yeni bir parti çatısı altında birleşmişlerdir. Partinin liderliğini ise Liberal Parti’den gelen David Steel ve SDP’den gelen Robert Maclennan üstlenmişlerdir. 1989 yılında, bu partinin adı Liberal Demokratlar (Lib Dems) haline gelmiştir.[9] Bugün Birleşik Krallık siyasetinde liberal demokratik geleneği temsil eden parti de işte bu yapıdır. Bu birleşmeye karşı çıkan bir grup Liberal Parti üyesi ise (başta Michael Meadowcroft gelmektedir), 1989 yılında yeni bir Liberal Parti[10] kurmuşlardır. 2002’den beri Meadowcroft yerine gelen Steve Radford liderliğindeki parti, kayda değer bir seçim başarısı gösterememiş ve Liberal Demokratların gölgesinde kalmıştır. Öyle ki, parti, logosu ve web sitesinde bile “Real Liberals not Lib Dems” (Gerçek Liberaller, Liberal Demokratlar Değil) sloganını kullanmaktadır. Zaten partinin kurucusu ve eski Liberal Parti’den olan Michael Meadowcroft da ilerleyen yıllarda (2007 yılında) Liberal Demokratlara katılmıştır. Bu nedenle, bu bölümde sadece Liberal Demokratların siyasi faaliyetleri işlenecektir.

David Steel

Partinin başına, kurucu liderler David Steel ve Robert Maclennan sonrasında Paddy Ashdown (1941-2018) geçmiştir. Parti, bu dönemde kurumsallaşma adına aşamalar yapsa da, seçim başarısı bağlamında büyük bir başarı sağlayamamıştır. 1992 genel seçimlerinde 20, 1997 genel seçimlerinde ise 46 milletvekilliği kazanan parti, 1999 yılında Charles Kennedy’i (1959-2015) yeni lideri olarak seçmiştir. Kennedy liderliğinde istikrarlı çıkışını sürdüren parti, 2001 seçimlerinde 52, 2005 seçimlerinde de 62 sandalye kazanmayı başarmıştır. Ayrıca 2004 yılında yayımlanan The Orange Book: Reclaiming Liberalism adlı kitap da, partinin önemli isimlerinin görüşlerinin entelektüellerce öğrenilmesi adına önemli bir girişimdir.

Nick Clegg

Partinin emektar isimlerinden Vince Cable’ın (1943-) 2007 yılında geçici liderliğinin ardından, partinin başına genç ve karizmatik bir siyasetçi olan Nick Clegg (1967-) geçmiş ve partinin atılım süreci daha da hızlanmıştır. Cambridge Üniversitesi, ABD’de Minnesota Üniversitesi ve Belçika’da Collège d’Europe (College of Europe) gibi seçkin okullarda eğitim almış olan Clegg, annesinin Hollandalı ve babasının Rus kökenli olması ve birçok Avrupa dilini iyi konuşması nedeniyle, Avrupa entegrasyonu konusunda son derece istekli bir isim olmuştur. 2010 genel seçimlerinde partisini yüzde 23 oya ulaştıran ve 57 milletvekilliği kazanılmasını sağlayan Clegg, David Cameron liderliğindeki Muhafazakâr Parti ile bir koalisyon hükümetine girerek, Liberal Demokratları yıllar sonra iktidara da taşımıştır. Koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcılığı görevini üstlenen Clegg, buna karşın başarılı geçen iktidar döneminde parti tabanının Muhafazakâr Parti’ye kaymasına engel olamamıştır. 2015 genel seçimlerinde yalnızca yüzde 15,1 oyla ancak 8 milletvekilliği kazanılınca, Nick Clegg liderlikten istifa etmek zorunda kalmıştır. Clegg’in yerine ise, Norman Lamb’ı geçen Tim Farron (1970-) seçilmiştir. Tim Farron liderliğinde, Liberal Demokratlar, 2017 genel seçimlerinde yüzde 7,4 oyla 12 milletvekili kazanmayı başarmış, ancak bu başarı yeterli görülmemiştir. Bu nedenle, partinin emektar ismi Vince Cable, 20 Temmuz 2017’de geçici lider olarak bir kez daha Genel Başkan seçilmiştir.

Vince Cable

Brexit sürecinde sert muhalefetiyle diğer partilerden ayrışan Liberal Demokratlar, Avrupa Birliği (AB) üyeliğinde devam edilmesi konusunda sivri tavır gösteren bir partidir. Nitekim parti, şimdilerde de Brexit’i durdurmak için özel görevli bir takım kurmuş[11] ve siyasal faaliyetler düzenlemektedir. Partinin sembol isimlerinden Vince Cable’ın, 2019 yılı içerisinde yeni bir lider seçilmesinin ardından partinin Genel Başkanlığından ayrılması beklenmektedir.[12] Bu konuda iddialı kişiler ise; genç ve partili kadın milletvekili Jo Swinson (1980-), 2017 yılında parlamentoya giren yine bir genç ve kadın siyasetçi olan Layla Moran (1982-) ve eski Enerji Bakanı Ed Davey’dir (1965-).[13]

Jo Swinson ve Vince Cable

İdeoloji

Liberal Parti ve sonrasında kurulan Liberal Demokratlar, liberal demokrasi ilkeleri doğrultusunda siyasal faaliyetlerini organize eden ideolojik bir partidir. Dolayısıyla, partinin temel ideolojisi liberalizmdir. Parti, bu bağlamda, John Locke, Adam Smith ve John Stuart Mill (ki parti adına bir dönem milletvekilliği de yapmıştır) klasik liberalizmin düşünürlerini düşünsel ilham kaynakları olarak benimsemektedir.

John Locke

John Locke (1632-1704), siyasal liberalizmin kurucularından kabul edilen çok önemli bir İngiliz düşünürdür. Mülkiyet hakkını, yaşama özgürlüğü ve din ve vicdan özgürlüğüyle birlikte en temel ve kısıtlanamaz haklardan birisi olarak kabul eden Locke, ayrıca öncü bir toplumsal sözleşme düşünürüdür. Locke’un doğal durum (state of nature) teorisi, insanların birbirleriyle genel olarak uyum ve barış içerisinde yaşadığı, ancak çeşitli kazalar veya anlaşmazlıklar nedeniyle insanların soğukkanlı hareket edememeleri durumunda çatışma ve savaşların yaşanabildiği bir ortama işaret eder. Bu bağlamda, Locke, minimal bir devleti savunur ve devletin daha çok yargı erkiyle yani adalet dağıtmakla ve tartışmalı olayları çözmekle ilgilenmesi gerektiğini savunur. Bu nedenlerle, Locke, siyasi liberalizmin en önemli kurucusudur.

Adam Smith

Ulusların Zenginliği (The Wealth of Nations) adlı eseriyle hatırlanan İskoç filozof ve ekonomist Adam Smith (1723-1790) ise, ekonomik liberalizmin öncü bir kuramcısıdır. “Görünmez el” (invisible hand) kavramıyla serbest piyasa ekonomisinin güçlü ve halen bile kullanılan bir savunusunu geliştiren Smith, bireylerin kendi kişisel çıkarları peşinde koşmaları ve egoist (benmerkezci) olarak davranmalarının, toplumsal menfaat açısından da katkılarının olacağını açıklamaya çalışmıştır. Ona göre, piyasa toplumlarında adeta görünmez bir el, kişisel çıkar ile toplumsal çıkarı birbirine bağlamaktadır. Bu nedenle, piyasa ekonomisi (laissez-faire) en iyi ekonomik modeldir.

John Stuart Mill

İngiliz filozof, ekonomist ve siyasetçi John Stuart Mill (1806-1873) de siyasal liberalizme büyük katkıları olmuş ve On Liberty (Özgürlük Üzerine) adlı eseriyle bilinen önemli bir tarihsel liberal figürdür. Liberal Parti adına bir dönem milletvekilliği de yapmış olan Mill, düşünce özgürlüğü konusunda geliştirdiği yaklaşımlar ve “harm principle” (zarar ilkesi) adlı özgürlük hipoteziyle hafızalarda yer etmiştir. Mill’in anlayışına göre, ifade özgürlüğü, toplumsal ilerlemenin ve gelişmenin en temel gereğidir.[14] Zira farklı görüşlere sahip kişilerin herhangi bir baskıya maruz kalmadan tartışabilmeleri, olası eksikleri ve yanlışları ortaya koymakta ve toplumun farklı kesimlerinin katkı sağlamasına imkân vermektedir. İfade özgürlüğü kapsamı içinde yaşanan tartışmalar sonucunda fikirler gözden geçirilmekte, eksik yanları belirlenmekte ve bu görüşlerin diğerleri ile harmanlanması veya yerlerini daha geçerli doğrulara bırakmaları sonucunda doğruya giden yolda bir adım daha atılmaktadır. Fikirlerin serbestçe açıklanmasına ve nakledilmesine izin verilmediği durumlarda ise, insanlar, doğruların faydasından yararlanamadıkları gibi, yanlışların zararlarından da kaçınamamaktadırlar. Mill’e göre, düşünceler ne kadar saçma olursa olsun asla yasaklanmamalıdır. Çünkü ilk olarak, bir düşünce saçma olsa dahi bunun ifade edilmesi saçmalığının ortaya çıkmasına neden olacak ve mantıklı olan diğer düşüncelerin değerini arttıracaktır. İkinci olarak, bir fikir tam anlamıyla doğru olmasa bile, doğrunun bir bölümünü taşıyabilir ve doğru olarak bilinen bir fikrin eksikliklerini gidererek daha da güçlü hale gelmesine yol açabilir. Üçüncü olarak ise, bir düşünce doğrunun kendisi olabilir ve daha önce doğru kabul edilen yanlışların ortaya çıkabilmesi için bu yeni doğru iddialarının mutlaka duyulması gerekmektedir. İnsanlık, ancak bu şekilde ilerleyebilecektir.

John Maynard Keynes

Bu klasik düşünürlerin sonrasında, 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında İngiliz liberalizminde devletçi yaklaşımlar ağır basmaya başlamıştır. Piyasa ekonomisinin ekonomik sorunlara çare olamaması ve işsizlik ve enflasyon gibi ekonomi kaynaklı sorunların sosyal sorunlara yol açması neticesinde, bu dönemde, İngiliz ekonomist John Maynard Keynes’in (1883-1946) fikirleri doğrultusunda, devletin ekonomide yalnızca bir düzenleyici değil, aynı zamanda aktif bir yatırımcı olması gerektiği görüşü tüm dünyada kabul görmeye başlamıştır. Keynes’in ekonomi teorisi o kadar başarılı olmuştur ki, Liberal Parti’nin yanı sıra Muhafazakâr Parti de bu yaklaşımı benimsemiş ve İşçi Partisi ile tarihsel bir uzlaşıya varmışlardır. İngiliz liberalleri, Keynes etkisiyle bu dönemde solun argümanlarını kabul etmek zorunda kalmışlardır.

Margaret Thatcher

Ancak 1960’lardan itibaren, liberal teori yeniden atağa kalkmış ve 1970’lerde neo-liberalizmin ortaya çıkışıyla liberallerin devlet müdahalesi konusundaki eleştirileri daha somut bir zemine oturmuştur. Bu dönemde, Friedrich Hayek, Milton Friedman ve  James M. Buchanan gibi düşünürler ABD ve dünyada etkili olmuş ve Britanyalı liberalleri de etkilemişlerdir. Bu bağlamda, eğitim ve sağlık sisteminde özelleştirmeler gündeme gelmiş ve Margaret Thatcher’ın Başbakan olmasıyla, Liberallerle Muhafazakârlar arasında bir tür gayrıresmi ittifak kurulmuştur. Nitekim sağcı muhafazakâr bir lider olarak ve Muhafazakâr Parti Genel Başkanı olarak Başbakan seçilse de, Thatcher, neoliberallerin reçetelerini ekonomide birebir uygulamış ve krize giren Birleşik Krallık ekonomisinin o dönemde yeniden canlanmasında başarılı olmuştur. Ancak Thatcher döneminde bir yandan ekonomik eşitsizlikler de büyümüş ve başka sosyoekonomik sorunlar başgöstermiştir.

Liberal Demokratların kuruluşundan günümüze kadar olan tüm liderleri

Günümüze gelindiğinde, Liberal Demokratlar, liberal demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi yanlısı, siyasal alanda demokrasinin tam anlamıyla uygulanmasını ve bireysel özgürlüklerin mümkün olduğu kadar genişletilmesini (John Stuart Mill’in ‘zarar ilkesi’ uyarınca başka kesimlere zarar verilmediği sürece) ve Birleşik Krallık’ın AB üyeliğinin devamını savunan bir parti görünümündedir. Parti, Jeremy Corbyn liderliğinde İşçi Partisi’nin Brexit yanlısı bir tutum alması neticesinde, günümüzde, Birleşik Krallık Değişim Partisi (Change UK) ile birlikte tek AB yanlısı parti olarak kalmıştır. Bu nedenle, partinin doğru bir lider ve stratejiyle bir sonraki genel seçimde büyük bir çıkış yakalama şansı hiç de yabana atılmaması gereken bir ihtimaldir. Ancak bu olumlu konjonktüre karşın, Liberal Demokratlar, son dönemde Britanya siyasetinde oldukça etkisiz kalmaktadırlar.

Sonuç

Sonuç olarak, Liberal Demokratlar, Britanya siyasetinde Muhafazakâr Parti ve İşçi Partisi ile birlikte üç temel aktörden birisidir. Parti, 20. yüzyılda derin bir uyku dönemine girmesine karşın, son yıllarda yeniden kıpırdanmaya başlamıştır. Parti, Brexit sürecinde AB yanlısı tutumlarının kamuoyunda da karşılık bulması neticesinde aslında tarihi bir fırsat yakalamış, ancak bu fırsatlar karşısında bugüne kadar yeterince aktif davranamamıştır. Düz mantıkla düşünüldüğünde, partinin Birleşik Krallık Değişim Partisi ile bir seçim ittifakına yönelmesi ve AB yanlısı propagandaya devam etmesi durumunda, sonraki genel seçimlerde önemli bir çıkış yapması imkânlar dahilindedir. Zira Brexit sürecinde Britanya ekonomisinde ciddi kayıplar yaşanmış, Muhafazakâr Parti güç kaybetmiş, İşçi Partisi AB yanlısı propagandadan caymış ve Brexit Partisi ve UKIP gibi AB karşıtı partiler de Avrupa ülkelerinden tepki almaya başlamıştır. Tüm bu nedenlerle, yeni bir liderle birlikte Liberal Demokratların çıkış dönemine girmesi bence gayet mantıklı bir gelecek projeksiyonudur.

 

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

KAYNAKÇA

 

[1] “Whig and Tory”, Encyclopedia Britannica, Erişim Tarihi: 25.05.2019, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/topic/Whig-Party-England.

[2] “Which is the oldest political party still standing?”, BBC, Erişim Tarihi: 25.05.2019, Erişim Adresi: http://news.bbc.co.uk/2/hi/uk_news/magazine/8649185.stm.

[3] “William Ewart Gladstone”, Beyaz Tarih, Erişim Tarihi: 25.05.2019, Erişim Adresi: https://www.beyaztarih.com/ansiklopedi/william-ewart-gladstone.

[4] “William Ewart Gladstone”, Encyclopedia Britannica, Erişim Tarihi: 25.05.2019, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/biography/William-Ewart-Gladstone.

[5] “William Ewart Gladstone”, Beyaz Tarih, Erişim Tarihi: 25.05.2019, Erişim Adresi: https://www.beyaztarih.com/ansiklopedi/william-ewart-gladstone.

[6] “David Lloyd George (1863-1945)”, BBC, Erişim Tarihi: 26.05.2019, Erişim Adresi: http://www.bbc.co.uk/wales/history/sites/themes/figures/lloyd_george.shtml.

[7] Meral Balcı (2016), “İngiltere Başbakan David Lloyd George’un Birinci Dünya Savaşı Anıları ve Osmanlı İmparatorluğu’na Dair Düşünceleri”, Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 6, Sayı: 12, Temmuz 2016, s. 96.

[8] Meral Balcı (2016), “İngiltere Başbakan David Lloyd George’un Birinci Dünya Savaşı Anıları ve Osmanlı İmparatorluğu’na Dair Düşünceleri”, s. 97.

[9] Web sitesi için; https://www.libdems.org.uk/.

[10] Web sitesi için; http://liberal.org.uk/.

[11] Bakınız; https://www.libdems.org.uk/pepc-2019.

[12] Stephen Bush (2019), “Vince Cable is stepping down quickly – because an election may be coming”, New Statesman, Erişim Tarihi: 25.05.2019, Erişim Adresi: https://www.newstatesman.com/politics/elections/2019/05/vince-cable-stepping-down-quickly-because-election-may-be-coming.

[13] Ben Gartside (2018), “Who will replace Vince Cable as the next Liberal Democrat Leader?”,  Business Insider, Erişim Tarihi: 26.05.2019, Erişim Adresi: https://www.businessinsider.com/who-will-be-the-next-liberal-democrat-leader-vince-cable-layla-moran-ed-davey-jo-swinson-2018-9.

[14] Ozan Örmeci (2012), “Düşünce Özgürlüğü ve John Stuart Mill”, Erişim Tarihi: 26.05.2019, Erişim Adresi: http://ydemokrat.blogspot.com/2012/01/dusunce-ozgurlugu-ve-john-stuart-mill.html.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.