NATO’NUN 1999 KOSOVA KRİZİ’NE YÖNELİK İNSANİ MÜDAHALESİNİN ULUSLARARASI HUKUK VE ASKERİ BAKIŞ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

upa-admin 08 Aralık 2021 738 Okunma 0
NATO’NUN 1999 KOSOVA KRİZİ’NE YÖNELİK İNSANİ MÜDAHALESİNİN ULUSLARARASI HUKUK VE ASKERİ BAKIŞ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Öz: Balkanlar stratejik konumu, siyasal, dinsel, çok etnikli ve kültürel yapısı ile tarih boyunca çatışma alanlarından biri olmuş, Soğuk Savaş’ın ardından Yugoslavya’nın dağılmasıyla yeni devletler ortaya çıkmıştır. Sırp-Arnavut etnik çatışması 1990’lı yılarda ortaya çıkmış bir devlet içi çatışma örneğidir. Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti içinde Kosova, Voyvodina ile birlikte doğrudan Belgrad Yönetimi’ne bağlı iki özerk eyaletten biriydi. Tarihsel arka planı da göz önünde bulundurularak, Yugoslavya’nın dağılmasından itibaren Kosova’nın bağımsızlığa giden süreci değerlendirilmiştir. Ardından, NATO’nun 1999 yılında Kosova’da icra ettiği Müttefik Güç Harekâtı, hem askeri, hem de hukuki anlamda tartışmalara yol açmıştır, Bütün askeri eylemlerin durdurulması, şiddet ve baskının sona erdirilmesi için Yugoslavya Federal Cumhuriyeti (YFC) askeri birliklerinin yanında ülkenin sivil altyapısına da taarruz etmiştir. Kosova’ya yönelik harekâtının askeri boyutu, bir ülkenin sivil alt yapısına taarruz edilerek bir askeri harekâtın sonuca ulaştırılmasının bir örneğini teşkil etmesi nedeniyle bu çalışma kapsamına alınmıştır.

Anahtar Kelimeler: Kosova Krizi, Uluslararası Hukuk, NATO, İnsani Müdahale, Etnik Çatışmalar.

Abstract: The Balkans has been one of the areas of conflict throughout history with its strategic location, political, religious, multi-ethnic and cultural structure, and new states emerged with the dissolution of Yugoslavia after the Cold War. The Serbian-Albanian ethnic conflict is an example of intra-state conflict that emerged in the 1990s. Within the Socialist Federal Republic of Yugoslavia, Kosovo, along with Vojvodina, was one of the two autonomous states directly under the Belgrade Government. Considering its historical background, Kosovo’s process leading to independence since the break-up of Yugoslavia was evaluated. Subsequently, NATO’s Operation Allied Force in Kosovo in 1999 led to discussions in both military and legal terms. In order to end the violence and oppression, the Federal Republic of Yugoslavia (YFC) attacked the military units of the country as well as the civilian infrastructure of the country. The military dimension of the operation against Kosovo was included in this study because it constitutes an example of the achievement of a military operation by attacking the civilian infrastructure of a country.

Keywords: NATO, Humanitarian Intervention, Kosovo Crisis, Ethnic Conflict, International Law.

***********************************************************************************************************

 

Kosova’nın Tarihsel Arka Planı

Kosova, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan bir yer olarak, hem Arnavutların, hem de Sırpların hak iddiasında bulunduğu bir yerdir. Hak iddialarını, bu milletler, tarihsel olarak ilk kimin Kosova’ya geldiği üzerine temellendirirler. Bu tarz bir temellendirmenin günümüz dünya düzeninde ve uluslararası hukukta bir karşılığı olmasa da, hak iddiasının meşruiyetinde önemli olduğu için, taraflarca dillendirilmeye devam edilir. Kosova’ya tarihte ilk gelenler, Arnavutların ataları olan İliryalılar’dır. “Arnavut tarihçileri, günümüz Arnavutlarının antik İliryalıların torunları olduklarını ve Bronz Çağı’ndan beri bugün yaşadıkları topraklarda yerleşik olduklarını ileri sürer.” Bu durum, Kosova’yı Arnavutların tarihsel olarak vatanları olarak görmelerindeki en önemli etkendir.

Kosova Krizi

Tito’nun ölümünden sonra, 1980’li yıllarda, Kosova, birçok gösteriye ev sahipliği yapmıştır. Gösterilerde atılan birçok milliyetçi sloganlar, Arnavutların Yugoslavya yerine Arnavutluk Devleti’ne olan aidiyetini göstermektedir. Priştina Üniversitesi’ndeki siyasaleylemler, sonraki yıllarda kurulacak sertlik yanlısı Kosova Kurtuluş Ordusu için temel teşkil etmiştir. Özellikle 1981 yılında, Sırpların, Kosova bölgesine yığınak yapmaları tansiyonu iyice alevlendirmiş ve olayların büyümesine neden olmuştur. Çıkan olaylarda 10’dan fazla insan hayatını kaybetmiş ve Kosova’da olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Ayrıca yüzlerce öğrenci ve işçi tutuklanmış ve bazı Arnavut Komünist Parti liderleri, Arnavut milliyetçiliğine göz yummakla suçlanmıştır. Tito döneminde Kosova’da gerçekleşen eylemler, Yugoslavya içinde daha çok hak kazanmaya yönelikti. Tito’nun 1980 yılındaki ölümü sonrası artık Kosovalı Arnavutlar, daha fazla hak talep edemeyeceklerini anlamışlardır. Bundan sonra, Arnavutlar, mevcut haklarını kaybedecekleri korkusuyla bir var olma-yok olma mücadelesine girişmişlerdir. 1980 sonrasında Miloseviç’in Kosova üzerindeki politikaları nedeniyle, artık tüm Arnavutlar bir araya gelmeye başlamış ve bağımsız bir Kosova’nın kurulması kaçınılmaz olmuştur. Bunun yanında, ekonomik açıdan fakir durumdaki Kosova milliyetçilik akımından etkilenmiştir. Bu dönemde Yugoslavya’nın en fakir bölgesi olan Kosova’daki halk gün geçtikçe daha da fakirleşiyordu. Bu ise, Kosova’da isyanları tetikliyordu. Aslında sadece Kosova’da değil, tüm Yugoslavya’da ekonomik gerileme vardı ve bu durum Yugoslav Cumhuriyetleri arasında huzursuzluklara neden oluyordu.

1985 yılında birkaç Sırp elit ve düşünür bir araya gelmiş ve bir bildiri yayınlamışlardır. Bu bildiriye göre, Kosova’da yaşayan Sırplara, Arnavutlar tarafından soykırım yapılmaktaydı ve Sırp yönetiminin Kosova’da daha aktif rol alması gerektiği vurgulanmaktaydı. Kosovalı Sırplara yönelik tehdit algısı, Slobodan Miloseviç’in politik kariyerini güçlendirmekteydi. Çünkü Miloseviç, politik hayatını milliyetçi söylemlerle kuvvetlendirmekte ve bunu milliyetçilik duygularıyla beslemekteydi Bu dönemde, Miloseviç, Kosovalıların siyasi haklarını kısmaya başlamış ve Kosova’daki Sırpların desteğiyle, Kosova’nın Sırplaştırılması adımlarını atmıştır. Miloseviç dönemi boyunca, Arnavutlar, eğitimden dışlanmaya başlanmıştır. Bunun yanında, Arnavutça dili resmi kurumlarda yasaklanmış ve Arnavutları temsil eden sembol ve figürler de kaldırılmıştır. Tüm bu gelişmeler, Arnavut ve Sırplar arasında eşitsizliklere yol açmaya başlamıştır. 1989 yılında yaşanan gelişmeler, hem Yugoslavya, hem de Kosova açısından önemlidir.

Miloseviç, bu dönemde, Kosova’nın anayasal güvence ile korunan özerk yapısını kaldırmıştır. Kosova ile Voyvadina bölgesi de aynı özerk haklara sahipti. Bu iki özerk bölge, bundan sonra özerk değil, Sırplara bağlı bir birim olmuştur. Bu kararın en önemli sonuçlarından biri ise, Yugoslavya’nın dağılması sürecini tetiklemesidir. Sırpların aldığı bu karar Federal Yugoslav Anayasası’na aykırı bir karardır. Fakat Tito’nun ölümünden sonra Yugoslavya’nın siyasi gücü Sırpların eline geçtiği için, Arnavutlar yalnız kalmıştır. Özerkliği elinden alınan Kosova, 1989 yılında Sırbistan’ın ayrılmaz bir parçası haline getirilmiştir. Bu dönemde Kosova’nın yerel parlamentosu dağıtılmış, Arnavutça eğitim veren okullar kapatılmıştır. Arnavut kökenli 3.000’den fazla polis memuru Belgrad hükümetine karşı geldikleri için işlerinden olmuştur. Ayrıca fabrikalarda, çiftlik kooperatiflerinde ve diğer devlet kontrolündeki işletmelerde on binlerce Arnavut işçi görevden alınmış ve bunların yerine Sırp azınlığın üyeleri veya başka bölgelerden gelen Sırplar yerleştirilmiştir. Bu olayları takiben, Kosova’daki Kosova Komünist Partisi dağılmış ve Kosova’da birçok parti kurulmaya başlanmıştır. İbrahim Rugova önderliğinde kurulan Kosova Demokratik Birliği, bu partiler arasında en dikkat çeken parti olmuştur. Bu parti, ilerleyen zamanlarda Kosova’da büyük destekçi kitlesine ulaşmış ve siyasi gücü eline almıştır.

NATO’nun Kosova Müdahalesi

Tito’nun ölmesinin ardından Yugoslavya’da başgösteren huzursuzluklar, hızla artan ekonomik sorunlar sonrasında, 1991 yılında Slovenya ve Hırvatistan referendum yaparak bağımsızlıklarını ilan etti. 1992‟de bu devletlerin bağımsız devlet olarak tanınırlık kazanmasıyla birlikte, Yugoslavya’nın birliğinin sona yaklaştığı görüldü. Slovenya ve Hırvatistan’ın varlığıyla Sırpları dengelemesi sayesinde Sırp hakimiyetine göğüs gerebilen Bosnalı Müslümanlar, bağımsız olmak istiyordu. Bu sırada Hırvatistan ile birleşmek isteyen Bosnalı Hırvatlarla ittifak oluşturan Bosnalı Müslümanların karşısında, Bosnalı Sırplar ve onlara destek veren Sırbistan vardı. Sırp askeri güçleri ve paramiliterleri ile Bosnalı Hırvat ve Müslümanlar arasındaki iç savaş, insanlık suçuna dönüştü. Temmuz 1995‟teki Srebrenitsa’da Bosnalı Müslümanlara yönelik soykırım yapıldı. Uluslararası toplumu harekete geçiren soykırım sonrasında, NATO, Sırp hedefleri hava saldırısı ile durdurmuştur. “NATO‟nun o zamana kadarki tarihinin en büyük saldırısı” ile Yugoslavya’da duraklama dönemine giren iç karışıklıklar yerini, 1998’de bu kez Kosova‟da artan Arnavut huzursuzluğu ile çıkan çatışmalara bıraktı. Haziran 1998’de Sırbistan ile Kosovalı Arnavutlar arasından savaş halini alan bu çatışmalar, Mart 1999‟da NATO’nun müdahalesi ise durduruldu.

Müdahalenin Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirilmesi

NATO liderleri, Kosova’da yaşanan krizin insani boyutuna vurgu yaparak yaptıkları operasyonun zorunlu olduğunu belirtmişlerdir. Bu aşamada insani müdahalenin uluslararası hukuktaki yerini incelemek gerekmektedir.

İnsani (İnsancıl) Müdahale

İnsani (insancıl) müdahale, bir devletin başka bir devletin vatandaşlarını, o devletin zulmünden kurtarmak için ülkesi dışında münferit olarak kuvvet kullanmasıdır. Uluslararası Müdahale ve Devlet Egemenliği Komisyonu ise, insani müdahaleyi, korumaya yönelik ve insani amaçlarla, rızaları aranmaksızın bir ülke veya liderlerine karşı müdahale edilmesi şeklinde tanımlamaktadır. Bu tanım, müdahalenin kuvvet kullanımı ile yapılabileceğini öngörmektedir. Diğer yandan, Komisyon’un tanımında müdahalenin yöntemleri arasında kuvvet kullanımı ile birlikte önleyici ve zorlayıcı müdahale önlemleri de belirtilmiştir. Önleyici müdahale yöntemleri arasında politik ve diplomatik yöntemler (örneğin, BM Genel Sekreteri’nin doğrudan arabulucu olarak çaba göstermesi), ekonomik yöntemler (örneğin, sorunun çözüme ulaşması durumunda ilgili ülkeye yatırım veya fon desteği sağlanması) ve gözlem misyonları belirtilebilecektir. Zorlayıcı müdahale yöntemleri ise askeri (örneğin, silah ambargosu uygulanması), ekonomik (örneğin, petrol ithalatının kısıtlanması, hedef ülkenin ihracatına kısıtlamalar getirilmesi) ve politik (örneğin, diplomatik temsil hakkının sınırlanması, seyehat kısıtlamaları uygulanması) yaptırımları kapsayabilecektir.

İnsani (İnsancıl) Müdahaleyi Meşru Müdafaa Esasında İzah Eden Yaklaşım

Bu yaklaşıma göre, insani (insancıl) müdahale, devletlerin, fertleri ya da grupları kendi devletlerine karşı korumak için münferit olarak ya da birlikte hareket etmelerine izin veren bir meşru müdafaa biçimi olarak görülmüştür. Ancak BM Antlaşması’nın 51. maddesi açık bir şekilde meşru müdafaanın söz konusu olabilmesi için silahlı saldırının gerçekleşmesini ön şart olarak koşmuştur. Bu sebeple, silahlı saldırının, insani müdahale bakımından gerçekleşmesi mümkün değildir. Bir devletin diğer bir devlete o devlet içerisindeki gelişmeler nedeniyle meşru müdafaa kapsamında müdahalesi, ancak o devletin, topraklarındaki diğer devlete ait diplomatik misyona saldırması durumunda mümkün olabilecektir.

Sonuç olarak, insani müdahale, ne uluslararası örf ve adet hukukunda, ne de BM Antlaşması’nda kendine yer bulamamıştır. Ayrıca, söz konusu kavram, BM Antlaşmasının 2/4. maddesindeki kuvvet kullanma yasağına da uymamaktadır. Bu sebeple, insani müdahalenin uluslararası hukuka aykırı olduğu söylenebilecektir. “Güvenlik Konseyi, barışın tehdit edildiğini, bozulduğunu ya da bir saldırı eylemi olduğunu saptar ve uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için tavsiyelerde bulunur veya 41. ve 42. maddeler uyarınca hangi önlemler alınacağını kararlaştırır.”

İnsancıl Müdahale ve Uluslararası Hukuk

Genel anlamda, müdahale, devletler arasındaki ilişkilerde uluslararası hukuk tarafından yasaklanmış eylem ve işlemlere karşılık gelir. Müdahale, devletler arasında zorlayıcı hiçbir araç kullanmaksızın, bir devletin diğerinin ulusal yetkisine giren konularda tavsiyelerde bulunması şeklinde tezahür edebileceği gibi -ki müdahale edilen devlet, bu tür tavsiyeleri dahi milli yetkisi dâhilindeki iç işlerine karışma sayabilir- bazı konuların tartışılması ve hatta karara bağlanması şeklinde de karşımıza çıkabilir. Bir uluslararası örgüte üyelik aşamasında olan devletlerin, üyelik koşullarını yerine getirip getirmediğinin üye devletler ile birlikte incelenmesi, tartışılması ve ortak karar mekanizmalarına konu edilmesi bu türden müdahalenin tipik örneğidir. Öte yandan, egemen devletler İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde yaptıkları gibi, bir uluslararası andlaşma akdetmek suretiyle de karşılıklı olarak egemenliklerini müdahaleye açık hale getirebilirler.

Müdahale, zorlayıcı (coercive) nitelik de taşıyabilir. Bu tür müdahaleyi yukarıda sözü edilenlerden ayıran en önemli yön, müdahalenin silahlı kuvvet kullanımına varabilen zorlayıcı önlemler içermesi ve müdahale edilen devletin müdahaleye rıza gösterip göstermediğidir. Zorlayıcı önlemler ile gerçekleştirilen müdahalenin, haklı ya da uluslararası hukuka uygun olup olmadığının değerlendirilmesi anlamında, müdahale edilen devlete karşı silahlı kuvvet kullanımı içerip içermediği önemli rol oynamaktadır. Zira silahlı kuvvet kullanımı ile müdahalenin hukuki çerçevesi, onu diğer tüm müdahale biçimlerinden ayırarak özel bir rejime tâbi kılmakta ve bu rejime uygun olmayan her türlü müdahale uluslararası hukuka aykırı hale gelmektedir.

Sonuç

Günümüz uluslararası hukuk sistemi, devletlerin çıkarlarına değil, tüm uluslararası toplumun refahı ve güvenliğine hizmet etmek amacıyla kurulmuş bir sistemdir. Uluslararası hukuk sisteminin en temel kaynağı olan Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın Giriş bölümünde de bu husus açıkça belirtilmektedir. Ancak sistem kurulduğundan bu yana çeşitli nedenlerle tıkanıklıklar yaşamaktadır. Uluslararası politikada yaşanan çeşitli çıkar çatışmaları nedeniyle meydana gelen bu tıkanıklıklar ise, belli konularda ortak karar verilerek uluslararası nitelikte tedbirler alınması gerektiği noktada karar alınmasını geciktirmekte veya tamamen engellemektedir. İnsani veya insancıl müdahale, bu boşluğu doldurmak amacıyla önüne geçilemeyen geniş çaplı insan hakları ihlalleri yaşanırken Güvenlik Konseyi’nin bu hususta karar almasının gecikmesi veya belli üyelerin bu hususta karar almayı reddetmeleri üzerine devletlerin harekete geçebilmesi için oluşturulmuş bir kavramdır.

İnsancıl müdahaleyi meşrulaştırmanın diğer yolu ise, kavramı kaynağını aldığı adil savaş ile bir algılamak ve böylece de müdahale bir örf âdet hukuku kuralı saymak olacaktır. Ancak bu iki yöntemden ilki, Antlaşma’nın ruhu göz önünde bulundurulduğunda dayanaksız kalmakta; ikincisi ise gerek iki kavram arasındaki farklılıklar nedeniyle gerekse iki kavramın ortaya atıldığı dönemler arasındaki sistem değişiklikleri nedeniyle mümkün görünmemektedir. Bu iki yöntemin dışında çok fazla rağbet görmeyen diğer bir yol ise, insancıl müdahaleyi oluşmakta olan yeni bir örf âdet kuralı olarak tanımlamaktır. Ancak kuvvet kullanımının neredeyse Jus Cogens kabul edilen üstün bir kural ile yasaklandığı bu sistemde devletlerin böyle bir örf âdet kuralının oluşumu için gerekli şartları sağlaması beklenemez.

Didem ŞİMŞEK

KAYNAKÇA

  1. Sak, Y. (2015), “Uluslararası Hukukta İnsancıl Müdahale ve Libya Örneği: Suriye’de Yaşanan ya da Yaşanacaklar için Dersler”, Uluslararası İlişkiler Dergisi, 11 (44), ss. 121-153.
  2. Ağır, Bülent Sarper (2012), “İnsani Müdahale Tartışmaları ve Kuvvet Kullanma Hukuku Çerçevesinde NATO’nun 1999 Kosova Müdahalesi”, Uluslararası Hukukta Güncel Sorun Alanları, Murat Saraçlı (der.), Bigbang Yayınları.
  3. Bağbaşlıoğlu, Arif (2012), “NATO’nun Alan Dışı Algılamasındaki Değişimin Kuvvet Kullanma Hukuku’na Etkisi Üzerine Bir Değerlendirme”, Uluslararası Hukukta Güncel Sorun Alanları, Murat Saraçlı (der.), Bigbang Yayınları.
  4. Arsava Füsun (2011), “Egemenlik ve Koruma Sorumluluğu”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 25/1.
  5. Gündüz, Aslan (2003), Milletlerarası Hukuk-Temel Belgeler Örnek Kararlar, Beta, 5. Basım.
  6. Keskin Funda (2006-2007), “İnsancıl Müdahale: 1999 Kosova ve 2003 Irak Sonrası Durum”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 3/12.
  7. “Soğuk Savaş Sonrası Kosova”, Akademik Perspektif, Erişim Tarihi: 7 Temmuz 2012.
  8. Uğrasız, Bülent (2004), “ABD’nin Soğuk Savaş Sonrası Balkan Politikası”, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 6, Sayı: 1,  ss. 295-303.
  9. Oğultürk, M. Cem (2014), “Kosova’nın Bağımsızlık Süreci Kapsamında ABD Dış Politikasının Analizi”, Güvenlik Stratejileri, Yıl: 10, Sayı: 19, ss. 99-134.
  10. Gülgezen, G . (2020), “İnsani Müdahale ve Kosova Örneği”, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 10 (2), ss. 139-170.
  11. “İnsani Müdahalelerin Bir İstisnası mıdır? NATO’nun Kosova’ya Yönelik Harekatının Uluslararası Hukuk ve Askeri Bakış Açılarından Değerlendirilmesi”, Savunma Bilimleri Dergisi, 10 (2), ss. 18-57.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.