2020 ABD BAŞKANLIK SEÇİMLERİNİN TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİNE ETKİSİ: HA ALİ, HA VELİ!

upa-admin 10 Kasım 2020 3.127 Okunma 0
2020 ABD BAŞKANLIK SEÇİMLERİNİN TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİNE ETKİSİ: HA ALİ, HA VELİ!

Giriş

Oldukça çekişmeli geçen 2020 ABD Başkanlık seçimlerinde belirsiz geçen ilk iki günün ardından son virajda öne geçen Demokrat aday Joe Biden, Georgia, Pennsylvania, Wisconsin ve Michigan’ı Cumhuriyetçiler’den alarak, ülkesi ABD’nin 46. Başkanı olarak seçildi. Her ne kadar Cumhuriyetçi aday ve 45. ABD Başkanı Donald Trump’ın avukatları bazı eyaletlerde sonuçlara itirazda bulunsalar da, şu anki sonuçlar Biden’ın Başkanlığının kesinleşeceğine yönelik görünmektedir. Bu bağlamda, bu yazıda Biden’ın ABD Başkanı seçilmesinin Türkiye açısından olası etkilerini ele alacağım.

Biden’ın Siyasi Kariyeri ve Türkiye ile Diyalogları

2008 yılındaki seçimlerde Başkan seçilen Barack Obama döneminde, Joe Biden, 2009-2017 yılları arasında Başkan Yardımcısı olarak görev yapmıştır. Hem bu görevi süresince, hem de Senato’nun Dış İlişkiler Komitesi’ndeki görevi süresince Joe Biden’ın en önemli söylemi, sözde Ermeni soykırımını Başkan seçilmesi halinde tanımak yönünde olmuştur. Ermeni lobisine yakınlığı ile dikkat çeken Biden’ın ve kendisinin Başkan Yardımcısı olacak Kamala Harris’in Ermeni nüfusun yoğun ve etkin olduğu California Senatörü olması nedeniyle Ermeni lobisinin desteğini aldıkları gerçeği yadsınamaz. Ancak ABD Başkanlık seçimlerinin en önemli söylev malzemelerinden biri olan sözde Ermeni soykırımının tanınmasına dair verilen sözün, lobinin oylarını alabilmek adına her aday tarafından dile getirilmesi artık olağan bir süreç haline gelmiş durumda. Bu nedenle, Biden’ı sadece bu söylemi üzerinden Türkiye karşıtı olarak nitelendirmek gerçekçi bir yaklaşım olmayabilir. Dahası, Biden’ın bu konuda soykırımı yasalaştıracak bir karar alıp almayacağı da şüpheli; zira bu konu Türkiye ile ABD’nin arası daha da açabilir.

Fakat Joe Biden’ın tarihsel süreçte başka konularda da Türkiye aleyhine politikalar izlediğinin çeşitli örnekleri bulunmaktadır. Örneğin, 1974 yılında Türkiye’nin düzenlediği Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında ABD tarafından Türkiye’ye silah ambargosu uygulanmasını öneren Senatörlerden birisi de kendisidir. Bu nedenle de, kendisinin politik görüşlerinin tarihsel seyrinde aslında bir tutarlılık olduğu söylenebilir. Şimdi kendisinin Başkan olmasını takiben mevcut gerilimin daha da artması yönündeki öngörüyü bu doğrultuda değerlendirmek gerekir. Bunun nedeni ise, Biden’ın Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları eksikliklerini (askeri darbeler, insan hakları ihlalleri, azınlık hakları vs.) önemsemesidir.

2009-2017 döneminde Başkan Yardımcısı görevini sürdürürken, Biden, Türkiye’ye farklı dönemlerde olmak üzere toplam 4 kez ziyarette bulunmuştur. İlk ziyaretini 2011 yılında gerçekleştirmiş olup, ziyaretinin amacı, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Arap Baharı sürecini değerlendirmek olmuştur. Biden, ikinci ziyaretini 2014 yılında Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildikten sonra yapmış ve bu ziyaretin ana gündem maddeleri Ortadoğu’yu karıştıran IŞİD ve ABD’nin bölgedeki hava operasyonlarının görüşülmesi olmuştur. Türkiye, bölgede IŞİD’e karşı verilen mücadeleye 2016 yılında dahil olarak ABD’nin bu mücadelede sınırları içerisindeki üsleri kullanmasına izin vermiştir. Biden’ın üçüncü ziyareti de bu konuya ilişkin gerçekleşmiştir. Son ziyaretini ise yine 2016 yılının Ağustos ayında yapmıştır. Bu ziyaretin sebebini kendisi, 15 Temmuz darbe girişimine ABD’nin gerektiği şekilde tepki vermediğine yönelik eleştirileri bertaraf etmek adına şahsen ziyarette bulunmak istemesi olarak belirtmiştir. Bu ziyaretlerde oldukça nazik mesajlar veren Biden, buna karşın aynı dönemde zaman zaman Türkiye’ye yönelik ağır iddia ve ithamlarda da bulunmuştur. Örneğin, bunlardan ilki, 2014 yılında Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı Ortadoğu ülkelerinin Suriye’de Esad’ı devirmek adına IŞİD’e para ve silah yardımı bulunduğu yönünde olmuştur. Ancak Türkiye’nin bu iddialar ile ilgili sert tepki göstermesinin sonrasında, kendisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı telefonla arayarak ondan özür dilemiştir.

Biden’ın Görüşleri ve Türk Dış Politikası’na Olası Yansımaları

Özellikle ABD ile ilişkilerin son dönemde gerilmesine neden olan gündem başlıklarından birisi Doğu Akdeniz’de meydana gelen gelişmelerdir. Bu konuya dair Biden’ın da önceki Başkan Donald Trump’tan daha farklı bir duruş sergilemeyeceğini söyleyebiliriz. Çünkü Biden, Türk-Yunan ilişkilerine dair konularda genel olarak Yunan tarafının tezlerinin savunucusu olmuştur. Doğu Akdeniz’e dair Türk-Yunan anlaşmazlıklarında da Türkiye aleyhine söylemlerde bulunmuştur.

Sözde Ermeni soykırımı iddialarına verdiği desteğe paralel olarak, Biden, Azerbaycan-Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ Sorunu’na ilişkin de Türkiye’nin konuya dahil olmasını eleştirmiş ve Türkiye’nin konunun bir tarafı olmaması gerektiğini ve mevcut yaklaşımı ile de çatışmayı körüklediğini belirtmiştir. Bölgede ABD’ye göre Rusya’nın daha aktif bir politika izlemesi söz konusu olsa da, yeni Başkan döneminde enerji siyasetinin bölgede dengelenebileceğine yönelik adımlar gelebilir.

Ortadoğu ve Suriye krizi bağlamında da Biden, Trump’ın Suriye’den Amerikan askerlerini geri çekmesini bölgedeki Kürtlere ihanet olarak değerlendirmiş, Irak ve Suriye’deki politikalarının Trump döneminden farklı olacağına dair ilk sinyalleri vermiştir. Bu nedenle, Ortadoğu’da şu anda biraz daha geri planda kalmış gibi görünen ABD profilinin, Biden döneminde değişmesi öngörülebilir.

Türkiye’nin askeri kapasitesi açısından önem taşıyan F-35 uçaklarının ABD tarafından teslim edilip edilmemesi, S-400’ler ile ilgili bir yaptırım (CAATSA) olup olmayacağı gibi konular da kısmen belirsizliğini koruyan konular olmakla beraber, Biden döneminde de bununla ilgili sert söylemlerin devam edeceği muhtemel görünüyor. Özellikle Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında da Türkiye’ye silah ambargosu uygulanmasının en büyük destekçilerinden biri olan Biden’ın Başkanlığı süresince de benzer durumlar yaşanabilir ve Türkiye bu konularla ilgili yaptırımlara maruz kalabilir.

Sonuç

Türkiye için önemli başlıklar anlamında son dönemde Türk-Amerikan ilişkilerinde zorlu bir dönemden geçildiği söylenebilir. Özellikle iki ülkenin Ortadoğu ve Doğu Akdeniz politikaları açısından çıkarlarının giderek farklı bir yöne evrilmesi, Türkiye için hala bir müttefiklik durumunun geçerli olup olmadığının pekçok kez iç kamuoyunda sorgulanmasına neden olmuştur. Ancak Trump ve Erdoğan arasındaki iletişim düzeyi, kamuoyu açısından ilişkilerin kurumsal düzeyde negatif seyrine rağmen Türk kamuoyunda Trump açısından olumlu bir algı oluşmasını sağlamıştır. Aynı dönemde seçim çalışmalarına hız veren Demokratların ise söylemleri biraz daha fazla sertleşmiştir. Ayrıca bu dönemde yeni ABD Başkanı’nın tamamen iç politikaya mesaj verme amacıyla yaptığı eski bir konuşma Türk basınına aylar sonra servis edilmiş ve Trump lehine Türkiye’de rüzgarlar estirilmeye çalışılmıştır. Bu durum da Türk kamuoyunda negatif bir Biden imajı oluşması ile sonuçlanmıştır. Fakat, ABD gibi dış politikanın uzun vadeli belirlendiği ve kurumsallaşmanın yüksek olduğu devletler için Başkanların tarzı farklı da olsa izlenecek politika genel hatlarıyla bellidir ve sistem dengeleri gözetir. Bu bağlamda, Türkiye açısından son dönemde anlaşmazlıkların arttığı Türk-Amerikan ilişkilerinin ekseni seçim sonuçlarından bağımsız benzer seyirde devam edebilir. Burada kritik unsur ise, kuşkusuz, Türkiye’nin demokratik rejimler arasındaki yerini koruması ve derinleştirmesidir…

Dr. Gamze HELVACIKÖYLÜ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.