İSRAİL’DE “BİBİ”’NİN BİTMEYEN GALİBİYETİ

upa-admin 24 Mart 2021 3.293 Okunma 0
İSRAİL’DE “BİBİ”’NİN BİTMEYEN GALİBİYETİ

İsrail seçimlerini ele almak, gün geçtikçe, özgünlüğünü kaybeden bir faaliyet haline geldi. Öyle ki, bir yılda 3 seçimin üzerine, 1 seçim daha gerçekleştirildi; bazen oy kaybı, bazen oy getirisiyle ve değişik koalisyonlarla Başbakanlığını sürdüren Likud lideri Benjamin Netanyahu (Bibi), İsrail siyasetinin olgusal bir gerçekliğine dönüştü. Daha önceki dönemlerde de Başbakanlık yapan Netanyahu, 2009 Nisan ayından beri, neredeyse 12 yıldan beri, kesintisiz Başbakanlık görevini icra ediyor; bunu daha da sürdüreceği, 23 Mart 2021 seçimlerinde, bir kez daha tescillendi. Seçimler ise, sıklıkla ekonomik-siyasal krizlerle uğraşan Netanyahu için bir “onay” mekanizmasına durumuna geldi. Tüm ülkeyi seçim çevresi kabul eden seçim sistemi, barajsız, çok partili koalisyonlara mahkum bir siyasal ortamda, Likud’un koalisyon ortakları değişiyor, ne var ki değişmeyen, “Netanyahu’lu Likud” hükümetleri oluyor.

Peki, İsrail seçimleri neden “Bibi”yi onaylayan bir mekanizma halinde görünüyor? İsrail siyasetinde, geniş temsil olanaklarına karşın, benzer bir tablo ortaya çıkıyor. İsrail siyaseti, bölgede ABD’nin “stratejik ortaklığı”, inovasyona dayanan ekonomisi, nüfuz eden ordusu ile dikkat çekerken, bir o kadar da çalkantılı, istikrarsız bir ortamı yansıtmaktadır. Güvenliğe dayalı siyasaları açısından, ABD’nin, son dönemlerde, “finansal yatırımlarla”, “yüzyılın projeleri” ve İsrail’i “fiili tek devlet”e dönüştüren politikaları ile, Filistin Sorunu’nda İsrail rahatlatılmıştır. Ancak, elbette hakça bir çözüm olmadığı, Filistin Devleti’nin uluslararası zeminde egemenliğini resmi/fiili tahkim etmediği sürece, Filistin Sorunu sona ermemiştir ve ermeyecektir.

Netanyahu’nun siyasal geleceği üzerine “papatya falları” açılırken, 2009-2021 döneminde İsrail’in ABD ile ilişkilerine odaklanmak gerekmektedir. Obama, 2009 Ocak ayında yemin edip göreve başladıktan sonra, Netanyahu 2009 Nisan ayında Başbakanlık görevine gelmiş, hatta Başbakanlık görevine başlarken, hava sahası İsrail tarafından kontrol edilen, ordusu olmayan, sınırları İsrail tarafından kontrol edilen, “1,5 devletli çözüm” önermişti. Obama-Netanyahu yüzeyinde, iki liderin yıldızı barışmadı. Hatta Obama’nın ikinci döneminde, Cumhuriyetçi çoğunluğun davetiyle Amerikan Kongresi’nde konuşma yapan Netanyahu, Obama’yı yerden yere vurmuştu. Bu dönemde sıkışan İsrail Başbakanı, Trump’ın 2016 seçimlerini alması ile, 2017-2021 döneminde oldukça rahat bir nefes aldı. “Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul etme“, “Golan ilhakını tanıma“, “Batı Şeria’nın olası ilhakını tanıma” kararları ile, herhangi bir İsrail hükümetinin rüyada bile göremeyeceği fırsatlar yakaladı. Hatta bu seri kararlar, “yüzyılın anlaşması” ile taçlandırıldı, Damat Kushner, bölgede bir mekik diplomasisi yarattı.

2020 ilkbaharında, Trump’ın moderatörlüğünde, Netanyahu-Gantz ikilisi “Corona hükümeti” konusunda uzlaştırılırken (http://politikaakademisi.org/2020/04/21/israil-siyasetinde-corona-etkisi-buyuk-koalisyon/), Likud-Mavi Beyaz partileri arasındaki oy marjındaki yakınlık, 2021 seçimlerinde, çok farklı bir yöne savruldu. Netanyahu, bir siyasi ortağının daha siyasal akıbetini hızlandırırken, Gantz’ın eski müttefiki Yair Lapid’in Yesh Atid-Telem’i ikinci parti oldu. Likud ise, en yakın rakibi Yesh Atid’in sandalye sayısını ikiye katladı. “Büyük koalisyon”dan, küçük partilerle koalisyona dönüşen bir tercih olup olmayacağı, Bibi’nin tercihlerine bağlı gözüküyor. “3. Obama dönemi” olarak adlandırılan Biden döneminde, Netanyahu sıkışacak mı? İsrail Başbakanı, muhafazakar ve pragmatik bir siyasetçi profili çiziyor.

2009’da Davos krizinden sonra, önce savunma, sonra da enerji işbirliği temelinde gelişen İsrail-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)-Yunanistan yakınlaşması, 2020 Ocak Doğalgaz Forumu ile, Filistin Otoritesi, Mısır dahil yeni ortaklarla işbirliğini geliştirdi, 2021 Şubat ayında, Suudi Arabistan, BAE gibi ortaklarla “Dostluk Forumu” (Phili Forumu) ile, Basra’ya uzanan bir eksen zenginleştirildi. Bu arada, henüz Suudi Arabistan resmiyete dökmese de, BAE ve Bahreyn gibi ülkelerin İsrail’i tanıyarak ilişkilerini geliştirmesi, Trump’ın giderayak İsrail’e sağladığı önemli avantajlar olmuştu.

Peki, Biden-Netanyahu ilişkileri, önceki dönemlerde, Obama’nın siyasal mirasıyla durağanlaşacak mı? Unutmayalım ki, Biden da, Obama’nın iki dönem Başkan Yardımcısı idi. ABD’nin yeni yönetimi, Trump döneminde İsrail’e sağlanan ayrıcalık ve fırsatlardan geri adım atmayacak bir tutum izliyor; bu ayrıcalıklar, Doğu Akdeniz’den Basra’ya uzanan bir coğrafyayı işaret ediyor.

İsrail’in Türk dış politikasındaki konumunda ise, Netanyahu’nun daha seçim kampanyasında söyledikleri anımsanırsa, Mavi Marmara dahil, pek çok kriz kendi döneminde yaşanmış olsa da, Türkiye ile bürokratik-diplomatik düzeydeki müzakereleri teyit etti. Her ne kadar, 2020 yazında, İsrail parlamentosu Knesset’te onaylansa da, Yunanistan-GKRY ile, 2 bin km menzilinde, 6 milyar Euro’luk bir finansmanla izah edilmeye çalışılan East Med adındaki doğalgaz boru hattı gerçekçi gözükmüyor. Kasım 2019’da Türkiye-Libya arasında imzalanan “deniz yetkilerinin sınırlandırılması anlaşması” ile, Doğu Akdeniz’deki ezberler bozuldu. Daha önce rafa kalkan Leviathan-Ceyhan boru hattı, eli rahatlamış Netanyahu’nun yeni döneminde, tekrar gündeme gelme potansiyeline sahiptir. Hatta İsrail-Azerbaycan ilişkilerinin, Türkiye ile ilişkilere olumlu yansıma kapasitesi, Güney Kafkasya’da önemli bir savunma-enerji denklemini bile gündeme getirebilir.

İsrail dış siyasetinin, bölgede odaklandığı üst başlık İran konusudur, Netanyahu, bu konuda, en sert söylemleri kullansa da, kitlesel bir savaş olasılığı fiilen çok ötede gözükmektedir. Bununla birlikte, Lübnan’da Hizbullah, İsrail’e yönelik bir vekil güçtür, Suriye’de Esad, büyük müttefiki Rusya ile hareket ederken, bölgesel müttefiki İran’la, konumunu korumaktadır. Bununla birlikte, İsrail, tehdit hissettiğinde, Suriye’yi vurmaktadır. Hizbullah ile 2006’da “İkinci Lübnan Savaşı” yaşanmış, Hizbullah, Lübnan’da bu savaştan sonra, toplumsal-siyasal zeminde daha da güçlenmiştir.

Bu fotoğrafta, son yıllarda İsrail’in değişmeyen siyasal aktörü haline gelen Netanyahu, ABD ile daha mesafeli gözükse de, bölgede yine ABD’nin desteği ile politikalarını sürdürürken, Türkiye ile yeni kapılar açma potansiyeline sahiptir. Benzer yaklaşımlar Mısır temelinde de gözlemlenmektedir. Türkiye’nin 2016 sonrasında ulusal refleksleri ile daha da pekişen “stratejik otonomisi”nde, Doğu Akdeniz, Mavi Vatan, Libya, Kıbrıs’ta “iki devletli çözüm”, Güney Kafkasya siyasaları öne çıkarken,  bazı başlıklarda  İsrail ile olumlu, bazılarında olumsuz, bir “kompartıman siyaseti”, diğer ülkelerle olduğu gibi öne çıkacaktır.

Realist zeminde, Türkiye’nin, yaşanan tüm sorunlara karşın, İsrail’de “tanıdığı bir siyasi figür”ün olması, işbirliği-rekabet, kriz-fırsat denklemlerinde önem taşımaktadır. Netanyahu’nun 2021 modelinde, bazı işbirliği başlıklarının artma kapasitesi vardır. Biden döneminde, İsrail-ABD hükümetleri düzeyinde, liderler düzeyinde bir samimiyetin mütevazı koşullarda olması, bölgesel inisiyatiflere yol açacak, yeni formüller gündeme gelecektir. İsrail’de değişmeyen ise, Başbakan ve koalisyonun büyük ortağıdır.

Doç. Dr. Deniz TANSİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.