İŞGALCİ ERMENİSTAN ORDUSU İŞGAL TOPRAKLARINDAN PÜSKÜRTÜLÜRKEN…

upa-admin 24 Ekim 2020 21.794 Okunma 0
İŞGALCİ ERMENİSTAN ORDUSU İŞGAL TOPRAKLARINDAN PÜSKÜRTÜLÜRKEN…

Malum olduğu üzere Azerbaycan`ın Dağlık Karabağ ve çevre bölgeleri üzerinde 30 seneyi aşkın bir süredir devam eden Ermenistan işgali var. Bu işgalin mağdurları, mazlumları, üzülenleri veya zalimleri, sorumluları, destekçileri, seyircileri ve sevinenlerinin kahir ekseriyeti bugün hayattalar.

İşgalci Ermenistan ile 1994 yılında varılan “ateşkes” durumunda, aslında, silahlar hiçbir zaman susmadı. Ermenistan`ın işgal durumunu konsolide etmek için Azerbaycan silahlı kuvvetleri ve işgal bölgesine yakın yerleşim yerlerindeki sivil halka taciz ateşleri açmadığı gün yoktu bile denilebilir. “Ateşkes” döneminde, Ermenistan silahlı kuvvetleri tarafından öldürülen askerler, siviller ve özellikle çocuklar hafızalarda tazeliğini korumaktadır. Dolayısıyla, Ermenistan`ın işgalinin günümüze kadar devam ettiği sürede Azerbaycan halkı ve doğal olarak da yönetiminin bağrında işgal ukdesinin açtığı yaralar her geçen gün biraz daha çok ızdırap verir oldu.

Ermenistan’ın tacizleri sonucunda susmayan silahlarla küçük çaplı çatışmalar 2016 yılı Nisan ayında daha büyük bir çatışmaya dönüştüğü zaman, Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri önemli ölçüde stratejik bölgelerin işgalini sonlandırdı.[1] Fakat dönemin uluslararası ilişkiler konjonktürü Azerbaycan`ın işgal altında bulunan topraklarını kurtarma operasyonlarını daha da ileri taşımasına fırsat vermedi ve savaş sadece 3 gün sürdü. Azerbaycan’ın kendi topraklarını kurtarma operasyonlarını durdurmasına sebep, kesinlikle aciz duruma düşürdüğü Ermenistan değildi. Ne yazık ki, Ermenistan tarafı, 2016 yılında aldığı ağır darbeden hiç ders çıkarmadan ve destekçilerinin cesaretlendirmesi ile saldırgan tutumunu sürdürmeye devam etti. Ermenistan`ın bu tutumu beklenenin aksine, kriminal Serj Sarkisyan rejiminin 2018 yılında devrilmesi ile yönetime gelen Nikol Paşinyan döneminde daha da azgınlaşarak devam etti ve 27 Eylül tarihinde Ermenistan`ın savaşı ağır silahlarla tekrar başlatmasıyla büyük çatışmalara dönüştü. Fakat bu çatışmaların öncesi var ve savaşa götüren bu sebepler, adeta savaşın bağırarak geliyorum dediğini ortaya koyuyor.

Şöyle ki, Ermenistan Savunma Bakanı David Tonoyan`ın 2019 yılı Mart ayında New York`ta yaptığı bir konuşmasında Azerbaycan’ın diğer bölgelerinin işgalini kastederek “Ermenistan’ın yeni topraklar için yeni bir savaş başlatmasının gerekliliğini” vurgulaması[2]; Ermenistan`ın “barışsever” Başbakanı Nikol Paşinyan’ın bir konuşmasında “Karabağ Ermenistandır, nokta”, “Azerbaycan halkı korkaktır. Hiçbir zaman kendi topraklarını savaş yoluyla geri almaya cesaret edemez.[3] ifadelerini kullanması; yine Paşinyan’ın Azerbaycan’a 7 şart koşması ve müzakere sürecine kukla Karabağ rejiminin de dahil edilmesinin gerekliliğini belirtmesi; Ermenistan’ın üst düzey bütün yetkililerinin sıklıkla çeşitli ortam ve zamanlarda işgali meşru görür, Azerbaycan’a hakaret eder ve tahrik edici beyan ve açıklamalarda bulunmaları; Ermenistan Başbakanı Paşinyan`ın eşi, 2019 yılında Azerbaycan annelerini barışa davet eden Anna Hakobyan’ın 2020 yılı Eylül ayında Azerbaycan’ın Ermenistan işgali altında bulunan bölgelerindeki askeri tatbikatlara katılarak, üzerinde askeri üniforma ve elinde keskin nişancı tüfeği ile nişan alır pozisyonda poz vermesi[4]; Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın oğlunun askerliğini Azerbaycan’ın Ermenistan tarafından işgal edilen bölgelerinde yapması; Paşinyan yönetiminin selefleri gibi uluslararası insancıl hukukun, özellikle de 1949 Cenevre Sözleşmeleri’nin açık bir şekilde ihlalini sürdürerek, Ağustos ayında Lübnan’ın başkenti Beyrut`ta vuku bulmuş faciayı “önemli bir fırsat” addederek orada bulunan Ermeni kökenli insanları aileleri ile birlikte Ermenistan tarafından işgal edilmiş Azerbaycan topraklarına yerleştirmesi[5]; benzer şekilde uluslararası hukuka aykırı olarak Suriye’den 2012 yılından beri Ermenilerin göç ettirilerek Azerbaycan topraklarına yerleştirilmesi sürecinin hiç duraksamadan devam ettirilmesi; işgal altında tutulan Azerbaycan topraklarının uluslararası denetim ve gözetimden yoksun olmasını, dolayısıyla da sıfır sorgulanabilirlik düzeyini bir “fırsat” olarak gören Ermenistan yönetiminin, söz konusu bölgeyi narkotik üretiminin ve aynı zamanda PKK ve ASALA gibi terör örgütlerinin yuvasına çevirme sürecini devam ettirmesi[6]; mevcut işgal durumunu konsolide etmek, yeni topraklar işgal ederek Azerbaycan`ın stratejik öneme haiz enerji ve ulaşım hatlarını kontrol altına almak gibi Ermenistan’ın sahip olduğu potansiyeli çok daha fazla aşan planlar doğrultusunda 12-16 Temmuz tarihlerinde Azerbaycan`ın Tovuz bölgesine topyekûn saldırı gerçekleştirilmesi ve Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri tarafından kısa sürede hezimete uğratılmasına rağmen hiç duraksamadan bu sefer, Azerbaycan’ın çeşitli bölgeleri yönünde özel sabotajcı tim grupları halinde sızmalara yeltenilmesi gibi gerçekler Ermenistan’ın bölge ve hatta küresel ölçekte tehlike saçan bir unsur olduğunu gösteriyor. Ermenistan’ı “unsur” olarak nitelendirmemizin nedeni, kurulduğu günden beri uluslararası hukuku, gelenekleri ve adaletin temel ilkelerini hiçe saymasından dolayı gerçek anlamda devlet olma vasfını kaybetmiş olmasıdır. Aslında tüm bu gerçekleri ve daha fazlasını Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev uzun süreden beri anlatarak, en son olarak da BM 75. Genel Kurul toplantıları kapsamında önemle altını çizerek uyarılarda bulunmuştur. [7]

27 Eylül tarihinde Ermenistan`ın başlattığı savaşın mahiyetini irdeleyecek olursak, bu savaşın Azerbaycan için ne anlam taşıdığını, Ermenistan için ne anlama geldiği üzerinde durmaya çalışalım. Azerbaycan tarafından karşılığının böylesine verileceğini ve deyim yerindeyse tam bir hezimete uğratılacağını beklemeyen Ermenistan için, bu saldırıyı gerçekleştirmesinin amaçlarını şöyle sıralayabiliriz: Kriminal seleflerinden bile çok daha az siyasi deneyim ve devlet tecrübesine sahip olan Nikol Paşinyan, kendi halkına verdiği ütopik vaatleri gerçekleştiremeyeceğini, özellikle de küresel pandeminin yüklediği ağır sosyo-ekonomik sorunlardan doğan kitlesel memnuniyetsizlik dalgasının giderek büyüdüğünü görünce kamuoyunun dikkatinin “dış düşmana yöneltilmesinin gerekliliğini” hissetti.[8] Bu doğrultuda, Azerbaycan`ın yeni topraklarını işgal ederek, daha önce işgal edilen bölgelerin durumunu güvence altına almak; Azerbaycan`ın Türkiye ve Batı`ya uzanan enerji-ulaşım hatlarını kontrol altına almak[9]; Hıristiyan kartını devreye sokarak soruna “Medeniyetler Çatışması” niteliği veya görüntüsü kazandırmak; Azerbaycan ve Türkiye’nin Batılı ülkeler ile ilişkilerini bozmak ve bu kapsamda da Ermenistan`ın Batı için “son kale” olduğu fikrini veya saçmalığını kabul ettirmek[10]; onu destekleyen Batılı bazı çevrelerin çok arzuladığı Türkiye-Rusya çatışmasını doğurmak; sorunu kasıtlı olarak Ermenistan sınırları  dahiline çekmeye çalışarak, üçüncü tarafları, özellikle de Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nü (KGAÖ) çatışmalara dahil etmek ve böylece uluslararası hukuk açısından büyük suçlarının ve insanlığa karşı cinayetlerinin, kendisine suç ortağı ararcasına üzerini örtmek.[11] Tüm bu sıralanan ütopik hayaller, Ermenistan yönetiminin hülyalarıdır ve sonsuza kadar gerçekleşmeden onların kirli düşüncelerinde kalmaya mahkumdur.

27 Eylül tarihinde başlayan karşı saldırı operasyonları Azerbaycan için nedir?” sorusunun yanıtı ise açık ve net: Bu savaş Azerbaycan için bir Kurtuluş Savaşı’dır. Çünkü Ermenistan işgalinden kurtarılmakta olan topraklar Azerbaycan halkının tarihi ve yasal topraklarıdır. Bu topraklar, esasen 30 yıla yakın bir süredir Ermenistan’ın desteklenmesi ve şımartılması sonucunda işgal altında tutulabilmekteydi. Aslında bugün bile Azerbaycan’ın gerçekleştirdiği kurtarma operasyonları sürerken, Azerbaycan ve özellikle de Cumhurbaşkanı İlham Aliyev için en kolay engel Ermenistan ve onun işgal kuvvetleridir. Daha önemli ve üstesinden gelmek zorunda olunan engeller ise, Azerbaycan’a karşı büyük siyasi baskılar, çifte standartlar, bazı büyük devletlerin ahdine vefa etmemeleri (pacta sunt servanda ilkesinin ihlali), dezenformasyon, yalanlar vs gibi unsurlardır. Bu kapsamda, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve özellikle de seleflerinden daha cesur davranan Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Azerbaycan`a verdiği destek önemle altı çizilmesi gereken tarihi bir gerçektir. Bunun yanı sıra, Pakistan, Ukrayna ve Afganistan’ın da Azerbaycan`a verdiği siyasi destekler Azerbaycan halkının hafızasına kazınmıştır ve hiçbir zaman unutulmayacaktır.[12]

Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin 25 günü aşkın bir süredir devam ettirdiği karşı saldırı ve kurtarma operasyonları tüm dünyaya neyi gösterdi ve göstermeye devam etmektedir sorusuna gelince, şu önemli hususları vurgulamakta fayda görüyoruz: Azerbaycan’ın işgal edilmiş toprakları sorununun çözümsüzlüğünden özel zevk alan Minsk Üçlüsü’nün beklenen ve ya olması gereken etkinliğinin[13] olmaması 30 senedir Ermenistan işgalinin devam edebilmesine olanak yaratmıştır. Uluslararası hukukun, BM Güvenlik Konseyi ve BM Genel Kurulu başta olmak üzere önemli bütün uluslararası örgütlerin sayısızca kararlarının[14], tarihi gerçeklerin ve adaletin temel ilkelerinin Azerbaycan’ın yanında olmasına rağmen küresel düzeyde siyasilerin ve resmi kişilerin 30 senedir açıklamalarında saldırgan Ermenistan ile saldırıya maruz kalan Azerbaycan arasında fark gözetmeksizin “barış çağrıları” yapması ve sorunun askeri yolla çözümünün mümkün olmadığını beyan etmeleri Azerbaycan`ın sabrını taşıran etkenlerin başında gelmektedir. Azerbaycan Ordusu, sorunun çözümünün askeri yolla mümkün olduğunu göstermektedir. Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu adaletsiz çağrılar karşısında dik durarak, adeta “adaletin sesi” olması tarihe geçecek bir gerçekliktir. Böylece, Azerbaycan askeri yolla, yıllardan beri Minsk Üçlüsü’nün de dile getirdiği “statükonun kabuledilemezliği” doğrultusunda mevcut durumu değiştirmektedir. Doğal olarak da, işgal kuvvetleri ile Azerbaycan ordusu arasındaki “temas hattı” kavramı da ortadan kaybolmaktadır ve Azerbaycan-Ermenistan devlet sınırı kavramı geri gelmektedir. Tüm bu güzel gelişmeler ise tamamen askeri yollarla gerçekleştirilmektedir[15]; Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ülkesinin Minsk Üçlüsü’nden biri olduğunu ve tarafsız olması gerektiğini unutarak, 27 Eylül’den beri Ermenistan yanlısı açıklamalarda bulunması ve “Azerbaycan`ın savaşta terör örgütleri mensuplarını ve paralı askerleri kullanması” iddiası gibi Ermeni yalanlarını savunması “tarafsız arabulucu” Minsk Üçlüsü’nün niteliğinden haber vermektedir. Fransa’nın, savaşın 18. gününde tarafsız olması gerektiğini Dışişleri Bakanı düzeyinde yapılan bir açıklama ile “hatırlaması” çok düşündürücüdür[16]; Ermenistan’ın terör geleneğine sahip olduğu bilinen bir gerçektir. ASALA, JCAG, ASALA-MR, ARA, NAR isimli Ermeni terör örgütlerinin mensuplarının ülkede “kahraman” gibi algılandığı bilinmektedir.[17] Uzun yıllardan, özellikle de Suriye probleminin alevlenmesinden beri Ermenistan’ın işgal ettiği bölgelere PKK/YPG terör mensuplarını yerleştirdiği kanıtlanmıştır. Buna ilaveten, Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin etkisiz hale getirdiği Ermenistan işgal kuvvetleri askerlerinin üzerinden Lübnan, Kanada ve başka ülkelerin pasaportlarının çıkması gerçeği ve Azerbaycan topraklarındaki işgalci rejimin sözde parlamentosunda 12 Ekim tarihinde “yabancı paralı askerlerin Karabağ’da savaşa katılımının kolaylaştırılması” ile ilgili sözde “yasa tasarısının kabul edilmesi” açık bir şekilde işgalci Ermenistan devletinin Azerbaycan`a karşı yabancı terörist savaşçı kullandığını ortaya koymaktadır.[18] BM Güvenlik Konseyi’nin 2014 tarihli 2178 nolu kararında, “İkamet etmekte veya vatandaşı olduğu bir devletten başka bir devlette terörist faaliyetleri gerçekleştiren, planlayan, hazırlığında olan veya katılma amacıyla seyahat eden; ya da silahlı çatışmalarla ilişkili olanlar dâhil olmak üzere terör eğitimi alan veya veren bireyler” yabancı terörist savaşçı olarak tanımlanmıştır[19]; bu savaş aynı zamanda bütün devletlerin, çatışma bölgelerine terörist grupların akışının engellenmesi ile ilgili BM Güvenlik Konseyi’nin 2017 tarihli 2396 nolu kararına özenle yaklaşması gerekliliğinin de önemle altını çizmiştir; Ermenistan’ın yıllardan beri dile getirdiği “Dağlık Karabağ Sorunu’nda Ermenistan`ın bir etkisinin veya katılımının olmadığı” tezinin yalan olduğu belki de bininci kez bu savaş dolayısıyla bir daha görülmüş oldu; Paşinyan’ın danışmanı Vagharshak Harutyunyan, Rusya’nın bir televizyon kanalına verdiği açıklamasında Azerbaycan’ın sivil yerleşim yerlerine saldırı düzenleyeceklerini açık bir şekilde ifade etmiştir. Bu gerçek, hukuki açıdan hem bir itiraf, hem de terörün bir devlet – eğer ortada bir devlet kaldıysa – politikası olmasının bariz bir örneğidir.[20] 27 Eylül’den beri Ermenistan, bu terör politikasının sonucunda savaş bölgesinden çok daha uzak mesafede bulunan sivil yerleşim yerlerine balistik roket ve diğer ağır silahlarla saldırıda bulunarak 60’dan fazla sivil ve çocuğun ölümüne sebep olmuştur. Bu durumda uluslararası hukukun Azerbaycan’a meşru askeri hedefler hakkı ve önleyici tedbirler (pre-emptive measures) alma imkânı tanıdığı da bilinmelidir[21]; monoetnik Ermenistan’dan farklı olarak, Azerbaycan çok-uluslu, çok-kültürlü ve çok-dinli bir ülkedir ve bunu kendi zenginliği olarak görmektedir. Ermenistan’ın Gence şehrine yaptığı roket saldırısı sonucunda evi yıkılan Azerbaycan vatandaşlarından birisinin Ermeni kökenli bayan olduğunu hatırlayalım. Sadece başkent Bakü’de 30 bini aşkın Ermeni kökenli vatandaşımızın olduğu, fakat Ermenistan’da bir tane bile Azerbaycan Türkü’nün olmaması gerçeği ne anlama gelmektedir? Devam eden savaşlarda şehit düşen Rus kökenli Azerbaycan vatandaşı Denis Pronin[22], savaşda kahramanca operasyonlara katılan Yahudi asıllı Azerbaycan vatandaşı Daniel Turalbeyov[23] ve Azerbaycan’daki Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi din adamlarının Ermeni saldırganlığına karşı ortak bir bildiri[24] yayınlaması gerçeği, Ermenistan’ın Hıristiyanlığı kötüye kullanmasına izin vermemekte ve “Batı için son kale” tezlerinin komik olduğunu gözler önüne sermektedir. Azerbaycan Ordusu Ermenistan’a ciddi anlamda hem askeri silah teknolojileri kaybı, hem de asker kaybı yaşatmaktadır. Ermenistan’ın asker kaybının çok yüksek düzeyde olması sebebinden Paşinyan rejimi yine iç politik nedenlerden dolayı Azerbaycan’ın kurtardığı bölgelerde bulunan asker cesetlerinin toplanıp Ermenistan’a götürülmesine yanaşmamaktadır. Bu yüzden, her seferinde insani ateşkesi ihlal etmektedirler. Bu savaş, silahlı kuvvetleri bitkin durumda olan Ermenistan’ın yine uluslararası hukuku, özellikle de Chicago Konvansiyonu’nu hiçe sayarak sivil uçaklarla Ermenistan’a silah ve mühimmat taşıyabildiğini[25], bazi büyük devletlerin de buna olanak sağladığını ortaya koydu; Azerbaycan’ın ezici üstünlüğü ile devam eden bu savaş aynı zamanda, 30 senedir susan ve görevini yerine getirmeyen uluslararası kurum, kuruluş ve büyük devletlerin üst düzey yetkililerinin “barış ve ateşkesin ivedilikle sağlanması” yönünde harekete geçme gereksinimi duyabileceklerini de gösterdi. Aslında Azerbaycan, 30 senedir işgalci Ermenistan`dan daha çok onlara katlandı.

Son olarak da şu denilebilir ki, bu savaş, büyük suçlar işlemiş bir uluslararası hukuk kişisine suçunu kabul ettirme ve onun kendi sınırları dahiline çekilerek hukuka uymasını sağlama işlemidir. Tek bir gerçek bile bizlere çok şeyi söylemektedir: Bir tarafta ölüme meydan okuyan ve cepheye akını durdurulamayan Azerbaycan gençliği, diğer tarafta ise mevzilerini terk edip kaçmaması için komutanları tarafından ayaklarından zincirlenen Ermeni askerleri. Kurtarılmış çok sayıda bölgelerde bulunan Ermeni askerlerinin cesetlerinın ayaklarından zincirlendiği görülmüştür…

Dr. Elsevar SALMANOV

 

DİPNOTLAR

[1] https://report.az/analitika/aprel-doyusleri-azerbaycan-isgal-olunan-torpaqlarini-azad-etmek-gucundedir-serh/.

[2] https://modern.az/az/news/196285.

[3] https://www.yeniavaz.com/az/news/index/118946/pasinyan-yene-tekrar-etdi-qarabag-ermenistandir-ve-noqte.

[4] https://www.bbc.com/azeri/azerbaijan-54000674.

[5] https://aqreqator.az/az/siyaset/1002799.

[6] https://report.az/analitika/pkk-nin-qarabagda-yerlesdirimesine-niye-goz-yumulur/.

[7] https://president.az/articles/42794.

[8] https://report.az/analitika/rusiyali-ekspert-nikol-pasinyan-oz-problemlerinden-diqqeti-yayindirmaq-isteyib/.

[9] https://sputnik.az/politics/20200801/424583545/hikmet-haciyev-rusiya-jurnal-musahibe.html.

[10] https://www.karar.com/pasinyan-turkleri-viyana-onlerinde-gorebilirsiniz-1588774.

[11] https://mfa.gov.az/az/news/6966/view.

[12] https://www.trt.net.tr/azerbaycan/turkiy/2020/10/01/prezident-r-c-b-tayyib-rdogan-turkiy-bir-daha-az-rbaycana-oz-d-st-yini-ifad-edir-1501010.

[13] https://www.aa.com.tr/tr/azerbaycan-cephe-hatti/agit-minsk-grubu-daglik-karabag-icin-28-yildir-cozum-uretemiyor/1993262.

[14] http://files.preslib.az/site/karabakh/gl2.pdf.

[15] https://president.az/articles/42411.

[16] https://www.amerikaninsesi.com/a/le-drian-fransa-daglik-karabag-krizinde-tarafsiz-olmali/5619947.html.

[17] Söz konusu örgütlerin faaliyetleri için bkz. Zeynep Karaş (2007), Ermeni Terör Örgütü: ASALA, Atılım Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Ankara, ss. 32-40.

[18]  https://konkret.az/dusmen-qarabaga-muzdlulari-celb-etdiyini-bu-qanun-la-etiraf-etdi/.

[19] https://www.academia.edu/38351350/Birinci_Y%C4%B1l%C4%B1nda_Birle%C5%9Fmi%C5%9F_Milletler_G%C3%BCvenlik_Konseyinin_2178_Say%C4%B1l%C4%B1_Karar%C4%B1_ve_Yabanc%C4%B1_Ter%C3%B6rist_Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar.

[20] https://www.sabah.com.tr/dunya/2020/10/07/son-dakika-pasinyanin-danismani-vagharshak-harutyunyandan-canli-yayinda-sivil-katliami-itirafi.

[21] https://www.aa.com.tr/tr/azerbaycan-cephe-hatti/uzmanlara-gore-uluslararasi-hukuk-azerbaycana-kaybettigi-topraklarini-geri-alma-hakki-veriyor/1989285.

[22] https://www.moderator.az/news/348055.html.

[23] https://anews.az/az/milliyyetce-yehudi-olan-azerbaycan-esgeri-biz-torpaqlarimizi-azad-edeceyik-video/.

[24] https://press.az/az/news/66640.

[25] https://sputnik.az/karabakh/20201019/425243569/Qara-bazarda-satlan-silahlar-mlki-tyyarlrd-Ermnistana-danr.html.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.