BM’NİN BAŞARISIZLIKLARI VE LİBERAL KURUMSALCI PARADİGMA

upa-admin 30 Ağustos 2019 293 Okunma 0
BM’NİN BAŞARISIZLIKLARI VE LİBERAL KURUMSALCI PARADİGMA

Giriş

Birleşmiş Milletler (BM), İkinci  Dünya Savaşı sonrasında uluslararası barışı korumak için kurulmuş uluslararası bir örgüttür. Milletler Cemiyeti’ni kuran irade, dünya barışını sağlayacak bir organizasyon oluşturmak çabası içerisindeydi; BM örgütünün temel çıkış noktası da bu amaçtır. BM, savaşların bitmesi ve küresel düzenin ve istikrarın tesisi hedefine yönelik olarak kurulsa da, örgütün kuruluş tarihi olan 1946’dan günümüze başarılı bir tarihe sahip olduğunu söylemek zordur. Örgütün kurulma amacına hizmet etmediği iddiası, yaşanan birçok savaş ve uluslararası krizle birlikte dile getirilmektedir.

Öte yandan, bir uluslararası ilişkiler kuramı olarak liberal paradigmanın, Birinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Milletler Cemiyeti’nin uluslararası barışın inşası ve korunması amacını vurgulayan bir teori olarak doğduğu bilinmektedir. Liberal teorinin uygulamada başarısız kaldığı söylemi, İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle gündeme gelmiştir. 1980’li yıllarda doğan liberal kurumsalcı (liberal institutionalist) yaklaşıma göre ise, uluslararası sistemde işbirliğinin ve uluslararası kurumların varlığı barışın tesisi ve korunması için elzemdir.

BM’nin dünyanın çeşitli bölgelerinde vuku bulan çatışmaları ve savaşları engelleyememesi, uluslararası sistemde işbirliğine vurgu yapan ve uluslararası kurumlar aracılığıyla barışı tesis etmenin mümkün olacağını dile getiren liberal kurumsalcı paradigmanın geçerliliğini yitirdiği tartışmalarını gündeme getirmektedir. Bu çalışma, BM’nin küresel barışı koruma misyonunu gerçekleştiremediği tezini örnek vakalar üstünden inceleyip, liberal kurumsalcı paradigmanın bu bağlamda başarısız olduğunu dile getirmeyi amaçlamaktadır.

BM’nin Kısa Tarihçesi

Birleşmiş Milletler (United Nations) terimi, ilk kez ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt tarafından kullanılmıştır. BM bildirisi, 26 devlet temsilcisi tarafından 1942 yılında imzalanmıştır. BM Antlaşması’nın imzalanmasından birkaç hafta önce ölen Roosevelt’in anısına, ilk kez onun kullandığı BM isminin örgüte verilmesi uygun görülmüştür. İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkan devletler tarafından, BM örgütü, barışı koruyan ve kollektif savunmayı önceleyen bir sistematik oluşturmayı amaçlamıştır.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, dünya barışının tam olarak korunduğu bir ‘’Yeni Dünya Düzeni’’ oluşturma fikri BM’nin kurulmasının temellerini oluşturmaktadır. 1944-1945 yılları sürecinde gerçekleştirilen Dumbarton Oaks, Tahran ve Yalta görüşmeleri esnasında BM Antlaşması taslağı hazırlanmış ve 1945 yılının Mayıs ayında toplanmaya başlayan San Francisco Konferansı sonrasında BM Antlaşması kabul edilerek 24 Ekim 1945 yılında yürürlüğe girmiştir. Böylece BM resmen kurulmuştur.[1] Türkiye, antlaşmayı Milletlerarası Adalet Divanı Statüsü’yle birlikte aynı yıl içinde onaylamıştır.[2]

BM’nin Örgütsel Yapısı ve Güvenlik Konseyi

BM örgütünün temel organları, Güvenlik Konseyi, Uluslararası Adalet Divanı, Ekonomik ve Sosyal Konsey, Vesayet Konseyi ve Genel Sekreterlik’tir Bu organlardan en önemlisi Güvenlik Konseyi’dir. Konsey, BM örgütünün hayati kararlarının alındığı organdır. Genel Kurul’un örgüt üyelerine yönelik aldığı kararlar ise tavsiye niteliğindedir. Uluslararası Adalet Divanı da ihtiyari bir yargı mercii olarak örgüt üyeleri üzerinde etkili değildir. Ancak Güvenlik Konseyi’nin aldığı karalar bağlayıcı nitelik arz edebilmektedir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), uluslararası barış ve güvenliğin korunması noktasındaki sorumlu organdır. Kimi krizlerin çözümünde son çare olarak silah kullanma yetkisine sahip organ olarak da kritik bir role sahiptir. Uluslararası barış ve güvenliği korumayı amaç edinen BM maalesef başarılı bir performans gösterememiştir. 2011’den beri devam eden Suriye’deki iç savaş bunun en açık göstergesidir. Suriye’ye müdahale edilememesinin sebebi olarak veto yetkisi ile donatılmış BM sistemi gösterilmektedir. Öte yandan, 2013’de Mısır’da ordunun yönetime el koyması sonrası Mısır’ın demokratik yöntemler ile iş başına gelmiş olan ilk Cumhurbaşkanı Mursi görevden alınmıştır. BM’nin bu süreçte de harekete geçmediği bilinmektedir. Buna benzer bir örneğin 2004 yılında Haiti’de yaşandığı da kaydedilmiştir. Öte yandan, Güvenlik Konseyi’nin üç temel sorun ile yüz yüze olması söz konusudur: (1) kararların demokratik olmaması, (2) hesap verebilirliğin ve (3) şeffaflığın eksikliğidir. Günümüze baktığımızda, 193 üyeye sahip örgütün demokratik bir yapıya sahip olduğu söylenemez. Güvenlik Konseyi’nin kararlarının hesap verebilir bir mekanizmaya tabi tutulması gerekmektedir. Örneğin, Suriye’deki vahşete rağmen veto yetkisi kullanan üyelerin vetoyu ne sebeple kullandıklarının soruşturulabilmesi mümkün olmalıdır.

Liberal Kurumsalcı Paradigma

Bir uluslararası ilişkiler teorisi olarak 1980’li yıllarda realizme eleştiri şeklinde ortaya çıkan liberal kurumsalcılık, klasik liberal teoriden bazı noktalarda ayrılmaktadır. Liberal kurumsalcılar, bir yandan devletler arasındaki çatışmalar ile mücadelede uluslararası örgütlerin önemine işaret ederken, diğer yandan realistlerin bazı varsayımlarını kabul etmektedirler.[3] Liberal kurumsalcılar da realistler gibi uluslararası sistemin anarşik yapısını kabul etmektedirler. Liberal kurumsalcı paradigmaya göre, devletlerin uzun dönemli ortak çıkarlar peşinde koşmaları kısa vadeli bencil çıkarları peşinde koşmasına kıyasla daha rasyonel bir davranıştır. Uluslararası sistemde barışın tesisi ve korunmasında uluslar arası kurumların önemine vurgu yapan liberal kurumsalcı paradigmanın köklerini İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar  götürmek mümkündür.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından entegrasyon ve işbirliği tartışmalarına katkıda bulunup, liberal kuramı sistematize etmeye çalışan isimlerden biri de Karl W. Deutsch ve arkadaşları olmuştur. Political Community and the North Atlantic Area (1957) isimli eserleriyle ve güvenlik toplulukları (security communities) olarak tabir ettikleri bazı birimlerde, savaş ya da olası sosyal çatışmalar, argümanlarına göre kurumsallaştırılmış prosedürlerle çözülmektedir[4] 1970’li yıllarda liberal kurumsalcı paradigmaya teorik olarak temel teşkil edebilecek iki önemli çalışmadan[5] söz edilebilir. Bunlardan ilki 1972’de yayımlanan Transnational Relations and World Politics, ikincisi ise 1977’de yayımlanan Power and Interdependence: World Politics in Transition’dır. Uluslararası sistemde bağımlılık ve işbirliği tartışmalarının sonucu olarak, uluslararası rejimler ile uluslararası örgütlerin rollerinin bu yıllarda tartışılmaya başlandığı bilinmektedir. Rejimleri ve örgütleri birleştirmesi bağlamında yeni liberaller olarak da bilinen liberal kurumsalcılar bu yıllarda önem kazanmıştır.

BM’nin Tarihe Geçen Başarısızlıkları

20. yüzyılın ikinci yarısından günümüze sayısız çatışma ve savaş yaşanmıştır. Tüm bunlar BM’nin gözü önünde gerçekleşmiştir. BM’nin engelleyemediği savaş ve krizlerin bazıları şunlardır:

  • İsrail-Filistin Sorunu (1948’den günümüze): İsrail’in kurulduğu 1948 yılından günümüze, Filistin halkı İsrail Devleti’nin etnik temizlik hareketinin kurbanı olmaya devam etmektedir. Resmi rakamlara göre, 2000-2014 arası yaşanan çatışmalarda 7 .000’den fazla Filistinli ve 1.100 İsrailli hayatını kaybetmiştir.
  • Keşmir Sorunu (1948’den günümüze): Keşmir bölgesinde devam eden çatışma tarihte yaşanmış en önemli insan hakları krizini teşkil etmektedir. 1989’dan günümüze en az 68 bin kişinin Hindistan güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğü kayıtlara geçmiştir.
  • Kamboçya Çatışması (1975-1979): ABD ve Vietnam arasında yaşanan savaşın ardından, ülkede rejim 1957-1979 yılları arasında soykırım politikaları uygulamıştır ve nüfusun 1/4’üne denk gelen yaklaşık 2 milyon kişiyi katletmiştir.
  • Somali İç Savaşı (1991’den günümüze): Aralık 1992’de kurulan BM Barış Gücü UNOSOM sivil savaşta mağdur olan halka yardım etmekte başarılı olamamıştır ve savaş hala devam etmektedir.
  • Ruanda Soykırımı (1994): Ruanda’daki iç savaş 1990’dan 1994’e dek devam etmiştir. 1994 yılında Hutu yönetimindeki rejim BM görevlilerini katletmiştir ve Hutular’ın yaklaşık 250 bin kadına tecavüz ettikleri o yıllarda büyük bir insani dram karşısında BM çaresiz kalmıştır.
  • Srebrenitsa Katliamı (1995): Büyük bir insanlık trajedisi olan Srebrenitsa Katliamında 8.372 Boşnak sivilin Sırp askerlerce hunharca katledildiği bilinmektedir. Srebrenitsa Katliamı, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’daki en büyük katliam olarak görülmektedir.
  • Darfur Krizi (2003’den günümüze): Sudan’daki isyan hareketi 2.5 milyon insanın yurdundan sürülmesine sebep olmuştur.
  • Irak işgali (2003-2011): ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra, 1 milyondan fazla Iraklının hayatını kaybettiği bilinmektedir.
  • Suriye İç Savaşı (2011’den günümüze): Suriye’de yüz binlerce kişinin hayatını kaybettiği, milyonlarca kişinin mülteci konumuna düştüğü ve yerinden edildiği iç savaşta BM barışı tesis edememiştir ve bölgede savaş hala devam etmektedir.
  • Yemen İç Savaşı (2014’den günümüze): Yemen’de yaklaşık 5 yıldır devam eden iç savaşı sona erdirmeyi amaçlayan Birleşmiş Milletler öncülüğündeki barış görüşmeleri başarıya ulaşamamıştır ve sivil halkın mağduriyeti de BM’nin insani yardım çabalarında da başarısız olması sonucunda artarak devam etmektedir.
  • Arakan Krizi (2017’den günümüze): Myanmar’da 2017 sonrası artan çatışmalar, uluslararası alanda bir insan hakları sorunu olarak görülmektedir. Ancak devam eden çatışmaları durdurmada BM’nin başarılı olduğu söylenemez.

Sonuç

BM’nin savaşlar karşısındaki tavrı ve çaresizliği, 1990’ların başlarındaki konumunu hatırlatmaktadır. 90’ların başlarında, Somali, Ruanda ve Bosna Hersek gibi bölgelerdeki insani krizlere seyirci kalan örgüt, büyük yıkımların ve katliamların önüne geçememiştir. Bu başarısızlıklar, daha sonra ABD ve bazı Batılı aktörlerin müdahaleciliğinin de önünü açmıştır. Bu tek taraflı müdahalecilik yaklaşımı ise, küresel siyaseti daha kırılgan hale getirmiştir. BM’nin başarısızlıkları, uluslararası sistemde bağımlılık ve işbirliği tartışmalarının sonucu olarak uluslararası rejimler ile uluslararası örgütlerin rollerine vurgu yapan liberal kurumsalcı paradigmanın da sorgulanmasına neden olmaktadır. BM Güvenlik Konseyi’nin 1940’lı yıllarda kurulan 15 üyeli yapısının revize edilmesi sonrası barışı tesis etmede BM’nin göstereceği başarı, liberal kurumsalcı paradigmanın uluslararası ilişkileri anlamada işlevselliğini yeniden kazanması açısından önemli bir rol oynayabilir.

 

Begüm BURAK

 

KAYNAKÇA

  • Arı, Tayyar (2008), Uluslararası İlişkiler Teorileri: Çatışma, Hegemonya, İşbirliği, Bursa: MKM Yayıncılık.
  • Bozkurt, Enver & Kütükçü, M. A. & Poyraz, Y. (2009), Devletler Hukuku, Ankara: Yetkin Yayınları.
  • Keohane, R. O.  & Nye, Joseph S.  (1972), Transnational Relations and World Politics: An Introduction, Cambridge, Harvard University Press.
  • Keohane, R. O. ve Nye, Joseph S, (1977), Power and Interdependence: World Politics in Transition, Boston, Little Brown.
  • Yanık, Lerna K, (2015),  “Liberalizm: Bir Yazın Değerlendirmesi”, ”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 12, Sayı: 46, ss. 35-55.
  • https://www.ombudsman.gov.tr/contents/files/6535501-Birlesmis-Milletler-Antlasmasi.pdf, (30.08.2019).

 

[1] Enver Bozkurt & Mehmet Akif Kütükçü & Yasin Poyraz, Devletler Hukuku, Ankara: Yetkin Yayınları, 2009, s. 57.

[2] https://www.ombudsman.gov.tr/contents/files/6535501-Birlesmis-Milletler-Antlasmasi.pdf, (30.08.2019).

[3] Lerna K. Yanık  (2015), “Liberalizm: Bir Yazın Değerlendirmesi”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 12, Sayı: 46, s. 44.

[4] a.g.e., ss. 41-42.

[5] Robert O. Keohane & Joseph S. Nye (der.), Transnational Relations and World Politics: An Introduction, Cambridge, Harvard University Press, 1972 ; Robert O. Keohane & Joseph S. Nye, Power and Interdependence: World Politics in Transition, Boston, Little Brown, 1977.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.