KİTAP İNCELEMESİ: ORTAÇAĞ İSLAM DÜNYASINDA SİYASİ DÜŞÜNCE

upa-admin 25 Kasım 2020 5.493 Okunma 0
KİTAP İNCELEMESİ: ORTAÇAĞ İSLAM DÜNYASINDA SİYASİ DÜŞÜNCE

Orijinal İsmi: Medieval Islamic Political Thought

Yazar: Patricia Crone

Çeviri: Hasan Köni

Tür: Araştırma-İnceleme

1. Basım: 2007

Yayın: Kapı Yayınları

Sayfa Sayısı: 679

                                                            İÇİNDEKİLER

1-) İlk Dönem

  • Hükümetin Ortaya Çıkışı
  • İlk İç Savaş ve Hizipleşme
  • Emeviler

2-) Kabile Geleneğinin Zayıflaması

  • Giriş
  • Hariciler
  • Mutezile
  • Emeviler Döneminde Şiilik
  • Zeydiler
  • İmamiler
  • Ashabı Hadis

3-) Parçalanmış Bir Dünya İle Mücadele

  • Giriş
  • İran Geleneği ve Nasihat Edebiyatı
  • Yunan Geleneği ve Siyaset Bilimi
  • İsmaililer
  • Sünniler

4-) Hükümet ve Toplum

  • Hükümetin Doğası
  • Hükümetin İşlevleri
  • Özgürlük Hakkında Görüşler
  • Toplumsal Düzen
  • Müslümanlar ve Kafirler
  • Son Söz: Din, Devlet ve Toplumsal Konulara Yeniden Bakış

 

Patricia Crone (1945-2015)

Kitabın Genel Özeti

Danimarkalı-Amerikalı oryantalist ve erken İslam dönemi tarihçisi Patricia Crone’un (1945-2015) yazmış olduğu Medieval Islamic Political Thought adlı eser, bu alanda yazılmış önemli bir kaynaktır. Eser, Prof. Dr. Hasan Köni tarafından Ortaçağ İslam Dünyasında Siyasi Düşünce adıyla Türkçe’ye de kazandırılmıştır. Kitap, İslam dininin yapısını ve Hz. Muhammed sonrası Müslüman dünyayı ve politikalarını anlatmış ve İslamiyetin siyasileşmesi ve devletleşme süreçlerini incelemiştir. Eserde, Crone, Kuran-ı Kerim’in bir anayasa olarak kabul edilmesi ve bu yasaları yürütebilecek veya yaygınlaştıracak bir üst otoritenin varlığından bahsetmiştir. İslam dininin içerisinde yaşanan iktidar mücadeleleri, iç savaşlar ve halifelik makamının işlerliliğini hakkında eserde detaylı bilgiler mevcuttur. Bununla birlikte, İslam dininin yaygınlaşması ile birlikte Yunan ve Pers kültürünün etkileri ve bu etkilerle birlikte siyasi düşüncede ve sosyal yaşamda değişiklikler dile getirilmiştir. Batı medeniyetinin İslam’a bakış açısı anlatılmış ve Batı medeniyeti ile İslam medeniyeti arasındaki karşılaştırılmalar yapılmıştır. Yazar, İslam siyasi düşüncesinin geçirdiği aşamaları, sosyal yaşamı ve politik süreçlerle ilgili detaylı incelemeleri yaptığı kitapta anlaşılmaktadır. Bu bilgiler ile ortaçağ dönemindeki ve şu an İslam dünyasında yaşanan olayları anlamakta yardımcı olduğu kanaati taşımaktayım.

İlk Dönem

Yazar, bu bölümde İslam dininin devlet anlayışını ve Hz. Muhammed sonrası yaşanan iktidar mücadelesinden bahsetmiştir. İslam’a göre hükümetlerin insanlığın varoluşundan beri olduğunu, ancak sonradan geliştirildiğini söylemektedir. İnsanların bir arada yaşama gereksinimleri olduğu ve kendilerini yönetmek adına bir üst otoritenin olduğunu ve bunu iyi ve kötü hükümet yani imamet ve mülk olarak ikiye ayırmıştır. Yazar, “İmam” kavramının kelime anlamını ve işlevini de irdelemiş ve Halifelik makamının bu bağlamda tanımını yapmıştır. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in iktidar döneminin sorunsuz geçmesi ve bu halifelerin şura yoluyla seçildiğini aynı şekilde Hz. Osman’ın da şura yoluyla seçildiği, ancak Hz. Ali yanlıları ve Hz. Osman’ın halifeliğinden rahatsız duyanların çok olduğu buradan hareketle İslam dünyasında bir iktidar mücadelesinin başladığı görülmüştür. Hz. Osman’ın öldürülmesi ile birlikte Hz. Ali Halife olmuş ve Halifeliği döneminde bir iç savaş olan Sıffin Savaşı’nda Halifelik makamını Hz. Osman’ın ailesine mensup olan Muaviye’ye vermek zorunda kalmıştır. Bunun sonucunda, üçüncü siyasi düşünce diyebileceğimiz Hariciler Hz. Ali’nin yanından ayrılmıştır. İslam dünyasında üç siyasi düşünce yani üç mezhep ortaya çıkmıştır. Sünniler, Aleviler ve Hariciler. Bu mezhepler dini sebeple değil, siyasi sebeplerle ortaya çıktığını bize anlatmaktadır. Hz. Ali’nin öldürülmesi ve iktidarın Muaviye’ye geçmesiyle birlikte Emevi saltanatının başladığı bu bölümde anlatılmaktadır.

Kabile Geleneğinin Zayıflaması

Bu bölümde, yazar, Emevilerin halifeliği bir saltanat haline getirdiği ve bunun sonucunda halktan destek görmediği ve hoşnutsuzlukların olduğunu söylemiştir. Emeviler devlet yapısı yerine daha çok kabilesel/ailesel yönetimi uygun bulduğundan, ayrıca Haricilerin de şehirlerin kendilerini yönetmesi gerektiği ve her ailenin ve her evin kendi kuralları olduğu ve bu kurallara göre yaşanması gerektiği ifade edilmiştir. Ama Şiiler bu düşüncenin aksine otoriter bir yönetimin varlığının daha uygun olduğunu söylemişlerdir. Mutezile görüşünü savununlar ise, İmamsız yaşanabileceğini ve herkesin kendi şeraitini uygulayabileceğini savunmuştur. Hariciler ve Mutezile arasında kabilesel yaşam tarzının daha özgürlükçü olduğu görüşü hakimdir. Ancak Emevilerin İran’ı hakimiyet altına aldıktan sonra Horasan’dan gelen isyancılar tarafından yıkılmıştır. Yazara göre bir devrim yapılmıştır. Şiilerin öncü olduğu ama bunun bir Şii devrimi olamadığını söylemiştir. Devrimi Haşimi ailesi yapmıştır ve Haşimi ailesi Hz. Peygamber’in amcası olan Abbas bin Abdülmuttalip’in ailesidir. Ama Şiiler iktidarın Hz. Peygamberin damadı ve amcaoğlu olan Hz. Ali’nin soyundan gelenlerin hakkı olduğunu savunmuştur. Bunun sonucunda, Haşimi Şiiliğine karşı bir savaş olduğunu ve bu devrimi gerçekleştirenlerin Şiati Ali ve Şiati beni ‘l – Abbas olarak ayrıldığını söylemiştir. Bu devrimin sonucunda kabile tarzı yönetim yerine devlet merkezli yönetim daha ön plana çıktığı belirtilmiştir. Çünkü devlet kademelerinde ve orduda Horasanlılar vardır. Horasanlı ve İranlı devlet geleneğinden gelmiş insanlar yönetimde kendilerine yer bulmuştur. Abbasiler tüm Arap toplumunu birleştirdiği ve halifelik makamı ise bu dönemde ulus üstü bir yapı haline geldiği kitapta belirtilmiştir.

Parçalanmış Bir Dünya İle Mücadele

Yazar, bu bölümde, Abbasilerin başkenti Irak’a taşımasıyla devlet geleneği olarak İranlılardan ve Eski Yunan eserlerin çevrilmesiyle de siyaset, felsefe ve sosyoloji gibi bilimlerden etkilenmesinden bahsetmiştir. İslam dünyasının siyasi ve sosyal dönüşümü ve hem siyasette, hem de felsefedeki gelişimi ile bu alanda ortaya çıkan insanlardan söz edilmiştir. Ayrıca, yazar, bu dönem için Batı medeniyeti ile İslam medeniyeti arasındaki benzerlikler ve farklılıklara değinmiştir. Devletin ve halkın görevlerinin ne olduğu tanımlanmıştır. Ayrıca bu dönemde Farabi, Gazali ve İbn Rüşt gibi filozofların ortaya çıktığından bahsetmiştir. Felsefe ile uğraşmışlar ve felsefenin de din gibi hakikate ulaştırdıklarını söylemektedirler. Ama dini reddetmemişler, aksine felsefenin diğer bir yorumu olduğunu savunmuşlardır. Gazali siyasi yönetimin ayrılmasını yani laik bir yönetim gücünün olması ve ayrıca bir dini liderin olmasını savunmuştur. Fakat Sünni düşünce biçiminde Halifeliğin ve hükümdarın aynı kişi olması gerektiği söylenmiş ve Harici ve Şii düşünce sisteminden ayrıldığı en temel farklardan biri olduğu kitapta bahsedilmiştir. Kitapta, yazar, ayrıca, İsmaililer ve Fatimilerden de bahsetmiştir. Her ikisinin de Şii temelli olduğu, fakat İsmaililerin Mehdi inancı taşımaması ve Hz. Ali’yi Peygamber olarak görmesinin temel farklardan olduğu söylenmiş ve Şeriat’ı kaldırmaya yeltendiklerini belirtilmiştir. Bunun aksine, Fatimilerin ise bir Halife’ye gereksinim konusunda emin olduklarından ve bunun için bütün Müslüman toprakları işgal etmeye çalıştıklarından bahsetmiştir. Bunun dışında, yazar, Sünnilerden bahsetmiş ve Sünnilerin Dört Halife tezini savundukları, Halife’nin seçim yoluyla belirlenmesi gerektiği ve Emevileri ve Abbasileri dalalet imamları olarak gördüklerini belirtmiştir.

Hükümet ve Toplum

Kitabın bu bölümünde, Müslümanların hükümet anlayışlarından ve toplumsal düzenin esasları nasıl olması gerektiği anlatılmıştır. İnsanların varoluşundan beri hükümetlerin var olduğu, Allah’ın insanlar için toplumsal düzeni sağlama adına bir Peygamber ve bir kitap gönderdiği söylenmiştir. Burada, yazar, İslam dünyası ile Batı dünyası arasında benzerlik kurmuş ve aynı şekilde her ikisinin de doğayı, toplumu ve hükümetleri aynı görüşü benimsediklerini savunmuştur. Hükümet ve toplumla ilgili varsayımlarla Şiilerin ve filozofların hep meşgul olduğu, ama Sünni din alimlerinin ise bunların ürettiklerini makul bulduğunu belirtilmiştir. Bu bölümde, ayrıca, hükümetler ile halk arasındaki anlaşmazlıklardan da bahsedilmiştir. Bağdatlılar, Muktedir’in halifeliğini yeterli görmedikleri için hutbe minberlerini parçaladıklarından, Şafilerin ise Cuma namazının Valiler tarafından değil Kadılar tarafından kılınmasını istediklerinden bahsedilmiş ve bunun sonucunda bu emellerine ulaştıklarından ve devletle aralarındaki bağı kopardıkları anlatılmıştır. İmamiler için ise Cuma namazı yoktur; çünkü onlara göre 12. İmam gaybe gittiği için bunun kılınmasına gerek yoktur ve eğer Cuma namazı kılınırsa kişi Sünni olarak tanımlanıyordu. Kitapta Antinomiyanizm görüşünden de bahsedilmiştir. Yazar, bu düşünceyi Anarşizm ile eş görmüştür. Bu görüşe göre, Şeriat’ı aşarak onun bütün kollarını kaldırmak gereklidir ve bunun sonucunda bireysel ve kolektif olarak insanlar daha özgür yaşarlar. Bu görüşe göre, otorite olmadan insanların yaşayabileceği kanısı hâkimdir. Kitapta Arap fatihlerin insanları eşit gördüğü ve temel ayrımı Arap olan ve Arap olmayan olarak yaptığı söylenmektedir. Müslümanların hiçbir şekilde köle yapılamayacağı, ama Müslüman olmayan insanların köle olarak alınabileceği ve bunu bir savaş ganimeti olarak gördüklerinden de bahsedilmiştir. Batılıların İslam dinini bir hak dini görmemesinin sebeplerini de yazar dile getirmiştir. Batılılar, İslam’ın mucizelerle değil, kılıçla kurulduğunu söylemişlerdir. Bununla birlikte, insanların İslam’ı seçmesi için kılıç kullanıldığından bahsedilmektedir. Fethedilen yerdeki insanlar Müslümanların bu tavırlarını yanlış bulduklarından ve bu tavırların Müslümanları etkilediğinden söz edilmiştir. Bunun sonucunda, Müslümanlar “cihat” kavramını değiştirmiş ve bu kavramla artık insanın kendi içinde nefsi ile yaptığı mücadeleye değinildiği belirtilmiştir. Yazar, son olarak, din, devlet ve toplumun İslam tarihi için mükemmel bir kazandırdığını ve bunların tek daire olarak görüldüğü ama devlet artık tek başına bir daire olduğunu söylemiştir.

Kitapla İlgili Eleştiri

Yazar, bu kitabında o dönemki İslam dünyasının siyasi, sosyal yapısı ve anlayış mekanizmasını yansıtmakta başarılı görülmektedir. Zira kitabındaki atıflar ve kaynak iyi bir araştırma yaptığını ortaya koymaktadır. Yazarın kitabı araştırma türünde yazıldığı için, ortaya koyduğu düşüncelere karşı, aksi bir söylemde bulunmak veya katılmak şahsımca pek mümkün görünmemektedir. Lakin Hz. Peygamber sonrası gelişen siyasi olaylar için kendimce yaptığım okumalar ve yaşadığım kültür gereğince yazarın bu dönemle ilgili belirttiği düşüncelere katılabilirim. Ancak Hz. Hasan’a verilen desteğin çıkar amaçlı olduğu zikredilmiş, fakat çıkar iddiasını destekleyen bir argüman okuyucuya sunulmamıştır. Bununla birlikte, eleştirdiğim diğer noktalar ise Müslüman zihin dünyasına ait kavramların Batı toplumunun kendi kavramsal şeması içinde anlamlandırılmasıdır. Bütün Ortaçağ Müslümanlarının doğayı Batılılar gibi çirkin, hayvani ve geçici olarak gördüğünü, Halifeleri ve Kralları aynı kefede değerlendirmesi, Müslümanlarında sanki topluma Sosyal Darwinci gözüyle baktığını öne sürmesi, Türkler yerine Horasanlılar terimini kullanması gibi değerlendirmeleri Batı kavramları ile açıklaması veya o gözle değerlendirmesi eleştirdiğim noktalardandır. Emevi yönetiminin ve hanedanının karşısında yer alan Şii ve Haricileri tutum olarak determinizm ile nitelendirilmiş; ancak bu zümrelerin içinde bulundukları determinizmin keyfiyeti tanımlanmamıştır. Yazar, İslam medeniyetine ait birçok kavramı Batı ve İran/Pers medeniyetlerin bir uzantısı olarak görmüş ve klasik oryantalist söylemi devam ettirmiştir. Ama kitabın içeriğinin ağır olduğu ve bizim bile bilemediğimiz bilgileri ortaya çıkarması ve sunması açısından okunması gereken bir eser olduğunu vurgulamak isterim.

Murat ÇİÇEK

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.