FRANSIZ DÜŞÜNCE KURULUŞU IFRI’NİN ‘DÜŞÜNCE KURULUŞLARININ GELECEĞİ’ PANELİ

upa-admin 21 Ağustos 2019 310 Okunma 0
FRANSIZ DÜŞÜNCE KURULUŞU IFRI’NİN ‘DÜŞÜNCE KURULUŞLARININ GELECEĞİ’ PANELİ

Kısaca IFRI adıyla bilinen Fransız düşünce kuruluşu Institut Français des Relations Internationales (Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü), 1979 yılında kurulmuş en önemli bir kurumdur. IFRI, Avrupa ve dünyadaki en önemli think-tankler arasında gösterilmektedir. Kuruluşunun 40. yıldönümünü kutlayan bu kurum, 10 Nisan 2019 tarihinde Sorbonne Büyük Amfitiyatrosu’nda “L’avenir des think tanks” (Düşünce Kuruluşlarının Geleceği) başlıklı bir panel düzenlemiştir. Panele, konuşmacı olarak; IFRI Direktörü Thomas Gomart[1], İngiltere merkezli Chatham House (Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü) Direktörü Dr. Robin Niblett[2], Almanya Cumhurbaşkanı’nın Dış Politika Direktörü Thomas Bagger[3] ve DGAP (Deutsche Gesellschaft für Auswärtige Politik-Alman Dış İlişkiler Konseyi) Direktörü Daniela Schwarzer[4] katılmışlardır. Panelin moderatörlüğünü ise, Arap Reform Girişimi (Arab Reform Initiative) Direktörü Bassma Kodmani[5] yapmıştır. Bu yazıda, bu panelde konuşulanlar özetlenecektir.

Panel kaydı

Panelin ilk konuşmacısı olan Chatham House Direktörü Robin Niblett, bu sene 40. yıldönümünü kutlayan IFRI’nin, Chatham House ve Council on Foreign Relations (CFR) gibi bir asırlık düşünce kuruluşlarının kat ettiği aşamayı çok daha kısa sürede tamamlamayı başardığını söyleyerek, öncelikle bu kuruluşu ve çalışanlarını kutlamaktadır. Daha sonra konuşmasına başlayan Niblett, düşünce kuruluşları sektöründe olmanın göz alıcı olduğu bu dönemde, iki önemli sorunun halen devam ettiğini düşünmektedir. Bunlardan birincisi, İngiliz konuşmacıya göre, dünyanın dört bir yanında sayıları hızla artan düşünce kuruluşlarının (ABD’de 1.000, Çin’de 500’ün üzerinde düşünce kuruluşu bulunmaktadır) güvenilirlik ve ne işe yaradıkları konusundaki belirsizlikleri tam olarak giderememeleridir. Düşünce kuruluşlarının doğal müşterileri/takipçilerinin kamu sektörü ve özel sektördeki elitler/karar alıcılar olduğunu söyleyen Niblett, buna rağmen karar alıcıların düşünce kuruluşlarını ciddiye almak ve önerilerini dinlemek konusunda her zaman çok istekli olmadıklarını ima etmektedir. Niblett, ayrıca, son 20 yıldır küreselleşmenin en önemli savunucusu durumunda olan düşünce kuruluşlarını halkların da popülizmin zirveye ulaştığı şu son dönemde şüpheyle karşılamaya başladıklarını düşünmektedir. Bu sorunları aşmak için neler yapılabileceğini de değerlendiren Chatham House Direktörü, disiplinlerarası yaklaşımla dikkat çeken konuları araştırmak, bölgesel ve yerel gruplarla, sivil toplum örgütleriyle ve bireylerle bağları geliştirmek gibi önerilerini sıralamaktadır. Daha sonra ikinci önemli sorunu değerlendiren Niblett, bunun daha felsefi ve yapısal bir mesele olduğunu söylemekte; bunun sebeplerini de dünyanın iki büyük gücünden biri durumundaki ABD’nin son dönemde uluslararası hukuk ve çok taraflılığa aykırı işler yapması (somut örnek vermek gerekirse, ABD’nin Paris İklim Sözleşmesi ve İran nükleer anlaşmasından çekilmesi) ve diğer büyük güç Çin Halk Cumhuriyeti’nin de yönetim modelinin Batılı demokrasilerden farklı olması olarak açıklamaktadır. Bu iki gelişmenin dünyada uluslararası hukuk düzenini sarstığını ve güce dayalı hak arayışını yaygınlaştırdığını düşünen Niblett, bu nedenle uluslararası hukuku savunan Avrupa merkezli düşünce kuruluşlarının son dönemde zorlandıklarının altını çizmektedir.

IFRI logosu

Panelin ikinci konuşmacısı olan Alman düşünce kuruluşu DGAP’ın Direktörü Daniela Schwarzer, yöneticisi olduğu DGAP’ın 55 yıllık köklü bir düşünce kuruluşu olduğunu hatırlatarak başladığı konuşmasında, günümüzde kendileri gibi Avrupa merkezli düşünce kuruluşları açısından en önemli meselenin, büyük güçler (ABD, Çin, Rusya) arasında Avrupa’nın nasıl konumlanacağını belirlemek olduğunu söylemektedir. Düşünce kuruluşları açısından belirsizliğin Donald Trump’ın ABD Başkanı seçilmesinden önce, Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesiyle başladığını düşünen Schwarzer, Trump’ın Başkan olmasıyla Transatlantik bağların gevşediğini ve bu nedenle belirsizliklerin daha da arttığını kaydetmektedir. Rusya’nın Kırım hamlesi karşısında Avrupa merkezli düşünce kuruluşlarının senaryo çalışmalarındaki eksikliğin su yüzüne çıktığını ifade eden Alman konuşmacı, bu tarz hamlelerin olabileceğini de düşünerek, tüm ihtimalleri göz önünde tutarak kapsamlı çalışmalar yapmak gerektiğini söylemektedir. Bu bağlamda, konuşmacının öne çıkardığı ilk sorun, ofiste yapılan uzun çalışmalara dayalı olarak rapor yazıp karar alıcıların önüne koymanın yerine, karar alıcıları da kapsayacak şekilde grup çalışmaları yapmaktır. Schwarzer, bunu metodolojik bir eksiklik olarak vurgulamaktadır. Schwarzer, ikinci önemli sorun olarak, sibergüvenlik konuları ve teknolojik gelişmenin de etkisiyle, günümüzde güvenlik politikaları hakkında yapılan çalışmalarda çok farklı kurumları (Dış İşleri, İç İşleri ve Savunma Bakanlıkları başta olmak üzere, parlamentolar, ordu, emniyet, istihbarat teşkilatları vs.) dâhil edecek şekilde ve çok geniş bir kapsamda hareket etmenin gerekliliğidir. Daniela Schwarzer, bunların dışında, üçüncü bir sorun olarak, ABD’deki “echo chambers” (yankı odaları) girişimlerine benzer şekilde, Avrupa merkezli düşünce kuruluşlarının toplumun tüm kesimleriyle diyalog kurabilmesini sağlayacak ve güvenilirliklerini arttıracak girişimlere ihtiyaç duyduğunu vurgulamaktadır. Alman konuşmacı, ayrıca bağımsız araştırma yapabilmek için finansmanın da çok önemli olduğuna konuşmasının son bölümünde değinmektedir.

Panelin üçüncü konuşmacısı olan IFRI Direktörü Thomas Gomart, konuşmasına Avrupa merkezli düşünce kuruluşları arasında diyalog ve işbirliğinin arttırmak konusundaki girişimlerini açıklayarak başlamakta, daha sonra da dünyada sayıları 7.800’ü bulan düşünce kuruluşlarının yaşadığı sorunları analiz etmektedir. İlk olarak, uzmanlık hizmeti sunan düşünce kuruluşlarının son dönemde siyasi otoriteler tarafından sorgulanmasının ciddi bir sorun olduğunu belirten Fransız konuşmacı, siyaset kurumunda cehaletin değer kazandığı/kutsallaştırıldığı yeni ve sıkıntılı bir döneme girildiğine işaret etmekte ve bunun istikrar bozucu olduğunu vurgulamaktadır. Düşünce kuruluşlarının İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan spesifik konjonktürde ve bilhassa ABD’nin Avrupa’ya etkisini yaymak ve Batı dünyasının liderliğini Birleşik Krallık’tan almak saikleriyle yaygınlaştığına vurgu yapan Fransız uzman, daha sonra günümüzde düşünce kuruluşları açısından dünya politikasına yön veren 5 önemli trendi açıklamaktadır. Bunlardan birincisi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin ekonomik ve siyasi gücünün hızla artmasıdır. İkincisi, ABD’nin son dönemde Donald Trump yönetiminin etkisiyle iç ve dış politikasında ciddi ve beklenmedik bir değişime yönelmesidir. Üçüncüsü, Avrupa’da giderek artan demokratik rejimlere yönelik kuşkular ve hayal kırıklıklarıdır. Dördüncüsü, Siyasal İslam ideolojisinin Müslüman coğrafyasında yükselen etkisidir. Beşinci ve son olarak da, Thomas Gomart, çevresel sorunlarının artması ve iletişim ve teknolojik imkânların simültane olarak gelişmesi hususlarını en önemli güncel küresel siyasal trendler olarak vurgulamaktadır. Daha sonra Çin’in son yıllarda ekonomik ve siyasal olarak güçlenmesinin Çin merkezli düşünce kuruluşlarına etkisini değerlendiren Gomart, ilk kez 1970’lerde Deng Xiaoping döneminde kurulan Çinli think tanklerin ABD ile Çin arasında teknoloji ve entelektüel paylaşımları arttırmak konusunda önemli hizmetler verdiğini söylemekte ve bu sayede Çin’in dünyaya açılmasında ve modernleşmesinde faydalı olduklarını vurgulamaktadır. Buna karşın, Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Şi Cinping’in sözüne referansla, günümüzde Çinli düşünce kuruluşlarının Çin Komünist Partisi ile aynı eksende ve ona bağımlı olarak çalışmasının Batı’daki düşünce kuruluşlarından farklı bir yapıyı ortaya koyduğunu düşünen Fransız konuşmacı, otoriter ve demokratik rejimlerde kurulan düşünce kuruluşlarının daha farklı geliştiklerini söylemektedir. Ayrıca farklı düşüncelerin özgürce gelişebildiği ve yaygınlaşabildiği (medya, üniversiteler, siyasi partiler vs. aracılığıyla) bir dönemde düşünce kuruluşlarının buna ayak uydurmakta zorlandığına dikkat çeken Gomart, bu trendin olumsuz bir etkisi olarak da entelektüel uzmanlığın yerini kanaat teknisyenliğine bırakmasını örnek göstermektedir. Tüm bu anlattıklarından iki önemli sonuç çıkardığını da belirten IFRI Direktörü, bunlardan ilkini, otoriter ve demokratik rejimlerde kurulan düşünce kuruluşları arasındaki farklılıkları yönetebilme becerisine sahip olmak şeklinde ifade etmektedir. Gomart’a göre ikinci önemli sonuç ise, düşünce kuruluşları için akademik araştırmalar ve raporlar hazırlarken, toplumlara yararlılık (utilité) ve bilimsel nesnellik (objectivité) arasında doğru bir dengenin gözetilmesidir.

Panelin son konuşmacısı olan Almanya Cumhurbaşkanı’nın Dış Politika Direktörü Thomas Bagger ise, konuşmasına, önceki konuşmacıların belirttiği sebeplerden ötürü, günümüzde siyasetçilere bir danışman ya da düşünce kuruluşu uzmanı olarak hizmet vermenin çok bir iş haline geldiğini belirterek başlamaktadır. Bu noktada, çağımızda yaşanan siyasal sorunların karmaşıklığını, artan küresel rekabet koşullarını ve siyasal otoritelerin her zaman yeni fikirlere açık olmamasını üç önemli sorun olarak teşhis eden Bagger, siyasetçilerin hızlı karar almalarının gerekmesi, seçimleri düşünmeleri ve kişisel siyasal hırsları gibi sebeplerle her zaman uzmanları dinlemediklerini vurgulamaktadır. Bu nedenle, Bagger’a göre, politikacılar için çoğu zaman “politics” (siyaset) “policy“den (siyasa) daha önemli olmaktadır. IFRI’nin kurulup geliştiği 40 yıl içerisinde toplumları ve devletleri yönetmenin çok daha zor hale geldiğini de belirten Alman konuşmacı, tüm bu sorunlara rağmen, daha karmaşık ve dönüşüm halindeki günümüz dünyasında, karar alıcıların entelektüel ve uzmanlık kapasitelerinin yetersiz olması sebebiyle, düşünce kuruluşları için iyi bir gelecek olabileceğini düşünmektedir. Düşünce kuruluşlarının zaman içerisinde hem sayıca çoğaldığını, hem de çeşitlilik anlamında farklılaştığını belirten Bagger, bazı think tanklerin piyasadaki rekabet ve medya görünürlüğü gerekçeleriyle popüler işlere yöneldiklerini, bazılarının küresel politik söylemler kullanmayı tercih ettiklerini, bazılarının ise lobicilik faaliyetlerine kanalize olduklarını anlatmaktadır. Kendisinin bu hedeflerden ziyade düşünce kuruluşlarının daha düşünce ve uzmanlık odaklı olmasını tercih ettiği belirten konuşmacı, bilhassa “merak” (curiosité) temasını öne çıkarmakta ve kendilerini dünyaya açık olarak ifade etmelerine karşın, Batılı akademik çevreler ve düşünce kuruluşlarının, örneğin Çin’in son birkaç on yılda nasıl bu kadar hızlı kalkınabildiği veya Donald Trump’ın ABD Başkanlık seçimlerini nasıl kazanabildiği gibi konularda yeterince araştırma yapmadıklarını ima etmektedir. Düşünce kuruluşlarının yaratıcı fikirlerin pek gelişemediği Bakanlıklar ve bürokratik çevreler için adeta bir oksijen (yaşam) kaynağı olduğunu söyleyen Bagger, bu nedenle düşünce kuruluşlarına fazlasıyla ihtiyaç duyulduğunun altını çizerek konuşmasını tamamlamaktadır.

Sonuç olarak, IFRI’nin 40. yılı için düzenlenen bu panelin oldukça önemli olduğu ve think tank endüstrisinin güncel sorunları ve geleceğine dair konuşmacıların kısa ancak çok önemli bilgiler verdikleri söylenebilir. Kanımca, Türkiye’de de henüz emekleme aşamasında olan bu endüstrinin sağlıklı gelişebilmesi için, mutlaka yurtdışı bağlantılarının arttırılması ve başarılı örneklerin yakından incelenmesi gerekmektedir.

 Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

[1] https://www.ifri.org/en/a-propos/equipe/thomas-gomart.

[2] https://www.chathamhouse.org/expert/dr-robin-niblett-cmg.

[3] https://www.merics.org/en/team/dr-thomas-bagger.

[4] https://dgap.org/en/think-tank/experts/423.

[5] https://archives.arab-reform.net/en/node/982.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.