BEYRUT PATLARKEN…

upa-admin 09 Ağustos 2020 493 Okunma 0
BEYRUT PATLARKEN…

4 Ağustos 2020 günü Beyrut limanındaki silah deposunda gerçekleşen patlama, alışagelmişin dışında bir algı yarattı. Algı dememizin nedeni, ne yazık ki bir zamanlar “Ortadoğu’nun incisi” sayılan bu güzel kentin, daha çok iç savaş ve çatışmalarla anılmasından kaynaklandı. 1975-1990 arasındaki kronik iç savaş döneminde, bölgesel ve büyük güçler, eşzamanlı farklı hassasiyetlere sahip örgütleri desteklediler ya da kurdurdular. Taif Anlaşması ile (1990) tüm örgütler silah bırakırken, sadece 1982’deki I. Lübnan Savaşı sürecinde İran tarafından kurulan ve Suriye-İran ittifakı tarafından desteklenen Hizbullah silah bırakmadı. Kendince meşru nedeni ise “Lübnan’ı İsrail’den ve İsrail işgalinden korumak”tı.

Lübnan’da 1976-2005 yıllarında Suriye işgali, 1982-2000 arasındaki İsrail işgali, ülkenin yakın zamandaki kaderini etkileyen önemli bölgesel faktörler oldu. Geriye gidilirse, Osmanlı zamanında da mutasarrıflık olan Lübnan’ın, 1936’da Suriye mandasından ayrılması, Suriye’den önce bağımsızlığını kazandırılması (1945) ve ülkenin içinde sistemleşen Hıristiyan Cumhurbaşkanı, Sünni Arap Başbakan ve Şii Arap Meclis Başkanı dengesinin, Fransız vesayeti döneminde kurulması idi. Şimdilerde eski kolonyal geçmişini anımsayan Fransa, Cumhurbaşkanı Macron’un ziyaretinde nostaljik bir tavırla, “hamilik” rolüne savunmaya çalıştı. Geçmişle birlikte günümüzde Fransa’nın Soğuk Savaş dengeleri sonrası, Rusya ile Libya dahil benzer politikaları, Kıbrıs üzerinde Türkiye’nin aleyhindeki yaklaşımları, Mısır ile yakınlaşması da ayrı bir parantezde değerlendirilebilir.

Gelgelelim, Lübnan’da 4 Ağustos’taki patlama, tam da Hiroşima’nın 75. yılında, nükleer patlamaya benzer bir görüntüyü ortaya koydu. 2700 tonun üzerindeki amonyum nitrat malzemesinin, 6 yıldan beri, Beyrut limanında neden bekletildiği, üstelik IŞİD’in malum saldırılarında ne kadar ön planda yer aldığı anımsanabilir. Bununla birlikte, malum deponun Hizbullah’a ait olduğu, İsrail-ABD uzantılı birtakım istihbari uzantılar tarafından da patlatıldığı iddia edildi. İsrail-ABD bunu kesin bir dille reddetti, buna rağmen Hizbullah lideri Nasrallah’ın zaman zaman İsrail’in Hayfa limanını vurmakla tehdit ettiği anımsandığında, komplo teorileri sıklıkla zihinlere geldi.

Günümüzde Guy Debord’un dilimize “Gösteri Toplumu” olarak çevrilen eserindeki bakış açısıyla, patlama/patlamalar, saldırı gibi silahlı propaganda tekniklerinin, aynı zamanda “muhteşem bir görüntü” ya da “manzara” olarak algısal bir etki yaratacağı, kitlelerin saldırıyı gerçekleştiren iradeye karşı önce korku, sonra nötralizasyon, ardından da iradeye teslim olacağı gibi yorumlar öne çıkmaktadır. Ancak patlamanın saldırı olup olmadığı, saldırı ise kimin gerçekleştirip/gerçekleştirmediği gün yüzüne çıkmamıştır. Pandeminin ilk zamanlarında da karışık olan Beyrut sokaklarının, saldırı sonrası daha da artarak devam etmesi, komplike bir çerçeveyi ortaya koymaktadır. Lübnan’daki olayların temelinde ekonomik nedenler vardı; son saldırı ile birlikte, ülke içinde “devlet içinde devlet” olan Hizbullah, meclis ve hükümet içindeki etkisi, dolayısı ile İran-Suriye rejiminin siyasaları, eleştiriye uğramaktadır.

Bu zeminde, 4 Ağustos’taki “sarsıcı, muhteşem” gözüken, “gösteri toplumu”nun feci yüzü, olayın içyüzü anlaşılamadığından bir politikaya dönüşmezken, Beyrut’un patlarken, 200 km. ötesi Kıbrıs’ı sarstığı, hem fiziksel, hem politik bir gerçektir. Batılı güçler tarafından yıllarca “Avrupa-AB” konusu olarak ele alınan Kıbrıs’ın, aynı zamanda Ortadoğu, Doğu Akdeniz başlığı olduğu, Fransa, Britanya ve diğer güçlere, “üs vererek yandaş toplamaya çalışan” Güney Kıbrıs Rum Kesimi  (GKRK)’nin konumunun münhasır ekonomik alan tartışmalarındaki zemini ile daha iyi vurgulanabilir. Unutmayalım ki, 1956 Süveyş Krizi’nde Mısır’a, Süveyş Krizi yüzeyinde İsrail ile birlikte operasyon gerçekleştiren Fransa ve Britanya, Kıbrıs’taki üslerden hava saldırılarını gerçekleştirmişti. Mısır da, Lübnan da, Kıbrıs’tan ayrı bir AB konusu olarak düşünülemez. O yüzden, Türkiye’nin Doğu Akdeniz siyasaları, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)nin egemenliği daha da önem kazanmaktadır.

Beyrut patlarken, Rusya-İran’ın Suriye politikaları, ABD ve yeni ekseninin bakışı, İsrail’in Lübnan siyaseti, Doğu Akdeniz’deki doğal gaz rekabeti, Suudi Arabistan ve Körfez’in bölgeye etkisi unutulmamalıdır. Beyrut Valisinin savladığı üzere, Hiroşima’nın 1/5’i kadar etkisi olan, NASA’nın uzaydan görüntülendiğini ifade ettiği patlama, gerçek yüzü ortaya çıktıkça, başka tartışmaları da beraberinde getirecektir. Yaşamını kaybeden masumlara Allah’tan rahmet diliyorum…

 

Dr. Deniz TANSİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.