ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE GÜÇ KAVRAMI

upa-admin 31 Mayıs 2020 8.600 Okunma 0
ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE GÜÇ KAVRAMI

Giriş

Temel anlamıyla, güç, “bir olayın sonucunu ne gerekiyorsa yaparak elde etmek” olarak tanımlanabilir. Bir aktörün kendi tercihleri dışında yapmayacağı bir şeyi başka bir aktör sayesinde yapması veya bir aktörün bir şeyi yapmasını önlemek, güç kullanımına örnek olarak gösterilebilir.  Pek çok açıklamaya sahip olan güç kavramı, etki, amaç veya yeterlilik olarak da tanımlanmaktadır. Güç, karmaşık ve ilişkisel bir kavramdır. Neredeyse insanlık tarihi kadar eski olan ‘‘güç’’ kavramı, günümüzde de hâlâ etkin olarak kullanılmakta ve özellikle Uluslararası İlişkiler alanında çokça karşımıza çıkmaktadır. Sosyal bilimlerde karşımıza çıkan güç kavramı, geçmişten günümüze kıyaslayıcı bir unsur olarak da karşımıza çıkmıştır. Güç kavramının eski olmasına karşın algılanamaması, dönemden döneme değişen güç kıstasları ve bu gücün uygulanma değişikliğinden kaynaklanmaktadır. “Güçlü olan zayıf olanı yener” veya “büyük balık küçük balığı yer” yaklaşımı, güç kavramının önemine atıfta bulunmaktadır. Tarihsel olarak pek çok olayın açıklanmasında karşımıza çıkan güç kavramı, günümüz siyasetinde ve Uluslararası İlişkiler’de etkin olarak kullanılmaya devam etmektedir. Bu çalışmada, güç kavramı Realizm bakış açısı ile incelenecek ve Uluslararası İlişkiler açısından güç kavramının önemi ile sert, yumuşak ve akıllı güç kavramları değerlendirilecektir.

Realizm ve Güç

Küresel siyasetin temel akımlarından olan Realizm, tarihsel geçmişe sahip önemli bir akımdır. Uluslararası İlişkiler literatüründe II. Dünya Savaşı sonrası önemli bir yer edinen Realizm kavramı, aslında oldukça eskidir. Sun Tzu’nun Savaş Sanatı eserinde ve Yunan tarihçi Thucydides’in Peleponez Savaşı metinlerinde Realizmden esintiler görmek mümkündür. Felsefi olarak ise, Niccolo Machievelli ve Thomas Hobbes Realizmin kurucusu olarak kabul görmektedirler. ‘‘Realizm, İdealizm’in ideallerinin I. Dünya Savaşı sonrasında başarısız olması sonucu buna tepki olarak ortaya çıkmış ve dünyada kabul görmüştür. Realistler, İdealistleri ütopyacı olmakla suçlamış ve gerçekte ne olduğuyla değil, ne olması gerektiğiyle ilgili oldukları için dünyayı anlamakta yetersiz kaldıklarını iddia etmişlerdir.’’[1] Realizmin Uluslararası İlişkilerin bir disiplin olarak ortaya çıkmasında I. Dünya Savaşı önemli bir rol oynamıştır. Savaşın kaybeden ülkelerin yanı sıra, kazanan ülkeleri de derinden etkilediği görülmüş ve yeni bir savaşın engellenmesi adına çalışmalar yapılmış; ancak sonucunda başarısız olunmuştur. Böyle bir ortamda doğan Uluslararası İlişkiler disiplini, Realizmi de beraberinde ortaya çıkarmış; özellikle savaş döneminde devletlerin davranışları bu akım üzerinden incelenmiş ve güç kavramının önemi ortaya çıkmıştır. Devlete birey özelliklerini atfeden Realizm, Uluslararası İlişkilerde anarşi ve güç kavramını merkeze alır. Uluslararası İlişkilerde devletler üstü bir otorite bulunmadığından, uluslararası sistemi anarşik olarak tanımlar.

Bazen ‘Siyasal Realizm’ olarak da anılan Realizm, dünya siyasetinin arzuları doğrultusunda düşünme ve aldatıcı bir ahlakçılıktan uzak olma ve duygusal olmama anlamında gerçekçi bir açıklamasını sunduğunu iddia eder. Realistlere göre, siyaset tamamen güç ve çıkarla ilgilidir. Bu nedenle, genellikle uluslararası politika güç siyaseti modeli olarak tanımlanır. Hans Morghenthau’nun da belirttiği gibi, “siyaset insanlar üzerinde güç mücadelesidir ve nihai amacı ne olursa olsun, güç onun birincil amacıdır ve onu elde etme, muhafaza etme ve gösterme biçimleri siyasal davranış biçimini belirler.” Güç siyaseti temelde iki ana varsayıma dayanır: İnsanlar temelde bencil ve rekabetçilerdir, yani insan doğasının tanımlayıcı niteliği egoizmdir. Devletler sistemi, egemen devlet üzerinde hiçbir otorite bulunmadığından uluslararası anarşi bağlamında işler.[2]

Güç kavramı, Realistler arasında da farklı anlamlara sahiptir. Güç askeri, ekonomik, teknolojik, diplomatik olarak ayrıştırılır ve devletler genellikle bu güçlere sahiplik oranlarıyla karşılaştırılır. Realizm, aşağıdaki varsayımlar temelinde güç politikasına yapılan vurguya dayanır:

  • İnsan doğası, bencillik ve açgözlülükle tanımlanır.
  • Siyaset, insan faaliyetlerinin güç ve zorlanma tarafından şekillendirilmiş bir alanıdır.
  • Devletler, temel küresel aktörlerdir.
  • Devletler, güvenliği bütün konulardan daha öncelikli hale getiren bencil çıkar ve hayatta kalma konularına öncelik verir.
  • Devletler anarşi bağlamında hareket ettikleri için kendi başlarının çaresine bakmak zorundadırlar.
  • Küresel düzen, devletler arasındaki güç dağılımı tarafından şekillendirilmiştir.
  • Güç dengesi, savaştan kaçınmayı ve istikrarı güvence altına alan temel araçtır.
  • Dış politika uygulamalarında etik kaygılara yer yoktur (olmamalıdır).[3]

Klasik Realizmin en meşhur temsilcisi olan Hans J. Morgenthau, Politics Among Nations eserinde şu tanımı yapar: ‘‘Uluslararası siyaset, tüm siyaset gibi güç için bir mücadeledir. ‘’[4] Realistlerin temel amacı, devletin varlığını sağlamaktır. Varlığı devam ettirmedeki en önemli araç ise güçtür. Devletlerin gücü istemesindeki amacını ise Morgenthau insan doğası olarak açıklamaktadır. Uluslararası sistemde yüksek bir otorite bulunmadığından ve büyük güçler de tehdit olarak görüldüğünden, devletlerin kendilerini koruyacak kadar güç istemesi normaldir. Morgenthau, bu olayı şöyle açıklar; “özünde büyük güçler çok az seçeneklerinin olduğu demir bir kafes içerisinde sıkışıp kalırlar ve hayatta kalmak istiyorlarsa birbirleriyle rekabet etmek zorundadırlar.”[5] Devletlerin güç elde etmek için uğraşmasının nedeni temel olarak rekabetçi uluslararası sistemdir. Hans Morgenthau’nun siyasal Realizmin altı ilkesinde gücün önemine ‘‘uluslararası politikayı anlamanın anahtarı, güç yoluyla tanımlanan çıkar kavramıdır’’[6] cümlesiyle değinilmiştir. Çatışmaların nedenini insan doğası yerine uluslararası sistem olarak gören Neo-Realizmin kurucusu olarak kabul edilen Kenneth Waltz’a göre ise, güç, devletlerin hayatta kalmaları için gereken bir araç olarak tanımlanır. Anarşik bir uluslararası sistemde saldırgan olan devletlere karşı devletler kendi kendilerini yaşatmak zorundadır; dolayısıyla, bunun için devletler güçlerini kendilerini korumakta bir amaç olarak kullanmaktan kaçınmamalıdır.

Uluslararası İlişkilerde Güç Kavramı

Güç kavramı, Uluslararası İlişkiler disiplininde diğer sosyal bilimlere nazaran daha ilgi görmüş temel kavramlardan biri olmuştur. Uluslararası İlişkilerde en çok başvurulan ve üzerine bu kadar çok yazılıp çizilen ve de disiplinlerarası nitelikteki bir kavram olmasına rağmen, gücün ortak bir tanımını yapmak mümkün olmamıştır. Hatta, kavramın bu kadar çeşitlilikle kullanılmış olması gücün anlamının da çeşitlenmesine ve de zaman zaman literatür içerisinde güç kelimesinin yerine farklı ifadelerin kullanılmasına yol açmıştır. Otorite, baskı ve şiddet gibi kavramlar güç yerine kullanılan kavramlardan bazılarıdır. En genel haliyle bir tanımlamada bulunursak, bir sistemdeki farklı unsurların birbirleri ile dikey olarak kurdukları/sürdürdükleri ilişkinin etki potansiyeli taşıyan biçimine güç diyebiliriz.[7]

Uluslararası İlişkilerin bir sosyal bilim olarak gelişmesinde “güç” kavramının belirleyici rolü olmuştur. Bu, hem kavramın paradigma özelliği açısından geçerlidir, hem de hacim olarak bu disiplinin literatüründe en geniş yere sahip çalışmaların bir bölümü de yine güç kavramı üzerinde yoğunlaşmıştır.[8] Güç kavramı, Uluslararası İlişkiler literatüründe geniş bir yer tutmaktadır. Uluslararası İlişkiler teorisyenleri güç kavramını genellikle belirleyici bir unsur olarak görmüş ve bu kavramla ilgili atıfta bulunarak, kavramın önemini teorilerle açıklamışlardır. Genellikle yüzeysel bir şekilde Realist yaklaşımla özdeşleştirilen güç kavramı, aslında İdealist yaklaşımlarda da önemli bir yer tutar. İdealist yaklaşım da, Uluslararası İlişkilerde gücün önemini kabul ederken, güç mücadelelerinin savaş dışı ve özellikle ekonomik yöntemlerle yürütülebileceğini savunur. Marksizm ve Feminizm gibi eleştirel teorilerin analizlerinin odak noktasında da yine güç ve güç ilişkileri vardır. Eğer güç merkezli bir Uluslararası İlişkiler yaklaşımı ile yalnızca Realizm özdeşleştirilmiş olsaydı, herkes realist olurdu. Diğer yaklaşımlar da analizlerinde güce merkezi bir yer vermekte, ancak tanımlarında kaba kuvvet yerine fikirlere ve kültürel ya da kurumsal bağlamlara yaptıkları vurgu nedeniyle realizmden farklılaşmaktadır.[9]

Güç kavramı ile ilgili pek çok çalışma yapmış olan ünlü siyaset bilimci Joseph Nye’a göre, “güç, hava durumu gibidir. Herkes ona bağlıdır ve onun hakkında konuşur; fakat çok azı onu anlar. Tıpkı çiftçilerin ve meteorologların hava durumunu tahmin etmeye çalışmaları gibi, siyasi liderler ve analistler de güç ilişkilerindeki değişiklikleri tanımlamaya ve öngörmeye çalışırlar. Güç, aynı zamanda aşk gibidir: Yaşaması, tanımlanmasından ve ölçülmesinden daha kolaydır; fakat bu onun gerçekliğini azaltmaz. Sözlük anlamıyla güç, bir şeyi yapabilme kapasitesidir. En genel anlamıyla güç, birinin istediği sonuçları elde edebilme becerisi demektir. Yine sözlüğe göre, güç, bu amaca ulaşmak için başkalarının davranışlarını etkileme becerisine sahip olma anlamına da gelmektedir. Daha da açarsak, güç, istenilen sonuçları elde etmek için başkalarının davranışlarını etkileme becerisidir. Ancak başkalarının davranışlarını etkilemenin birçok yolu vardır. Tehdit yoluyla zorlayabilir, karşılığını ödeyerek teşvik edebilir veya cezbetme yoluyla sizin istediklerinizi istemeye ikna edebilirsiniz.’’[10]

Siyasal Realizmin kurucusu sayılan ünlü akademisyen Hans J. Morghenthau, ‘‘güç kavramını politik güç ve milli güç olarak iki başlıkta incelemiştir. Morgenthau, uluslararası politikayı bir güç arayışı olarak tanımlamış ve her ne kadar devletlerin nihai hedeflerinin farklılık gösterebileceğini vurgulasa da, günün sonunda en önemli hedeflerinin güç veya bir diğer ifadeyle güce ulaşmak olduğunu ifade etmiştir. Devletlerin belirledikleri hedefleri hayata geçirmeleri noktasında uluslararası politikayı araç olarak kullandıklarını, bunu da gücü elde etme çabasıyla sağladıklarını dile getirmiştir. Woodrow Wilson’ın dünyayı demokrasi adına daha güvenli bir yer haline getirmek istemesi, Haçlıların kutsal mekânları kâfirlerden arındırması ve Nazilerin Doğu Avrupa’yı kendi kolonileri haline getirme çabasını da bu bağlamdaki örnekler olarak göstermiştir. Milli güç konusunda ise, genel olarak güç kavramına ilişkin yaptığı tanımı yinelemiştir. Morgenthau, güç kavramı ile bir bireyin, diğer bireylerin zihni ve hareketleri üzerindeki gücü ve bireylerin birbirleriyle toplumsal iletişim halinde olmaları anında bulunan bir olguyu kastettiğini ifade etmiştir. Morgenthau’ya göre millet/ulus, ortak karakteristik özelliklere sahip bireyler topluluğudur. Ortak karakteristik özellikleri bulunan milletlerin/ulusların sahip oldukları milli güç unsurları, Morgenthau tarafından dönemin şartları da dikkate alındığında toplam dokuz kategori olarak belirlenmiştir. Bunlar: coğrafya, doğal kaynaklar, endüstriyel kapasite, askeri hazırlık, nüfus, milli karakter, milli maneviyat/manevi değerler ve diplomasinin kalitesidir.’’[11] Dinamik ve sürekli değişken bir kavram olan güç, sahip olunan nitelikler bakımından yetenek olarak güç, başka aktörler üzerinde etkileme kabiliyeti olarak ilişkisel güç ve işlerin nasıl yürüyeceğine karar verme, gündemi etkileme ve şekillendirme özellikleri olarak yapısal güç olarak üç kısımda incelenebilir.

Yetenek Olarak Güç

Uluslararası politikada geleneksel güç yaklaşımı gücü yetenekler çerçevesinde ele alır. Dolayısıyla, güç, bir nitelik ve sahip olunan bir şeydir. Bu tür bir yaklaşım, örneğin ulusal gücün unsurlarını listeleme girişiminde görülebilir. Genellikle bunlar arasında en önemli olarak, devletin silahlı kuvvetlerinin büyüklüğü, coğrafi konumu ve nüfusunun kalifiye nitelikleri gibi unsurlar sayılabilir. Bu yaklaşımın avantajı, gücün sayısal olarak ölçülebileceğini düşünerek, soyut unsurlardan ziyade, askeri ve ekonomik güç gibi gözlemlenebilir, somut unsurlar temelinde değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır. Güce yetenekler yaklaşımı açısından bakmanın en önemli sonucu, devletlerin, sahip oldukları güç veya kaynaklar temelinde sınıflandırılmasına ve uluslararası sistemin büyük güç, orta büyüklükte güç veya süpergüç gibi sınıflandırılmasında etkili olmuştur. Yetenekler, en iyi olasılıkla gerçek gücü değil, potansiyeli veya atıl gücü tanımlar ve bu noktada önemli olan unsur ise yetenek olan gücü bir siyasi değere dönüştürmektir.[12]

İlişkisel Güç

İlişkisel güç, kısaca bir aktörün kendi isteğiyle yapmayacağı bir şeyi başka bir aktörün etkisiyle yapması olarak tanımlanabilir. Bu durumda bir aktörün tercihinin değiştirilmesi güç kullanımını tanımlamaktadır; bunun yanında, etki gücünü de göstermiş olur.  ‘‘Gücün çoğu tanımı onu bir ilişki türü olarak belirler. Bununla birlikte, ilişkisel güç yeteneklerin bir yansıması olarak değerlendirilir. İlişkisel güç, genellikle yeteneklerin mukayeseli bir değerlendirilmesinden ziyade davranış ve sonuçlar, yani bir aktörün diğeri üzerindeki etkisi çerçevesinde anlaşılır. Genel durum da böyledir; çünkü güç algılarla ilgilidir. Devletler ve diğer aktörler, göreceli güç hesapları temelinde birbirleriyle ilişkilerini yürütür. Özellikle askeri konularda bir aktör diğer bir aktör üzerinde iki yoldan etkili olabilir; zorlama ve caydırma. Zorlama, savaş veya zorlama tehdidi ile bir rakibi, kendi rızası olmadan ödün vermeye zorlama amacına yönelik taktik veya strateji. Caydırıcılık ise olası bir askeri karşılığın kapsamına (saldırının maliyetinin, yaratabileceği her tür faydadan daha fazla olacağı) dikkat çekerek saldırıyı önlemeye yönelik taktik veya strateji olarak tanımlanabilir. Bu durumlara örnek olarak 2003 rejim değişikliğini sağlamak amacıyla yapılan Irak işgaliyle (zorlama) daha öncesinde ise uçuşa yasak bölgeler oluşturarak Kürtler ve Şii Müslümanlara yönelik saldırıları önleme politikası (caydırıcılık) arasındaki tezatta görülebilir.” [13]

Yapısal Güç

Gücün yetenek ve ilişki modelleri, açık biçimde, genellikle devlet olan bir aktör veya failin varlığı varsayımına dayanırken, yapısal güç, içerisinde küresel aktörlerin birbirleriyle ilişkiler kurduğu ve karar aldığı sosyal yapılar içerisindeki önyargılarla güç dağılımı arasında bağlantı kurar. Yapısal gücün en bilinen değerlendirilmesi, onu, işlerin nasıl yürüyeceğine karar verme ve devletlerin birbirleriyle, halkla veya büyük şirketlerle ilişki kuracağı çerçeveyi şekillendirme otoritesi olarak tanımlayan İngiliz akademisyen Susan Strange tarafından yapılmıştır. [14] Strange, yapısal gücü, “birincil yapılar” (primary structures) ve “ikincil yapılar” (secondary structures) olarak sınıflandırmaktadır. Birincil güç yapılarında, güvenlik yapısı, üretim yapısı, finans yapısı ve bilgi yapısını ele alırken; ikincil güç yapılarında ulaşım yapısı, ticaret yapısı, enerji yapısı ve refah yapısını incelemektedir. Özetle, yapısal güç, sadece ilişkisel pazarlık kabiliyetine odaklanan ekonomik ve politik güçten ziyade her bir alan da tesis edilmiş olan güç yapısındaki (güvenlik, finans, bilgi vs.) ilişkiler ağını organize eden yapısal dinamiklere odaklanır. Diğer taraftan, yapısal güç, her bir münferit güç alanında ayrıca hükmünü icra eder. Yani bir devlet ticaret yapısında “oyun kurucu” aktör konumundayken, bilgi yapısında “lideri takip eden” konumda olabilir. Bu açıdan, Strange, gücü dar bir çerçevede tek bir kanala hapsetmekten ziyade, gücün farklı kanallardan ancak birbiriyle etkileşim içerisindeki mekanizmalarla operasyonalize edildiğini vurgulamaktadır. Buna göre, bir aktör, yapısal güç alanlarının her birinde ne kadar geniş bir hâkimiyet alanına sahipse, o nispette “güç” olmak ve daha önemlisi “oyun kurmak” iddiasında bulunabilir.[15] Ek olarak, yapısal gücün unsurları, özetle; inanç, fikir veya algıları etkileyen bilgi yapısı, kredi veya yatırımlara erişimi kontrol eden mali yapı, savunma ve stratejik konuları belirleyen güvenlik unsurları ve ekonomik kalkınmayı ve refahı etkileyen üretim yapısı olarak da örneklendirilebilir.

İnsanlık tarihi kadar eski olan güç kavramı, daha önce hakimiyet ve kontrol anlamına gelirken, gelişen insan doğası ile gücün anlamında da değişim görülmüştür. Realist perspektifte baktığımızda, tanımlanan güç, askeri gücü çağrıştırmaktadır; ancak gücün değişen tanımında günümüzde güç deyince akla sadece askeri güç gelmemektedir. Gelişmekte olan insan doğası ve değişen uluslararası sistemde artık ekonomik güç, jeopolitik güç, nükleer güç veya teknolojik güç gibi unsurlar en az askeri güç kadar önem kazanmıştır. Geçmişte rekabet unsuru olarak kullanılan askeri güç, modern dünyada genel olarak yerini ticari rekabete bırakmıştır. Bu rekabet değişimini (Westphalia devlet sistemi ile gelen geleneksel askeri savaş biçimi) özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde görebiliriz. Dolayısıyla, güç kavramının tanımı uzun bir süre Realizm tanımı ile anılırken, gelişen ve değişen uluslararası sistem ile güç kavramının tanımı da aynı doğrultuda ortaya çıkan örnekler neticesinde değişim görülmüştür.

Tanımında meydana gelen değişim zamanla gücün çeşitlerinde de yeni kavramların ve tanımların da ortaya çıkmasını sağlamıştır. Gücün çeşitleri sert güç (hard power), yumuşak güç (soft power) ve yeni bir kavram olan akıllı güç (smart power) olarak üçe ayrılır. Güç tanımındaki diğer bir değişim iddiası bu güç çeşitleri ile ilgilidir. Yapılan bazı araştırmalar sonucu, özellikle Soğuk Savaş sonrasındaki dönemde sert gücün kullanımın düşüşe geçip, yerine yumuşak güç ve akıllı güç kavramlarının kullanımın arttığı iddia edilmiştir.

Sert Güç (Hard Power)

Sert güç, tanımını Klasik Realizmden alan oldukça eski bir kavramdır. Sert güç, ilk anlamıyla askeri gücü ifade etmektedir. ‘‘Sert güç askeri müdahale, zorlayıcı diplomasi ve ekonomik yaptırımlara dayanır ve silahlı kuvvetler veya ekonomik araçlar gibi somut güç kaynaklarına dayanır.’’[16] Kısaca, istediğiniz şeyi elde etmede askeri ve ekonomik gücü kullanmakta tereddüt etmemek anlamına gelir. ‘‘Özellikle eski çağlarda sert güç kullanımı belirli bir amaca ulaşmak isteyen aktörler için neredeyse tek alternatif olarak algılanmıştır. Ancak Nye, sert güç tanımlaması içerisine, askeri güç ve ekonomik gücün tehdit edici ve zorlayıcı kullanım biçimlerinin yanı sıra ikna 5 etmeye yönelik kullanımını da dâhil etmektedir. Esasen ‘ikna’ve ‘rıza’ kavramları hem sert ve hem de yumuşak güç kavramlarıyla ilişkili olma özelliği göstermektedir. Nye’ ye göre; askeri güç ile ekonomik güç başkalarının fikirlerini değiştirmek için kullanılabilen sert komuta gücüne birer örnektir. Sert güç ikna (havuç) şeklinde olabildiği gibi tehdit (sopa) şeklinde de olabilir. Ama gücü kullanmanın dolaylı yolları da vardır. Bir ülke dünya politikasından istediği sonuçları, başka ülkeler onun peşinden gitmek istediği, onun değerlerine hayran olduğu, teşkil ettiği örneğe gıpta ettiği, onun refah ve açıklık düzeyine erişmeyi arzuladığı için de alabilir.’’[17] Aktörlerin sert güç kullanmalarındaki amaçları istediklerini elde etmektir. İstediklerini elde etmek için sert güç aracı olarak da caydırıcılık, ikna, rüşvet, baskı, ambargo, emir, tehdit ve askeri güç kullanımı gibi unsurlar kullanılır. Sert güç kavramına örnek olarak II. Dünya Savaşı’nın başlangıcı olarak kabul edilen 1 Eylül 1939’da Nazi Almanya’sının Polonya’yı tamamen askeri güç kullanarak işgal etmesi gösterilebilir.

Yumuşak Güç (Soft Power)

Yumuşak güç, askeri, ekonomik ve zorlama yöntemlerini kullanmadan bir devletin davranışlarını ikna ve cazibe araçlarını kullanarak etkileyen güç çeşididir. Sert güce oranla daha karmaşık bir kavram olan yumuşak güç kavramı, sert güç ile karşılaştırıldığında daha anlaşılabilir olmaktadır. Sert güç,  amacına ulaşmak için zorlama, caydırma ve baskı gibi davranışları kullanırken, yumuşak güç daha çok ikna edicilik, cazibe yaratma ve gündem oluşturma davranışlarını amacına ulaşmak için kullanır. Yumuşak güç kavramı uluslararası ilişkiler literatürüne 1990’da Joseph Nye tarafından yazılan Bound To Lead: The Changing Nature of American Power eseri ile girmiştir.  Kavram olarak 1990’larda karşımıza çıksa da, kullanım açısından eski bir kavramdır. ABD’nin II. Dünya Savaşı sonrası Marshall Planı neticesinde komünizmin yayılmasını önlemek amaçlı 16 ülkeye gerçekleştirdiği Marshall Planı Yardımları, bir yumuşak güç uygulamasına örnek olarak gösterilebilir. Yumuşak gücün yaygınlaşmasında radyo ve televizyon gibi kitle iletişim araçlarının gelişimi önemli bir rol oynamıştır. Devletler, ulusal ve uluslararası yayınların başlaması ile kendi propagandalarını yapmış, Soğuk Savaş döneminde ise iki süper güç, kendi ideolojilerini yaymak için bu yöntemleri kullanmışlardır.

Joseph Nye’nin diğer bir tanımına göre ise ‘‘yumuşak güç partner gerektiren bir danstır.’’[18] Dolayısıyla, kullanılan yumuşak gücün karşı tarafta nasıl bir etkisi olacağı da hesaplanması gerekmektedir. Bu doğrultuda yumuşak güç uygulanırken algı yönetimi yapılması süreci daha etkin kılacaktır. Yapılan çalışmalarda yumuşak gücün belirli kaynaklardan beslendiği ve bazı davranış biçimlerini tercih ettiği ifade edilmektedir. Bu bağlamda, Nye, uluslararası politikada yumuşak gücü oluşturan kaynakları; çoğunlukla bir kuruluşun ya da ülkenin kendi kültüründe ifade ettiği değerlerinden, kendi içindeki uygulamaları ve politikalarıyla oluşturduğu örneklerden ve başkalarıyla ilişkilerini sürdürme şeklinden kaynaklandığını ifade etmektedir. Bunlar haricinde, Nye tarafından sıklıkla kurumların da bir ülkenin yumuşak gücüne katkıda bulunduğu ifade edildiği görülmektedir. Dolayısıyla, Nye’ın esas aldığı bir ülkenin yumuşak gücünün temel kaynaklarını:

  • Başkalarına çekici geldiği takdirde kültürü,
  • Yurtiçi ve yurtdışında uyumlu hareket ederek sadık kaldığı siyasi değerleri,
  • Meşru ve ahlaki olarak otoriter görülen dış politikaları,
  • Gündem yarattığı ve gündemin çerçevesini belirlediği, kendine meylettirdiği hallerde kurumlar veya devlet dışı örgütler, olmak üzere dört başlık altında sıralayabiliriz.[19]

Tablo I: Gücün Üç Türü[20]

Yumuşak güç, bir ülkenin belli bir amacı gerçekleştirmek için başka bir ülkenin milletini etkileme sanatıdır. Bu noktada, kültür aktarımı programları, sosyal medya, iletişim araçları, sinema ve üniversiteler gibi araçlar etkileyen ülkenin bir yumuşak güç unsurları olarak kullanılabilir. Örnek verecek olursak Hollywood film sektörü ABD’nin en önemli yumuşak güç unsurlarından biridir. Film ihracatı alanında önemli bir yerde olan Hollywood filmleri ve dizileri ABD’nin bir propaganda aracı olarak görülmekte ve yayınladığı ülkelerde genellikle ABD’nin prestiji üzerinde durur ona bir koruyucu, kurtarıcı sıfatı yükler ve bir algı yönetimi oluşturur. Nye, ABD’nin sahip olduğu kültürel avantajları, ekonomik güç, siyasal güç ve savunma kapasitesiyle bütünleştirerek uluslararası kamuoyunda meşruiyet konusundaki algılamaları düzeltebileceğini böylelikle etkin güce ulaşılabileceğini vurgulamaktadır.[21]

Akıllı Güç (Smart Power)

Günümüzde oldukça etkin olarak kullanılan yeni bir kavram olan akıllı güç kavramı, kısaca sert güç ve yumuşak gücün bir sentezi olarak karşımıza çıkar. Kavram, Joseph Nye tarafından ortaya atılmıştır. ‘‘Nye’ya göre bu kavram ‘‘ne sert güç ne de yumuşak güçtür daha çok her ikisinin de ustaca birleşimidir.’’[22] Akıllı güç, politik gündemi insanların önceliklerini şekillendirecek biçimde belirleme kabiliyetine dayanır. Başkalarının istediği şeyleri şekillendirme kabiliyeti olarak da kabul edilir. Diğer bir deyişle, akıllı güç, ne sert, ne de yumuşak güçtür. Sert ve yumuşak güçlerin hünerli bir şekilde birleştirilmesidir. “Eğer sizin, benim istediğimi istemenizi sağlarsam, size bunu yaptırmak için sopa ya da havuç kullanmama gerek kalmaz” ana fikri söz konusudur. Kısacası, akıllı güç, hedefleri elde etmek için hem sert, hem de yumuşak güç ile oluşturulan bütüncül bir strateji geliştirmek anlamına gelmektedir. Güçlü bir askeri yapıya olan gereksinimin önemini göz ardı etmeden bir ülkenin nüfuzunu yaymak ve attığı adımlara meşruiyet kazandırmak için ittifaklar, ortaklıklar ve benzeri girişimlere yatırımlar yapmayı öngören bir stratejidir. Uluslararası İlişkilerde her bir durum için en uygun enstrüman (diplomatik, ekonomik, askeri, politik, hukuki, kültürel değer ve araçlar) ya da bunların kombinasyonunu kullanmayı öngörür.[23]

Akıllı güç, devletlerin, bir amaca ulaşması için sert güç ve yumuşak güç unsurlarını birlikte belli bir oranda kullanılmasından doğmaktadır. Sert güç kullanımı uluslararası hukuk çerçevesinde sınırlandırıldığı ve hemen sonuç vermeyen yumuşak güç eleştirileri yapıldığı günümüzde akıllı güç kullanımı bir alternatif olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde ise, akıllı güç kullanımında en etkili yöntem medyanın aktif kullanılmasıdır. Akıllı güç, uygulanması oldukça zor bir kavramdır. İyi gözlem ve yerinde müdahale gerektirmektedir. Askeri veya ekonomik müdahale oranı fazla olursa sert güce hiç kullanılmazsa yumuşak güce dönüşür. Dolayısıyla, Nye’ın dediği gibi akıllı güç ustalık gerektirir. 2006 yılında İsrail-Lübnan arasında Hizbullah tarafından kullanılan taktikler, “Hibrid Savaşları” kavramını ortaya çıkarmıştır. Hibrid Savaşları paradigması, silahlı kuvvetlere daha kapsamlı bir yaklaşımı gerektirmektedir. Hibrid savaşları; klasik muharebe, gayrinizami harp ve siber savaş taktiklerinin bir arada kullanıldığı muharebe türüdür. İnsani yardımlardan önleyici tedbirlere, muhasım koşulların geliştirilmesinden muharebe sonrası istikrar kazandırma faaliyetlerine geniş bir alanı kapsamaktadır. Ekonomik ve politik etki, hasım hükümet ve hareketlerinin arzu edildiği şekilde düzenlenmesi için kullanılır Hibrid savaşından galip çıkmak için konvansiyel harp yeterli değildir; ancak akıllı güç stratejileri ile mümkün olabilir.[24]

Sonuç

Güç kavramı, Uluslararası İlişkiler alanında meydana gelen pek çok olayı açıklayıcı niteliktedir.  İnsan doğasında yer alan güç ve rekabet kavramları devletler oluştukça devletlerarası güç ve rekabet kavramına dönüşmüştür. Eski bir tarihi geçmişe sahip olan güç kavramını insanlık tarihine kadar götürebiliriz. Gücün klasik tanımı Realizm tarafından yapılmış, belli bir amaca ulaşmak için bir aktörün kendi rızası ile yapmayacağı şeyi diğer aktörün etkisiyle yapması olarak tanımlanmıştır. Genel olarak Realizm ile özdeşleşen güç kavramı, İdealist yaklaşımda da önemli bir yer tutmaktadır. Sosyal bilimler ve Uluslararası İlişkiler için oldukça önemli bir yer edinen bu kavram hakkında yapılan çalışmaların yetersiz olması ve teorik olarak açıklanması zor olması nedenleriyle anlaşılabilir ve teorisyenlerin anlaştığı bir açıklama bulunmamaktadır. Kavramın açıklamasındaki zorluğun nedeni ise, gücün gelişen dünyada her geçen gün değişen doğası ve kavramın geniş bir yer tutmasından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte, güç hakkında yapılan çalışmalar oldukça eski bir kavram olmasına karşın I. Dünya Savaşı sonrası uluslararası ilişkilerin bir disiplin olarak ortaya çıkmasından itibaren yapılmaya başlanmıştır.

Devletlerin hayatta kalması için önemli bir yer tutan güç kavramının unsurları coğrafya, doğal kaynaklar, endüstriyel kapasite, askeri hazırlık, nüfus, milli karakter, milli maneviyat/manevi değerler ve diplomasinin kalitesi olarak tanımlanmıştır. Bu unsurları güçlü tutmak Realistler için anarşik olan uluslararası sistemde devletin hayatta kalması için gerekli olarak görülmektedir. Güç yaklaşımları ise, sahip olunan nitelikler bakımından yetenek olarak güç, başka bir aktörü etkileme gücü bakımından ilişkisel güç ve son olarak gücün doğasını dünya düzeni ile ilişkili olduğunu savunan ve politik çıkarların belirlenmesinde önemli rol oynayan yapısal güç olarak üç boyutta incelenebilir. Değişen uluslararası sistem yapılarıyla birlikte özellikle II. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan uluslararası örgütler, sivil toplum örgütleri ve ulusüstü örgütler devletlerin güç kullanımını sınırlandırmaya yönelik çalışmalar yapmışlardır. Bu çalışmaların ne kadar başarılı olduğu tartışılmakta ancak günümüzde sert gücün etkisinin geçmişe oranla düşmesi ile birlikte sert güç unsurları yerine devletlerin amaçlarına ulaşması için ikna ve cazibe gibi unsurları kullanmasını öneren yumuşak güç kavramı ve duruma göre belli oranlarda sert ve yumuşak güç unsurlarını birlikte kullanmasını öneren akıllı güç kavramları da ortaya çıkmıştır. Sert, yumuşak ve akıllı güç kavramları oldukça yeni kavram olmalarına rağmen günümüzde çalkantılı olan uluslararası sistemde pek çok olayın açıklanmasında kilit taşı niteliğindedir. Gelişen dünyamızda güç kavramı, meydana gelen her yeni olay çerçevesinde genişleyerek anlaşılabilirliğini yitirmiştir. Kavramı daha anlaşılabilir kılmak için üzerine daha çok araştırma yapılmalı ve örneklerle pekiştirilmelidir.

Faruk SETEN

İstanbul Gedik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü öğrencisi

 

KAYNAKÇA

  • Çölükoğlu, Eren, “Uluslararası İlişkiler Teorileri”, http://politikaakademisi.org/2020/04/02/uluslararasi-iliskiler-teorileri/, (Erişim Tarihi: 13.05.2020).
  • Heywood, Andrew (2016). Küresel Siyaset, Ankara: Adres Yayınları.
  • Gözen, Ramazan (2017). Uluslararası İlişkiler Teorileri, İstanbul; İletişim Yayınları.
  • Dunne, Tim & Kurki, Milja & Smith, Steve. Internatial Relations Theories: Discipline and Diversity. New York: Oxford University Press.
  • Özcan, A.B. & Çınar, Yusuf (Ed.), (2014), Uluslararası İlişkilerin Temel Kavramları, İstanbul; Hükümdar Yayınları.
  • Dumankaya, Elif Merve, STM (07.01.2019). “Uluslararası İlişkiler ve Güç Kavramı”, (Erişim Tarihi: 17.05.2020), https://thinktech.stm.com.tr/uploads/raporlar/pdf/81201991930923_stm_uluslararasi_iliskiler_ve_guc_kavrami.pdf.
  • Özdemir, Haluk (2008), ‘‘Uluslararası İlişkilerde Güç: Çok Boyutlu Bir Değerlendirme’’, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 63-3.
  • Nye, Joseph (2017), Yumuşak Güç Dünya Siyasetinde Başarının Araçları (2. Baskı), Ankara; BB101 Yayınları.
  • Dinçer, Osman Bahadır & Kutlay, Mustafa (2012). Türkiye’nin Ortadoğu’daki Güç Kapasitesi (Rapor No:12-03). Ankara: USAK (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu) Yayınları.
  • Wagner, Jan Phillip (May 4 2014). ‘‘The Effectiveness of Soft & Hard Power in Contemporary International Relations’’, https://www.e-ir.info/2014/05/14/the-effectiveness-of-soft-hard-power-in-contemporary-international-relations/ (Erişim Tarihi: 25.05.2020).
  • Çağlar, Ali. ‘‘GÜÇ: SERT GÜÇ, YUMUŞAK GÜÇ VE AKILLI GÜÇ’’, http://www.alicaglar.net.tr/StaticFiles/file/guc-sert-yumusak-ve-akilli-guc.pdf (Erişim Tarihi: 27.05.2020).
  • Luke, Christina & Kersel, M (2013). US Cultural Diplomacy and Archaeology: Soft Power, Hard Heritage. New York: Routledge.
  • Özel, Cengiz (Mayıs 2018). “YUMUŞAK GÜCE BÜTÜNSEL BAKIŞ”, Güvenlik Bilimleri Dergisi (DOI: 10.28956/gbd.422722).
  • Karagül, Soner (2013). ‘‘TÜRKİYE’NİN BALKANLARDAKİ “YUMUŞAK GÜÇ” PERSPEKTİFİ: TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KORDİNASYON AJANSI’’. Girişimcilik ve Kalkınma Dergisi (8:1).
  • Pallaver, Matteo (October 2011). ‘‘Power and Its Forms: Hard, Soft, Smart’’. Master Thesis, the London School of Economics.
  • Yatağan, Arda Görkem (Aralık 2018). ‘‘SERT GÜÇ UNSURLARININ YUMUŞAK GÜÇ ARACI OLARAK ETKİLERİ’’. İstanbul; Kara Harp Okulu Bilim Dergisi Cilt/Volume 28, Sayı/Issue 2.

 

[1] Eren Çölükoğlu, “Uluslararası İlişkiler Teorileri”, http://politikaakademisi.org/2020/04/02/uluslararasi-iliskiler-teorileri/, (Erişim Tarihi: 13.05.2020).

[2] Andrew Heywood (2016), Küresel Siyaset, Ankara: Adres Yayınları, s. 86.

[3] Andrew Heywood, a.g.e, s. 41.

[4] Ramazan Gözen (2017), Uluslararası İlişkiler Teorileri, İstanbul; İletişim Yayınları, s. 161.

[5] Tim Dunne & Milja Kurki & Steve Smith. International Relations Theories: Discipline and Diversity. New York: Oxford University Press, s. 78.

[6] Andrew Heywood, a.g.e, s. 89.

[7] Arif Behiç Özcan & Yusuf Çınar (Ed.), (2014), Uluslararası İlişkilerin Temel Kavramları, İstanbul; Hükümdar Yayınları. s. 243.

[8] Elif Merve Dumankaya, STM (07.01.2019). ‘‘Uluslararası İlişkiler ve Güç Kavramı’’, Erişim Tarihi:17.05.2020, https://thinktech.stm.com.tr/uploads/raporlar/pdf/81201991930923_stm_uluslararasi_iliskiler_ve_guc_kavrami.pdf, s. 4.

[9] Haluk Özdemir (2008), ‘‘Uluslararası İlişkilerde Güç: Çok Boyutlu Bir Değerlendirme’’, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 63-3, s. 114.

[10] Joseph Nye (2017), Yumuşak Güç Dünya Siyasetinde Başarının Araçları (2. Baskı), Ankara: BB101 Yayınları. ss. 19-20.

[11] Elif Merve Dumankaya, a.g.e, s. 5.

[12] Andrew Heywood, a.g.e, s. 248.

[13] Andrew Heywood, a.g.e, ss. 259-260.

[14] Andrew Heywood, a.g.e, s. 260.

[15] Osman Bahadır Dinçer & Mustafa Kutlay (2012). Türkiye’nin Ortadoğu’daki Güç Kapasitesi (Rapor No:12-03). Ankara: USAK (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu) Yayınları, s. 11.

[16] Jan Phillip Wagner (May 4 2014). “The Effectiveness of Soft & Hard Power in Contemporary International Relations”, https://www.e-ir.info/2014/05/14/the-effectiveness-of-soft-hard-power-in-contemporary-international-relations/ (Erişim Tarihi 27.05.2020) s. 1.

[17] Ali Çağlar. “GÜÇ: SERT GÜÇ, YUMUŞAK GÜÇ VE AKILLI GÜÇ”, http://www.alicaglar.net.tr/StaticFiles/file/guc-sert-yumusak-ve-akilli-guc.pdf (Erişim Tarihi: 27.05.2020). ss. 4-5.

[18] Christina Luke & Morag M. Kersel (2013). US Cultural Diplomacy and Archaeology: Soft Power, Hard Heritage. New York: Routledge, s. 132.

[19] Cengiz Özel (Mayıs 2018). “YUMUŞAK GÜCE BÜTÜNSEL BAKIŞ”, Güvenlik Bilimleri Dergisi (DOI: 10.28956/gbd.422722), s. 7.

[20] Cengiz Özel, a.g.e, s. 13.

[21] Soner Karagül (2013). “TÜRKİYE’NİN BALKANLARDAKİ “YUMUŞAK GÜÇ” PERSPEKTİFİ: TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KORDİNASYON AJANSI”, Girişimcilik ve Kalkınma Dergisi (8:1). s. 84.

[22] Matteo Pallaver (October 2011). “Power and Its Forms: Hard, Soft, Smart”. Master Thesis, the London School of Economics. s. 101.

[23] Ali Çağlar, a.g.e, ss. 5-6.

[24] Arda Görkem Yatağan (Aralık 2018). “SERT GÜÇ UNSURLARININ YUMUŞAK GÜÇ ARACI OLARAK ETKİLERİ”. İstanbul: Kara Harp Okulu Bilim Dergisi Cilt/Volume 28, Sayı/Issue 2, 69-94, s 74.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.