SOĞUK SAVAŞ SONRASI AVRUPA GÜVENLİK YÖNETİMİ UYGULAMALARI VE AVRUPA GÜVENLİK YÖNETİŞİMİ

upa-admin 29 Kasım 2021 409 Okunma 0
SOĞUK SAVAŞ SONRASI AVRUPA GÜVENLİK YÖNETİMİ UYGULAMALARI VE AVRUPA GÜVENLİK YÖNETİŞİMİ

Öz: Bu çalışmanın temel amacı, Soğuk Savaş döneminin ardından Avrupa’da güvenliğin nasıl idame ettirildiğini araştırmaktır. Yönetişim de, tıpkı güvenlik gibi, tanım, anlam ve uygulama hususlarında tartışmaların yapılmakta olduğu bir kavramdır. Bu çalışmada, “güvenlik yönetişimi”, Soğuk Savaş döneminde merkezileşmiş güvenlik sisteminden giderek parçalanan ve karmaşıklaşan güvenlik yapılarının gelişmesini betimlemektedir. Güvenlik yönetişimi üç unsur içermektedir. Öncelikle, çok sayıda aktör arasında yatay bir ilişki ağının varlığı söz konusudur. İkincisi, resmi düzenlemelerin yanında normları ve anlayışları da içerecek şekilde düşünsel bir boyuta da sahip kurumsallaşmanın gerçekleşmiş olmasıdır. Son olarak, aktörler arasında hedef birlikteliğinin sağlanmış olması gerekmektedir.

Anahtar Kelimeler: Soğuk Savaş, Avrupa Güvenlik Yönetişimi, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası.

 

Giriş

Güvenlik, toplum yaşamında yasal düzenin aksamadan yürüdüğü ve kişilerin korkusuzca yaşayabilmesi durumunu belirten bir kavramdır. Uluslararası İlişkiler disiplini çerçevesinde, “güvenlik”, genellikle bir devletin saldırıdan korunma ya da tehditlerden uzak olma durumu olarak ele alınmaktadır. Ancak, disiplin içinde yine de güvenliğin tanımı hususunda bir uzlaşmadan söz edilememektedir.

Güvenlik, değer yüklü bir sosyal bilim kavramı olduğu için, içeriği zamana, mekâna ve kültürel unsurlara göre değişmektedir. Dolayısıyla, güvenlik sorunsalını ortaya çıkaran tehditler de bu unsurlara göre çeşitlilik göstermektedir. Güvenlik sorunsalına metodolojik açıdan yaklaşıldığında, geçilmesi gereken iki aşama karşımıza çıkar. “Kimin/kimlerin ya da neyin/nelerin güvenliği araştırmacının ilgi alanına girmeli?” sorusunun ardından, “güvenliği kimin/kimlerin ya da neyin/nelerin tehdit ettiği”nin cevabı verilmelidir. Bu iki kritik soruya cevap bulunduktan sonra, güvenliği kimin sağladığı ve hangi yöntemlerle güvenliğin temin edilebileceği ortaya konmalıdır.

Soğuk Savaş Sonrası Güvenlik Kavramı

Soğuk Savaş döneminin (1945-1990) ardından karşılıklı bağımlılık daha da artmış, klasik egemenlik (Vestefalyan ulus-devlet sistemi) erozyona uğramaya başlamış, iletişimde önemli gelişmeler gerçekleşmiş, doğanın tahribi artmış, nüfus artışı hızlanmış, ekonomi uluslararasılaşmış, küresel yaşam tarzları yaygınlaşmış, teknolojik yenilikler ve devlet-dışı aktörlerin artan faaliyetleri karşılıklı etkileşime yoğunluk kazandırmıştır. Soğuk Savaş sonrası dönemde dünyayı anarşik yapıya sahip olmaktan çıkarıp, bir düzene kavuşturma çabaları da görülmektedir.

Soğuk Savaş sonrasında devletlerin güvenlik anlayışlarının değişmesinde etkili olan ikinci küresel değişim ise, karşılıklı bağımlılığın artması ve karmaşıklaşmasıdır. Bu tespit, tehdit algılamalarının ve silahlanmanın uluslararası sistemde dengesizliklere yol açarak, bundan tüm devletlerin güvenliğinin azalacağı sonucuna götürmüştür.

Güvenlik Kavramının Yeni Boyutları

Yukarıda sözü edilen bu değişimlerin güvenlik kavrayışı açısından çok önemli iki etkisi olmuştur. Birincisi, askeri gücün rolü giderek daha fazla sorgulanmıştır. İkincisi, güvenlik kavramı üzerinde yeniden düşünmek gerekmiş ve kavram yeniden ve yeniden tanımlanmıştır. Soğuk Savaş dönemi boyunca güvenlik çalışmaları ve uygulamaları diğer anlayışlar dışlanarak çoğunlukla “devletin bekası” anlayışı içinde ele alınmaktayken, 1990’lı yıllarla birlikte güvenlik kavramı daha karmaşık yorumlarla incelenmeye başlamıştır.

Yönetişim Olgusunun Tanımı ve Özellikleri

Yönetişim, bir sürü değişik biçimde faydalanılan kavramlardan biri haline gelmiştir. Gerek Avrupa Birliği üzerinde olsun, gerekse yerel yönetimler ve sosyal, refah, ekonomi ve diğer kamu politikaları alanları bağlamında yerel düzeyde olsun, birçok akademik çalışma yönetişim kavramı çerçevesinde yapılmaktadır. Bu tarz çalışmalar politika oluşturma süreçlerinde çok-aktörlülüğü ve çok-düzeyliliği (multi-level) açığa çıkarmıştır. Rod Rhodes’un tasnifine göre, yönetişim kavramının en azından yedi müstakil ve yaygın kullanımı gelişmiştir: toplu yönetişim (collective governance), yeni kamu yönetimi (new public management), iyi yönetişim (good governance), uluslararası karşılıklı bağımlılık (interdependency), sosyo-sibernetik sistem, yeni politik ekonomi ve şebekeler (networks). Bu örnekler, söz konusu kavramın bilerek yerinde kullanılmadığını söylemek demek değildir; sadece çok sık ve çözümsel kesinliğini köreltecek kadar çok değişik biçimlerde kullanıldığını göstermektedir. Bu bağlamda, yönetişim, özgül anlamlara ve uygulamalara sahiptir.

Uluslararası ilişkilerde ekonominin küreselleşmesi ve karşılıklı bağımlılığın artması sonucu, Avrupa Birliği, Dünya Ticaret Örgütü, Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü (ASEAN), Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) vb. ulus-aşan politik kurumların öneminin giderek artması beraberinde yönetişime olan ilgiyi artırmıştır.

Avrupa bütünleşme süreci bir yanda ekonominin küreselleşmesi, öte yanda ulusal yönetişimin önceliğini kaybetmeme dürtüsü gibi bir arada bulunan, ancak birbiriyle çelişen mantıklarla devam etmektedir. Bu çerçevede, AB Komisyonu (Commission of the European Communities) bilhassa Avrupa yönetişimini ilerletmeyi amaçlayan bir dizi önlemler benimsemiştir. Bu bağlamda, “Avrupa yönetişimi” (European governance) kavramı, ekonomik bağlılık olgusunun üye devletleri sahip oldukları yetkileri başka bir düzeydeki yetkiliye devretmeye mecbur etmesini ve sonunda politika oluşturma süreçlerinde birden çok düzeyde yetkili ortaya çıkmasını ifade etmektedir.

Güvenlik Yönetişimi Yaklaşımının Gelişimi

Uluslararası İlişkiler disiplini çerçevesinde “güvenlik yönetişimi” (security governance), uluslararası alanda barış ve istikrarın sürmesi amacıyla idari, ekonomik ve politik otoritenin ortak kullanımını ifade etmektedir. Bu tanıma ortak anlayış duygusunun varlığı eklenmelidir. Mark Webber’in de belirttiği gibi, güvenlik yönetişimi, hem düşünsel (ideational), hem de kurumsal (institutional) temellere gereksinim duymaktadır. Bir başka deyişle, güvenlik yönetişimi, maddi bileşenler üzerinde bir anlaşmaya olduğu kadar söylemler hususunda da bir yakınlaşmaya dayanmalıdır. Güvenlik yönetişimi üç unsur içermektedir. Birincisi, çok sayıda aktör arasında etkileşimlerin çoğalmasıyla tanımlanan yatay (heterarşik) bir ilişki anlayışına dayanmaktadır. İkincisi, maddi (örgütsel yapı) ve düşünsel (ideational) bileşenleriyle kurumsallaşmayı içermektedir. Üçüncüsü, farklı çıkarlar söz konusu olmasına karşın hedefte birlikteliği gerektirmektedir.

Aktörler Arasında Yatay İlişki Ağı

Yeni tehditlerin ve yeni aktörlerin ortaya çıkmasına ve bu aktörler arasında yatay ilişkilerin gelişmesine etki eden unsurlar güvenlik alanında yönetişime kayışın nedenlerini oluşturmuştur. Herşeyden önce, artan bütçe baskıları sebebiyle, devlet, güvenlik alanındaki faaliyetlerinin etkinliğini arttırmak üzere dışarıdan kaynak temin etme ve faaliyetlerini devretme ya da özelleştirme zorunda kalmıştır. İkinci etken, ulus-aşan suçlar, terörizm ve göç gibi yeni küresel güvenlik tehditleriyle yalnızca uluslararası işbirliği yoluyla başa çıkılabileceğinin farkına varılmıştır. Üçüncü etken ise, bu yeni güvenlik tehditlerini küresel hale getiren küreselleşme sürecinin kendisidir.

Güvenlik alanında devlet ve devlet-dışı gibi değişik aktörler arasında birbirlerinden farklı ve birbiriyle örtüşen ilişkiler ağı, yönetişim ile kavranabilmektedir. Günümüzde ulus-devletler baş aktör olmasına karşın, söz konusu değişim uyarınca, uluslararası örgütler, çok-uluslu şirketler, hükümet-dışı kuruluşlar gibi diğer aktörlerin de artık değerlendirmelerde göz önüne alınması gerekmektedir Güvenlik kavramının içeriğinin genişlemesi, ortaya çıkan yeni güvenlik alanlarında ulusal hükümetlerin sınırlı uzmanlığa ve kaynaklara sahip olmasından ötürü bu alanlarda devlet-dışı aktörlerin rolünü kuvvetlendirmiştir.

OXFAM ve CARE gibi örgütler insani yardım konularında; Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) ve İnsan Hakları İzleme Komitesi (Human Rights Watch) gibi örgütler insan haklarının korunması ve onlara saygı gösterilmesi konularında; Uluslararası Kurtarma Komitesi (International Rescue Committee) ve Uluslararası Kızıl Haç Komitesi (International Committee of the Red Cross) mültecilere ilişkin konularda; askeri eğitim ve koruma alanında faaliyet gösteren askeri şirket MPRI (Military Professional Resources Incorporated) söz konusu işbirliğine verilecek örneklerdir.

Güvenlik Yönetişimi Uygulamaları

Kriz, savaşa açık fakat çözülmesi mümkün olan bir uyuşmazlıktır. Uluslararası kriz, genel olarak, ikiden fazla devletin dahil olduğu gerginlikler ya da uluslararası sistemi değiştirecek olaylar, davranışlar ve tutumlar olarak tanımlanabilir. Çatışan taraflar dışında üçüncü bir tarafın politik, ekonomik ya da askeri yardımda bulunması, bir ülke içi sorununu uluslararası boyuta taşımaktadır. Devletlerin tek başlarına krizlere müdahale etmek istememe nedenleri arasında, devletlerin tek başlarına müdahale etme gücünden yoksun oluşları ve devletler arasındaki potansiyel güç ve çıkar çatışmalarını azaltması vardır.

Çatışmanın önlenmesi (ya da önleyici diplomasi), uluslararası toplum için en az karmaşık, en insancıl ve en düşük maliyetli çatışmayı çözme aracıdır. Önleyici diplomasi, gruplar arasındaki gerginliğin silahlı çatışma boyutuna tırmanmasını önlemek amacını taşıyan faaliyetlerdir. Mali ve teknik yardımın lüzum gösterdiği durumlarda söz konusudur. Ticaret ya da ortaklık anlaşmaları biçimlerinde ekonomik işbirliği, AB ve NATO bağlamında genişleme koşulları, ulus inşası ve demokratikleşme faaliyetleri başlıca çatışmanın önlenmesi girişimleridirler.

Soğuk Savaş Sonrasında Avrupa’da Değişen Güvenlik Yönetişimi

Avrupa güvenliği alanında gerek küreselleşme gerekse ulus-aşan etkiler ve Avrupa bütünleşmesi devletlerin merkezliliğini zayıflatmışlarsa da, devletler ve uluslararası örgütler baş aktörler olarak kalmışlardır. Gerçekten de güvenlik alanında hala en çok atıf yapılan aktör devlettir.

Gerçekten de, yönetişim yapılarının kurumlaştırıldığı ve finanse edildiği, söz konusu yapıların çoğu faaliyetlerinin gerçekleştirildiği birimler hala devletlerdir. Bu olgu, günümüz Avrupa güvenliği için de doğrudur. Her ne kadar mevcut güvenlik yapıları yalnızca devletler tarafından oluşturulmamışsa da, devletler hala güvenliğin temin edilmesine bir hayli kaynak tahsis etmektedirler.

Avrupa güvenlik yönetişiminde devletin rolü değişim göstermektedir. Soğuk Savaş döneminde hükümetler savunma politikalarını sivil toplum ve hükümet-dışı örgütler gibi diğer aktörlere danışmadan yürütmekteydiler. Ne var ki, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra kolektif savunmanın yerini kolektif güvenliğin almasıyla ekonomi, sanayi, ticaret, çevre ve istihdamdan sorumlu bakanların da dâhil olduğu hükümet birimlerinin sayısı da artmaktadır. Diplomatların çalışmalarının odağında da bir değişim gözlenmektedir. Parlamenterler, güvenlik politikalarının oluşturulmasında ve yürütülmesinde daha etkin bir rol almayı talep etmektedirler.

Avrupa Güvenlik Yönetişimi’nin Gelişimi

1999’da yürütülen bir pilot çalışmada, Avrupa güvenlik alanına güvenlik tehdidi oluşturan 12 yeni olgu tanımlanmıştır. Risk sıralamalarındaki değişim ulusal ya da bölgesel, askeri ya da ekonomik, iç ya da dış gibi değişik güvenlik tipleri arasındaki ayrımları birbirlerine daha çok yaklaştırmış ve farklı güvenlik tehditleri türleri arasında bir bağlantının olduğunu gözler önüne sermiştir. Örneğin, terörizmi kara para aklamadan ya da uyuşturucu trafiğini örgütlü suçtan ayrı düşünmek olanaksız hale gelmiştir. Mülteciler ve sığınmacılar sadece iç tehdit oluşturmamakta, yabancı düşmanlığını artırarak çatışmaya vesile olabilmektedir. Benzer şekilde, kitlesel hareketler insanları ve besin ürünlerini etkileyecek salgın hastalıklara neden olabilmektedir. Bunun için bir tehditle uğraşırken, diğerlerinin dışlanması uğraşılan tehdit karşısında etkin olmayı zorlaştırmaktadır.

AB, diğer çok-taraflı örgütler ve devlet-dışı aktörlerle kıyaslandığında bu güvenlik tehditlerine cevap verebilecek en uygun kurum olarak ön plana çıkmaktadır. AB, örneğin NATO ile kıyaslandığında, potansiyel çatışma durumlarının idaresinde karşılaştırmalı üstünlüklere sahiptir. Her ne kadar, AB, askeri kapasite bakımından sınırlılıklara sahipse de, diplomatik, ekonomik ve ticari enstrümanlar bakımından diğer çok-taraflı örgütlerden çok daha donanımlıdır.

Avrupa Güvenliğinin Düşünsel Boyutu ve Güvenlik Yönetişimi

Düşünsel (ideational) zeminin Soğuk Savaş sona erdikten sonra önemli ölçüde değiştiği Avrupa’da, düşünceler, uluslararası politikada daha da önemli hale gelmişlerdir. Ne var ki, düşünceler serbest bir şekilde hareket etmezler, somut yapıların içine gömülmüşlerdir ve böylece iktidar ilişkilerini yansıtırlar ve yeniden üretilirler. Söz konusu yapılar, en geniş tanımıyla devletleri ve uluslararası kurumları içermektedir. Örneğin, ABD, belirli tarz bir demokrasi ve ekonomik sistem (serbest pazar) için güçlü ve üstün bir imajı temsil etmektedir.

Bu bağlamda, NATO ve AB, uyumlu düşüncelerin yerleşmiş bulunduğu uluslararası kurumlardır. Bu gibi kurumlar, söz konusu düşünceleri yorumlarlar ve bunları uluslararası alanda uygun davranış kuralları olarak gösterirler. İşte bu düşünceler ve kurallar, Avrupa’da bir yönetişim modelinin gelişimini kolaylaştırmaktadır. G.W.F. Hegel’e göre, her toplumun ve her devletin güvenlik anlayışı kutsal kabul edilen değerler sistemiyle bezenmiştir. Varlığın sürdürülmesi ve korunması amacıyla yapılacak her şey bu değerler sistemi aracılığıyla meşruluk kazanmaktadır.

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO)

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü veya yaygın ismiyle NATO, 1949’da ortak savunma amacıyla kurulmuş bir uluslararası örgüttür. NATO, üye devletler arasında sürekli danışma, görüşme ve diyalog yoluyla işbirliğini pekiştirmektedir. Antlaşmaya göre, demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü temelinde bütün halkların özgürlüklerini, ortak miraslarını ve uygarlıklarını korumaya kararlıdırlar. Avrupa’da güvenlik yönetişiminin temel arenası muhtemelen uluslararası örgütler içinde ve arasında ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda baş aktör NATO’dur ve birçok süreç vasıtasıyla egemen konumunu elde etmiştir.

NATO, Avrupa’da güvenlik yönetişiminin inşa edilmesinin önemli bir aracı olmuştur. NATO’nun Avrupa güvenlik yönetişimine katkıları en az iki biçimde değerlendirilebilinir. İlk olarak, kurumsal ve tanzim edici bir bileşen mevcuttur: NATO, üye olmayanlarla çeşitli düzenlemeler yoluyla örgütsel ve askeri altyapısını düzenlemiştir. İkincisi, NATO politik amaçlarını sürdürmüş ve bazı yönlerden genişletmiştir. Atlantik-aşırı bağ temel olarak kalmaya devam etmektedir. Ayrıca artan sayıda Avrupa devletleri arasında savunma ve güvenlik konuları üzerinde eşgüdüm ve uzlaşma sağlamaktadır.

Avrupa Güvenlik Yönetişimi Kurumsal Yapısının Temel Özellikleri

Yönetişim, birden fazla otorite tarafından belli bir konu alanında faaliyetlerin idare edilmesini, koordinasyonunu ve regülâsyonunu kapsadığından doğal olarak karşımıza iki sorunsal ortaya çıkarmaktadır. Bunların ilki, birbirleriyle yatay ilişkilere sahip çok sayıdaki (heterarşik) aktör arasındaki eşgüdüm ve işbirliği gerekliliğinin ortaya çıkardığı sorunlar ve zorluklardır. Bir diğer sorunsal ise, yönetişimin hedef birlikteliği ve kurumsallaşma niteliklerinden kaynaklanan içersemeye (inclusion) ilişkin olarak ortaya çıkan sorunlardır.

Eşgüdüm ve İşbirliği Sorunsalı

Hükümetler ve uluslararası örgütler yeteneklerini paylaşma gereksinimini giderek kabullenmişlerdir. NATO ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) tarafından ulusal ve çokuluslu yeteneklerin kullanımı için yapılan karmaşık düzenlemeler bu duruma örnek teşkil etmektedirler. Aynı şekilde, zamanında NATO ve Batı Avrupa Birliği (BAB), kendi askeri yapılarını AGİT ve BM misyonlarına tahsis etme kararları almışlardır.

Politik yaşamın herhangi bir biçimi, bileşenlerini nelerin oluşturduğunu ve bu sebeple kimin/kimlerin ve neyin/nelerin kapsandığı ve dışlandığını tayin etmeye dayanır. Bu yüzden, iç politika genellikle vatandaşlara ve bir devletin öznelerine bir kulübün, partinin, derneğin vb. üyelerine istinat eder. Yönetişim bakış açısı, aktörlüğün çokluğu ve çoklu güç merkezlerine vurguları göz önüne alınırsa dolaylı olarak içerseme (inclusion) üzerine dayanmaktadır. İçerseme, çıkarların uzlaştırılması ile oydaşma arayışıdır. Yönetişim, meşruiyetini ve gerekçesini, bazı durumlarda dışarsama (exclusion) kaçınılmaz olabiliyorsa da, içersemeye dayandırır.

Sonuç

Avrupa’daki kurumların çokluğu, devletlerin iç ve dış sınırlarının muğlâklığı, artan karşılıklı bağımlılık ve küreselleşme, aktörlerin güvenlik algılamalarını etkilemiştir. Soğuk Savaş sonrasında Avrupa’da güvenlik ilişkilerini kavramsallaştırmak çok zor hale gelmiştir. ABD ve NATO’nun güçlerini devam ettirmeleri, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin Soğuk Savaş düzeninden toptan bir kopuşa yol açmayacağı düşüncesini uyandırmıştır. Ne var ki, Varşova Paktı’nın ortadan kalkması ve böylece Sovyet tehdidinin azalması, eski komünist devletlerin NATO ve AB gibi Batı kurumlarına yönelmesi gibi gelişmeler güvenlik bakımından Avrupa’nın değiştiğini göstermiştir. Buna, güvenlik kavramının değişmesi de eşlik etmiştir.

Günümüzün güvenlik anlayışında toprak bütünlüğünün korunması önemini korumuştur. Bunun yanında, barış ve istikrarın tesisi, kolektif savunma ve kriz yönetimi operasyonlarına katkıda bulunulması (barışı koruma, insani yardım ve polis görevleri vb.), etnik ve dini çatışmaların kontrol altına alınması da önem kazanmıştır. Kitle imha silahlarının ve bunların fırlatma vasıtalarının yayılmasının önlenmesi, silahsızlanmanın teşvik edilmesi, terörizm ve organize suç, devletleri aşan yeni tehditler olarak karşımıza çıkmıştır. Temel kaynakların azalması, silahlı çatışmalar sonucu insanların kontrol dışı kitlesel hareketleri, siber savaş olasılıkları, bulaşıcı hastalıkların yayılması, fakirlik ve sosyo-ekonomik dengesizlikler gibi asimetrik risk ve tehditlerle mücadele günümüzün başlıca tehdit unsurları arasında yer bulmuştur. Günümüzdeki risk ve tehditler, esas itibariyle askeri nitelikte olmaması nedeniyle, güvenlik artık yalnızca askeri imkân ve politikalarla sağlanamamıştır. Güvenliğin tanımının genişlemiş olması risk ve tehditlerle mücadele yöntemlerinin de arttırılmasını gerektirmiştir .

Didem ŞİMŞEK

 

KAYNAKÇA

  • Alpaydın, A. (2018), “GÜVENLİK YÖNETİŞİMİ VE İNSAN GÜVENLİĞİ İLİŞKİSİ: TÜRKİYE’DEKİ SURİYELİ SIĞINMACILAR ÖRNEĞİ TOBB EKONOMİ VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ”, Güvenlik Çalışmaları Yüksek Lisans Tezi, Ankara.
  • ATEŞ, Canan (1997), “Birleşmiş Milletlerin Uluslararası Barış ve Güvenliğin Korunmasındaki Rolü”, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Ankara, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
  • BAĞCI, Hüseyin & YILDIZ, Ali (2004), “Turkey and the European Security and Defence Policy (ESDP): From Confrontational to Co-Operative Relationship”, Ali L. Karaosmanoğlu ve Seyfi Taşhan (eds.), The Europeanization of Turkey’s Security Policy: Prospects and Pitfalls, Ankara, Dış Politika Enstitüsü.
  • ÇAKMAK, Haydar (2003), Avrupa Güvenliği, Ankara, Akçağ Yayınları.
  • ÇAYHAN, Esra B. (2002), “Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası ve Türkiye”, Akdeniz İ.İ.B.F. Dergisi.
  • ÇOMAK, Hasret (2005), Avrupa’da Yeni Güvenlik Anlayışları ve Türkiye, İstanbul, TASAM Yayınları.
  • HAINE, Jean-Yves (2005), “AGSP ve NATO”, Yasin Atlıoğlu (çev.), Nicole Gnessotto (der.), AB Güvenlik ve Savunma Politikası, İstanbul, TASAM Yayınları.
  • HAINE, Jean-Yves (2005), “Tarihsel Bir Perspektif”, Nilhay Usta (çev.), Nicole Gnessotto (der.), AB Güvenlik ve Savunma Politikası, İstanbul, TASAM Yayınları.
  • KOHEN, Sami (2000), “AB ile savunma ortaklığı”, Milliyet, 30 Mayıs 2000.
  • TANGÖR, Burak (2004), “Güvenlik Yönetişimi Yaklaşımı ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası”, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 6, Sayı: 3.
  • TANGÖR, Burak (2005), “Avrupa Entegrasyonu ve Karadeniz”, Osman Metin Öztürk ve Yalçın Sarıkaya (der.), Uluslararası Mücadelenin Yeni Odağı: Karadeniz, Ankara, Platin.
  • Tangör, B. & Yalçınkaya, H. (2010), “Güvenlik Yönetişimi Çerçevesinde Özel Askeri Şirketler”, Uluslararası İlişkiler Dergisi, 7 (25), ss. 127-154.
  • Tanrısever, Oktay F. (2005), “Güvenlik”, Atila Eralp (der.), Devlet ve Ötesi, İstanbul, İletişim, ss. 107-123.
  • Tangör, Burak (2004), “Güvenlik Yönetişimi Yaklaşımı ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası”, Gazi Üniversitesi İİBF Dergisi, 6 (3), ss. 254-268.
  • Tangör , B. (2007 ), “AVRUPA GÜVENLİK YÖNETİŞİMİ ÇERÇEVESİNDE BOSNA, KOSOVA VE MAKEDONYA KRİZLERİ VE TÜRK DIŞ POLİTİKASI”, Doktora Tezi .Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Ankara.
  • Tangör, Burak (2008), Avrupa Güvenlik Yönetişimi, Ankara, Seçkin.
  • Tangör, Burak. (2012), “Kuramsal Tartışmalar Işığında İnsan Güvenliği ve Politikaları”, Uluslararası Hukuk ve Politika, 8 (30), ss. 59-92.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.