ULUSLARARASI İLİŞKİLER TEORİLERİ AÇISINDAN GÜVENLİK KAVRAMI-II

upa-admin 29 Ekim 2019 247 Okunma 0
ULUSLARARASI İLİŞKİLER TEORİLERİ AÇISINDAN GÜVENLİK KAVRAMI-II

Giriş

Siyaset Bilimi disiplininin önemli konularından olan ve yeni kavramsallaştırmalar ile zenginleşen Uluslararası İlişkiler Teorileri konusunun güvenlik kavramına bakışını farklı yaklaşımlar bağlamında ele almak bu yazının temel amacıdır. Bu yazı, “Uluslararası İlişkiler Teorileri Açısından Güvenlik Kavramı-I” yazısının devamı niteliğindedir.

Marksizm ve Güvenlik Yaklaşımı

Marksist yaklaşım, güvenliğin inşasına yönelik bir kavramsallaştırmadan ziyade güvenliğe eleştiri boyutunda bir yaklaşım sergilemektedir. Marksizm, Sanayi Devrimi sonrası ağır kapitalizmin yaşandığı bir devirde işçilerin ağır koşullar altında çalıştırıldığı bir dönemde doğmuştur. Karl Marks (Marx), kapitalizmin toplumda eşitsizlik ve adaletsizlik yarattığını iddia etmiş ve eleştirel bir bakış açısı ortaya koymuştur. Bu sebeple, Marksist teoride, temel olarak alınan kavramların toplumsal eşitlik ve adalet kavramları olduğu bilinmektedir. Adaletsizliğe çözüm yolu olarak toplumda sınıf bilincinin geliştirilmesi ortaya konmuştur. (Bagby, 2002: 172).

Güvenlik açısından, Marx, üretim araçlarına sahip olan sınıfın kendi çıkarlarını korumayı öncelediğini ifade eder. Bunun sonucunda, hakim sınıfın kendi çıkarlarına karşı olan tutumlarını topyekûn bir güvenlik sorunu şeklinde yansıtması söz konusudur. Bu durumda, devlete önemli görevler düşmektedir. Böylesi bir biçimde konumlandırılan devlet, güvenliğe karşı tehdit olan durumları topluma karşı bir güvenlik tehdidi olarak değerlendirecek ve devletin koyduğu güvenlik politikaları ise korumacı bir hal alacaktır. Fakat, Marksist ideolojide, devletin sadece güce hükmeden ve hakimiyeti elinde bulunduran sınıfın hamiliği rolünü üstlenen bir araç olduğu da belirtilmektedir (Birdişli, 2011: 164).

Yapısalcı Marksizm Kuramı ve Güvenlik Yaklaşımı

Yapısalcı Marksistler; toplum, ekonomi ve politikanın merkezinde paradigmalarını konumlandırıp toplumda mevcut olan dinamiklerin birbirleriyle olan ilişkilerini ele almaktadır. Yapısalcı Marksist anlayışa göre, günümüz dünya siyasetinde, ekonomik unsurların belirleyici rolü göz ardı edilemez. Soğuk Savaş döneminde dünya siyasetini şekillendiren çift kutuplu yapı, ideolojik çatışmalar ve askeri söylem özellikle savaşın bitmesinin ardından yerini ekonomik konulara bırakmıştır. Bu bağlamda, güvenli bir toplumun tesis edilmesinde refah toplumunun da olması gerekmektedir ve bunun için ekonomilerin doğru yönetilmesi şarttır (Arıboğan, 2007: 222). Bu kurama göre, az gelişmişliğin yarattığı güven bunalımının ana kaynağı, kapitalist sistemin yapısındadır; zira kapitalist ideoloji özü itibariyle yayılmacıdır.

Feminist Uluslararası İlişkiler Kuramı ve Güvenlik Yaklaşımı

Uluslararası İlişkiler literatüründe feminist kuramın çıktığı dönem, 1980’lerin sonu ve 1990’ların başına denk gelmektedir (Tür & Aydın, 2010: 5). Soğuk Savaş’ın bitişine denk gelen bu yıllarda güvenliğin askeri kapsamda çalışılması önemini yitirmiş ve çevre ve birey güvenliği gibi çeşitli boyutlar çalışmaya dahil edilerek güvenlik ele alınmaya başlanmıştır. Bunun bir neticesi olarak, kadın hakları da bireysel güvenlik çerçevesinde ele alınarak kadının sosyolojik açıdan güvenlikteki rolünün altı çizilmiştir.

Feminizm, kadınların toplumdaki  rolünü arttırmayı ve haklarını genişletmeyi amaçlayan, cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkan bir yaklaşımdır. Uluslararası İlişkiler literatürüne yeni giren feminist kuramın merkezinde yer alan tartışma, Uluslararası İlişkiler çalışmalarının kadınları içermiyor olmasıdır. Feminist yaklaşım, güvenlik kavramını cinsiyet merkezli ele alır ve temellerini kadın üzerine oturtmaktadır. Feminist görüşü savunanlar realist kuramın üzerinde durduğu otorite ve devlet gibi olguların, erkek egemen söylemle doğrudan ilişkili olduğunu ve realizmin yalnızca erkek eksenli ve erkek egemen bir güvenlik anlayışını temel almak ile yetindiğini belirtmektedirler.

Realizmin savunduğu güvenlik tezlerine karşı feminist güvenlik yaklaşımının temel özellikleri aşağıdaki gibi sıralanabilir:

  • Realist kuramın devlet odaklı anlayışının reddedilmesi,
  • Soyut söylemin sorgulanması,
  • Kadınların hayatları ile güvenlik arasındaki ilişkinin vurgulanması,
  • Devlet odaklı bakış açısının sorgulanması,
  • Şiddetin yapısal bir nitelik arz ettiğinin kabul edilmesi (Ataman, 2009:23).

Dünya Sistemi Teorisi ve Güvenlik Yaklaşımı

Dünya Sistemi Teorisi’nin literatürdeki bir diğer adı yapısalcılık olarak  bilinmektedir. Dünya Sistemi Teorisi, diğer teorilere nazaran daha az yaygındır (Caşın & Özgöker & Çolak, 2007: 92). Bu teoriye göre, kapitalizmin tabiatında mevcut olan çelişkiler, farklı krizlerin farklı aşamalarında ortaya çıkar. Devlet içi ve devletlerarası ilişkilerde ortaya çıkan bu gerilimler, merkez ve çevre ülkeleri arasındaki sömürgeyi merkeze alan ekonomik ve siyasal yapıları her defasında yeniden düzenlemektedir.  Dünya Sistemi Teorisi, Immanuel Wallerstein tarafından ortaya konulmuştur. Bu teoriye göre, devletler, çok uluslu şirketler ve uluslararası şirketler küresel ekonomik sistemde hakim sınıf çıkarlarını temsil ederler. Bu teoriye göre, uluslararası sistemde sınıf çatışmaları hakimdir.

Post-Modern Kuram ve Güvenlik Yaklaşımı

Moderniteye eleştiri olarak ortaya çıkan Post-modern yaklaşım, Soğuk Savaş sonrası küreselleşme ile eşzamanlı olarak yaşanan kavramlardaki dönüşüme vurgu yapmaktadır. Küreselleşme, zıtlıkları birbirine yakın hale getirirken çatışmaları da artırmaktadır. Örneğin klasik dost-düşman ayrımı geçmişte belirli sınırlar içinde algılarda yer alırken, bugün dost-düşman ayrımının yapılması çok daha güç bir hal almıştır.

Günümüz dünyasında, Post-modern kuramın güvenlik kavramına yönelik eleştirileri iki ana zemine dayanmaktadır. Bu çerçevede, Batı merkezli uluslararası sistem, bireyin güvenliğini tehdit etmekte ve klasik güvenlik yaklaşımı pratikte yalnızca devletin güvenliğini öncelemektedir. Öte yandan, Post-modern teorisyenler güvenlik çalışmalarına psikolojik bir perspektif kazandırarak, literatüre yönelik kavramların farklı bir açıdan ele alınabilmesine yol açmışlardır. Onlara göre, güç, barış ve savaş gibi kavramların bireyden bağımsız ele alınması hem bireyin, hem de toplumun güvenliğine tehdit olmaktadır.

Sonuç

Uluslararası İlişkiler teorilerinin güvenlik yaklaşımlarını ele almaya çalışan yazı serisinin ikinci ve son serisinde Marksizm, Yapısalcı Marksizm, Feminizm, Dünya Sistemi  Teorisi ve Post-modern kuram incelenmeye  çalışılmıştır. Bu yaklaşımların, geliştiği tarihsel bağlam ve süreçler güvenlik kavramına bakışlarını şekillendiren başlıca unsurlardandır, denebilir.

 

Begüm BURAK

 

Kaynakça

  • Arıboğan, D. Ü.,  (2007). Uluslararası İlişkiler Düşüncesi: Tarihsel Gelişim, İstanbul, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları.
  • Ataman, M., (2009), “Feminizm: Geleneksel Uluslararası İlişkiler Teorilerine Alternatif Yaklaşımlar Demeti”, Alternatif Politika, ss. 1-41.
  • Bagby, L. M., (2002),  Political Thought, Toronto, Wadsworth/Thomson Learning Publication.
  • Birdişli,  F . (2011). “Ulusal Güvenlik Kavramının Tarihsel ve Düşünsel Temelleri”. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 31. ss. 149-169.
  • Caşın, M. & Özgöker U. & Çolak, H., (2007),  Küreselleşmenin Avrupa Birliği Ortak Güvenlik ve Savunma Politikasına Etkisi, İstanbul: Nokta Kitap.
  • Tür, Ö. & Aydın K. Ç., (2010), “Feminist Uluslararası İlişkiler Yaklaşımı: Temelleri, Gelişimi, Katkı ve Sorunları”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 7, Sayı 26 ss. 3-24.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.