BREZİLYA’DA BOLSONARO’NUN İLK YILI VE LULA SÜRPRİZİ

upa-admin 15 Aralık 2019 388 Okunma 0
BREZİLYA’DA BOLSONARO’NUN İLK YILI VE LULA SÜRPRİZİ

Brezilya’da 2018 sonunda en yakın rakibi İşçi Partili Fernando Haddad karşısında önemli bir zafer elde ederek 2019 başında Devlet Başkanlığı koltuğuna oturan Jair Bolsonaro, görevdeki ilk yılını dolduruyor.

Yürüttüğü gösterişli ve tartışmalı seçim kampanyasının yanı sıra, Bolsonaro’nun seçim sürecindeki ilginç söylemleri, dünya kamuoyunun ilgisinin Brezilya’ya yönelmesine yol açmıştı. Fakat seçim başarısına ve kendisini destekleyen ve elit kesimi de içeren geniş kitleye rağmen, iç politika yaşanan çevre felaketleri ve Bolsonaro’nun siyasette görev alan çocukları ile ilgili ortaya atılan iddialar, yeni Devlet Başkanı’nın ilk yılında olumlu bir imaj çizmesine engel oldu. Bolsonaro’nun kabine ve bürokrat tercihleri kadar, göreve başlamasının ardından bu siyasetçiler ve çeşitli bürokratlarla yaşadığı gerilimler de sıklıkla gündeme geldi. Tüm bu gelişmeler, seçim sürecinde başta önde gelen medya kuruluşları olmak üzere kendini destekleyen kesim de dahil yönetimine karşı ciddi eleştiriler gelmesine yol açtı.

Brezilya’da ülke içi sorunlar, kimi zaman Amazonlar’da çıkan yangınlarda olduğu gibi kapsamı ve etkileri nedeniyle dış politikayı da içeren karmaşık sorunlara dönüştü. Kimi zaman da Bolsonaro’nun dış politikada İsrail’i ön plana alan tercihlerinin Brezilya’da yaşayan Yahudi ve Arap kökenli nüfus arasında bir gerilime yol açıp açmayacağı tartışıldı; fakat bu yönde bir olumsuzluk yaşanmadı. Henüz kampanya döneminde, Bolsonaro, ABD Başkanı Donald Trump’a olan hayranlığını dile getirirken, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu da Bolsonaro’nun görevi devraldığı yemin törenine katıldı. Bu tablo, Bolsonaro’nun dış politikasının önceki Başkanlar İşçi Partili Lula ve Rousseff ile Rousseff’in azil süreci sonunda Başkanlığı devralan, fakat iç meselelere ağırlık vermek durumunda olan ve dış politikada yeni bir yaklaşım ortaya koymayan Temer’in yönetim dönemlerinden oldukça farklı olacağını ortaya koymuştu. Fakat Bolsonaro’nun seçim döneminde çizdiği vizyon doğrultusunda Arap ülkeleri yerine İsrail, Güney ülkeleri yerine Kuzey ülkeleri ve Latin Amerika’nın sol liderleri yerine sağ görüşlü liderler ile yakınlaşması beklenen Brezilya’nın dış politikası için geçtiğimiz bir yıl içinde olaylar karmaşık bir hal aldı. 2019, ABD başta olmak üzere Brezilya’nın çoğu zaman yakınlaşmak istediği ve iktidara gelişini olumlu karşılayan ülkelerle de ilişkilerini istenen düzeye getiremediği bir dönem oldu.

Bolsonaro’nun İsrail yanlısı söylemleri, ülkenin tarihsel ve demografik bağlarının yanı sıra, gelişen ekonomik ilişkilere sahip olduğu Arap Ligi ülkeleriyle siyasal ilişkilere de mesafe girmesine yol açtı. Ülkenin 2019 yılında karşı karşıya kaldığı çevre felaketleri ve özellikle de Amazon ormanlarında çıkan yangınlar ise, uluslararası kamuoyunun dikkatinin dünyanın akciğerleri olarak nitelenen bölgeye çevrilmesine neden oldu. Bu süreçte ülkesinin Brezilya’ya yangınlarla mücadelede ekonomik destek vermek istediğini açıklayan Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron ve yardımı reddeden Bolsonaro arasındaki gerilim ise, diplomatik nezaketi aşan bir boyuta ulaştı. Bolsonaro’nun yanı sıra, Brezilyalı siyasetçi ve diplomatlar, Macron ve kendinden büyük eşi (Brigitte Macron) arasındaki yaş farkına karşı Bolsonaro’nun kendinden 27 yaş küçük eşi Michelle Bolsonaro ile evliliğini gündeme getirerek Macron aleyhine söylemlerde bulundular.

ABD ile ilişkiler bağlamında, Bolsonaro’nun Brezilya’yı Güney Amerika’da Trump yönetimi için başlıca ortak haline getirme düşüncesi hayata geçmedi. Bolsonaro ve Trump arasında yapılan görüşmelere ve açıklamalarında birbirleri hakkında kullandıkları sıcak ifadelere rağmen, ABD’nin 2017’den bu yana Brezilya’dan ithal edilen taze ete uyguladığı ambargo kaldırılmadı. Ayrıca Trump’ın gözdesi olan tarife yükseltme politikasından Brezilya’nın çelik ve alüminyum ihracatının da payını alacağı ortaya çıktı.

Latin Amerika’da ise, Brezilya lideri, bölgenin kendi gibi sağ partilerden gelen Devlet Başkanları ile yakınlaşma ve çeşitli bölgesel gelişmeler karşısında ortak hareket etme yoluna gitti. Fakat bu adım, çeşitli olumsuzluklarla karşılaştı. Bolsonaro, Venezuela’da yaşanan ve hatta devam ettiğini söyleyebileceğimiz darbe girişimiyle alakalı olarak, Şili, Kolombiya, Peru, Arjantin gibi bölgenin sağ görüşlü liderlerin yönettiği ülkelerle ortak hareket etti. Fakat darbe girişimine ve Juan Guaido’nun iddialarına en büyük desteğin bu ülkelerden de fazla ABD’den gelmesi olayları farklı boyuta taşıdı. Bölge liderlerinin Nicolas Maduro karşıtı tutumlarının arkasında, ideolojik düzeyde Latin Amerika’yı pembe dalganın izlerinden temizlemenin yanı sıra, pratikte Venezuela’daki krizin yol açtığı mülteci akınını ve ekonomik sorunları çözme hedefleri bulunuyordu. Fakat ABD’nin sürece yoğun ve taraflı biçimde dahil olması, Brezilya başta olmak üzere bölge ülkelerinin ABD’nin takipçisi izlenimi uyandırmasına yol açarken, Latin Amerika merkezli bir çözüm önerisine liderlik etmelerinin de önünü kesmiş oldu.

Brezilya’nın yalnızca komşusu değil, siyasette ve ekonomide en önemli ortaklarından olan Arjantin’de 2019’da yapılan Başkanlık seçimleri de Brezilya’nın bölgeyle ilişkilerinde yeni bir tartışmaya yol açtı. Seçimler sonucunda sol görüşlü Alberto Fernández Arjantin’in yeni Devlet Başkanı olurken, kampanya döneminde kendine tam destek veren ortağı Cristina Fernández de Kirchner de Başkan Yardımcısı oldu.  Fernández ve Kirchner ikilisinin siyasal görüşleri ve geçmişte 2007-2015 yılları arasında iki dönem Arjantin Devlet Başkanlığı görevini yürütmüş olan Kirchner’in Lula ve Rousseff ile dostlukları, Bolsonaro ile aralarında henüz seçim sürecinde bir gerilimin ortaya çıkışına neden oldu. Son olarak, Kasım ayında Fernandez’in görevi devralacağı 10 Aralık’ta yapılacak törene, teamüllerin aksine Brezilya’nın resmen katılmayacağını açıkladı. 2002’den bu yana Brezilya’nın Başkanlık düzeyinde temsil edildiği yemin törenine önce kendisi de dahil hiçbir üst düzey siyasetçinin katılmayacağını açıklayan Bolsonaro, bir süre sonra görüşünü değiştirdi. Önce bir Bakan’ın törene katılacağı ilan eden Bolsonaro’nun daha sonra bu kararından da vazgeçtiği yönünde spekülasyonlar yapılsa da, sonuç olarak 10 Aralık’ta düzenlenen yemin törenine Başkan Yardımcısı Hamilton Mourao gitti.

Bu süreçte sürpriz olan gelişme ise, eski Devlet Başkanı Lula’nın Brezilya yasalarında yapılan yeni düzenlemelerden yararlanarak henüz hakkındaki yargılama süreci tamamlanmadan hapishaneden çıkması oldu. Lula, tutuklu olduğu için Bolsonaro’ya karşı Başkanlık seçimlerine yarışamamıştı. Fakat Lula’ya yönelik yoğun sempatinin farkında olan Bolsonaro, hapiste olmasına rağmen Başkanlığının ilk yılında Lula’yı muhatap alan eleştirilerde bulundu. Ayrıca Bolsonaro, geçtiğimiz birkaç yıl içinde Lula’nın yanı sıra, çok sayıda siyasetçi, bürokrat ve iş insanının hapse girmesine ve 2016’da dönemin Devlet Başkanı Rousseff’in azledilmesine yol açan kapsamlı yolsuzluk soruşturmasının başındaki federal yargıç Sergio Moro’yu Adalet Bakanlığı görevine getirmişti. Bu görevlendirmenin yanı sıra, sıklıkla gerek sosyal medyada, gerekse de söylemlerinde Lula ve partisi hakkında olumsuz söylemlerde bulundu. Moro’nun Bakanlık görevine getirilmesi, Brezilya’da yalnızca siyasetçilerin yolsuzluğa karışması konusunun değil, yolsuzluk soruşturmalarının nasıl yürütüldüğünün ve bizzat soruşturma sürecinin siyasetle ilişkisinin tartışılmaya açılmasına neden oldu. Bolsonaro karşıtları, Moro’nun dava sürecindeki görüşmelerini mercek altına aldılar ve bu süreçte yargıç Moro’nun kanunlara aykırı biçimde davanın savcısı ile görüşmelerde bulunarak bilgi aldığı ortaya çıktı. Bu durum, Moro’nun Bakanlık görevini etkilememekle beraber, ülkede yolsuzluk ve siyaset arasındaki ilişkiye dair yeni tartışmalar başlattı. Bolsonaro’nun seçim sürecinde büyük destekçisi olan ve çeşitli üst düzey göreve getirdiği asker kökenli siyasetçiler ile arasının bozulması ise, Bolsonaro’yu iç siyasette yeni isimlerle çalışma arayışına itti ve son olarak Bolsonaro, üyesi olduğu Sosyal Liberal Parti’den ayrılarak yeni bir parti kuracağını açıkladı.

Bu ortamda Lula’nın özgürlüğünün siyaseti nasıl etkileyeceği ise bir spekülasyon konusuna dönüştü. Brezilya’da son günlerde yayınlanan anketler, hapisten çıkışını takiben Lula’ya verilen halk desteğinin % 48’den % 55’e çıktığını gösteriyor. Aynı ankette, katılımcıların % 60’ı da Bolsonaro’nun yönetiminden memnun olmadıklarını ifade ettiler. Lula’nın Arjantin’deki yemin törenine Fernández’in özel davetlisi olarak katılması ise, Brezilya dışında bölge ülkelerindeki prestijinin halen sürdüğünü gösteriyor. Yine de, Lula figürünün iç siyaseti  ne kadar etkileyeceğini ve yeniden Başkan olup olamayacağını halk nezdindeki etkisi kadar henüz görevinde sadece bir yıl geçirmiş olan Bolsonaro’nun kalan görev döneminde izleyeceği tutum belirleyecektir. Kimi eski Bolsonaro yanlılarının da destek verdiği ve zaman zaman dile getirildiği gibi, Bolsonaro için olası bir azil sürecinin başlatılması ise şüphesiz ki ülkeyi çok daha hızlı bir siyasal değişime sürükleyecektir.

 

Segâh TEKİN

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.