FİLİSTİN’DEKİ GELİŞMELER VE ULUSLARARASI TEPKİLER HAKKINDA

upa-admin 12 Mayıs 2021 868 Okunma 0
FİLİSTİN’DEKİ GELİŞMELER VE ULUSLARARASI TEPKİLER HAKKINDA

Her yıl Ramazan ayında yaşandığı üzere, yine bayrama beş kala gelen bir İsrail saldırısı ile hep beraber üzüldük. Ateşler arasında kalan masumlar, bayramlık yerine kefen giyinen çocuklar… 1948’den ve hatta öncesindeki fikri temellerden başlarsak daha da eskilere dayanan bir emelin tezahürleri 2021’in Nisan’ını buldu. Filistin-İsrail Sorunu diye başladığımızda, “Filistin diye bir sorun yoktur Ortadoğu’da İsrail diye bir sorun vardır” derdi hocalarımız. Bu sorunun boyutlarını ve nelere yol açtığını görmekteyiz yine…

Bugünlere nasıl gelindiğini kısaca hatırlayacak olursak; Arap-İsrail savaşları ve Arap ülkelerinin İsrail ile olan mücadeleleriyle başlayalım. 1948-1967-1973 savaşları ve her bir savaşta daha da büyüyen bir İsrail. Savaşlar sırasında ve sonrasında alınan Birleşmiş Milletler (BM) kararları, ateşkesler, kınamalar. Tüm bunların ardından ortaya çıkan parametreler; işgal edilen topraklar, mülteciler, yerleşimciler ve Kudüs’ün statüsü konuları. Her dönem bir takım adımlar atılsa da, uluslararası konjonktür, ikili ilişkiler, uluslararası ittifaklar gibi sebeplerle gerek Arap dünyasından, gerekse İslam dünyasından etkili bir strateji ya da reaksiyon ortaya konulamadı. Norveç Dışişleri Bakanı’nın arabuluculuk yaptığı 1990’lardaki Oslo Barış Süreci; Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) İsrail Devleti’nin varlığını tanıması ve İsrail’in FKÖ’nün Filistinlilerin yasal temsilcisi olduğunu tanımasını öngören anlaşmalar, konferanslar ile diplomatik bir takım atılımlar gerçekleşse de, amaçların devam ettiği ve yalnızca başka bir forma bürünerek var olduğu ortaya çıkmaktadır. Olumlu görülen her adımda biraz da İsrail’in eylemlerine meşruluk kazandırmak ve barış yolunda olduğunu göstermeye yönelik bir kısım tavizler olduğu görülmektedir.

Arap ülkelerinin aralarındaki işbirliğini geliştirmek, egemenliklerini ve bağımsızlarını korumak adına kurmuş oldukları Arap Birliği, temel gündem maddesi olarak Filistin’i belirlemiş olsa da yıllar içerisinde tek tek etkisizleştirilen ülkelerin bir araya gelerek ortak ve etkin bir duruş sergilemeleri zorlaştı. 1980’lerin başında Camp David süreciyle başlayan İsrail-Mısır ilişkilerinin geliştirilmesi, 2000’lerde ABD işgaliyle sistemden uzaklaşan ve iç meselelerle boğuşmak zorunda kalan Irak, 2010’lu yıllarda başlayan Arap Baharı süreciyle iç karışıklıklardan kurtulamayan Ortadoğu ülkeleri, son olarak yakın dönemdeki normalleşme adımlarıyla birer birer Filistin davasından uzaklaştı/uzaklaştırıldılar.

Türkiye’nin yıllar içerisindeki tepki ve reaksiyonları ise, söylem düzeyinde istikrarlı bir çizgiye sahip. Filistin davası partiler üstü bir devlet politikası olarak kabul edilerek, Filistin, Ankara tarafından her daim savunuldu. Konuyla ilgili temel politika; “1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan, coğrafi bütünlüğe sahip, bağımsız ve egemen Filistin Devleti’nin kurulmasına yönelik çabaları desteklemek” (https://www.mfa.gov.tr/turkiye-filistin-siyasi-iliskileri.tr.mfa) olarak kabul edilmiştir. Aynı zamanda Filistin’in ulusal bütünlüğünün sağlanması da temel hedefler arasında bulunmaktadır. İsrail’in zalimce eylemlerine kınamalar ve eleştirilerle tepki gösterilmekle birlikte, zaman zaman konjontürel gelişmeler kapsamında verilen tepkinin düzeyi de etkilenmiştir. 1990’lu yılların sonuna kadar hem İsrail ile, hem de Arap ülkeleriyle ilişkilere sahip olan Türkiye, iki taraf arasında dengeleyici bir politika izlemiş; sonraki dönemlerde ise ABD ve İsrail’le ilişkiler verilen tepkilerin düzeyinde etkiye sahip bir unsur olabilmiştir. Netanyahu döneminde işgal topraklarındaki yerleşimlerini arttırdığı bir dönemde İsrail ile olan ilişkilerimiz konusunda değerlendirme yapılırken, İsrail politikalarının ikili ilişkileri güçleştirdiği belirtilmiştir (Ertosun, 2011: 83). Söz konusu değerlendirme ise, Filistin tarafından etkisiz bulunmuştur. Dolayısıyla, Türkiye’nin İsrail ve ABD ile olan ilişkisi, Ortadoğu bölgesinde Filistin konusunda yaşananlara karşı gösterilen reaksiyonlara etki eden bir unsur olmuştur.

Uluslararası etkenler olsa da, Türkiye, Filistin konusunda net bir tavır ortaya koymuş ve İsrail ile olan ilişkilerde diplomatik temsilciliklerin düşürülmesi ve ilişkilerin kesilmesi hususlarında belirleyici tavır alarak Arap devletlerinden ayrışmıştır. Bölge ülkeleriyle ilişkilere sahip bir ülke olarak arabuluculuk girişimlerinde de aktif şekilde yer alan Türkiye; Suriye-İsrail arasındaki dolaylı görüşmelerde de aktif olmuştur. Türkiye’nin tepki gösterdiği bir durum ise, 2000’lerde El-Aksa Camii’ne yapılan saldırı ve ardından gelen İntifada karşısında yaşanmıştır. Gazze’ye yapılan dönemsel saldırılar da yine tepki gösterilen durumlar arasında yer almaktadır. İsrail’in orantısız güç kullandığı, haksız eylemlerde bulunduğu her platformda dile getirmekle birlikte, son günlerde yaşanan olaylara verilen tepkide de dile getirildiği üzere, İsrail, bir “terör devleti” olarak anılmıştır.

10 Mayıs 2021 tarihinde Doğu Kudüs’te başlayan şiddet ve saldırı karşısında Türkiye yoğun bir telefon diplomasisi yürüterek olaylar karşısında harekete geçilmesine yönelik bir tavır sergilemiş, bu kapsamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed El Sani, Malezya Kralı Sultan Abdullah Riayatuddin Al-Mustafa Billah Şah, Kuveyt Emiri Şeyh Nevvaf el-Ahmed el-Cabir es-Sabah, Ürdün Kralı 2. Abdullah, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye ile görüşmeler yapmıştır. Görüşmelerdeki ortak noktayı İsrail’in eylemlerine karşı uluslararası camia tarafından caydırıcı ve güçlü bir cevap verilmesine yönelik girişimlerin başlatılması ile bölge ülkelerinin harekete geçirilmesi oluşturulmuştur (https://www.tccb.gov.tr/basin-aciklamalari).

Peki, ne oldu da yeniden saldırılar başladı? Saldırıların başladığı 7-8 Mayıs 2021 tarihinden başlayalım. Bu tarihte Filistinliler geleneksel olarak Ramazan oruçlarını Şam Kapısı’nda açmak istemişler; ama İsrail tarafından engellenmeleriyle birlikte gerginlikler de başlamıştır. İkinci olarak, 10 Mayıs tarihi önemlidir. Bu yıl, İbrani takvimine göre Kudüs Günü olarak kutlanan güne denk geldi 10 Mayıs. Aynı zamanda da Ramazan ayına. İsrail’in 1967 Arap-İsrail Savaşı (6 Gün Savaşı) sırasında Doğu Kudüs’ü işgal etmesini ise İsrailliler Kudüs Günü olarak kutluyorlar. Bu yılki kutlamalarda Filistinlilerin aldığı birtakım önlemlerle El-Aksa’yı korumak için tuttukları nöbet, taraflar arasındaki gerginliği arttıran bir unsur oldu. Diğer yandan, olayların bir sebebi de Yahudi yerleşimcileri politikası. Şeyh Cerrah yerleşkesinde Yahudi yerleşimciler nedeniyle sayıları azalmış olan Müslümanların mülklerine yönelik girişimler de süreci bu noktaya getiren etkenler arasında. Aynı zamanda Yahudilerin Müslüman yerleşkelerinde hak iddia etmelerini meşrulaştıran İsrail istisnacılığı da yaşananların sebepleri arasında yer alıyor. Donald Trump döneminde yoğun İsrail desteği ile Yahudi yerleşimcilerin sayısını daha da artmasıyla birlikte düşünüldüğünde, Müslüman nüfusun oranının yıllar içerisinde oldukça düştüğü söylenebilir. Kudüs’ün toplam 919 bin olan nüfusunun % 38’ini Doğu Kudüs’teki Filistinlilerin oluşturduğu açıklanmıştır (Ra’ouf ve Aksoy 2020).

Doğu Kudüs’ten Gazze’ye yayılan saldırılar karşısında uluslararası toplum tarafından dile getirilen tepkiler, İsrail’in yerleşim politikasında ve saldırılarında neden bu denli rahat davranabildiğini de ne yazık ki gözler önüne seren bir tablo oluşturmuş durumda. ABD tarafından gerginliğin tırmanmasının kabul edilemeyeceğine yönelik düşük dozlu açıklamalar yapılırken, aynı şekilde Avrupa Birliği (AB) de gerginliğin tırmanmaması üzerinde durmuştur. 11 Mayıs günü toplanan Arap Ligi ise olayların sorumlusunun İsrail olduğunu belirterek, uluslararası topluma ve kuruluşlara şiddetin durdurulması çağrısında bulunmuştur.  İslam Devrim Muhafızları Ordusu ise, yayınladıkları bildiri ile Filistin’e destek olduklarını belirtirken, ABD’nin bölgeden çekilmesi gerektiğinin altını çizmiştir (https://www.tasnimnews.com/fa/news/1400/02/22/2501904). Yine yaşananlar karşısında en büyük tepkiyi gösteren ülke olarak Türkiye’nin öne çıktığı ve milli dava olarak gördüğü Kudüs konusunda uluslararası alanda adımlar atılması için yoğun bir diplomasi yürüttüğü görülmektedir. Uluslararası medyanın bir kısmının kamuoyunu bilgilendirmek için yaptığı işgali çatışma, İsrail’i zalim değil mazlum olarak gösteren haberler devlet boyutunda verilen tepkileri de ortaya koymaktadır. Fakat sosyal medyanın Filistinliler açısından ortaya çıkardığı avantaj yaşananların gerçek boyutunu gözler önüne sermektedir.

Ulusal direnişe baktığımızda, Filistinlilerin direnişi artmakla birlikte 3. İntifada söylentileri ortaya çıkmaya başladı. Hamas’ın askeri kanadı El Kassam Tugaylarının direnişi karşısında İsrail güçleri geri çekilmiş, Gazze’den Tel Aviv’e karşılık verilmesi ve bazı kentlerin kontrolden çıkması bu çekilmede etkili olmuştur. Diğer yandan, Filistin direnişinin etkisinin yok olmadığı ve belki de eskisinden daha farklı bir boyuta ulaştığı görülmektedir (Yousef 2021). İsrail kanadında ise, Netanyahu’nun seçim propagandaları kapsamında aşırılık yanlısı yerleşimcilere yaptığı El Aksa Camii’ne baskın yapma ve Kudüs’ün birleşmesi yıldönümünü kutlama vaatlerini yerine getiremeyerek beğeni kazanma planları boş çıkmıştır. Aynı zamanda, İsrail’de Netanyahu’nun Başbakanlığı kaybetmemek için giriştiği eylemler kendine yönelik olumsuzluklar olarak dönebilecektir.

Son olarak, 14’ü çocuk, 3’ü kadın olmak üzere 48 kişinin hayatını kaybettiği olayların ardından geçmiş dönemlerde yaşandığı üzere belki bir ateşkes süreci, önce bir geri çekilme sonra olayların uluslararası alanda yatışması ve ardından yine sessizce devam eden bir zulüm varlığını sürdürecek. Belki de bugün yaşanan direniş Filistinlilerin birliğini açısından bir kazanımın yolunu açacaktır. Uluslararası alanda nasıl bir aksiyom alınacağı İsrail’e karşı bir caydırıcılığın olup olmayacağını ise süreç gösterecektir. Fakat ABD desteğinin rüzgârını arkasına alan İsrail’in, bu destek devam ettikçe şımarıkça politikalarından vazgeçeceği de düşünülmemeli.

Kapak fotoğrafı: https://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/palestinians-israelis-and-internets-imagined-communities

Şeyma KIZILAY

 

KAYNAKÇA

 

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.