YENİ ABD YÖNETİMİNİN İRAN NÜKLEER ANLAŞMASI KONUSUNDAKİ ZORLU SINAVI

upa-admin 12 Şubat 2021 2.569 Okunma 0
YENİ ABD YÖNETİMİNİN İRAN NÜKLEER ANLAŞMASI KONUSUNDAKİ ZORLU SINAVI

Joe Biden, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) yeni Başkanı olarak henüz bir aydan kısa bir süredir Beyaz Saray’da bulunuyor. Önümüzdeki günlerde, Biden yönetiminin, Donald Trump yönetiminin mantıksız kararlarının yol açtığı enkazı toparlamak ve Amerikan dış politikasını yeniden doğru bir yola sokmak için çok çalışması gerekecek. Ülkenin iç politikasındaki hedeflerin yanı sıra, ABD ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkileri yani Transatlantik ilişkileri geliştirmek, göç yasalarını gözden geçirmek, ABD ve Kanada arasında kararlaştırılan ilkelere geri dönmek için gümrük ve ticaret koşullarını düzenlemek, Çin’le temel anlaşmazlıkları çözmek, Rusya ile silahlanma yarışları nedeniyle gerilimleri hafifletmek, Ortadoğu’daki ABD müttefikleri arasındaki sorunlarını çözmek, Paris İklim Paktı’na yeniden katılmak ve en önemlisi ABD’nin İran ile 2015 yılında P5+1 kapsamı altında yaptığı nükleer anlaşmaya (JCPOA) geri dönmek gibi hususlar, Biden hükümeti için en temel konular olarak sıralanıyor.

Robert Malley veya Rob Malley 

Son günlerde, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda İran’la etkileşimde bulunmak amacıyla gerekli ekibin oluşması için yapılan çalışmalar kapsamında Robert Malley’nin İran konusunda dış politika danışmanı olarak atanması, Biden hükümetinin İran’la yaşanan nükleer kriz ve diğer krizlerin çözümü için aldığı tedbirler arasında yer alıyor. Anlaşılan, Biden hükümeti için İran’la yaşanan siyasi ve diplomatik sorunlar, dış politikada en başta gelen gündem maddesi olacaktır. Ancak bu konuda İranlı ve Amerikalı yetkililerden gelen farklı yorumlar ve beklentiler, anlaşmazlığın çözümüne yönelik umutların kolay olmayacağını gösteriyor. Uluslararası kamuoyunda, genelde, Biden hükümetinin en azından 2021 yılının Haziran ayında İran’da yapılması planlanan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar gelişmeleri bekleyeceğine inanılıyor. Bu bağlamda, İran İslam Cumhuriyeti’ndeki yeni hükümetle iki ülkenin nükleer program konusunu yeniden müzakere edebilecekleri düşünülüyor. Aslında, her iki taraf da birbirlerini nükleer anlaşmaya geri dönmeye çağırıyorlar. ABD, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya alması ve taahhütlerine geri dönmesi gerektiğine inanıyor. İranlı yetkililer ise, ABD’nin nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak geri çekilmesi ve hukuksal niteliği olmayan ambargolar uygulamasını illegal olarak değerlendirerek, ilk adımın ABD tarafından atılmasını bekliyorlar. Tahran’a göre, ABD nükleer anlaşmaya geri dönmeli ve uygulanan yaptırımları kaldırmalı; böylece İran da aynı şekilde tüm yükümlülüklerini yerine getirmelidir diye düşünülmekte ve Tahran kendi hakkını bu şekilde savunmaktadır.

İran devleti, yeni ABD Dışişleri Bakanı (Antony Blinken) ve Beyaz Saray sözcüsünün İran’ın önce BM Güvenlik Konseyi’ndeki yükümlülüklerine dönmesi ve ardından ABD’nin yaptırımlarının kaldırılması gerektiği şeklindeki tutumunu asla kabul etmeyecektir. ABD’nin nükleer anlaşmaya nasıl döneceği, Biden yönetiminin karşı karşıya olduğu bir sınavdır aslında. İran İslam Cumhuriyeti, son üç yılda ABD’nin azami baskı politikalarına direnerek, hiçbir şekilde ABD politikalarını kabul etmeye istekli olmadığını ve buna direnebilecek gücü olduğunu gösterdi. Biden, seçim kampanyası sırasında hükümetinin P5+1 (JCPOA) anlaşmasına dönüşü hakkında defalarca konuştu ve birçok Demokrat Senatör ve seçmenler de onu destekledi. ABD, nükleer anlaşmaya geri dönmek ve anlaşmanın şartlarının uygulanmasını istiyorsa, yükümlülüklerin yerine getirilmesi beklentisi tek taraflı olamaz. Dolayısıyla, taraflar mantıklı ve doğru bir yol izlemelidirler. Geçtiğimiz üç yıl içerisinde, Trump yönetiminin tek taraflı yaptırımları İran’ın ekonomik gücünü sert şekilde sarstı. Bu nedenle, İran ekonomisi ve İran halkı, günümüzde çok zor bir durumdadır. Biden yönetimi tarafından atılabilecek en önemli ve bence en yerinde adım, yaptırımların derhal kaldırılması ve böylece geçmiş kayıpların telafi edilmesi olacaktır. Doğal olarak, böylesine önemli bir başlangıç ​​aşamasından sonra, İran yönetimi de ABD’yi ilgilendiren diğer konularda duyarlılıkla müzakere masasına oturabilecek ve iç kamuoyundaki baskıları göğüsleyebilecektir.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), 16 sayfalık son raporunda da İran’ın nükleer taahhütlerine bağlılığını yineledi. Bu da gösteriyor ki, İran, ciddi ekonomik yaptırımlara ve Trump yönetiminin tehditlerine katlanmasına rağmen, kurallara bağlı kaldı. Bu, ABD ve BM Güvenlik Konseyi’nin diğer üyeleri için de önemli bir dayanak noktası olmalıdır; çünkü İran, BM Güvenlik Konseyi’ndeki yükümlülüklerine bağlı kalmıştır ve bunu yapmaya devam edecektir. Bu nedenle, tüm diğer taraflar da sorumluluklarını yerine getirmelidirler. Bu bağlamda, İran, sadece aslında sadece anlaşmanın uygulanmasını talep etmektedir.

Ancak iç ve dış politik sebepler nedeniyle, Biden hükümetinin nükleer anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerine geri dönüşünün kolay olamayacağı da bu noktada unutulmamalıdır. Zira Biden hükümeti, içeride ciddi bazı engellerle karşı karşıyadır. Zira etkili konumda olan bazı Cumhuriyetçi Senatörlerin; İran’ın füze teknolojisinin, Tahran’ın diğer ülkelerin işlerine karışması hususunun (Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’deki direniş cephelerine İran’ın destek vermemesi) ve İran’ın İsrail’le olan düşmanlığının sona erdirilmesinin de müzakere masasında gündeme getirilmesini ve tüm bu konularda Tahran’a baskı yapılmasını istedikleri biliniyor. İşte bundan dolayı, Başkan Joe Biden, kesin bir karar vermek için çaresiz gibi görünüyor. Öte yandan, İran’ın balistik füze teknolojisini geliştirmesi, uranyumu % 20’nin üzerinde zenginleştirmeye başlaması ve gelişmiş santrifüjler üretme kabiliyeti, Biden yönetimi ve İsrail’i tedirgin etmektedir. Bu nedenle, Biden ve ekibinin, bu krizleri aşmak için önümüzdeki günlerde çok ciddi mesai harcaması gerekiyor. Çünkü nükleer güç ve uzun menzilli füze potansiyeline sahip olan bir İran, ABD ve Washington’ın Ortadoğu’daki müttefikleri için çok ciddi bir tehdit oluşturabilir.

Üstelik, görünüşe göre, 46. ABD Başkanı Joe Biden, ABD’nin iç politikasındaki sorunlar karşısında, İran’la tam teşekküllü bir savaş için gerekli güce ve imkâna da sahip değildir. Zira içerideki ekonomik zorluklar, siyasi çekişmeler ve Covid-19 (koronavirüs) nedeniyle yaşanan trajedi ortadayken, Amerikalılara yeni mali zorluklar yaşatacak büyük bir savaş Amerika için de felaket olacaktır. Dolayısıyla, Biden, İran’a yönelik yaptırımları kaldırmak ve ABD’yi kararnameyle P5+1 nükleer anlaşmasına geri döndürmek isteyecektir. Ancak bu ne kadar kolay sanılıyorsa da, aslında bir o kadar da zor görünüyor. Zira hem içeride Cumhuriyetçi Trump döneminden kalma aleyhte bir hava var, hem de ABD’nin Ortadoğu’daki yakın müttefikleri (İsrail, Suudi Arabistan vs.) İran’la anlaşmaya sıcak bakmıyorlar.

Geleneksel olarak, ABD’deki Cumhuriyetçi ve Demokratik partilerin düşünce sistemlerinde, İran’a karşı olan politikalarda genellikle ortak görüşler bulunmakta ve sadece yöntem ve taktiklerde farklılıklar yaşanmaktadır. Demokratların nihai hedefi de -Cumhuriyetçiler gibi- aslında İran’ı kontrol altına almaktır. Örneğin, eski ABD Başkanı Barack Obama, “Eğer yapabilseydim, İran’ın nükleer programı makinesinin sonvidasına kadar sökerdim ve böylece İran’ın asla nükleer bilgi edinemeyeceğinden emin oldurdum.” bile demiştir. ABD’nin böyle bir güce sahip olmadığı da göz önüne alındığında, İran’ın nükleer programının gelişmesini ve ilerlemesini önlemek için, Biden yönetiminin de, önceki Demokrat yönetimler gibi, müzakere masasına dönmesi en makul yöntemdir. Cumhuriyetçiler ise, İran karşısında diplomasi yerine, yaptırımlar, tehditler, savaş ve son Kasım Süleymani örneğinde olduğu gibi suikast gibi sert tedbirleri ön plana koymaktadırlar. Ancak elbette Umman’da başlayan ve Viyana’daki nihai nükleer anlaşmaya giden müzakereler, Demokratların İran’la başa çıkma konusundaki bakış açıları ve taktiklerinden kaynaklanmış ve bu şekilde başarılı bir anlaşma yapılabilmiştir. Görünüşe göre, Biden yönetimi, bir kez daha bu yönde elinden geleni yapacaktır. Ancak Biden için değerlendirmeye alınabilecek ikinci bir seçenek de, mevcut ekonomik baskıların İran halkını yakında gerçekleşecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmaktan caydırması için ikili ve yahut beşli görüşmeleri Haziran ayına kadar geciktirmektir. Bu durumda, seçimlerde katılım oranı % 50’den fazla bir oranda sağlanamazsa, İran ile ABD arasında nükleer müzakerelerde bir çözümün mümkün olmayacağı ve İran’daki İslam Cumhuriyeti rejiminin siyasi meşruiyetini halk nezdinde yitirdiği gibi bir görüş gündeme gelebilir. Bu koşullar altında, oluşması muhtemel iç ayaklanma ve yaygın protestolar bir yandan, İran’a karşı küresel bir uzlaşmanın da  oluşması durumunda, ABD için İran’da rejim değişikliği fırsatları bile oluşabilir. Fakat seçime katılım oranı yüksek olursa, ABD’nin mümkün olan en kısa sürede İran nükleer programı konusunda esaslı müzakerelere başlaması ve müzakere masasına daha zayıf oturması ihtimali de oluşabilir. Seçimlerde nasıl bir Cumhurbaşkanı ve yönetimin işbaşı yapacağı da bir diğer önemli konudur. Daha radikal kanattan bir Cumhurbaşkanı, müzakere masasına kapalı veya soğuk olabilir. Hasan Ruhani benzeri ılımlı isimler ise, İran’ın hakları korunduğu müddetçe, ABD ile nükleer program konusunda anlaşmaya sıcak bakmaktadırlar.

Tahmin edildiği üzere, İran hükümeti de bu varsayımları bilmektedir ve tehditlere karşı caydırıcı bir politika oluşturmak için start tuşuna basmıştır. Nitekim 21 Şubat 2021 tarihini son ültimatom olarak belirleyen İran, yaptırımların kaldırılmaması durumunda NPT anlaşmasından da çıkacağını açıklamıştır. Artan uranyum zenginleştirme faaliyetleri ve yeni balistik füzelerin ve kıtalararası balistik füzelerin yapılması da İran’ın müzakere masasındaki seçenekleridir. Son 5 yıl süresince bölgedeki siyasi ve güvenlik durumunun pek çok yönden değiştiği göz önüne alındığında, Biden yönetimi, ABD’nin İsrail ve Suudi Arabistan gibi bölgesel müttefiklerini korumak amacıyla da olsa, bence nükleer anlaşmaya en kısa sürede geri dönmek isteyecektir. Ancak ABD, nükleer anlaşmaya geri dönüş arayışında olsa bile, ilk adımı İran tarafından beklemekte ve bunun ardından İran’ın nükleer anlaşma kapsamındaki yaptırımları kaldırma yükümlülüklerini yerine getirmesini istemektedir. Açıkçası, iki ülke arasındaki güvensizlik duvarı o kadar yüksektir ki, her iki taraf da, karşı tarafı doğruluk konusunda test etmektedir.

Sonuç olarak, çözüm için Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergei Ryabkov’un RIA Novosti‘ye 11 Şubat’ta verdiği röportajda önemli bir tavsiyede bulunulmaktadır. Ryabkov’un düşüncesine göre, ABD, İran’a yönelik tüm yaptırımlarını kaldırmadığı sürece, İran da taahhütlerine geri dönmeyecektir. Ancak bu şekilde tarafların nükleer anlaşmaya geri dönüşleri gecikmemelidir. Bu nedenle, Rus yetkililer, Tahran ve Washington’daki meslektaşlarını, Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmek için yapılan çabalarını senkronize etmeye çağırıyorlar. Dolayısıyla, Moskova, “taraflar eş zamanlı olarak adımlarını atmalıdırlar” diye bir tavsiyede bulunmuş şeklinde belirtilebilir.

Prof. Dr. Ghadir GOLKARIAN

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.