FATİH KESKİN’DEN “POLİTİK PROFESYONELLER VE UZMANLAR”

upa-admin 26 Eylül 2019 266 Okunma 0
FATİH KESKİN’DEN “POLİTİK PROFESYONELLER VE UZMANLAR”

Kitabın Künyesi: Fatih Keskin, Politik Profesyoneller ve Uzmanlar, Ankara: De Ki Yayınları, 2011.

Politik Profesyoneller ve Uzmanlar

Giriş

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Fatih Keskin’in kaleme aldığı Politik Profesyoneller ve Uzmanlar adlı eser, politikanın toplumsal ve sınıfsal eksenden uzaklaştığı, depolitizasyonun artıp kamusal alanın boşaldığı bir dönemde, politikanın rasyonelleşmesi çerçevesinde, yeni seçkinler olarak adlandırılan politik profesyoneller ve uzmanları mercek altına almaktadır. Öyle ki, bilgi ve becerileriyle yönetici elitlerin yanında konumlanan ve siyaset sahnesindeki görünürlükleri her geçen gün artan bu yeni seçkinler sınıfının tarihsel gelişimi, yaslanmış olduğu düşünsel temeller ve nihayetinde politik profesyonellere ilişkin farklı yaklaşımların öğretileri söz konusu kitapta ayrıntılı bir şekilde aktarılmıştır. Bu yazıda, son derece özgün olan bu eserin, bir hülasası okuyucuya takdim edilecektir. Ancak kuşkusuz ki, kuramsal ağırlıklı bu değerli eserin tam manasıyla kavranabilmesi için tamamının okunması gerektiği gözden kaçırılmamalıdır.

Fatih Keskin

Yazar Hakkında

Prof. Dr. Fatih Keskin, 1971 yılında Samsun’da doğmuştur. Liseyi İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’nde bitiren Keskin, 1989-1992 yılları arasında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünde okumuştur. Mezuniyetin ardından önce ODTÜ, bilahare Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamlayan Keskin, halen Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Siyaset Bilimi, Siyasal İletişim ve Halkla İlişkiler alanlarında dersler vermektedir.

Kitabın Özeti

Kitabın “Giriş” kısmında, dünyada hızla yaygınlaşmakta olan uzman ve danışmanların politik alandaki faaliyetlerine ilişkin araştırmaların yeni olmadığına değinilerek, bilgiyi inşa eden ve sunan uzmanlara yönelik ilginin 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren arttığına dikkat çekilmektedir. Zira 20. yüzyılın modern demokrasilerinde, politik kararların iki temel meşruluk zeminine tekabül ettiğine vurgu yapılmaktadır. Dolayısıyla, günümüzdeki kararların yalnızca seçimler vasıtasıyla iktidar yetkisini elde edenler tarafından alınıp, bilimsel uzmanlık temelinde faaliyet yürütenlerce desteklendiği takdirde geçerli olabileceğine işaret edilmektedir. Filhakika, uzmanlara atfedilen bu niteliğe dikkat çeken Keskin, bu durumun uzmanların politik görev alanını etkilediğini belirtmektedir. Öyle ki, uzmanların görev alanı, “politik sorunları tanımlama” ve “bu sorunlara çözüm önerileri üretme” olarak ifade edilmektedir. Bilimsel ve etik tarafsızlık ilkeleri üzerine inşa edilen uzmanlığın, politikayı, ahlaki ve politik çözümlemelerden ayırarak odak noktasını etkili programlar geliştirme ve teknik önerilere yoğunlaştırdığına vurgu yapan yazar Keskin, 1960’lardan itibaren bu anlayışın sorgulanmaya ve eleştirilmeye başlandığına atıf yapmaktadır. Öyle ki, bu eleştirilere bakıldığında, uzmanlar ve danışmanların artan nüfuzuyla birlikte kamusal meşruluğa sahip kurumların güçsüzleştirildiği, siyasal partiler ve yasama organlarının teknokrat seçkinler karşısında zayıfladığı ve tüm tarafların katılımından ziyade siyasetçilerle girişilen kapalı devre ilişkilerin ön plana çıktığına yer verilmektedir. Politik kadroların mütemadiyen uzmanlık bilgisinin otoritesini elde ederek müphemlik ve karmaşa ile daha kolay baş edebileceğine dair temel inancı aktaran Keskin, bilimin ve bilgiyi inşa eden uzmanların, siyasal iktidarın keyfi tutumunu engelleyebileceğine ve politik iradenin karar alma sürecine yardım edebileceğine değinmektedir. Böylelikle, uzmanlar tarafından yönetilmeyen, fakat onların bilgi ve birikimine dayanan bir demokrasi perspektifinin inşa edilmek istendiğine vurgu yapılmaktadır. Tüm bu gelişmeler çerçevesinde, politikanın rasyonelleşmesi ve akılcı bir şekilde yönetilen kurumlar içerisinde yer almasının politik danışmanlığı profesyonel uğraşıya dönüştürdüğüne yer verilmektedir. Mevcut dönüşümün temel izleklerini aktaran yazar, bu dönüşümle birlikte siyasette uzmanlık sahibi teknisyenin, belirli bir eğitim ve kariyer sonucunda elde edeceği niteliklerle politik arenada profesyonel olarak görev üstlenebileceğine işaret etmektedir. Bu “yardımcı güçler”in ilk başlarda rahip, saray soylusu ya da hukukçu olarak hizmet ettiğine vurgu yapan yazar, bilahare modern devletin ortaya çıkışı ve demokratikleşmeyle birlikte devlet yönetimi için bir gereksinim haline gelen profesyonellerden oluşan imtiyazlı bir zümrenin geliştiğini ifade etmektedir. Ekseriyetle siyasi liderin arkasında kalmayı tercih eden politik profesyonellerin, parti örgütünü mobilize etmek ve uzmanlık yetenekleri gibi iki temel özelliğine vurgu yapılmaktadır. Bilahare, politik profesyonellerin vasıflarına ilişkin çözümlemeyi sürdüren yazar, onların sistemli bilgi alanlarına, imtiyazlı ve zahmetli eğitim sürecine, örgütlenerek belirli bir mesleki rolü ifa etmelerine ve nihayetinde sahip oldukları toplumsal kaynakları kullanabilme ayrıcalıklarına dikkat çekmektedir.

Tüm bu parametreler bir arada düşünüldüğünde; politik profesyonellerin mevcut konumlarının onlara yüklediği mesuliyetin bir tezahürü olarak özerk olmaları ve kendi öz denetimlerini yapmalarına ilişkin beklentiler sıralanmaktadır. Tüm bu tartışmaların odağında, politik profesyonellerin tarihsel gelişimini aktaran Keskin, siyasetçilerin, meşruluk kazanmak ve birikimlerinden istifade etmek için bilgili kişilere başvurma tarihinin, oldukça eskilere dayandığını ifade etmektedir. Öyle ki, Platon’un “filozof-kral” odaklı seçkinci yaklaşımının temel izlekleri aktarılarak, akabinde Sokrates’in diyalog yöntemine değinilmektedir. Nitekim Platon’un filozof-kral yaklaşımının politik danışmanlığın klasik öğretisi olduğuna dikkat çeken yazar, bu anlayışın seçkinci ve otoriter izler taşıdığını aktarmaktadır. Ne var ki, Sokrates’in diyalog metodunun iknadan ziyade felsefi bir konuşma biçiminde tezahür ettiğini belirten yazar, daha sonra ise bilgelerin, toplum hizmetinde faydalı olmasının en büyük erdem olarak kabul edildiği Roma dönemini mercek altına almaktadır. Modern zamanlara gelindiğinde ise, bilim ve teknolojinin ilerlemesine koşut olarak uzmanlık düşüncesinin daha belirginleştiğine değinen Keskin, bilimin yükselişiyle beraber 17. yüzyılda Platon’un filozof-kral anlayışının Francis Bacon’ın verimlilik ve teknik düzen adına idare eden teknik seçkinlere bıraktığını vurgulamaktadır. 18. yüzyıla gelindiğinde ise, siyasal iktidarı, uzmanlara ve danışmanların bilgisine isnat etme anlayışının, Aydınlanma ideolojisinin de temelini oluşturduğuna dikkat çekilmektedir. Hülasa, 15. yüzyılla 18. yüzyıl arasında bilge adamlara danışma faaliyetinin salt bilgilerinden istifade etme anlamı taşmadığı, aynı zamanda politik katılımın da tek meşru biçimi olduğuna değinen muharrir Keskin, bilahare 19. yüzyılın temel formunu özetlemektedir. Öyle ki, bu yüzyılda bilim ve teknik alanında ortaya çıkan gelişmeler, o zamana kadarki en yüksek seviyeyi görmüştür. Sanayileşme ve bilim alanında yaşanan gelişmelere binaen sistematik danışma mekanizmalarının oluşumuna yönelik gelişmelerin yaşandığına dikkat çekilerek, bu dönemde mutlak yönetim rejimlerinin, yerini parlamenter sisteme bıraktığına vurgu yapılmaktadır. Dolayısıyla, iktidar odaklarının artmasına paralel olarak uzmanlık ve danışmanlığın da muhtelif çeşitlerinin geliştiğine değinen yazar, artık bilge kişilerden ziyade alan bilgisine haiz olan uzmanların talep edilmeye başlandığını ifade etmektedir. Keza 19. yüzyılda mesleki örgütler ve araştırma enstitülerinin politik arenada peyderpey kurumsallaşmaya başladığına atıfta bulunulmaktadır. Bilhassa üniversitelerin bu süreç içerisinde yönetim maksatlı kullanılacak malumatı inşa eden başlıca kurum olduğunu belirten Keskin, üniversitelerin, uzmanların yetiştirildiği ve yeniden üretildiği kurum olarak konumlanan yapısına dair tafsilatlı açıklamalarda bulunmaktadır.

Profesyonelleşmeyi mercek altına almaya devam eden yazar, mefhumun ABD’de İlerlemeci Hareket ile geliştiğine değinirken, Kıta Avrupası’nda ise kavramı ilk inceleyenin Max Weber olduğunu ifade etmektedir. Her iki yaklaşımın kendine has özelliklerine ilişkin ayrıntılı bir bilgi aktarımında bulunan yazar, daha sonra kavramın Gramsci tarafından nasıl ele alındığını da okuyucuya takdim etmektedir. Tüm bu yaklaşımlara ilaveten, kavramın Nasyonal Sosyalizm için de önem atfettiğine dikkat çeken yazar, Nasyonal Sosyalizmin tekniğe düşman bir ideoloji olmadığını; bilakis daha çok tekniği politika için kullandığını ifade etmektedir. 1950’lere gelindiğinde ise, politikanın, iktidarı rasyonelleştiren, bilgi ve istidatlarıyla politik karar alma süreçlerini profesyonelleştiren uzmanlar aracılığıyla yapılan faaliyetler dizini olarak tanımlandığına dikkat çekilmektedir. Nitekim ortaya konulan bilgi ve becerilerin ötesinde, profesyonellerin, çoğunluğun demokratik onayı ile birlikte siyasal meşruiyetin ikinci bir kaynağı olarak görüldüğüne vurgu yapan yazar, bu durumun profesyonellere sınırsız bir destek ve yetke sağladığını ifade etmektedir. Öyle ki, profesyonellerin, parlamento veya yürütme organlarına meseleler hakkında akılcı ve etkili çözüm önerileri sunduğuna, bilahare kamuoyunu bu önerilerin bilimsel temeli konusunda bilgilendirdiğine değinen Keskin, politik profesyonelleri dikkate almadan günümüzde siyasetin yapılabilirliğinin neredeyse düşünülemez hale geldiğinin altını çizmektedir. Diğer bir ifadeyle, politikanın rasyonalizasyonu için toplumsal menfaatlere mesafeli yaklaşan uzmanların, politika adına vazgeçilemez olarak değerlendirildiğine vurgu yapılmaktadır. Bu dönemin ana sloganlarını mercek altına alan yazar, uzmanlara dayanarak planlama, her şeyi planlayarak idare etme ve nihayetinde farklı toplumsal çıkarları bilimsel etkinlikler aracılığıyla dengelemeye yönelik ayrıntılı açıklamalarda bulunmaktadır. Takvimler 1960’ları işaret ettiğinde ise, politikanın iyiden iyiye politik profesyoneller vasıtasıyla yapılabilir bir faaliyet haline geldiğine vurgu yapan Keskin, bu dönemde profesyoneller içinde bilim insanlarının arttığını belirtmektedir. Bu durumun temel müsebbibi, üniversitelerde akademik kariyer imkânının sınırlılığı, uzmanlık disiplinlerinin artması ve üniversitelerin devlet ve endüstrinin faydalanabileceği eleman merkezlerine dönüşmesidir. Mamafih, politik rolleri ve artan etkileri hasebiyle uzmanların modern demokrasiler içerisinde önemli bir tartışma konusu haline geldiğine dikkat çekilerek, bilimsel ve teknik gelişmelerin yaratmış olduğu felaketlerin de etkisiyle uzmanlara yönelik geleneksel ve ekseriyetle kendiliğinden sunulan desteğin azaldığına ve uzmanların tarafsızlığının sorgulandığına vurgu yapılmaktadır. Aynı zamanda politika ve politik kadroların da sorgulandığını ifade eden Keskin, yerleşik siyasal örgütlere katılım şekillerinin azaldığını, onun yerine geleneksel olmayan katılım biçimlerine ilişkin temayüllerin arttığını belirtmektedir.

Politik profesyonellere ilişkin eleştirileri çözümlemeyi sürdüren yazar, yurttaşların katılım istençleriyle uzmanların, politik kadrolara takdim ettiği hizmetler arasındaki gerilime dikkat çekerek politik danışmanların, kamusal meşruluğa sahip organları tehdit ettiğine ilişkin kaygıların gitgide arttığını ifade etmektedir. Politik profesyonellerin tarihsel gelişimine ilişkin bilgi aktarımına devam eden yazar, 1970’lere gelindiğinde ise salt ABD’de değil, Kıta Avrupası ülkelerinde de bilimsel ve teknik elitlerin, pozitivist metotların, planlama uzmanlarının dört bir koldan egemenliğini ilan ettiğini aktarmaktadır. Söz konusu kitapta, politik profesyonellerin tarihsel gelişiminin aktarılmasının akabinde, profesyonellerle siyasetçiler arasındaki ilişkiyi açıklamaya çalışan modellere ve politik profesyonellere dair ana akım ve eleştirel olmak üzere iki temel yaklaşıma dair açıklamalar yer almaktadır. Ampirik güç kavramına dayanan ve politikanın araçsal bakış açısını benimseyen çoğulcu yaklaşımın, politik profesyonelleri nasıl ele aldığını inceleyen yazar, söz konusu bu yaklaşımın, profesyoneller aracılığıyla daha iyi ve farklı kesimleri temsil edebilecek bilgiye ulaşmanın olanaklı olduğuna, bunun da doğrudan politik kararların alınmasına imkân tanıdığına ilişkin temel öğretisini özetlemektedir. Öyle ki, bu yaklaşıma göre tüm kolektif aktörlerin karar alma süreçlerini müsavi düzeyde etkileme olanağının bulunduğuna yer verilmektedir. Dolayısıyla bu perspektifte profesyonellik, devletin çıkarlar arasında uzlaşı araması için istişarede bulunduğu bilim insanları ya da teknisyenler olarak tanımlanmaktadır. Hülasa çoğulcu yaklaşımda profesyonelliğin; yasama organları, hükümetler, partiler ve medyanın irade oluşturma gayretleri ve karar alma süreçlerine verdikleri destek bağlamında ele alındığını ifade eden yazar Keskin, uzmanlar veya danışmanların bu yaklaşım içerisinde siyasetçinin gerçeğe bakışını engelleyen tasarımları ve önyargıları ortadan kaldırdığını vurgulamaktadır. Bir başka ifadeyle çoğulcu yaklaşıma göre, siyasetçilerin, günlük endişeler ve ideolojik önyargılar hasebiyle gerçekçi olmayan bir bakış açısı inşa edebileceği kaygısı politik profesyonellere olan gereksinimi elzem kılmaktadır. Bu kuramda, uzmanların, önceden saptanmış hedeflere erişmek maksadıyla alternatif araçların kullanımında verimlilik ve işlevsellik konularında danışmanlık hizmetini ifa ettiklerine işaret eden Keskin, söz konusu teorinin profesyonellere, politikanın rasyonalitesini artırdığı ve meslekten politikacı yetiştirdiği için müspet baktığının altını çizmektedir. Diğer tarafta ise eleştirel kuramın, çoğulcu teorinin eksik ve zayıf yönlerine vurgu yaptığına değinilmektedir. Öyle ki, eleştirel yaklaşımlar tarafından, çoğulcu teorinin, Amerikan siyaset biliminin ders kitabı öğretisi olarak kabul edildiğine işaret eden yazar, eleştirel perspektifin ekseriyetle teknokrasi kuramından doğup geliştiğini vurgulamaktadır.

Teknokrasi kuramına ilişkin ayrıntılı bir bilgi aktarımında bulunan yazar Keskin, eleştirel fikir adamlarının, profesyonellik mefhumunu, entelektüelden uzmanlığa doğru evirilen bir dönüşüm süreci içerisinde ele aldığını ifade etmektedir. Dolayısıyla bu yaklaşımda uzmanlar, örgütlerin denetimiyle iktidar ve tahakküm mefhumları çerçevesinde incelenmiştir. Bilahare eleştirel perspektifte uzmanların, güç istenci ve evrensel hakikat savunucuları; demokrasilerde ise uzmanların, politikacılar üzerinde egemenlik kuran teknokratlar olarak değerlendirildiğine işaret edilmektedir. Hülasa, eleştirel kuramın, politik profesyonelleri inceleyişinde; bir tarafta politik ve ekonomik seçkinlerle uzman ve danışmanlardan inşa edilmiş bir tabakayı; diğer yanda ise siyasetsizleştirilmiş kitleyi birbirinden ayırarak değerlendirdiğine yer verilmektedir. Kısacası, eleştirel perspektifin, toplumsal yaşam içerisinde bilgi ve becerileri sayesinde imtiyazlı bir konuma sahip olan politik profesyonelleri, sorunsal haline getirdiğine değinilerek onların ‘’sorumsuz’’ oluşları, karar alıcılarla yakınlıkları ve “göreceli özerklikleri” ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Son olarak eleştirel kuram içindeki muhtelif yaklaşımların, bilgileri aracılığıyla modern toplumda ön plana çıkan politik profesyonellerin denetim altında bulunmamalarını konu edindiğini belirten Keskin, uzmanlığın/profesyonelliğin demokratikleşmesi taleplerine yer vermektedir. Öyle ki, politik profesyonellerin meşruluğu konusunun önemli bir tartışma odağı olduğunu aktaran yazar, bu bağlamda uzmanlığın tiranlığının karşı konulamaz gücüne dair ayrıntılı bir bilgi aktarımında bulunmaktadır. Uzmanların, bu demokratikleşme talepleri karşısında kendilerini savunduklarına vurgu yapılmaktadır. Öyle ki, uzmanlar, bizatihi kendilerinin seçkin olmadığını; bilakis atanmış görevliler olduklarını ve müşterileriyle ilişkilerinde kamu yararını gözetmeye çalıştıklarını ifade etmektedir. Yine bu çerçevede politik profesyonellerin, farklı demokrasi türleri tarafından nasıl ele alındığına ve hangi temel izleklerin takip edildiğine ilişkin ayrıntılı analizler okuyucuya sunulmaktadır.

Sonuç

Prof. Dr. Fatih Keskin’in kaleme aldığı Politik Profesyoneller ve Uzmanlar adlı eser, bilgi ve becerileriyle politik arenada her geçen gün görünürlükleri artan ve politik kadroların yakınında konumlanan politik profesyonelleri ve uzmanları, politikanın bilimselleşmesi çerçevesinde kuramsal bir bakış açısıyla ele alan son derece titiz bir çalışmanın ürünüdür. Öyle ki, söz konusu bu kitap, günümüzde politikanın gittikçe ideolojik ve sınıfsal eksenden uzaklaştığı bir dönemde, değer yargılarından arındırılmış ve rasyonelleşmiş bir politika bilimi içerisinde politik profesyonellerin, tarihsel gelişimini ve vasıflarını sarih hatlarla okuyucuya takdim eden değerli bir çalışmanın tezahürüdür. Bu bakımdan bilhassa Siyaset Bilimi alanına ilgi duyan okuyucularımıza kitabı tavsiye etmekteyim.

 

İsmail Uğur AKSOY

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.