KONGRE BASKINI SONRASI GENEL DURUM: ABD MEŞRUİYETİNİ YİTİRDİ Mİ?

upa-admin 08 Ocak 2021 1.972 Okunma 0
KONGRE BASKINI SONRASI GENEL DURUM: ABD MEŞRUİYETİNİ YİTİRDİ Mİ?

ABD’nin başkenti Washington’da son günlerde yaşanan kaos ve anarşi olayları adeta taşları yerinden oynattı. Seçiciler Kurulu oylarının sayıldığı ve 3 Kasım 2020’deki Başkanlık seçimlerinin sonuçlarının resmileşeceği ve Joe Biden’ın Başkanlığının ilan edileceği Kongre oturumu, Donald Trump destekçilerinin Kongre binasının önüne yürüyüp içeri girmesiyle yarıda kaldı, polis ve protestocuların arasında çıkan arbede sonucunda 4 kişi hayatına kaybetti. Kongre binası ilk kez 1814 yılında Koramiral Sir Alexander Cockburn ve Tümgeneral Robert Ross önderliğindeki İngiliz kuvvetleri tarafından ateşe verilmişti. İşte Kongre binası, o günden bu yana ilk kez “işgale” uğradı.[1]

Seçimlere usulsüzlük ve hile karıştığı yönündeki iddialarını en başından beri sürdüren Donald Trump, Beyaz Saray önünde destekçilerine yaptığı konuşmada, “Asla vazgeçmeyeceğiz, yenilgiyi asla kabul etmeyeceğiz, Kongre’ye yürüyün” diyerek kitleleri mobilize etmeyi başardı ve binlerce insanı başkent Washington’da Kongre binası önünde topladı. Bu kalabalık, sadece seçimleri protesto eden ve tepkisini demokratik yollardan gösteren masum bir kalabalık değildi. Aksine öfkeyle yoğrulmuş, savaşa ön safhada gider gibi gözünü karartmış bir kalabalıktı.  Zaten bu öfke kısa sürede eyleme dönüştü; Senato ile Temsilciler Meclisi’nin ortak oturumunun başlamasından kısa bir süre sonra bina çevresindeki güvenlik bariyerleri aşılarak camlar ve kapılar kırıldı ve içeri girildi. Trump taraftarları içerisindeki ırkçı çetelerin, Kongre koridorları ve salonlarında gerek Nazi toplama kamplarını öven, gerekse Güney Amerikalı köle sahiplerinin mirasını selamlayan sembollerle boy göstermeleri, tabiri caizse ortalığı savaş alanına çevirdi.

Aslında olayların bu noktaya gelmesi kesin olmasa da ihtimaller dahilindeydi. Trump, en başından beri seçim sonuçlarını geçersiz kılmak için her yolu denemişti. Oylar sayıldığında geriye düştüğünü anladığı günden itibaren, hem sosyal medyayı, hem de geleneksel medyayı çok efektif bir şekilde kullanan Trump, sürekli seçimlerin hileli olduğuna, bu seçimlerin ABD siyasi tarihine leke vurduğuna ve kazanan tarafın kendisi olduğuna vurgu yaparak rakibi Biden üzerinde psikolojik üstünlük kurmaya çalışmış, yenilgiyi kabullenmemişti. Nihai aşamada hedef kitlesini eylem boyutuna geçiren ve demokratik bir şekilde başkanlık koltuğuna oturan bir siyasetçiyi ihtilal yaparcasına anti-demokratik bir şekilde engellemeye çalışan sıra dışı bir Trump figürü ortaya çıktı. ABD, kendi siyasi tarihinde belki de ilk kez seçimleri kabullenmeyip kitlelere neredeyse “vur emri” verebilecek kadar ileri giden bir Başkan ile karşı karşıya kalıyordu. Bu zihniyet, sağ popülizmin, ayrımcı ve kutuplaştırıcı bir siyaset anlayışının tezahürüdür.

Bazı kesimlerce “sivil darbe” olarak da nitelendirilen bu anarşinin üzerine yorum yapılabilecek bazı hususlar vardır. Öncelikle, yüzyıllardır ABD dış politikalarına etki eden en önemli dinamiklerden olan; liberal demokrasi, insan hakları, özgürlük ve barış gibi kavramların ABD için artık meşruiyetini yitirdiği, bu kavramların başka ülkelere karşı koruyucu bir argüman olarak öne sürülemeyeceği anlaşılmış oldu. Bütün dünyada renkli devrimleri ve diktatörlere karşı ayaklanmaları destekleyen, Ortadoğu’da “Bahar” rüzgarları estiren o demokratik ABD (!), bir nevi kendi silahıyla vurulmuş oldu.  Aslında ABD, 11 Eylül (9/11) saldırılarından sonra Irak ve Afganistan’a “demokrasi götürmek” bahanesi ile yapmış olduğu askeri müdahalelerin yanı sıra, bu ülkelerde sivillere uyguladığı insan hakları ihlalleri ve işkenceler ile meşruiyetini çoktan kaybetmişti. Fakat bu kez, uluslararası arenadaki bu kaos ve çatışma ortamının bizzat kendi sınırları dahilinde iç politikasına sirayet etmesi ABD’nin meşruiyet zeminini bir hayli sarstı. Biden döneminde “demokrasi” ve “özgürlük” gibi kelimelerin ABD için ne kadar yeterli olacağını kestirmek şimdiden çok zor görünmektedir. Zira Biden’in ABD’nin adını temize çıkarması ve yeniden evrensel liberal değerler vurgusu yapabilmesi için, dış politikadan ziyade öncelikle içerideki toplumsal kutuplaşma ve çatışma ortamını bitirmesi gerekecektir. En önemlisi de Trump’a oy veren yaklaşık 75 milyon Amerikalıyı ikna etmesi bir hayli zor olacaktır.

Diğer bir üzerinde durulması gereken nokta, ABD’de devam eden istikrarsızlığın gelmiş olduğu bu son seviyenin ABD’nin uluslararası arenadaki başat rolünü sorgulatacağıdır. Artık ABD’nin liberal ve küresel dünyanın lideri rolünü üstlenmeyeceği, her istediği zaman tehdit olarak gördüğü ülkelere “şer ekseni”, “diktatör devlet” gibi yaftalamalar yapamayacağı, dolayısıyla bu ülkelere kolay kolay ambargo koyup askeri müdahalede bulunamayacağı öngörülebilir. Bu noktada özellikle İran ve Çin gibi ülkelerin biraz daha rahatlayacağı, Trump’un bu yenilgiyi kabullenmeyen tavrını eleştiren BM’nin de uluslararası kararlarda ABD’yi dinlerken ihtiyatla yaklaşacağı söylenebilir. Bu anlamda, ABD’nin, uzun bir süre kabuğuna çekilmesi, dünyanın jandarmalığına soyunmaması ve izolasyonist bir politika izlemesi kuvvetle muhtemeldir. Aslında pandemi döneminde tüm ülkelerle sınırların kapanması, hiçbir ülkeye maske diplomasisi bağlamında tıbbi yardım gönderilmemesi, Çin başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde Starbucks, Burger King, Apple gibi çokuluslu şirketlerin mağazalarını kapatması ve Trump’un yalnızca ABD halkının çıkarları için mücadele etme eğilimi göstermesi, ABD’nin bir süredir zaten içine kapandığını göstermiştir. Son yaşanan olayların da pandeminin üstüne gelmesi, izolasyonist politikaları perçinleyecektir.

Bazı uzmanlar, ABD’deki istikrarsızlık ve iç karışıklığın, dünya üzerinde liberal demokrasi ile yönetilen ülkelerin dünya siyasetindeki ağırlığını zayıflatacağını ileri sürmektedir. Aksine, Çin modelinde görülen dijital otoriterleşme peşinde koşan, milliyetçi reflekslerle dünya siyasetine yön veren, reel politik nüfuz alanları oluşturmak şeklinde bir sistem kurgulayan ülkelerin eli güçlenecektir.[2] Bu durum, yine pandemi döneminde sinyallerini vermiş, Çin gibi devlet eksenli müdahalelerin yoğun olduğu, vatandaşlarına koyduğu yasaklarla pandemiyi aza indirmeyi başarmış ülkelerin politikalarının daha çok kabul edilebilir olacağı düşünülmüştür. Bu noktada güvenlik uğruna özgürlüklerden feragat edebilecek bir toplum inşasının yaratılacağı ve otoriterleşme eğilimlerinin artabileceği tahmin edilmektedir.

Başka bir önemli husus ise, ABD’deki polis güçlerinin protestolar karşısındaki tutumudur. Silahlı çetelerin Kongre içinde polislerle ‘selfie’ çektirecek rahatlıkta hareket etmesi, Ulusal Muhafızların geç çağırılması, polislerin çetelere yeterince sert davranmaması, kolluk kuvvetlerinin yaptığı bu çifte standardı iki hususta önemli kılmaktadır. İlki, Başkanlığı döneminde ırkçılığı rahatça kullanabilme serbestîsi kazanan Trump’un yaratmış olduğu kurumsal kültürün de Trump gibi “beyaz ırkın üstünlüğü”nü ön planda tutmasıdır. ABD tarihi boyunca siyahîlere olmadık işkenceler uygulayan polislerin, “halkın evi” denilen Kongre’yi korurken, ellerinde sopalarla camları kırmaya çalışan beyazlar karşısındaki pasif tutumları “ayrımcı” bir tutum olarak görülebilir. Bu durum, geçtiğimiz yaz başında siyah George Floyd’un öldürülmesinin ardından “BlackLivesMatter” hareketi akımıyla başlayan kitlesel halk protestolarına yönelik şiddeti hatırlatmış ve tepki toplamıştır. Ülkede siyaset, medya ve sanat dünyasından birçok isim olayların ardından “Kongre’yi basanlar siyahiler ya da Müslümanlar olsaydı nasıl bir muamele görürlerdi?” diye sordu[3]. İkinci tartışma konusu ise, Kongre binasında bulunan polislerin sert müdahalede bulunmaması, Trump’tan önceden emir almış olabilecekleri veya Trump korkusundan böyle bir işgale göz yummuş olabilecekleri ihtimalini beraberinde getirdi. Yine de her ne sebeple olsun ortada bir polis ihmali olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Son olarak, diğer bir üzerinde durulması gereken nokta, Trump’un kendisine yakın yol arkadaşlarının da Trump’u yalnız bırakarak onun bu nefret söylemlerine tepki göstermesidir. Trump’a en yakın isimlerden olan ve Meclis’e oturum başkanlığı yapan Mike Pence, Trump’ın “Seçim sonuçlarına itiraz etmeli” sözü üzerine “Anayasayı desteklemeye ve savunmaya yönelik ettiğim yemin, beni hangi Seçiciler Kurulu oyunun sayılıp sayılmayacağına karar vermek için tek taraflı yetki iddia etmekten alıkoyuyor.” ifadesini kullandı.[4] Böylece, Pence, Trump’un emirlerine itaat etmeyerek rakibi de olsa Biden’in Başkanlığını kabul edeceğini, anayasada Trump’un söylediği gibi bir hükmün yer almadığını vurguladı. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise Twitter üzerinden yaptığı açıklamada “Kanunsuzluk ve ayaklanma – burada veya dünyanın herhangi bir yerinde- hiçbir zaman kabul edilemez. Suçlular hızlıca adalete teslim edilmelidir[5] diyerek Trump’un karşısında bir tavır sergiledi. Ayrıca olaylardan rahatsızlık duyan bazı Beyaz Saray bürokratlarından art arda gelen istifa dalgası, Trump’un kendi kabinesinden bile yaptıklarının meşru görülemeyeceği açısından ABD siyasi tarihine damga vurmuştur.

Özetle; ABD tarihinde kara bir leke olarak anılacak olan bu olaylar, ABD’nin kuruluş felsefesi olan liberal, demokratik ve özgürlükçü değerlerine terstir, bu sebeple ABD’nin hem dış, hem de iç politikadaki meşruiyetini sorgulatacaktır. Polislerin protestoculara olan tutumları “ırkçılık” tartışmalarını körüklemiş, ABD demokrasisine olan güven bir kez daha zedelenmiştir. ABD’nin bundan sonraki süreçte Trump’un aksine dışarıda ve içeride sert, kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı bir tutum sergilemesi mümkün görünmemektedir; zira öncelikle zarar gören imajını düzeltmek isteyecektir. Bu anlamda pandemi döneminde olduğu içe kapalı ve izolasyonist bir politika izleyeceğini söylemek mümkündür. ABD’nin liberal değer vurguları yapan ülkelerin aksine Çin gibi otoriter eğilim gösteren ülkelerin ivme kazanacağı tahmin edilebilir. Bu noktada tek olumlu olarak görülebilecek tavır, Trump’un kendisine yakın isimlerin anayasaya uygun bir duruş sergileyip Trump’a tepki göstermesi ve istifalarını vermesidir. Bundan sonraki dönemde ABD siyasetini çok daha karmaşık bir süreç beklemektedir.

Dr. Eren Alper YILMAZ

 

[1] Evrensel (2021), Erişim Tarihi: 08.01.2021, Erişim Adresi: https://www.evrensel.net/haber/423030/7-soruda-abddeki-kongre-baskini-neler-yasandi-kim-ne-dedi-simdi-ne-olacak.

[2] Tarık Oğuzlu (2021), Ekotürk TV, Erişim Tarihi: 07.01.2021, Erişim Adresi: https://www.youtube.com/watch?v=UzuM4TrF7t8.

[3] Independent Türkçe (2021), Erişim Tarihi: 07.01.2021, Erişim Adresi: https://www.indyturk.com/node/296781/d%C3%BCnya/kongreyi-basanlarla-selfie-%C3%A7ektirip-ya%C4%9Fmaya-g%C3%B6z-yuman-polise-tepki-bu-ki%C5%9Filer.

[4] Habertürk (2020), Erişim Tarihi: 08.01.2021, Erişim Adresi: https://www.haberturk.com/abd-baskan-yardimcisi-pence-baskan-trump-in-istegini-yerine-getiremeyecegini-soyledi-2928567.

[5] DW (2020), Erişim Tarihi: 08, 01, 2021, Erişim Adresi: https://www.dw.com/tr/kongre-bidenin-zaferini-resmen-tescil-etti/a-56150396.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.