FRANSIZ DÜŞÜNCE KURULUŞU IRIS’İN ‘VENEZUELA: HANGİ SİYASİ ÇÖZÜM?’ KONFERANSI

upa-admin 26 Ağustos 2019 345 Okunma 0
FRANSIZ DÜŞÜNCE KURULUŞU IRIS’İN ‘VENEZUELA: HANGİ SİYASİ ÇÖZÜM?’ KONFERANSI

Fransız düşünce kuruluşu IRIS (Institut de Relations internationales et stratégiques) veya Türkçe ismiyle Uluslararası Stratejik İlişkiler Enstitüsü[1], 1991 yılında kurulmuş önemli bir Fransız think tank’idir. Pascal Boniface tarafından yönetilen kuruluş, IFRI’den sonra en etkili Fransız düşünce kuruluşu kabul edilmektedir. IRIS, 10 Nisan 2019 tarihinde “Venezuela : quelles solutions politiques ?” (Venezuela: Hangi Siyasi Çözüm?) başlıklı bir konferans düzenlemiştir.[2] IRIS uzmanı Christophe Ventura’nın moderatörlüğünü yaptığı konferansa, konuşmacı olarak, Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Fransa yöneticisi Geneviève Garrigos, IRIS Latin Amerika uzmanı Jean-Jacques Kourliandsky ve Venezuela eski Dış İşleri Bakanı Yardımcısı ve 2007-2013 döneminde Venezuela Devlet Başkanı Yardımcısı Nicolas Maduro’nun kabine direktörü olan Temir Porras katılmışlardır. Bu yazıda, bu konferansta uzmanlarca dile getirilen görüşler özetlenecektir.

Konferans kaydı

Konferansın ilk konuşmacısı olan IRIS Latin Amerika uzmanı Jean-Jacques Kourliandsky, hiçbir taraf adına sözcülük yapmadan değerlendireceğini söylediği 2019 Venezuela krizini üç temel üzerinden açıklamaktadır. Bunlardan ilki, Venezuela ekonomik krizidir. Kourliandsky, Venezuela’da, 2019 yılı itibariyle, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’da olduğu gibi çok yüksek bir enflasyon düzeyinin bulunduğunu ve bu durumun toplumsal hoşnutsuzluk ve tepkileri yoğunlaştırdığını düşünmektedir. Ekonomik sorunlar nedeniyle kamusal hizmetlerde kalite kaybı yaşandığına ve insanların alım gücünün düştüğüne dikkat çeken Fransız uzman, Birleşmiş Milletler 2017 yılı verilerine göre, ülkede 3 milyon 700 bin dolayında beslenme bozukluğu çeken insan olduğunu söylemektedir. Ekonomik sorunlar nedeniyle Venezuela’nın son dönemde en fazla dış göç veren ülkelerden biri haline geldiğini vurgulayan Kourliandsky, Venezuela ekonomisinin büyük ölçüde petrol gelirlerine dayandığını ve petrol fiyatlarının düşmesine bağlı olarak son dönemde yaşanan ekonomik sorunların siyaset kurumunun ötesinde yapısal bir problem olduğunun altını çizmektedir. Fransız konuşmacı, bu doğrultuda, Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’nin Hugo Chavez önderliğinde benimsediği devrimci ve devletçi ekonomik kalkınma modelini eleştirel bir gözle incelemektedir. Bu sistemde petrol gelirlerinin PDVSA adlı devlet şirketinde toplandığını anımsatan Kourliandsky, « socialisme pétrolier » yani “petrol gelirlerine dayalı sosyalizm” modelinin sosyoekonomik ihtiyaçları karşılama bağlamında günümüzde Venezuela’da başarılı olamadığını düşünmektedir. Devlet elindeki petrol şirketine benzer şekilde diğer devlet kuruluşlarının da ekonomik açıdan başarılı olamadıklarını belirten konuşmacı, özellikle elektrik üretimi konusunda son dönemde yaşanan sorunlara vurgu yapmakta ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun bu konuda komplovari açıklamalar (siber saldırılar vs.) yaptığını ifade etmektedir. Daha sonra önemli olarak gördüğü ikinci sorunu, yani Venezuela’daki siyasal krizi açıklamaya başlayan Jean-Jacques Kourliandsky, 1989 yılında da Venezuela’da ciddi bir ekonomik krizin yaşandığını ve o dönemde ordunun sokağa çıkarak başkent Caracas’ta göstericileri bastırmak zorunda kaldığını hatırlatmakta, günümüzde ise protestoların daha farklı şekilde geliştiğine vurgu yapmaktadır. Venezuela’daki siyasal sorunların temelinde toplumun sınıflı yapısı olduğunu kaydeden konuşmacı, Brezilya’daki “favela“lara (gecekondu) benzer şekilde Venezuela’da da yoksulların yaşadığı kent çeperlerinin yaşam koşullarının gelişmiş şehirlerden farklı olduğunu düşünmektedir. Şehirlerin zengin bölgelerinde yaşayan orta üst ve üst sınıfların Chavez rejimine en baştan beri karşı olduklarını söyleyen Kourliandsky, ancak Chavez ve Maduro’nun toplumun yaklaşık yüzde 60’ını oluşturan fakirlerin desteğini almayı başardıklarını; günümüzde de bu kesimlerin halen daha siyaset sahnesinde kendilerini temsil eden muhalif bir hareket bulamadıkları için rejime destek verdiklerini söylemektedir. Venezuela’nın dünyada cinayet oranlarının en yüksek olduğu ülkelerden biri olduğunu da anımsatan konuşmacı, insanların ekonomik ve siyasal kriz ortamında suça ve göçe yönelebildiklerini ifade etmektedir. Günde 5.000 kadar Venezuelalının ülkesini terk ettiğini söyleyen Kourliandsky, yıl sonuna kadar 2 milyon insanın ülkeyi terk etme riskinin bulunduğunu da sözlerine eklemektedir. Bu iki krizin etkisiyle oluşan üçüncü krizi de uluslararası kriz olarak değerlendiren Fransız uzman, Venezuela’da son dönemde Rusya ve Çin’in mevcut hükümete, Batılıların (ABD ve Avrupa ülkeleri) ise muhalefete destek verdiğini hatırlatmakta ve bunun Venezuela’daki krizi uluslararası bir güç mücadelesine dönüştürdüğüne işaret etmektedir. Bu bağlamda, Venezuela krizinin önce göç nedeniyle bölgesel bir soruna, sonra da büyük devletlerin katılımıyla uluslararası bir soruna dönüştüğüne dikkat çeken IRIS uzmanı, Lima Grubu’nun Venezuela’da Maduro yönetimine destek vermemesini önemli bir gelişme olarak yorumlamakta ve Lima Grubu’nun ABD ve AB ile birlikte son dönemde bu ülkede yönetim değişikliği politikasına yöneldiğini söylemektedir.

IRIS logosu

Konferansın ikinci konuşmacısı olan Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Fransa yöneticisi Geneviève Garrigos, öncelikle temsil ettiği kurumun gayesinin Venezuela’yı kimin meşru olarak yöneteceğine karar vermek olmadığını ve bu konuda kararı Venezuelalıların vermesi gerektiğini açıklamaktadır. Garrigos, kendileri açısından önemli olan konunun, bu ülkedeki şiddet olaylarını önlemek ve halkın yaşamını zora sokan koşulları düzeltmek olduğunu söylemektedir. Ayrıca kurumunun, Venezuela Ordusu’nun olayları yatıştırmak için müdahalede bulunması veya ABD’nin Venezuela’ya müdahale etmesi görüşlerini de desteklemediğini belirten konuşmacı, bu bağlamda iki önemli konuyu öne çıkarmak istediklerini söylemektedir. Bunlardan ilki, insani yaşam koşullarıdır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet’in hazırladığı rapora atıfta bulunan Garrigos, Venezuela’da iktidarın ve muhalefetin, insani krizlerin yaşanmaması noktasında sorumlu davranmaları gerektiğini belirtmektedir. İkinci olarak, sivil ve siyasal hakların korunması konusunu vurgulayan Fransız konuşmacı, son dönemde Venezuela’da bu konularda birçok sorun yaşandığını (haksız tutuklamalar vs.) ve kendilerinin bu ülkeye bir heyet göndererek gelişmeleri yakından takip ettiklerini açıklamaktadır. Bu bağlamda, ifade hürriyeti ve siyasal eylem özgürlüğünün önemine vurgu yapan konuşmacı, hapishanelerdeki siyasal suçlular (düşünce suçluları) konusunu da Venezuela için önemli bir sorun olarak vurgulamaktadır. Askeri bir müdahale istemediklerine göre krizden ancak demokratik bir seçimle çıkılabileceğinin altını çizen Garrigos, ayrıca taraflar arasında diyalog mekanizmasının kurulmasını da önermektedir. Kısa bir süre önce Venezuela’ya gittiğini ve birçok şehri gezme fırsatı bulduğunu da söyleyen konuşmacı, ülkedeki sosyoekonomik ve siyasal sorunların halkı ve özellikle çocuklar ve yaşlıları çok olumsuz etkilediğini de sözlerine eklemektedir.

Konferansın üçüncü konuşmacısı olan Venezuela eski Dış İşleri Bakanı Yardımcısı ve 2007-2013 döneminde Venezuela Devlet Başkanı Yardımcısı Nicolas Maduro’nun kabine direktörü olan Temir Porras ise, konuşmasına, öncelikle Venezuela’daki mevcut sorunu “siyasi” olarak değerlendirerek başlamaktadır. Venezuela’da Hugo Chavez’in başa geçtiği yıllardan beri ülkede “Chavezciler” ve “Chavez karşıtları” arasında büyük bir kutuplaşma ortamı olduğunu düşünen Venezuelalı siyasetçi, son dönemde bu kutuplaşmanın daha da arttığını vurgulamaktadır. Venezuela’da iktidarın muhalefeti 1999 anayasasına uygun davranmamakla eleştirdiğini kaydeden konuşmacı, daha sonra Venezuela’nın Chavez sonrasında yaşadığı siyasi dönüşümü ve bunun neden olduğu kutuplaşmayı açıklamaktadır. Venezuela’da “devrimci” siyasal geleneği temsil eden ve siyasi söylemlerine de bunu yansıtan Hugo Chavez ve sonrasında Nicolas Maduro iktidarının ülkeyi demokratik bir anayasal düzen içerisinde yönetmeye çalışmalarının da çeşitli zorluklara ve çelişkilere yol açtığını belirten konuşmacı, bu nedenle her seçimde adeta devrimin devamlılığının oylanmak zorunda kaldığını vurgulamaktadır. Hugo Chavez döneminde, Chavez’in karizması ve halkla sürekli iletişim halinde olması sayesinde iktidarın yüzde 60 dolaylarında desteğini koruduğunu ve bu sayede istikrarlı bir dönem yaşandığını düşünen Porras, ancak Chavez’in 2013 yılında kanser nedeniyle erken vefat etmesinin ardından siyasi krizin büyüdüğüne işaret etmektedir. Ülkesi Venezuela’da iktidarla muhalefet arasında çok derin görüş ayrılıkları olduğunu ve Hugo Chavez gibi sisteme istikrar getirebilecek güçlü bir liderin de artık olmadığını belirten Temir Porras, petrol fiyatlarının düşmesi ve Venezuela’nın petrol üretiminin azalmasının da ekonomiyi ve siyaseti olumsuz yönde etkilediğini ifade etmektedir. 2014 yılından bugüne Venezuela ekonomisinin yarı yarıya küçüldüğünü de vurgulayan Venezuelalı konuşmacı ve devlet adamı, ABD Başkanı Donald Trump’ın getirdiği yaptırımlar nedeniyle ekonominin toparlanma imkânının kalmadığını da sözlerine eklemektedir. Daha sonra son aylarda iktidarla muhalefet arasında yaşanan çekişmeleri özetleyen konuşmacı, Juan Guaidó’nun nasıl muhalefetin adayı olarak son dönemde öne çıktığını da açıklamaktadır. Temir Porras’a göre, bundan sonra Venezuela için iki seçenek bulunmaktadır. Bunlardan çatışmaya dayalı olan birincisi, iki taraftan birinin diğerine üstünlük sağlaması anlayışına dayalıdır. Porras’a göre, ABD’deki Trump yönetimi de bu tarzda bir yaklaşımı benimsemektedir. Konuşmacının tercih ettiği ikinci yaklaşım ise, taraflar arasında bir uzlaşıyı (birlikte bir arada yaşamayı-un pacte de coexistence national) öngörmektedir. Konferans bu konuşmayla sona ermekte ve daha sonra soru-cevap bölümüne geçilmektedir.

Sonuç olarak, Venezuela’da 2019 yılı başında doruk noktasına çıkan siyasi kriz, ABD’deki yönetim değişikliğinin Latin Amerika’daki etkileri ve enerji piyasasındaki gelişmeler doğrultusunda okunmalıdır. Venezuela yönetimi, bu süreçte ekonomik krizin de etkisiyle halk desteğinde ciddi kayba uğramasına karşın, Rusya ve Çin gibi büyük güçleri gündeme getirerek uluslararası meşruiyetini arttırmış, ancak Lima Grubu gibi bölgesel ülkelerin yer aldığı önemli bir aktörün desteğini de kaybetmiştir. Venezuela’da suların durulması için, mutlaka yeni ve demokratik bir seçimin yapılması en doğru seçenektir. Ayrıca insani krizlerin önlenmesi adına, ABD ve diğer bölge ülkelerinin Venezuela halkına destek vermeye de devam etmeleri gerekmektedir.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

[1] Web sitesi için bakınız; https://www.iris-france.org/. Hakkında bilgiler için bakınız; https://fr.wikipedia.org/wiki/Institut_de_relations_internationales_et_stratégiques.

[2] https://www.iris-france.org/139086-venezuela-quelles-solutions-politiques/.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.