EURO 2020’YE SİYASİ BİR BAKIŞ

upa-admin 14 Haziran 2021 1.058 Okunma 0
EURO 2020’YE SİYASİ BİR BAKIŞ

Giriş

Şu sıralar Avrupa başta olmak üzere tüm dünyada futbolseverlerin odaklandığı ve Covid-19 (koronavirüs) pandemisi nedeniyle bir yıl gecikmeli olarak düzenlenen 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası, yani EURO 2020, Sosyal Bilimciler için de oldukça ilginç gözlemler yapma fırsatı sunan çok büyük bir organizasyon olarak dikkat çekmektedir. Bir ilk olarak 11 farklı ülke (İngiltere, Almanya, Rusya, Hollanda, İtalya, İspanya, Danimarka, İskoçya, Macaristan, Romanya ve Azerbaycan) ve şehirde (Londra, Münih, Saint Petersburg, Amsterdam, Roma, Sevilla, Kopenhag, Glasgow, Budapeşte, Bükreş ve Bakü) düzenlenen organizasyon, 24 Avrupa veya Avrupa yönelimli devletin A milli futbol takımının katıldığı ve siyasi açıdan da önemli mesajlar içeren bir etkinlik olarak yakından analizi hak etmektedir.

Tarihçe

Fransa Futbol Federasyonu Genel Sekreteri Henri Delaunay tarafından ilk kez 1927 yılında Avrupa ulusları arasında bir futbol turnuvası düzenlenmesi gerektiğinin belirtilmesiyle fikri temelleri atılan Avrupa Futbol Şampiyonası, ilk kez 1960 yılında Avrupa Uluslar Kupası (European Nations’ Cup) adıyla Fransa’da düzenlenmiştir. Yalnızca 4 takımın katıldığı ve 1955’deki vefatı sonrasında Delaunay anısına düzenlenen bu ilk organizasyonu Sovyetler Birliği kazanmıştır. 1964 yılında yine 4 takımla İspanya’da düzenlenen ikinci turnuvayı ise ev sahibi İspanya kazanmıştır. 1968’deki üçüncü turnuva, ilk kez Avrupa Futbol Şampiyonası (UEFA European Football Championship-EURO 1968) adıyla İtalya’da düzenlenirken, yine 4 takımın katıldığı organizasyonu ev sahibi İtalya kazanmıştır. 1972’de Belçika’da 4 takımla düzenlenen dördüncü turnuvayı Batı Almanya (Federal Almanya) kazanırken, Yugoslavya’da yine 4 takımla düzenlenen beşinci turnuva olan EURO 1976’yı ise Çekoslovakya kazanmıştır. Altıncı turnuva olan EURO 1980 İtalya’da düzenlenirken, bu turnuvada ilk kez 8 takım yarışmıştır. Batı Almanya’nın (Federal Almanya) kazandığı turnuva, çok sayıda maçın yapılması nedeniyle Avrupa kamuoyunun daha çok ilgisini çekmeye başlamıştır. 1984’de 8 takımla Fransa’da düzenlenen yedinci turnuvayı tarihinde ilk kez ev sahibi Fransa kazanırken, 1988’de Batı Almanya’da düzenlenen 8 takımlı sekizinci turnuvayı Hollanda kazanmıştır. 1992’de İsveç’te son defa 8 takımlı olarak düzenlenen dokuzuncu turnuvayı, iç savaş yaşayan Yugoslavya yerine oyuncuları tatildeyken turnuvaya çağrılan Danimarka A milli futbol takımı hiç beklenmedik sürpriz bir şekilde kazanırken, 1996’da İngiltere’de düzenlenen onuncu turnuva, ilk kez 16 takımla oynanmıştır. “Futbol evine dönüyor” (Football’s coming home) sloganıyla Birleşik Krallık’ın büyük bir organizasyona çevirdiği turnuvaya, Fatih Terim’in teknik direktörü olduğu Türkiye A milli futbol takımı da tarihinde ilk kez katılmayı başarmış ve Avrupa Futbol Şampiyonası heyecanının Türkiye’de de hissedilmesine olanak sağlamıştır. Turnuvayı Almanya kazanırken, Türkiye, bu ilk turnuvada grup aşamasında 3 yenilgi alarak gol bile atamadan elenmiş; ancak A milli futbolcu Alpay Özalan, sahada yaptığı sportmence hareket nedeniyle, UEFA tarafından “fair-play” ödülüyle onurlandırılmıştır. 2000 yılında Belçika-Hollanda ev sahipliğinde düzenlenen on birinci turnuva olan EURO 2000’de, Türkiye A milli futbol takımı tarihinde ikinci defa yer almış ve Mustafa Denizli antrenörlüğündeki takımımız 1 galibiyet, 1 beraberlik ve 1 yenilgi ile grubunda 4 puanla -İtalya’nın ardından- ikinci takım olarak çeyrek finale yükselmiş; ancak bu turda Portekiz’e 2-0 yenilerek elenmiştir. 16 takımla düzenlenen EURO 2000’i Fransa A milli futbol takımı kazanmıştır. 2004’te Portekiz’de düzenlenen ve 16 takımın katıldığı on ikinci turnuvayı tarihinde ilk kez Yunanistan kazanmıştır. 2008 yılında Avusturya ve İsviçre’de düzenlenen on üçüncü turnuvayı İspanya kazanırken, Fatih Terim antrenörlüğündeki Türkiye A milli futbol takımı turnuvaya üçüncü defa katılmayı başarmış ve burada yarı finale kadar yükselerek çok başarılı bir performans sergilemiştir. Grup maçlarında 1 yenilgi ve 2 galibiyet alarak Portekiz’in ardından grubunu ikinci sırada tamamlayan Türkiye, çeyrek finalde normal süresi 1-1 biten maçta Hırvatistan’ı penaltılarla elemiş; ancak yarı finalde Almanya’ya 3-2 yenilerek elenmiştir. 2012’de Polonya ve Ukrayna’da düzenlenen on dördüncü turnuvayı yine İspanya kazanırken, turnuva, son kez 16 takımla oynanmıştır. 2016’da Fransa’da düzenlenen on beşinci turnuvayı tarihinde ilk kez Portekiz kazanırken, Fatih Terim antrenörlüğündeki Türkiye, dördüncü kez katıldığı turnuvada 1 galibiyet, 2 yenilgi ile grup aşamasında elenmiştir. Bu turnuva, ayrıca ilk kez 24 takımın katıldığı organizasyon olarak da tarihe geçmiştir. Türkiye, yine 24 takımla düzenlenen EURO 2020’ye ise Şenol Güneş yönetiminde ve tarihinde beşinci defa katılmaktadır.

Avrupa Futbol Şampiyonlarına dair bazı sayısal (istatistiki) değerleri vermek gerekirse; 15 turnuvada tam 3’er şampiyonlukları bulunan İtalya ve Almanya’nın en başarılı takımlar olarak öne çıktıkları, Fransa’nın da 2 şampiyonlukla bu iki takımı takip ettiği görülmektedir. Diğer 7 şampiyon ülke ise; Sovyetler Birliği (Rusya), İtalya, Çekoslovakya (Çekya), Hollanda, Danimarka, Yunanistan ve Portekiz olarak sıralanmaktadır. Turnuvaya ev sahipliği açısından bakıldığında ise (ortak düzenlenen turnuvalarda tüm ev sahipleri sayılmaktadır); 15 turnuvada Fransa’ya 3, İtalya’ya 2, Belçika’ya 2, İspanya-Yugoslavya-Almanya-İsveç-İngiltere-Hollanda-Portekiz-Avusturya-İsviçre-Polonya-Ukrayna’ya ise 1’er defa ev sahipliği hakkı sunulduğu görülmektedir. Bu bağlamda, Türkiye ve Yunanistan gibi ülkelere ev sahipliğinin hiç verilmemesi oldukça düşündürücüdür. Oysa bu iki komşu ülke, birlikte bu organizasyonu çok iyi bir şekilde düzenleyebilirler. EURO 2020 için 11 farklı ülkenin tercih edilmesi ise, bu konuda yaşanan tartışmalara son vermek için UEFA’nın geliştirdiği bir formül olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu uygulamanın da turnuva ev sahipliğini önemsiz hale getirdiği ve sporcuları sürekli seyahat etmek zorunda bıraktığı için eleştirildiğini belirtmek gerekir. Ayrıca turnuvanın giderek daha fazla ülkeyi kapsamak için sürekli geliştirilmesi/büyütülmesi de dikkat çekici bir gelişmedir. Öyle ki, ilk 5 turnuva 4 takımla oynanmış, daha sonraki 4 turnuvada 8’er takım yer almış, sonraki 5 turnuvada 16 takım mücadele etmiş; 2016’dan beri de takım sayısı 24’e yükseltilmiştir.

EURO 2020’ye Dair Bazı Tartışma ve Gözlemler

Birçok farklı ülkede düzenlenen EURO 2020, futbolun çoğu Avrupa ülkesinde en çok sevilen ve takip edilen spor branşı olması ve milli takımlar arasındaki mücadelelerin halklardaki milliyetçilik duygularını ve devletler arasındaki siyasi rekabeti tetiklemesi nedeniyle, çok büyük bir medya ilgisine neden olmakta ve adeta yapıldığı dönemde ilgili ülkelerin halklarını ekran başına kilitlemektedir. Bu bağlamda, EURO 2020’ye dair bazı ilginç gözlemler de yapılabilir. Öncelikle, Danimarka-Finlandiya maçında Danimarkalı ünlü futbolcu Christian Eriksen’in sahada kalp krizi geçirmesi ve oyunun uzun süre durması, tüm sporcu ve izleyicileri şok eden bir gelişme olarak not edilmelidir. Spor müsabakalarındaki rekabetin yol açtığı akıl almaz mücadeleci ruh, böyle anlarda oldukça anlamsız kalmakta ve insan hayatının ne kadar kırılgan olduğu ortaya çıkabilmektedir. Neyse ki Eriksen hayata döndürülmüş ve maç da kaldığı yerden devam ederek tamamlanabilmiştir. Ancak bu tarz olayların son yıllarda futbol sahalarında çok sık yaşanmaya başlaması (en bilinen örnek Marc-Vivien Foé’nin sahadaki vefatıdır), futbol oyununun zorluğu ve oyuncuların adeta “modern zaman gladyatörleri” oldukları yönündeki görüşü pekiştirmektedir.

Avrupa Futbol Şampiyonları ve genel olarak popüler spor branşlarındaki milli maçlara dair bir diğer önemli gözlem, özellikle siyasal sorunları/ihtilafları olan ülkelerin birbirleriyle karşılaşmaları durumunda, bu durumun karşılıklı olarak milliyetçi duyguların kabarmasına neden olabilmesidir. Dünya Kupası tarihinde yer alan ve Batı Bloku ile Doğu Bloku arasında bir üstünlük mücadelesine dönüşen 1974 Batı Almanya-Doğu Almanya maçı (ilginçtir ki bu maçı Doğu Almanya kazanmış, ama turnuvayı da Batı Almanya şampiyon olarak tamamlamıştır), 1982 Falkland Savaşı sonrası Diego Armando Maradona’nın adeta İngiltere’den rövanşı aldığı ve bir golü de “Tanrı’nın Eli” olarak yorumlayacağı şekilde eliyle attığı -ki ikinci golde de neredeyse tüm İngiliz oyuncuları çalımlayarak tarihi bir gol atmıştır- maç ve 1998’de İran’ın ABD’yi yendiği siyasi açıdan çok gergin geçen maç, bu açıdan en önemli ve iyi bilinen örneklerdir. Türkiye futbol tarihinde de, 2000’lerde Yunanistan’la ve Ermenistan’la grup aşamasında yapılan maçlar, siyasi açıdan çok dikkat çeken müsabakalar olarak hatırlanabilir. Yine PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’ın İtalya’da bulunduğu dönemde gecikmeli olarak oynayan 1998 tarihli gergin Galatasaray-Juventus maçı da, saha kenarında bile yüzlerce polis korumasının olduğu istisnai bir futbol müsabakası olarak tarihe geçmiş ve siyasi açıdan çok ilginç bir deneyim olmuştur. Öyle ki, can güvenliğinden endişe eden Juventus futbolcuları, maç için sabah gelip, maç sonrasında da derhal Türkiye’yi terk etmişlerdir.

Avrupalı ülkelerin İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa Birliği projesinin de etkisiyle birbirleriyle dostane ilişkiler kurmaları sayesinde Avrupa Futbol Şampiyonları tarihinde bu ölçüde gergin maçlar olmasa da, siyasi açıdan birbirlerini rakip olarak gören ve tarihsel rekabetlerini körükleyen sağcı-milliyetçi grupların etkisiyle bu tarz maçlarda milliyetçilik cereyanını yakından hisseden takımlar ve halklar olabilmektedir. Bu konuda aklıma gelen ilk örnek ise, EURO 1996’da Andreas Möller’in penaltısıyla penaltılarda ev sahibi İngiltere’yi eleyen Almanya’dır. Bu maçtaki üst düzey siyasi rekabet ve Möller’in galibiyeti getiren penaltısı sonrası yaptığı ilginç hareket, tarihe geçmiş önemli bir ayrıntı olarak hafızalarda yer etmiştir.

Bu şampiyonada da siyaseten bazı önemli gerginlik temaları olduğu söylenebilir. Öncelikle, Brexit süreciyle Avrupa Birliği’nden kısa süre önce ayrılan Birleşik Krallık’ın en önemli bileşeni olan İngiltere, Avrupa Şampiyonası’nda oynamaya devam ettiği için, AB üyesi Avrupalı devletlerle maçları oldukça dikkat çekici ve siyasi açıdan da manidar olabilmektedir. Zira AB’siz daha büyük bir devlet olabileceklerini iddia eden Avrupa-şüphecisi (Eurosceptic) İngiliz muhafazakârları için, bu turnuvada başarılı olmak elzem bir durum haline gelmiştir. Ne kadar ilginçtir ki, 1996’da Almanya’ya karşı penaltıyı kaçıran Gareth Southgate de şimdilerde İngiltere A milli futbol takımının antrenörüdür. AB ile ilişkileri her zaman gergin olan Rusya’nın turnuvada yer alması ve AB üyeliğini isteyen ama bu yolda birçok engelle karşılaşan ve halkının Avrupalı rakipler karşısında milliyetçilik damarı her zaman kabaran Türkiye’nin maçları da siyasi açıdan bazı önemli anlara neden olabilecektir.

Spor Müsabakaları ve Milliyetçilik

Uluslararası spor müsabakalarının milliyetçilik duygu ve düşüncelerine etkisi farklı düzlemlerde olabilmektedir. Olaya vatandaşlık ve ülke sevgisi temelinde yaklaşan veya sporun siyaseten o kadar da anlamlı olmadığını düşünen kişiler için, bu, çok da önemli bir veri değildir. Zira ülkelerin gelişmişlik seviyelerini ölçen Birleşmiş Milletler Kalkınma Ajansı İnsani Gelişmişlik Endeksi (UNDP Human Development Index) ile ekonomik verileri ortaya koyan toplam gayrisafi milli hasıla (GDP) ve kişi başına düşen toplam gayrisafi milli hasıla (GDP per capita) gibi çok daha önemli istatistiki veriler bulunmaktadır. Ancak elbette, bu tarz verilerden ziyade hayatı olağan akışında ve çok da dışarıdaki ülkelerdeki gelişmelerle ilgilenmeden geçiren halkların büyük ilgi gösterdiği bu tarz spor müsabakalarında yaşanan başarılar, hem milli morali yükseltmekte, hem de halkların ülkeleri ve devletleriyle gurur duymalarına ve büyüklük duyguları hissetmelerine yol açabilmektedir.

Hatta öyle ki, ünlü akademisyen Benedict Anderson, Imagined Communities (Hayali Cemaatler) adlı eserinde, ulusların oluşum/yaratım sürecinde farklı kökenlerden gelen halkları birlik-beraberlik duygusuna yönlendiren “eşzamanlılık” ve “türdeşlik” duygusunun yeşermesine ve bu duygunun oluşumunda gazete ve kitaplar gibi “print capitalism” adını verdiği olgunun önemine dikkat çeker. Bu tarz kitlesel ilgi gören spor müsabakaları da, aslında bir nevi yeni türdeşlik ve eşzamanlılık yaratma kaynakları olarak değerlendirilebilir. Politik Psikoloji branşında sıklıkla kullanılan “seçilmiş zafer” ve “seçilmiş travma” gibi olgular da, bu tarz popüler spor müsabakalarında yaşanan ve çok iz bırakan olaylar için bir açıklama yöntemi olarak kullanılabilir. Nitekim önceki bölümlerde verdiğim bazı spor müsabakası örnekleri, o ülkelerdeki bazı nesiller için çok büyük anlamlar ifade edebilir. Futbolun inanılmaz popülaritesi ve etkisi de zaten bundan kaynaklanmaktadır. Siyaset kurumu ile futbol dünyası arasında birçok ülkede (İtalya, Brezilya, Arjantin, Türkiye vs.) çok yakın ilişkilerin olması da, tam da bu sebepten tesadüfi değildir.

Sonuç

Sonuç olarak, EURO 2020’de yaşadığımız ve yaşayacağımız olaylar, Avrupa merkezli olarak milyonlarca insanı etkileyen çok önemli gelişmeler olarak Sosyal Bilimcileri de ilgilendirmektedir. Ancak bu tarz spor müsabakalarını bir milliyetçilik-hamaset aracı olarak değil, halkların kardeşliği-dostluğunu pekiştirmek için kullanmak da mümkündür. Zira sonuçta, televizyon veya tribünlerden izlediğimiz şey -şans faktörünün de fazlasıyla etkili olduğu- bir oyundur ve temel amacı insanları mutlu etmektir. Son olarak, A milli futbol takımımıza bu vesileyle başarılar dilerim…

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.