IRAK’TA YAŞANAN SOKAK OLAYLARI NE ANLAMA GELİYOR?!

upa-admin 04 Kasım 2019 417 Okunma 0
IRAK’TA YAŞANAN SOKAK OLAYLARI NE ANLAMA GELİYOR?!

Irak’ta Mayıs 2018 de yapılan genel seçimler, gerek seçim öncesi ve seçim sürecinde, gerekse de seçim sonrası yaşanan koalisyon kurma sürecinde ciddi bir krize dönüştü ve Irak tarihi boyunca yaşadığı en uzun süreli koalisyon pazarlıklarına sahne oldu. Parçalı siyasi yapı, başta etnik ve mezhepsel siyasi partilerin güçlenmesine sebep olduğu gibi, siyasi karışıklığın da giderek artmasına neden oldu. Mayıs 2018 genel seçimleri öncesi dile getirilen en temel talepler; yolsuzluğun önlenmesi, adil ve eşit ücret dağılımı, vergi yükünün azaltılması, sağlıklı alt yapı ve içme suyu şebekesi sağlanması ve petrol gelirinin halka ulaşması idi.

Nitekim Başbakanlık koltuğuna oturan Adil Abdülmehdi liderliğinde kurulan koalisyon hükümetinden de bu talepler bağlamında bir hükümet programı açıklaması ve ilk icraatlarını bu başlıklarda yapması talep edildi. Fakat gerek hükümetin kurulma sürecinin uzaması, gerekse de kurulan hükümetin etnik ve dini yapılardan aldığı desteğin şartlı ve sınırlı olması, bu taleplerin ilk elden yerine getirilmesini sağlamadığı gibi, daha büyük sıkıntıların doğmasına da neden oldu. Başbakan Adil Abdülmehdi ve Cumhurbaşkanı Berham Salih, uyum içinde çalışıyor görüntüsü verseler de, parlamentoda bu uyum pek göze çarpmadı.

Ekim 2019 başlarında başkent Bağdat, Şii nüfusun yoğun olduğu güney Irak kentleri Necef ve Basra’da başlayan sokak olayları, ilk etapta çok ciddiye alınmamakla birlikte polisin ve askerin sert müdahalesi ile karşılaştı ve daha ilk iki haftada ölü sayısı 100’ü aştı. Öyle ki; bu durum sokak eylemlerinin giderek diğer şehirlere de yayılmasına sebep oldu. Kuzey kentleri Kerkük, Musul ve Telafer’de de benzeri eylemler görüldü ve hemen hemen aynı talepler dile getirildi. Çoğunluğu kentli gençlerin oluşturduğu bu sokak gösterilerinde temel talepler ve söylemler, tıpkı seçim öncesi dile getirilen talepler gibi insan hakları bağlamında yaşanan sıkıntıları içeriyordu. Artan yoğun işsizlik ve geçim sıkıntısı da tüm bu sorunların üzerine eklenince, sokak eylemlerinin şiddeti iyice artmış ve önü alınamaz hale gelmişti.

Kerkük Üniversitesi öğrencilerinin Ekim ayı sonlarında yaptığı eylemlerde dile getirdiği “Hepiniz Hırsızsınız” sloganı ise, neredeyse tüm siyasetçilerden ümidin kesildiğinin ve düzenin artık köklü bir şekilde değişmesi gerektiğinin bir yansıması idi. Kerkük gibi başta Türkmenler olmak üzere pek çok etnik ve dini yapının bulunduğu bir kentin gençlerinin bu denli göze çarpan bir sloganla sokağa dökülmesi, şüphesiz Bağdat yönetimi tarafından da göz ardı edilmeyecek bir durumdu.

Kentli-üniversiteli gençler başta olmak üzere, ezilen hakkı yenen ve işsizliğin pençesinde kalan kitlelerin sokağa çıkması ile başlayan eylemlerin giderek dini siyasi bir kimliği de beraberinde getirmesi ise, gidişatı şaşırtıcı bir hale getirmekle birlikte Bağdat yönetimini ve politikalarını iyice zora sokan bir hale getirdi. Şii nüfusun yoğun olduğu ruhani kentler Necef, Kerbela, Basra ve civarında İran karşıtı bir slogan zinciri geliştirilmesi ilk etapta çok taraftar bulmasa da, ilerleyen günlerde başta başkent Bağdat olmak üzere tüm kentlerdeki gösterilerde diğer taleplerle birlikte dile getirilen en temel sloganlardan oldu.

Amerikan işgalinin yaşandığı 2003 sonrası İran’ın Irak içerisinde etkinliğinin giderek arttığı ve sürekli Şii partilerinin seçimleri kazandığı ve hükümette yer aldığı eleştirileri dile getirilmekle birlikte, bu eleştiriler Irak içinden çok dışından gelen eleştirilerdi. Özellikle bölge ülkeleri, İran’ın Irak içerisinde etkinliğin artmasından duyduğu rahatsızlığı kimi uluslararası toplantı ve mecralarda dile getirmekteydi.

İran’ın yüzyıllardır bölgede var olan sınır sorunlarının Saddam döneminde İran-Irak Savaşı’na dönüşmesi ve bunun iki ülkeyi yeniden hasım haline getirmesi, Saddam sonrası Irak’ta İran’ın yeniden güçlenmesi ve etkinliğini artırması açısından bir avantaj sağladı. İran’ın dini siyasi yapısının (Velayet-i Fakih düşüncesinin) Irak Şii’lerinde kabul görmemesi ve Necef medreselerinin Kum (İran’ın dini eğitim merkezi) medreselerinden farklı bir dini metodoloji geliştirmesi yıllardır bilinen bir gerçek olmakla birlikte, İran’dan gerek siyasi ve askeri, gerekse maddi yardım alan dini grupların bulunması bu bağlamda Irak Şii’lerinin tek ses olmasını engellemekte idi.

Günümüzde devam eden sokak eylemlerinde İran karşısında dile getirilen slogan ve taleplerin neler olduğuna bakacak olursak; İran’ın Irak’ın içişlerinden elini çekmesi, özellikle Haşdi Şabi’ye verdiği desteği çekmesi ve Haşdi Şabi’nin gölge ordu gibi hareket etmeyi bırakması (Seçim sürecinde de Haşdi Şabi’nin silahlardan arındırılması talebi dile getirilmişti.) Bağdat yönetiminin bağımsız politikalar izlemesi ve dini siyasi kimliğe hapsolmaması, yolsuzluk ve işsizlikle mücadele etkin ve köklü politikalar geliştirilmesi gibi istekler bulunmaktadır.

Tüm bu taleplere baktığımızda; bir nevi günah keçisi olarak İran’ın görülmesi ve sokak eylemlerinin giderek İran karşıtı bir hal alması açıkçası çok da masum bir talep olarak değerlendirilmemelidir. İran’ın Irak’ın imarında ve özellikle Şii ruhani kentleri Necef ve Kerbela’nın işgal ve savaş günlerinin izlerini silmesinde ciddi bir maddi ve manevi destek sağladığı ortadadır. Ayrıca İranlı Şii hacı sayısının bölgeyi ihya etmede önemli bir ekonomik katma değer kattığını da göz ardı etmemek gerekir. Sokak gösterilerinin İran karşıtı bir kimlik kazanmasını ise şüphesiz tek başına düşünmemek gerekir. Suriye ve Lübnan’da yaşanan olaylar ve İran’ın etkisinin bu ülkelerde de sınırlandırılmaya çalışılmasını birlikte ele aldığımızda, aslında Irak’ta yaşanan hadiselerde ciddi bir altyapı bulunduğu görülmektedir. Irak halkının, yolsuzluk, işsizlik, vergi yükü ve petrol gelirinin adil dağıtılmaması konularında dile getirdiği talepleri yerinde ve haklıdır; ancak bu sorunların müsebbibi olarak tek başına İran’ı görmek şüphesiz başka aktörlerin devrede olduğunu akıllara getirmektedir. Eylemcilerin kutsal Necef kentinde, havalimanına giden ve adı İmam Humeyni olan caddenin adını değiştirmesi ve Ekim devrimi şehitleri caddesi yapması ise, artık eylemlerde ortaya çıkan İran karşıtlığında başka aktörlerin devrede olduğunun açık bir göstergesidir.

İran ve Irak Şiileri arasında dini itikadi açıdan farklılıklar bulunmakla birlikte, bu denli eylemlere sebep olacak derece siyasi ayrılık en azından Amerikan işgali sonrası Irak’ta hiç görülmemişti. Halkın haklı taleplerinin, hükümeti düşürecek noktaya ulaşması ve Başbakan Adil Abdülmehdi’nin yerine geçecek kişinin belirlenmesi halinde istifa edebileceğini dile getirmesi, eylemcilerin sesinin duyulduğunun bir göstergesi olmakla birlikte yerine geçecek kim olacağının tartışma konusu olması ise beklentilerin hiç de iyimser olmadığını ortaya koymaktadır. Nitekim Mayıs 2018 de yapılan seçimlerden sonra kurulan ilk hükümetin Ekim 2018’de göreve başlaması, Irak’ta bozulan bir hükümetin tekrar kurulmasının hiç de kolay olmadığını akıllara getirmektedir. Şii Sairun koalisyonunun önde bitirdiği seçimlerden, teamüller gereği Şii bir Başbakan çıkması gerekmektedir. Ancak son günlerde yaşanan sokak eylemlerinde dile getirilen temel problemlerin (İran karşıtı şekillenen söylemler dışında) Irak halkının tamamını ilgilendirdiği sadece Şiiler yada Sünnilere has bir talep olmadığı göz ardı edilmemelidir.

Başkent Bağdat başta olmak üzere pek çok büyük kentte devam eden sokak eylemlerinin barışçıl yollarla yatıştırılması ve taleplerin süratle hayata geçirilmesi sadece Irak hükümeti ve halkı için değil, tüm bölge devletleri ve halkları için huzura vesile olacaktır. Eylemlerde dile getirilmeye başlayan İran karşıtlığının anlamı açısından sadece bu başlığa münhasır bir başlıkta yazmak daha yerinde olacaktır.

 

Ali İzzet KEÇECİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.