İSTİKRARSIZLIĞIN İSTİKRARI: MOSKOVA’DAKİ ERDOĞAN-PUTİN GÖRÜŞMESİ VE İDLİB KRİZİ

upa-admin 07 Mart 2020 25.133 Okunma 0
İSTİKRARSIZLIĞIN İSTİKRARI: MOSKOVA’DAKİ ERDOĞAN-PUTİN GÖRÜŞMESİ VE İDLİB KRİZİ

Hepimizin yüreğinde onmaz yaralar açan, 27 Şubat’ta gerçekleşen ve 33 Türk askerini şehit eden alçak saldırı sonrasında, Türkiye, yaşadığı şoku kısa sürede atlatıp, Suriye rejim güçlerine (Beşar Esad güçleri) misliyle karşılık verdi. Nitekim Milli Savunma Bakanlığı tarafından 4 Mart’ta yapılan açıklamaya göre, çok sayıda askeri araç, hava savunma sistemleri, mühimmat depoları gibi askeri hedefler vurulmuş ve toplam 3.138 “rejim unsuru da etkisiz hale getirilmiştir” (https://www.msb.gov.tr/SlaytHaber/432020-23134, Erişim Tarihi: 06.03.2020). Rejim güçleri, Eylül 2018’de İdlib’e “İdlib Şafağı” isimli operasyonu başlattı ve Aralık ayında da bu operasyonun kapsamını doğuda ve güneyde genişletti (https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-51361192, Erişim Tarihi: 06.03.2020). Başlangıçta Türk askeri varlığına karşı doğrudan bir saldırı gerçekleştirmeden ilerleyişini sürdüren rejim unsurları, 27 Şubat tarihinde ise kabul edilemez bir saldırı gerçekleştirdiler. Türk konvoyuna gerçekleştirilen hava saldırısı ile tam 33 Türk askeri şehit edildi. Rusya’nın bu konudaki açıklaması, Türkiye’nin kendisini özellikle o bölgede asker bulundurduğuna dair bilgilendirmediği üzerine oldu. Fakat Savunma Bakanı Hulusi Akar, Rus yetkilileri ile koordineli olarak hareket edilmesine rağmen bu saldırının gerçekleştiğini; hatta ilk saldırıdan sonra tekrar uyarı yapıldığını, ancak yine dikkate alınmayarak ikinci saldırının gerçekleştirildiğini söylemiştir. Akar, bu ikinci saldırıda ambulansların bile vurulduğunu da belirtmiştir (https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-51669820, Erişim Tarihi: 06.03.2020).

Peki, rejim güçleri ile Türkiye arasında aktif bir çatışma sahası haline gelen İdlib neden bu kadar önemlidir? Jeopolitik olarak son derece kritik bir noktada bulunan İdlib, doğuda Halep, güneyde Hama ve batıda Lazkiye’ye komşudur. İdlib, Türkiye, Suriye ve Ürdün’ü birbirine bağlayan dahası Şam ve Halep arasındaki ulaşımı sağlayan M5 karayolu ile Lazkiye’den başlayıp Halep’e, oradan Kobani ve Rakka’nın kuzeyi boyunca devam edip Irak’a giden M4 karayolunun kesiştiği yerdir. Buna ek olarak, bölgede çok sayıda muhalif unsur bulunmaktadır. “Feylak-ı Şam, Nasır Ordusu, Özgür İdlib Ordusu, 1. Sahil Tümeni, 2. Sahil Tümeni, 1. Fırka, 2. Ordu, Seçkinler Ordusu, Şüheda El İslam Dareyya, El Huriyye Tugayı, 23. Fırka, Suriye Kurtuluş Cephesi, Ceyşül Ahrar ve Sukuru Şam grupları, 70 binden fazla gücüyle rejime karşı savaşan en büyük askeri oluşumlardan birini kurdu. Muhalifler dışında İdlib’de hakim bir diğer grup da Heyet Tahrir Şam. Birleşmiş Milletlerin terör listesindeki Nusra Cephesi’nin geçen senenin başında dağılmasından sonra içindeki yaklaşık 25 bin civarı güç, Heyet Tahrir Şam’ı kurdu. Son aylarda çok sayıda bileşenin ayrılmasına karşın önemli bir silahlı güce sahip Heyet Tahrir Şam, Babülhava Sınır Kapısı’nı da kontrol ediyor.” (https://www.aa.com.tr/tr/dunya/10-soruda-idlibin-onemi-/1248040, Erişim Tarihi: 06.03.2020).

Kaynak: Rusya Araştırmaları Enstitüsü (http://www.rusen.org/m4-karayolu-onemli/, Erişim Tarihi: 06.03.2020)

Ayrıca Dera, Doğu Guta, Halep, Duma ve Hama gibi bölgeleri rejim tarafından geri alınırken yapılan anlaşmalar sonucunda, buralardaki silahlı unsurların silahları ile bölgelerini terk etmelerine izin verilmiştir.  Bu bölgelerden çıkan silahlı unsurların toplandığı yer ise İdlib olmuştur. ABD Savunma Bakanlığı, bölgede “20-30 bin civarında terörist”in olduğunu söylemiştir.  Ayrıca ılımlı muhalifler ve Özgür Suriye Ordusu da İdlib’de bulunmaktadır (https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-51361192, Erişim Tarihi: 06.03.2020). Yani Suriye rejimi için İdlib, kazanılması durumunda iç savaşı sona erdirecek, girilmesi gereken son kaledir.

Türkiye ise, bölgede yeni bir mülteci dalgasının önlenmesi için çaba göstermektedir. Suriye’de gerçekleşen hemen her çatışmada oluşan göç dalgasına savaşın başından beri göğüs geren Türkiye, yeni bir göç dalgasının oluşmaması için elinden geleni yapacağını açıkladı. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 31 Ocak’ta Ankara’da yaptığı konuşmasında “Halen 3,6 milyon Suriyeli’yi topraklarında barındıran ülkemizin, yeni bir göç dalgasına tahammülü yoktur. Rejimin terör örgütleriyle olan kötü sicilini de göz önüne aldığımızda, aynı zamanda yeni tehditlerin sınırımıza dayanmasına da seyirci kalamayız. Hiçbir ülkenin siyasi ve ekonomik çıkarı, Türkye’nin güvenlik ve istikbal önceliklerinden daha önemli olamaz. Bu bakımdan Suriye’nin ne diğer bölgelerindeki ne de İdlib’deki duruma seyirci kalmayacağız ve kalamayız. Biz Türkiye olarak tüm samimiyetimizle, Suriye’nin tüm halklarıyla birlikte istikrarını ve güvenliğini istiyoruz. Bunun için de askeri güç kullanmak dâhil ne gerekiyorsa yapmaktan çekinmeyiz.” şeklinde bir açıklamada bulundu (https://medyascope.tv/2020/01/31/cumhurbaskani-erdogan-idlibte-yeni-bir-goc-dalgasina-tahammulumuz-yok-gerekiyorsa-askeri-guc-kullanmaktan-cekinmeyecegiz/, Erişim Tarihi: 06.03.2020).

Bu açıklamaların arka planında, IŞİD terör örgütünün Türkiye’de gerçekleştirdiği saldırılara bir gönderme olması muhtemel[1]. İdlib saldırısından sonra Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını sorgulayan eleştirilere karşı yaptığı açıklama da göz önüne alınırsa[2], potansiyel göç dalgası ile birlikte Türkiye’nin yeni terör saldırılarının hedefi olmasına karşı bir önlem amacıyla bölgede askeri varlığını sürdürdüğüne işaret edilmektedir. Bu konuda, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidar partisi (AK Parti) ile muhalefet partileri arasında karşılıklı eleştiriler oldukça sert bir şekilde gerçekleşmiş ve gerçekleşmeye devam etmektedir. Fakat bu yazının amacı, iç siyasetteki tartışmaları incelemek değildir. Bu yazıda, öncelikle Türkiye ve Rusya arasında imzalanan mutabakatları, sonrasında ise genel olarak Türkiye-Rusya ilişkilerini inceleyeceğim. Bunların ışığında, mevcut durumu ve saldırı sonrasında gerçekleşen Erdoğan-Putin görüşmesini analiz etmeye çalışacağım.

Suriye’de iç savaş şiddetlenip kısa sürede bitmeyeceği anlaşıldığında, uluslararası toplum bu duruma çözüm bulmak için çalışmalara başladı. Birleşmiş Milletler gözetiminde 30 Haziran 2012 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde ilk toplantılar serisi başladı. ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Çin, Avrupa Birliği, Arap Birliği, Katar, Kuveyt, Irak ve Türkiye bu görüşmelerin katılımcılarıdır. İlk toplantıya Şam yönetimi ve muhalifler katılmamıştır (Kibaroğlu 2017, 14). İlk iki toplantı arasında gerçekleşen bir diğer toplantılar serisi ise Suriye’nin Dostları Toplantısı’dır. İlki Tunus’ta olmak üzere toplam 4 kez gerçekleşen toplantıda, genel olarak Esad yönetiminin sonlandırılması, geçiş hükümetinin kurulması ve demokrasinin tesis edilmesi gibi kararlar alınmıştır. Fakat bunlar hayata geçirilememiştir (Neciyev 2019, 839-841).

40 ülkenin temsilcilerinin katıldığı ikinci Cenevre görüşmesine, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Koalisyonu’nun boykot tehdidinden sonra, İran’a yapılan davet geri çekilmiştir. Bu uzun ve zorlu görüşmelerin ardından, iç savaşın sona erdirilmesi amacına katkı sağlamak adına Türkiye, Rusya ve İran arasında 23 Ocak 2017’de Kazakistan’ın başkentinde Astana Görüşmeleri/Astana Süreci başlatılmıştır. İlk turda Rusya ve Türkiye garantörlüğünde, rejim ve muhalifler arasında 30 Aralık 2016’da alınan ateşkes kararının denetiminin sağlanması üzerinde mutabık kalındı. İlk 4 turda, Rusya, Türkiye ve İran ateşkesin denetlenmesi, denetim metotları, denetim mekanizmalarının geliştirilmesi ve “çatışmasızlık bölgeleri”nin belirlenmesi konularında mutabakata vardılar. Beşinci turda, çatışmasızlık bölgelerinin sınırları kesin olarak belirlendi ve sınır boyunca güvenli bölgeler oluşturulması üzerinde uzlaşıldı. Konumuzla ilgili olan kısmı ise, son görüşmede karara bağlandı. Altıncı görüşmede, İdlib’in de bir önceki toplantıda belirlenen çatışmasızlık bölgelerine eklenmesi konusunda uzlaşılmıştır (Kibaroğlu 2017, 15-16).

Astana Süreci devam ederken, 3 Mayıs 2017 tarihinde Vladimir Putin ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Soçi’deki Devlet Başkanlığı konutunda bir araya geldiler. Bu görüşmede, “güvenli bölgeler planı” yeniden gözden geçirildi ve son karar Astana’ya bırakılmak üzere mutabık kalındı. Ayrıca Rusya ile yaşanan jet krizinden sonra uygulamaya konan yasakların kaldırılması üzerinde anlaşıldı. Turizm de bu krizden etkilenen önemli sektörlerden biriydi. Bu görüşme ile turizmdeki kriz durumunun aşılması konusunda da taraflar anlaştı. Soçi görüşmesi, her iki taraf için oldukça kazançlı oldu ve ilişkilerin düzelmesine katkıda bulundu (Yılmaz 2018, 112-117).

Bu noktada, Soçi görüşmesi ile aşılan sorunları oluşturan uçak düşürme olayı ve Türkiye-Rusya ilişkilerini incelemek yerinde olacaktır. Soğuk savaştan sonra bir süre daha devam eden rekabet söylemi, 2000’li yıllardan sonra yerini işbirliğine bırakmıştır. İki ülkede de gerçekleşen iktidar değişimi, rekabetten işbirliğine geçişi de hızlandırmıştır. 2011’de ise karşılıklı olarak kaldırılan vizeler ile ilişkiler tarihinde olmadığı kadar iyi bir noktaya gelmiştir (Çelikpala 2015, 117-118). Türkiye ile Rusya arasındaki bu yakınlaşma ekonomi temellidir. Karşılıklı yapılan yatırımlar, ticaret, kültürel çalışmaların artması gibi gelişmeler yaşanmıştır. Ayrıca enerji de iki ülke arasındaki ilişkileri geliştiren diğer bir önemli sektördür. Karşılıklı evliliklerin sayısı giderek artmış, turizm, inşaat gibi sektörlerde karşılıklı yatırımlarla da iki ülkenin ekonomisine de ciddi katkılar yapılmaya başlanmıştır. Ek olarak, Ankara’nın önerisiyle “Üst Düzeyde Stratejik İşbirliği Konseyi” kurulmuş ve bu bağlamda liderler veya bakanlar her sene düzenli olarak görüşmekteydi. Karşılıklı bağımlılığın artmasıyla birlikte, ikili ilişkilerde önemli ilerleme kaydedilirken, bölgesel konularda iki ülkenin çıkarları genellikle ayrışmaktadır. Balkanlar, Kafkaslar, Karadeniz ve Ortadoğu Türk-Rus ilişkilerini sınayan önemli krizlere sahne oldu. Suriye iç savaşında karşı cepheleri destekleyen Türkiye ve Rusya, farklı askeri blokların üyeleridir. Bu ayrışmalara rağmen ikili ilişkilerini üst düzeyde tutmaya gayret etmişlerdir (İmanbeyli 2015, 2-3).

24 Kasım 2015 tarihine gelindiğinde ise, Türkiye SU-24 tipi bir Rus uçağını sınır ihlali nedeniyle düşürdü. Rusya’nın Bayırbucak Türkmenleri’ni aşağılaması ve o bölgeleri bombalaması, Türk sınırına yakın yerlerde saldırılar gerçekleştirmesi hâlihazırda bir gerginlik oluşturuyordu. Ancak bir Türk F-16’sının Rus uçağını düşürmesi yıllardan beri süregelen Türk-Rus işbirliğini tekrar rekabete ve düşmanlığa çevirdi (İmanbeyli 2015, 5). Akabinde, Rus tarafı, uçağın sınır ihlali yapmadığı yönünde bir açıklama yaptı. Türkiye ise, uçağın “iz analizini yayınlayarak yanıt verdi”.  Ardından yapılan açıklamalar ve atılan adımlar da tansiyonu yükseltmeye yönelik oldu (Kurban ve Cabbarlı 2019, 111-113). Rusya, Türkiye’ye karşı en etkili aracın ekonomik yaptırımlar olduğunu düşündü. Türkiye’den alınan tarım ürünlerine yasak kondu. Rusya’ya gelen Türk vatandaşlarına çeşitli zorluklar çıkarıldı. Rus vatandaşlarına Türkiye’ye gitmemeleri çağrısında bulunuldu. Türk gemilerine karşı tahrik edici hamleler yapıldı ve Türkiye’nin yeni bir kriz oluşturması beklendi (Demir 2016, 146).

2016 yılı ise, karşılıklı olarak buzların eridiği ve sorunların çözüldüğü yıl olmuştur. Erdoğan’ın Putin’e uçak düşürme hadisesi nedeniyle duyduğu üzüntüyü anlatan mektubu Rusya’da olumlu karşılanmıştır. 15 Temmuz darbe girişimini de ilk kınayan devletlerden biri Rusya’dır (Kurban ve Cabbarlı 2019, 113). 9 Ağustos 2016 tarihinde ise Rusya’nın St. Petersburg kentinde bir araya gelen iki lider, öncelikli olarak ekonomik durumu düzeltmek üzerine konuşmuşlardır. 2016-2019 arasında 3 yıllık orta vadeli bir ekonomik plan üzerinde uzlaşılmış, Akkuyu Nükleer Santrali’nin statüsü değiştirilerek stratejik yatırım haline getirilmesi kararı verilmiş, 2019’da Türk Akımı projesinin başlaması için gerekenlerin yapılması kararlaştırılmıştır. Suriye meselesine ise 11 gün sonra yine Rusya’da yapılan ikinci bir toplantıda değinilmiştir (Erşen 2016, 163).

Ardından yukarıda değindiğim Soçi Görüşmeleri de bu krizin tamamen aşılmasındaki son gelişme olmuştur. Türkiye ve Rusya arasında çok ciddi ekonomik anlaşmalar söz konusu. Akkuyu Nükleer Santrali, S-400 Hava Savunma Sistemi, Türk Akımı projesi gibi devasa ölçekli projeler faaliyete geçmiş durumda. Ayrıca Türkiye turizm ve enerji sektöründe, Rusya ise tarım ve inşaat sektöründe birbirlerine bağımlılar. Bir NATO üyesi olan Türkiye ile olumlu ilişkilere sahip olmanın getireceği politik ve –potansiyel- ekonomik avantaj Rusya açısından, Batı’yı güvenilir bulmadığı için kendi çıkar ve hedeflerini gerçekleştirmede bir denge unsuru ve alternatif piyasa/pazar oluşturması avantajı da Türkiye açısından vazgeçilemezdir. Sahada çıkarları pek örtüşmemekle birlikte, iki taraf da ekonomik ve politik açıdan iyi ilişkilere sahip olmanın sahada sağladığı avantajın farkındadır.

Yaşanan son kriz olan İdlib saldırısından sonra, 6 Mart’ta Erdoğan ve Putin Moskova’da tekrar bir araya gelmiştir. Bu görüşmeden 3 maddelik bir mutabakat çıkmıştır.

  1. İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki temas hattı boyunca tüm askeri faaliyetler 6 Mart 2020 tarihinde saat 00:01’den itibaren durdurulacaktır.
  2. M4 karayolunun kuzeyinde 6 km ve güneyinde 6 km derinliğinde bir güvenli koridor tesis edilecektir. Güvenli koridorun işleyişine dair ayrıntılı esas ve usuller, Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu Savunma Bakanlıkları arasında 7 gün içinde kararlaştırılacaktır.
  3. Türk-Rus ortak devriyeleri, 15 Mart 2020 tarihinde M4 karayolunun Trumba’dan (Serakib’in 2 km batısı) Ain Al-Havr’a kadar olan kesimi boyunca başlatılacaktır” (https://www.haberturk.com/son-dakika-haberler-erdogan-putin-gorusmesinde-3-maddelik-mutabakat-idlib-de-ateskes-basladi-2605439, Erişim Tarihi: 07.03.2020).

Kaynak: Habertürk (https://www.haberturk.com/son-dakika-haberler-erdogan-putin-gorusmesinde-3-maddelik-mutabakat-idlib-de-ateskes-basladi-2605439, Erişim Tarihi: 07.03.2020).

Türkiye kalıcı ateşkes beklentisi içindeydi, fakat şimdilik gerçekleşen bu 3 maddelik mutabakat oldu. Mutabakatta Serakib’in durumu ise net olarak belirtilmiş değil. Mevcut durumda Rus askeri polisi bölgeye yerleşti ve denetimi ellerinde bulunduruyor. Türkiye ve Suriye ordularının yerlerinde ise bir değişiklik yok. Türkiye’nin talebi ise, rejim unsurlarının, Soçi Mutabakatı ile oluşturulan Türk gözlem noktalarının gerisine çekilmesi idi (https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-51762402, Erişim Tarihi: 07.03.2020). Rusya uzmanı Yörük Işık, Youtube’da Medyascope kanalında yaptığı konuşmada, bu anlaşmanın kazananının aslında Rusya ve Suriye oluğunu öne sürmektedir. Zira ona göre, M5 karayolunun kontrolü elinde tuttuğu sürece, rejim güçleri, Suriye’nin tamamına yakınını kontrol edebilecektir. Rusya’nın her zaman kendi taleplerini bir şekilde kabul ettirmesi ve kırmızı çizgilerinden taviz vermemesine işaret eden Işık, Türkiye’nin de buna bağlı olarak tedricen tavizler verdiği ve bir önceki anlaşmaya göre hep geriye düştüğünü belirtmektedir (https://www.youtube.com/watch?v=2xK–ExDefg, 02:38-04:42, Erişim Tarihi: 07.03.2020).

Bana göre de, Yörük Işık’ın belirttiği gibi, bu kırılgan ateşkes eninde sonunda bozulacaktır. Sahadaki çıkarları birbirlerine son derece zıt olan bu iki aktörün, Ortadoğu gibi son derece dinamik bir coğrafyada yeni bir krizin içine düşmemesi beklenemez. İki taraf da zaman zaman birbirlerinin güç ve kabiliyetlerini ölçen bazı hamleler yapsalar da, nihayetinde tansiyonu düşürücü önlemler aldıklarını görüyoruz. Bir süre iki taraf da diğerinin ayağına basmadan yol almaya çalışıyor; fakat bence bu sürdürülebilir değil. Bu fasit daireden çıkış için, bölgede savaş ve çatışmaların bitmesi, bölgeye barış ve istikrarın gelmesi şart. Ancak bunun nasıl sağlanacağı konusunda süregiden farklılıklar ve bu zıt görüşlerin uygulanmasında son derece önemli olan güç ve kabiliyet, gerek Türk-Rus ilişkilerinde, gerekse de bölgenin geleceği üzerinde belirleyici bir rol oynuyor. Realizm-Liberalizm ikileminde gidip gelen ilişkilerde, hem ekonomi, hem de siyaset iki ülkenin de vazgeçilmezi. Ancak ne ekonomik çatışma, ne de askeri çatışma iki ülke için de karşılanabilir bir maliyet değil.

Diplomaside, bir krizin belirsiz bir gelecekteki çözümünün o andaki çözümden daha büyük fayda sağlayacağı inancı varsa, mesele ya çözümsüz bırakılır ya da günü kurtarmak ve sorunları ertelemek adına daha basit anlaşmalara gidilir. YPG/PYD meselesinde ABD ile yapılan anlaşma da bir bakıma buna örnek gösterilebilir. Türkiye, siyasi hedefine tam olarak ulaşamasa da, terörist unsurları sınırlarından uzaklaştırdı ve nihai çözümü erteledi. İdlib Sorunu’nun çözümü de ileri bir tarihe -zorunlu olarak- ertelendi. Umarım gelecekte ülkemiz tüm bu sorunları ulusal çıkarlarımıza uygun olarak çözer. Naçizane fikrim; tüm siyasilerin amacı yapılan fedakârlıkların boşa gitmesini önlemek, aynı zamanda insanları büyük bedeller ödemekten korumak olmalı. Ulusal çıkarlarımız ve ülkemizin güvenliği için canını feda eden tüm Mehmetçiklere Allah’tan rahmet diliyorum. Yakınlarının ve tüm ülkemizin başı sağ olsun.

 

Hasan Ebrar ALARÇİN

 

KAYNAKÇA

Süreli Yayınlar

  • Çelikpala, Mitat, “Rekabet ve İşbirliği İkileminde Yönünü Arayan Türk-Rus İlişkileri”, Bilig, Kış 2015, 72, 117-144.
  • Demir, Ali Faik, “Türkiye-Rusya İlişkilerinde Suriye Krizinin Yansımaları ve Etkileri”, Marmara Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sonbahar 2016, 3(2), 139-151.
  • Erşen, Emre, “Suriye Sorunu Gölgesinde Türkiye-Rusya İlişkilerinde Normalleşme Süreci”, Marmara Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sonbahar 2016, 3(2), 153-171.
  • İmanbeyli, Vügar, ““Uçak Krizi” ve Türkiye-Rusya İlişkileri”, Seta Perspektif, Aralık 2015, 119, 1-6.
  • Kibaroğlu, Mustafa, “Türkiye’nin İdlib Operasyonu: Uluslararası Siyaset ve Hukuk Açısından Bir Değerlendirme”, Stratejist, Kasım 2017, 6, 10-17.
  • Kurban, Vefa & Cabbarlı, Hatem, “Türkiye-Rusya İlişkileri ve Uçak Krizinin Rus-Türk Kamuoyundaki Yansımaları”, Ege Stratejik Araştırmalar Dergisi, 2019, 10(2), 105-118.
  • Neciyev, Elçin, “Cenevre’den Soçi’ye “Suriye” Problemine Çözüm Arayışları”, Tarih ve Gelecek Dergisi, Aralık 2019, 5(3), 835-850.
  • Yılmaz, Salih, “Türkiye-Rusya İlişkilerine Bir Bakış 2016-2017”, Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık, 2018.

İnternet Kaynakları

Dipnotlar

[1] Türkiye’de gerçekleştirilen IŞİD saldırıları için bkz. https://www.haberturk.com/gundem/haber/1264903-teror-orgutu-isidin-turkiyeye-yonelik-gerceklestirdigi-saldirilar

[2] Saldırı sonrası Cumhurbaşkanı’nın yaptığı açıklama için bkz. https://www.hurriyet.com.tr/gundem/bizi-rejimle-bas-basa-birakin-41458313.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.