TÜRKİYE’NİN BATI DÜŞÜNCESİ

upa-admin 15 Ekim 2020 1.035 Okunma 0
TÜRKİYE’NİN BATI DÜŞÜNCESİ

Bugün Türkiye’nin Batı ile olan ilişkilerinde yaşanan gerilime aktüel birtakım nedenlerle yaklaşmamamız gerektiği kanaatindeyim. Her ne kadar Türkiye ile Avrupa arasında dönem dönem gerginlikler yaşansa da, Türkiye’nin AB’ye üye olması taraftarıyım. Çünkü 200 yıllık modernleşme sergüzeştimizin neticesinde “Batı” yörüngesinde yer alan bir ülke olduk. Avrupa’yı model almamız, Tanzimat’tan bugüne değin Türkiye için önemli bir kazanım oldu. Bugün ağır aksak yürüse de, Türkiye demokrasisi, birçok Doğulu ve İslam medeniyetinden ülkeye nazaran daha iyi bir seviyede. Fakat Türkiye demokrasisinin tam anlamıyla Batı standartlarını yakaladığını söylemek de oldukça zor. Öyleyse, burada bir paradoks var. Bugün Avrupa, Tanzimat’tan günümüze model alınan bir “medeniyet” olarak görülüyorsa, Türkiye’nin Batı/Avrupa direncini nasıl okumamız gerekiyor?

Ziya Gökalp’ten beri Türk entelijansiyasının ekseriyetinin bilincinde bu düşünce yatar: Batı’nın bilim ve tekniğini alalım, ama kültürünü değil. Gökalp “hars”, “medeniyet” ayrımı yapar. Burada “hars”, kültürdür. “Medeniyet” ise, Batı’nın tekniği ve ekonomik gelişimidir. Yani Batı/Avrupa, Gökalp’ten beri tam anlamıyla içselleştirilmemesi gereken bir şey olarak zihin dünyamızda yaşarlığını koruyor. Kültürümüzden kasıt ise, “Türklük” ve “İslamlık”tır. Bugün bu sentezin, Türkiye kamuoyunun genelinin algı dünyasında dominant bir fikir olarak yer aldığını söylemek mümkün. Tarihten güncele bu algı değişmedi. Bu algıdan dolayıdır ki, bugün Türkiye’nin Avrupa düşüncesi daha “yerel” kalmakta. Burada bir eleştiriden ziyade, bu yerelliğin Gökalp’ten beri süregelen bir fikriyat olduğunu öne sürüyorum.

Bugün Türkiye toplumunda genelde Batı’ya karşı bir hoşnutsuzluk, bir yabancılık söz konusuysa, bunu İslamlıkla bütünleşmiş Türk milliyetçiliğine bağlamamız mümkün. Batı imgesi, Türkiye kamuoyunda pejoratif (olumsuz) bir mânâya sahip. Türk milliyetçiliği, dünden bugüne Batı’yı kötülüklerin kaynağı olarak gördü. Bu algının hasıl olmasında Kurtuluş Savaşı’nda “Batılı emperyalist” güçlere verilen savaş, Batı’nın Ortadoğu’da yarattığı kaos gibi durumlar/olaylar ve daha muhtelif gerekçeler, “Batı” karşıtı düşüncenin oluşmasında birer etmen olarak Türk milliyetçiliğinin Batı düşüncesine etki yaptı. Yani şunu demek istiyorum: Batı/Avrupa düşüncesi, başka bir dünyaya, başka bir medeniyet dairesinde yer alan Türkiye için cezbedici, kabullenip içselleştirilmesi gereken bir düşünce olmadı. Çünkü, Gökalp’ten beri “kültür ve medeniyet” ayrımı, Türkiye’nin Batı düşüncesinin temelini oluşturmaktadır. Türk milliyetçiliği ise, hep “kültür”ün muhafazasından yana bir tavır takındı. Kültürümüz “Batılı” olmayacaktı. Batı; bilimimiz, ekonomik gelişimimiz için bir vasıta olarak görülmeliydi. “Batı”, tarihten bugüne bu şekilde algılanınca, bugün kendi demokrasisini Türkiye’de görmek isteyen Batılı ülkeler ile bunu “makbul” görmeyen Türkiye arasında gerilimlerin yaşanmasını olağan görmemiz gerekiyor. Burada, bir “yabancılık” durumu ortaya çıkıyor. Bunu da belirleyen faktörlerin başında “din” geliyor. Din olarak İslamiyet’i benimsemiş, kültür olarak Ortadoğu’ya yakın olan Türkiye’nin, Batı/Avrupa medeniyet dairesi içinde yer almasını istemek/düşünmek oldukça zor. Sorunun bence menşei burada yatıyor; Türk milliyetçiliğinin ana bir unsurunu teşkil eden “din” faktörü, bugün Türkiye toplumunun Batı düşüncesinin biçimlenmesinde ciddi bir etkiye sahip. Batı, ne de olsa “bizim dünyamız”ın dışında olan bir dünya.

Avrupa’nın kendi içinde ciddi sorunlar yaşaması, İslamofobi’nin kıta Avrupa’sında zaman zaman artması, son zamanlarda Avrupa’nın Türkiye demokrasisine yönelik eleştirileri toplum olarak muhafazakâr olan Türkiye’nin Avrupa’dan uzaklaşmasını tetiklediğini söylemek mümkün. Avrupa, kimi düşünürlere göre eski ihtişamını kaybetti. Avrupa ülkelerinin son yıllarda yaşadığı ekonomik sorunlar, Müslüman/göçmen karşıtlığının gittikçe artması, entegrasyon sorunsalının yıllardır çözüme kavuşturul(a)mayışı gibi durumlar, Avrupa algısına olumsuz yönde etki etti. Türkiye’nin özelde Avrupa, genelde Batı algısını “kimlik”in, “ideoloji”nin belirlediğini düşünürsek, Türkiye’nin neden Batı’yı/Avrupa’yı çok önemsemediğini anlamış oluruz.

Türkiye’nin Batı’dan uzaklaşmasını, topyekûn bir Batı reddiyesi olarak okumamak lazım. Çünkü Türkiye, Avrupa’ya yıllardır “demokrasi” gözüyle bakmadı. Bugün Türkiye’nin çoğu Avrupa ülkesiyle ticari ilişkileri var. İşin gelecekteki riskli tarafı Avrupa’dan uzaklaşmanın ekonomik ilişkilerin zedelenmesine zemin hazırlaması durumudur. Burada Avrupa’nın Türkiye algısını değiştirmesi de önemli. Çünkü Avrupa karşısında Batılı değerlere yabancı, milliyetçilikle soslanmış yerel tepkilerin oluşmasında bu durum bir gerekçe oluşturuyor. Bugün “Avrupa Avrupa duy sesimizi” sloganının arkasında yatan zihniyetin bu olduğunu düşünmek mümkün. Avrupa’ya karşı yerelliğe sarılma, Türk kültürünü Batı/Avrupa kültürü karşısında yeterli görme durumu, Türkiye’nin Avrupa’yı bir türlü içselleştirmeyişinin de bir göstergesi olmuştur.

* “Batı” kavramı, bu çalışmada coğrafi bir terimden ziyade, bir kültüre ve medeniyete işaret etmektedir. Tanzimat’tan beri Türkiye’nin Batılılaşma serüveni daha çok Avrupa kültür ve medeniyetini model almak, taklit etmek şeklinde cereyan etmiştir. Yani Batılılaşmamız bir anlamda Avrupalılaşmamız anlamına gelmektedir.

Suat AYHAN

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.