PAKİSTAN’DA YAŞAYAN ETNİK GRUPLAR

upa-admin 17 Ocak 2022 856 Okunma 0
PAKİSTAN’DA YAŞAYAN ETNİK GRUPLAR

Pakistan, pek çok etnik gruba ve bu gruplardan kaynaklanan çeşitli sorunlara sahiptir. Pakistan’ın kurulması çok uygun şartlarda gerçekleşmemişti. 1940’larda başlayan çatışma ortamı artarak devam etti ve iki bağımsız ülkenin ortaya çıkması kargaşayı da beraberinde getirdi. Pakistan’ın Hindistan’dan ayrılması tek başına bile bir sorunken, Pakistan topraklarının Doğu (Bangladeş) ve Batı (bugünkü Pakistan) diye ikiye ayrılması, üstelik bu bir devletin iki parçasının hiç kara bağlantısının olmaması da apayrı siyasi ve sosyal sorunlar doğurmuştur. Bu surette yaşanan kargaşa ise, beraberinde ateş ve kan deryası getirmiş ve bu durum bütün Hindistan’a yayılmıştır. İki tarafın da bundan zarar görmesi ise kaçınılmazdı. Dünya tarihinde sayılı örneği olan kırım ve cinayetler, soygun ve talan, tecavüz ve kaçırma olayları bu dönemde yaşanmıştır.[1]

Pakistan kuruluş felsefesini uygulamaya koyarken (İslam Devleti, Cumhuriyeti), etnik kimlik kazanının kaynamasını önleyememiş çoğu günümüze kadar gelen etnik, bölgesel ve mezhepsel kavgayı yaşamıştır. Bu bağlamda, Pakistan’da mukim etnik grupların incelenmesi ve irdelenmesi konuyu daha iyi anlamak adına elzemdir.

Muhacirler

Kelime anlamı; “Bir yerden bir yere göç eden, yaşadığı yeri değiştiren[2] şeklinde açıklanan muhacir ve muhacirlik, Pakistan tarihinde önemli bir yer tutar. Pakistan’ın Hindistan’dan ayrı bir devlet olarak kurulduğu süreçte, Pakistan’da yaşayan Hindular, Hindistan’da yaşayan Müslümanlar ile yer değiştirmiştir.[3] Geçmişte komşusu Yunanistan ile nüfus mübadelesi yapmış olan ülkemiz de bu mübadelenin sonucu yaşanan kargaşa ve sıkıntılı dönemi arşivlerinde ve belleklerinde muhafaza etmektedir.

Hindistan’dan gelen göçmenler arasında muhacirler Urduca konuşan tek etnik gruptur. Pakistan’la hiçbir etnik ya da dilsel bağları bulunmamaktadır.[4] Hindistan sınırındaki Sind eyaleti başta olmak üzere ülkeye yerleştirilen bu muhacirler, ülkeden ayrılan yerli Hinduların aksine, bölge halkı tarafından doğrudan kabul görmemişlerdir. Müslüman olmaları sebebiyle bu topraklara gelen muhacirler, sadece din paydasında buluşularak bir birliktelik olması konusundaki zoraki çalışmaların imkânsızlığını da gözler önüne sermiştir.[5]

Nüfusun geri kalanıyla kıyaslandığında yüksek okuma-yazma oranına sahip olmaları, eğitimlerini Batı tipinde çoğunlukla sömürge döneminin getirdiği şartlarla Londra’da görmeleri ve toplumu yönlendirebilme kabiliyetleri de bu azınlığa çoğunluk üzerinde hâkimiyet kurma şansını sağlamıştır.[6] Nitelim ülkenin kurucu Kaid-i Âzam başta olmak üzere, ilk Başbakan Liyakat Ali Han ve pek çok siyasetçi muhacir kökenlidir.[7] Urduca konuşan bu eğitimli grup, yeni Pakistan’ın şekillenmesinde de büyük emek harcamışlardır. Bu kurucu grup, Batılı laik bir eğitim almış avukat, doktor, gazeteci, tüccar ve toprak sahiplerinden oluşuyordu. Bu yüzden, lider kadrosu ile Müslüman geniş halk kitleleri arasında kültürel bir uçurum mevcuttu. Din hakkında fazla bir bilgisi olmayan lider kadrosu, altta eğitim seviyesi daha düşük din adamları tarafından destekleniyordu.[8]

Pakistan’da nüfus olarak azınlıkta olmalarına rağmen yönetici kadrolarda egemen olmaları, tabiatiyle diğer etnik gruplarda hoşnutsuzluk yaratmıştır. Bunun yanı sıra, bir federal devlet görünümünde olan Pakistan’da uzun yıllar merkezi yönetimi (üniter devlet yapısı) ve Pakistanlılık üst kimliğini savunanlarda yine muhacirler olmuştur. Ne zaman ki yönetimdeki güçleri azalmaya başlamış ve diğer etnik gruplarla eşit hale gelmek zorunda kaldıklarını gördüklerinde, bu kez muhacir milliyetçiliği başlamıştır. Muhacirler, 1970’lerden sonra etnik kimliklerini on plana çıkarmışlar ve 1984’te de kendi politik örgütleri olan Muhacir Ulusal Hareketi (MUH)’ni kurmuşlardır. 1980’lerin sonlarına doğru, MUH, sadece muhacirlerin çoğunluğunun desteğini kazanmakla kalmamış, gittikçe organize hale gelen ve şiddet yanlısı bir politik grup olarak Sind bölgelerinin önemli şehirlerinde terör estiren bir oluşum halini almıştır.[9]

Muhacirlerin başta Sindiler olmak üzere diğer pek çok etnik grupla sorunları vardır, bir tek Pencabilerle zaman zaman seçim ittifaklarına gitmişler ve birlikte hareket edebilmişlerdir. Muhacirlerin merkeziyetçiliği bırakarak, etnik kimlik siyasetine dönmelerindeki temel etken 1971 yılında Bangladeş’in doğal olarak Pakistan’a tabi bir etnik grubun bağımsızlığını kazanmasını müteakip iktidara gelen Pakistan Halk Partisi (PPP) ve onun dileri Zülfikar Ali Bhutto’dur.

Bhutto’nun ilk iktidarı döneminde; ekonomiye yön veren özel sektör üzerinde kamulaştırma hamlelerine girişmesiyle bölgede sözü gecen Pencap-muhacir ittifakı % 50-75’e varan ekonomik kayıplar yaşamıştır. Bölgedeki fabrika ve isletmelerde % 90’lara varan muhacir işgücü de Bhutto’nun değiştirdiği kota sistemi ile geçmişte kazandıkları ayrıcalıklardan mahrum kalmışlardır. 1973 tarihinde ilan edilen yeni anayasa ile Karaçi bölgesi de daha önce verilen özel statüsünü kaybetmiştir. Bhutto’nun bir Sindli olması da muhacirlerin Pakistan’ın yönetim kadrosundaki kayıplarıyla yaşadıkları korkuya bir yenisini eklemiş, Pakistan’da Sindli Müslümanların devrinin başladığına yönelik kuşkulara yol açmıştır.[10]

Bhutto’nun iktidarını deviren General Ziya-ül Hak döneminde başlayan Pencabi ağırlığı ile iyiden iyiye etkisini kaybeden muhacir egemenliği anıldığı üzere Muhacir Ulusal Hareketi ile (MUH) siyasi bir kimlik kazanmıştır. Mart 1984  tarihinde Altaf Hüseyin önderliğinde kurulan MUH, kısa sürede Karaçi ve diğer bazı bölgelerde güçlenmiştir. Bunun temel sebebi, bu bölgede yaşanan Sind-muhacir ve Peştun-muhacir çekişmesidir. Özellikle Karaçi gibi kozmopolit bir şehirde iş imkânları ve çalışma şartları konularında ciddi bir rekabet yaşadıkları Peştunlar sebebiyle büyük muhacir grupları MUH’a destek olmuşlardır.[11]

1988 yılında yapılan seçimlerden sonra Pakistan Halk Partisi ile koalisyon kuran Muhacir Ulusal Hareketi, bu koalisyonda kısa süre sonra ayrılmış (1989) ve Benazir Bhutto da çok geçmeden Cumhurbaşkanı Gulam İshak Han tarafından bir gerekçe gösterilmeden görevden alınmıştır.[12] Muhacir Ulusal Hareketi, ilerleyen yıllarda siyasi faaliyetlerine çok güçlü olmasa da devam etmiştir. Geçmişte diğer gruplar üzerinde bir baskı unsuru olan muhacirler,  bugün geçmişin hesabını verircesine diğer etnik grupların egemenliğine zorlanmaktadır.

Sindliler (Sindiler)

Sind eyaletinin yerli halkı olan Sindliler, tarımla uğraşmakta ve daha çok kırsal bölgelerde yaşamaktadırlar. Sindliler, Pakistan’ın toplam nüfusuna oranı yüzde 14’ünü oluşturmaktadır. Sind bölgesi, aynı zamanda Pakistan’ın en sanayileşmiş bölgelerinden birisidir. Eyaletin başkenti Karaçi, sadece bölgenin değil, Pakistan’ın en önemli şehirlerinden biridir.[13] Muhacirler başlığında da belirtildiği üzere, kuruluş döneminde yaşanan göç ve Hindistan’dan gelen muhacirler en çok Sind eyaletini ve Sindileri etkilemiştir. Uzun yıllardır devam eden ve Sind eyaletini zaman zaman kan gölüne çeviren olaylar, bu tarihsel köklere dayanmaktadır.

Urdu dilinin ülkeye hakim olması, merkezi yönetimde muhacir azınlığın söz sahibi olması ve diğer bazı etkenler Sindlilerin zaman zaman eylemlere başvurmasına ya da karşı eylemlere cevap vermesine yol açmıştır. 1970 yılında yapılan ilk serbest genel seçimlerde halkın ve bir Sind olması sebebiyle Sindlilerin umudu olan Pakistan Halk Partisi lideri Zülfikar Ali Bhutto’nun iktidara gelmesi, Sind milliyetçiliği açısından da büyük önem taşır. Serbest seçimlerle halk tarafından iktidara getirilen ilk kişi olması, uzun yıllar Generaller ve darbe iktidarları ile yönetilen ve büyük feodal toprak ağalarının emrinde olan halkın yaptığı büyük bir devrimdi. Parlamento sistemini, sivil hükümeti, kadınlara yönelik pek çok sosyal hak ve kanunu ve 5 yılda bir yapılan seçimleri Z. Ali Bhutto getirmişti.[14]

Bhutto iktidarı ile ülkede bir denge siyaseti izlenmiş ve muhacir-Pencabi egemenliği büyük ölçüde azaltılmıştır. Bundan rahatsız olan muhacir gruplar, kurdukları siyasi hareket ve diğer yapılanmalar ile Sind eyaletinde pek çok suikast ve şiddet eylemine başvurmuştur. Altaf Hüseyin önderliğinde terör faaliyetleri de dahil herşey kullanır olmuştu.[15] 1977 yılında gelen General Ziya-ül Hak darbesi ile tek başına Pakistan Halk Partisi ve Zülfikar Ali Bhutto iktidarı son bulmamış, Sindlilerin talep ve rüyaları da büyük ölçüde son bulmuştur.

Bölgede var olan en büyük sorun, göründüğü gibi Sind-muhacir çatışmasıdır ve bu durum bölgede var olan şiddete her geçen gün yenisini eklemektedir.[16] General Ziya döneminde yüksek seviyeye ulaşan Pencabi egemenliği, ilk etapta Sind karşıtı muhacirler tarafından desteklenen General Ziya’nın giderek destekten yoksun hale gelmesine neden olmuştur. Ayrıca General Ziya, 1977’de Pakistan Halk Partisini ve sivil iradeyi yönetimden uzaklaştırdıktan sonra siyasi ve halk desteğinden yoksun olan iktidarını meşrulaştırabilmek için İslam’ı kullanmıştır.[17]

Ülkede Sind milliyetçiliğinin özellikle Pencabi ve cunta karşıtı olarak artmasında temel etken şüphesiz Sind kökenli olan Başbakan Zülfikar Ali Bhutto’nun Pencabi kökenli General Ziya tarafından idam ettirilmesidir. Z. Ali Bhutto’nun sadık Generali Ziya’nın bir gece darbe yaparak Bhutto’yu tutuklattırması ve sivil yönetime son vermesi beklendiği gibi halkın özellikle Sindlilerin Bhutto’ya olan desteğini kesmedi. Ziya’nın, Bhutto ile baş edemeyeceğini anlaması neticesinde onu öldürtmesi ve 9 yıl boyunca ülkeyi cunta ve dikta ile yönetmesi de yine halk kitleleri tarafından unutulmamıştır.[18]

Bu durum, çok açık bir şekilde Sind milliyetçiliğini arttırmış ve Bhutto ailesine yapılanlar tüm Sind halkına yapılmış gibi algılanmıştır. Bunun yanı sıra, muhacir hareketi de General Ziya döneminde yürütülen Pencabi egemenliğinden rahatsız olmuş ve bir zamanlar Ziya taraftarları ile birlikte Sindlilere karşı terör eylemleri düzenlerken, Pencabilerden bekledikleri desteği göremeyince bu durumdan vazgeçmişlerdir.[19]

Muhacirlerin Pencabilere karşı Sindlilerle birlik olması ise 1988 seçimleri sonucu tek başına iktidar şansını yakalayamayan Benazir Bhutto önderliğindeki Pakistan Halk Partisi ile Muhacir Ulusal Hareketi’nin koalisyon kurması ile mümkün olmuştur. Birbirine karşıt olan üstelik baba Bhutto döneminde pek çok üstünlüğünü yitirmiş olan muhacirlerin Sind kökenli Benazir Bhutto ile işbirliği yapması, doğal olarak o dönemde iki gurubu da sarmış olan Pencabi karşıtlığı ile açıklanabilir.[20]

Fakat bu koalisyon uzun sürmemiş ve bir süre sonra zaten zoraki başlayan Sind-muhacir koalisyonu (PPP-MUH) sona ermiştir. Sindlilerin yaşadığı bir diğer sorun da mezhepsel kavgadır. Şii kökenli Sindliler ile, sonradan gelen Sünni kökenli muhacirler arasında çok ciddi çatışmalar etnik kimliğinin yanında, mezhepsel olarak da yaşanmaktadır. Mezheplerin birbirlerine ait camileri ve kutsal mekanları bombalamasından tutun da, dini ve kanaat önderlerine suikast düzenlemesine kadar pek çok eylem gerçekleştirilmektedir.[21]

1993 yılından sonra Sind eyaletinde muhacir kökenli sorunlar artarak devam etmiş ve en son 1995 yılında ciddi bir askeri müdahale gerçekleştirilmiştir. Muhacir Ulusal Hareketi (MUH) militanlarına karşı girişilen bu askeri operasyonlar büyük ölçüde Sind bölgesinde huzuru sağlamıştır.[22] O dönemde iktidarda bulunan Benazir Bhutto sebebiyle, bu operasyonlar, yine bir Sind-muhacir çekişmesi olarak algılanmıştır. Pakistan’ın en kalabalık ve kozmopolit kenti Karaçi’ye[23] sahip olan ve yerli haklı Sindlilerden oluşan Sind eyaleti, pek çok sorun ve çatışma ile yüzleşmek zorunda kalmaktadır.

Pakistan tarihi boyunca sadece baba-kız Bhuttolar döneminde Pakistan yönetiminde söz sahibi olan Sindliler, Bhuttoların her yeri eşit büyük Pakistan ülküsüne olan inançları ve etnik köken ayırt etmeyen siyasetleri nedeniyle, bu dönemlerde de ülkeye tam hâkim olamamışlardır.

Peştunlar

Pakistan’ın yoğun olarak kuzeybatı sınır eyaletinde yaşayan Peştunlar, Afganistan’ın temel unsuru olan Peştunlar ile aynı gruptandır. Peştunlar, Pakistan’ın kuzeyinde ve Afganistan’ın güneyinde yoğun olarak yaşamlarını sürdürürler. Aşiret bağlarının çok güçlü olduğu Peştunlar; Ağferidi (Afridis), Bahsud (Mhsuds) ve Vazir (Wazirs) kabilelerinden oluşmaktadır. Afganistan da yaşayan Peştunlar ise, Devrani ve Ğelcai aşiretlerden oluşmaktadır.[24] İngilizlerin 1893 yılında Durand hattı ile böldüğü KBSE ve bu eyaletin Afganistan sınırının 977 kmlik kısmının karşılıklı iki yakasında Peştun’lar yaşamaktadır.[25] Peştuca konuşan bu halk[26], Pakistan’ın etnik unsurları arasında ilk sıralarda yer alır. Kabilelere bölünmüş olarak hayatına devam eden bu etnik grup, bölgenin verimsiz ve dağlık olması nedeniyle yüzey şekillerinin imkân verdiği yerlerde genellikle çiftçilikle uğraşırlar.[27]

Ancak Peştunların yoğun olarak yaşadığı Hindikuş bölgesi ve Peşaver Vadisi’nde temel ihtiyaçları dahi karşılayacak oranda tarım yapılamadığından dolayı, bu bölgede Peştunlar yağma ve kaçakçılık işleri ile uğraşmaktadırlar.[28] Pakistan’ın ilk yıllarında, KBSE kabile liderleri ve konseyleri ile ilişkiler Genel Vali’nin[29] temsilcisi olan KBSE Valisi ile yürütülmüştür.[30] Pakistan ile Afganistan arasında da çoğu zaman sıkıntıya sebep olan bu bölge, Pakistan’ın kuruluşundan beri başına büyük işler açmaktadır.

Pakistan’ın bağımsızlığını ilan ettiği 1947 tarihinden sonraki 25 yıl boyunca demokrasi Peştun bölgesine hiç uğramamış ve Peştunların tamamını temsil edecek bir siyasi parti kurulamamıştır. Tüm bu gelişmelere rağmen, Pakistan yönetimi Peştun milliyetçiliğini devletin bekâsı için temel tehdit olarak görmüşlerdir. Peştunlardan gelebilecek asıl tehlikeyi bireysel milliyetçilik duygularından ziyade Afganistan veya Hindistan’dan harekete verilecek destek oluşturmaktadır.[31] Kabile liderleri, ulema, toprak sahipleri ve küçük tüccar guruplarının bölgede gücüde ciddi biçimde hissedilmektedir.[32] Anıldığı üzere, bölgede var olan Peştun çoğunluk nedeniyle Afganistan’ın etnik kimlik kartını oynamak suretiyle yarattığı sorunlar çoğu zaman ciddi krizlere neden olmuştur.

Peştun bölgesinin (Afganistan için Peştunistan, Pakistan için KBSE) Afganistan’ın ayrılmaz bir parçası olduğunu savunan en radikal isimlerden biri Afganistan hükümdarı Davud Han’dır. Davud Han, 1953 yılında Kabil Radyosu’nda yaptığı bir konuşmada, Peştunistan’ı özgürleştirmeden söz ederek gerekirse bu iş için askeri yola başvuracağını açıklamıştır.[33] Peştunların Pakistan siyasetinde görünür biçimde yer almaları 1969 senesinde Cumhurbaşkanı General Muhammed Eyyüp Han’ı deviren General Ağa Yahya Han’ın başa geçmesidir. Bir Peştun olan Ağa Yahya Han, Peştunların yönetim mekanizmasına dahil olmasını kolaylaştırmıştır. Muhacirler ve Pencabilerle birlikte Pakistan siyasetinde etkin rol oynamaya başlamışlardır.[34]

Pakistan’ın Peştun meselesinde dönüm noktası Sovyetlerin Afganistan’ı işgalidir. Afganistan’ın işgaliyle, Pakistan, Afgan (Peştun) direnişinin merkezi oldu ve sayısı birkaç milyonu bulan Afgan mülteci (büyük çoğunluğu sınırda yaşayan Peştunlar) Pakistan’ın Kuzey Batı Sınır Eyaleti’ne sığındı.[35] Afganistan’ın işgali Pakistan’ın İslam dünyası içindeki ağırlığını da artırmıştır. Cumhurbaşkanı General Ziya, İslami dayanışma adı altında pek çok Müslüman ülkeden siyasi ve ekonomik destek almıştır.[36]

O dönemde Pakistan’ın sırtına binen yük sadece Peştun mülteciler sorunu değildi; nüfusu yaklaşık iki milyonu bulan bu göçmenlerin Afganistan’da var olan Taliban ile arasındaki bağda devam ediyordu.[37] Yerleşik Peştunlarla birlikle mülteci olarak gelen Peştunların da Pakistan siyasetine yük getirmesi mevcut sorunu iyice arttırmıştır. Peştunların Karaçi kenti başta olmak üzere Sind eyaletinde de belli sayıda nüfus sahibi olmaları ve Sindliler başlığında da belirtildiği üzere bölgede var olan etnik sorun ve çatışmalarda taraf olduğu bilinmektedir.

Şu an için ciddi bir tehlike olarak görülmese de, bağımsız Peştunistan ya da Afganistan’a bağlanacak KBSE sorunu, Pakistan’ın ileride yüzleşmesi gereken bir sorun olarak durmaktadır.[38]

Pencabiler

Pakistan’ın yoğun olarak Pencap eyaletinde yaşayan bu etnik grup en kalabalık grupların başında gelmektedir. Pencap, Sind ve diğer eyaletlerde yaşanan etnik çatışma ve kavgalar başta olmak üzere Pakistan siyasetinin en çekişmeli konularında baş aktör çoğu zaman Pencabilerdir. Diğer başlıklarda, Pencabi merkezli yaşanan sorunlara büyük ölçüde değinildiği için Pencabilerin diğer etnik gruplarla yaşadığı sorunlardan ziyade, Pakistan siyasetinde var olan yerleri ile ilgili hususlara değinmekte fayda görülmektedir. Şöyle ki; Pakistan tarihinin Pencabi kökenli en önemli lideri General Ziya-ül Hak’tır. 1977 yılında, seçimle işbaşına gelen ilk lider olan Pakistan Halk Partisi Lideri Zülfikar Ali Bhutto’yu deviren General Ziya, Pakistan tarihinin de yeni bir dönemece girmesine sebep olmuştur. Şüphesiz General Ziya’nın Pencabi kimliği bu noktada önemlidir ancak asıl önemli olan General Ziya döneminde Pakistan’ın giderek İslami Şeriat yönetime kaymasıdır. Ziya-ül Hak; “Pakistan’ın İsrail gibi ideolojik bir devlet olduğunu ve nasıl ki Yahudilik olmadan İsrail olamayacaksa, İslam olmadan da Pakistan’ın olamayacağını” söylemiştir.[39]

Gerek Ziya’nın bu İslami imaj yerleştirme çabaları ve gerekse de bölgede Amerikan çıkarlarının adeta gönüllü olarak üstlenişi, ülke halkı için yer yer ve değişik boyutlarda tedirgin edici iki önemli ve birbirine bağlı faktördü.[40] General Ziya, Pakistan içinde dini içerikli eğitimi ve toplumun medreselerle dinselleştirilmesini hızlandırmıştı.[41] Sind eyaletini ve Sindlileri anlatırken değindiğimiz Sind-Pencabi mücadelesi Sind kökenli Zülfikar Ali Bhutto ile dönemin Genelkurmay Başkanı Pencabi kökenli General Ziya-ül Hak’ın kimliğinde tam olarak vücut bulmaktadır. Nitekim anıldığı üzere, 1977 darbesi, her ne kadar Bhutto yönetimi Sind egemenliği sevdalısı olmasa da, Sind iktidarına son vermiş ve Pencabilerin Pakistan siyasetindeki ağırlığını arttırmıştır.[42]

Beluciler (Belûçlar)

Beluç kabileleri, Pakistan, Afganistan ve İran topraklarında, çoğunlukla verimsiz araziler üzerinde yer almaktadır. Geçmişte yasadıkları yerleşkeler hakkında elde somut bilgilerin olmaması Beluçların kökenleri hakkında tahminler yürütülmesine neden olmaktadır.[43] Çok farklı görüşler olmakla birlikte, bugünkü Belücistan topraklarında yaşayan Beluçlar, yaşadıkları ülkelerde çok farklı sorunlarla karşılaşabildikleri gibi, içerisinde yer aldıkları ülkenin etnik sorunlarına da katkıda bulunabilmektedirler![44]

Bugünkü Belücistan; Afganistan, Pakistan ve İran arasında bölünmüş bir bölgedir. Topraklarının büyük bir kısmı Pakistan içerisindedir. Pakistan’ın en büyük eyaleti olan ve batı sınırını oluşturan bu bölgenin, bu ülke toprakları içerisindeki bölümü 347.190 kilometrekaredir ve yaklaşık olarak 12 milyon nüfusa sahiptir. Belücistan ülke topraklarının % 42’sini oluşturur, fakat nüfus % 5-6 civarındadır.[45] Pakistan sınırları içerisinde yer alan Beluçlar, diğer etnik grupların birbirleri ile yaşadıkları sorunları yaşamaktadırlar. Daha önce bahsi geçen muhacir hâkimiyeti, Pencabi hâkimiyeti ve Sind yönetimi dönemlerinde ve Pakistan’ın kuruluş felsefesi olan uluslaştırma döneminde Beluçlar ve Belucistan pek çok sıkıntı yaşamıştır.

Belucistan’ın geleneksel sosyal grubunu kabileler oluşturmakta ve önsel olarak dil ve lehçe bazen de kıyafet ve törelerine göre sınıflandırılmaktadırlar. Sosyal hayatta kabile ve aşiret sistemi (yarı-feodal düzenden feodal düzene geçiş bugün bile tam anlamıyla sağlanamamıştır) o kadar güçlüdür ki, İngilizler sömürge döneminde bölgeyi kabile ve aşiret üyeleri üzerinde tartışılmaz otorite sahibi şefler (serdarlar) aracılığıyla idare edebilmiştir.[46]

Belucistan’ın toplumsal refaha dayalı ekonomiden ve politik gelişimden izole olmasının temelinde, anıldığı üzere, feodal ve yarı-feodal sistem yatmaktadır. Serdarlık sistemi de denilen bu sistemi kaldırmak adına Pakistan Başbakanı Zülfikar Ali Bhutto, 1976 yılında[47] sosyo-ekonomik çökuntünün giderilmesinde modernitenin önemine bir kez daha dikkatleri çekmiş, serdar sisteminin hukuki ve pratik alanda kaldırılması gerektiğinin altını çizmiştir.[48] Belucistan’ın ve Beluçların etnik problemlerin yanında başını ağrıtan bir diğer önemli nokta da, Belücistan’ın, İran-Pakistan-Hindistan ve Çin arasında kurulacak olan enerji nakil hatlarının üzerinde olmasıdır. Bu durum bölgenin önemini artırmaktadır. Ortadoğu’dan başlayarak Çin’e kadar uzanan, kurulacak hat ABD’nin enerji hegemonyasını kıracak ve bu hattan başarılı olması dahilinde ABD’nin Ortadoğu özellikle de Asya politikaları büyük ölçüde zarar görecektir.[49]

Kabile yönetimi ve etnik ayrılıkların var olduğu bu bölgede birde yer altı kaynaklarından kaynaklanan sorunların eklenmesi bölgeyi daha karışık bir siyasi geleceğe götürmektedir. Pakistan’ın hemen bütün eyaletlerinde var olan ayrılıkçı etnik sorunlar, bu bölgede diğer komşu devletlerin zararına dahi olsa (İran ve Afganistan)[50] bağımsızlığa doğru gitmektedir. Nitekim Belucistan, bağımsız bir devletin önündeki en büyük engel olarak Pakistan devletinin kendini görmektedir. Pakistan’ın gerek kendi içinde, gerek komşularıyla yasadığı tüm problemlerde Beluçlar doğrudan veya dolaylı olarak etkilenmektedir.[51]

Ali İzzet KEÇECİ

 

[1] ŞEHNAZ Rubina, (Çeviri Doç.Dr. Celal SOYDAN), “Yeni Edebiyatta Pakistanlılık Bilinci”, Şarkiyat Araştırmaları Dergisi, Yıl: 9, Sayı : 29, s. 56, Ankara, 2009.

[2] KESTELLİ Raif Necdet, Resimli Türkçe Kamus, TDK Yayınları, s. 316, Ankara, 2004.

[3] Bu dönemin ne kadar acı ve ıstırap dolu olduğunu anlamak için o dönemde şair Nasir Kasmi tarafından yazılmış bir şiire bakmak faydalı olacaktır. Şöyle der Kasmi;

“Kırık ayakla yoldayım, geçmiş günleri çağırıyorum/ Beraber yola çıktığım kafilem yolun tozu gibi gitti.

Dolanıp duruyorum uzun zamandır şehir şehir, belde belde/ Nereye kaybolup gitti kafilem, nereye gitti yoldaşım.

Eski dostluklar aklıma geliyor/ Bir meşale alevi görmeye göreyim.

Artı ne o nehir, ne o belde, ne o insanlar/ Kim bilir kim neredeydi önceleri?

Onları görerek yaşardık Nasir/ O insanlar gözden ırak oldular artık. “*

* ŞEHNAZ Rubina, (Çeviri Doç.Dr. Celal SOYDAN), “Yeni Edebiyatta Pakistanlılık Bilinci”, Şarkiyat Araştırmaları Dergisi, Yıl: 9, Sayı: 29, s. 60, Ankara, 2009.

[4] ERTAN Ali Erhan, “Pakistan’da Etnik Milliyetçilik Hareketleri ve Beluç Sorunu”, Yüksek Lisans Tezi,  s. 28, Ankara, 2009.

[5] Din kavramının bir bütünleştirici çatı görevi yapıp yapmadığını anlamak adına Pakistan irdelenmesi gereken bir örnektir.

[6] ERTAN a.g.t., s. 28.

[7] JAABEN Mussarat, “Ethnic Conflict in Pakistan in 1980’s: A Case Study of  Sindhi Muhajir Riots”, Interdıscıplınary Journal Of Contemporary Research In Busıness, Cilt 2, No: 3, s. 290, Temmuz 2010.

[8] ÇOLAKOĞLU a.g.m., s. 63.

[9] ERTAN, a.g.t., s. 29.

[10] ERTAN, a.g.t., s. 32.

[11] ERTAN, a.g.t., s. 33.

[12] ÇOLAKOĞLU, a.gm., s. 69.

[13] ÇOLAKOĞLU Selçuk, “Pakistan’ın Sind Eyaletindeki Etnik Çatışmalar”, USAK Stratejik Gündem, www.usak.org.tr, Ağustos 2010.

[14] BHUTTO Benazir, Doğunun Kızı, Ölmeden 2 Ay Önce Tamamladığı Kendi Kaleminden Yaşamöyküsü, ss. 22-23, İstanbul, 2008.

[15] ERTAN, a.g.t., s. 44.

[16] ÇOLAKOĞLU Selçuk, “Pakistan’ın Geleceği”, USAK Stratejik Gündem, www.usak.org.tr, Ocak 2010.

[17] ÇOLAKOĞLU Selçuk, “Dış Politika Yapım Sürecinde Din Faktörünün Etkisi- Pakistan Örneği”, İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Sayı: 36, s. 66, Mart 2007.

[18] BHUTTO Benazir, a.g.e., s. 23.

[19] ERTAN, a.g.t., s. 44.

[20] ERTAN, a.g.t., s. 45.

[21] ÇOLAKOĞLU Selçuk, “Pakistan’ın Sind Eyaletindeki Etnik Çatışmalar”, USAK Stratejik Gündem, www.usak.org.tr, Ağustos 2010.

[22] ERTAN, a.g.t., s. 46.

[23] Karaçi kenti Pakistan’ın ilk başkentidir.

[24] KARAAĞAÇLI Abbas, “Pakistan’da Uluslaşma ve Kimlik Sorunu”, 2007, www.turansam.org.

[25] ERTAN, a.g.t., s. 47.

[26] Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt 34, s. 146, İstanbul, 2007.

[27] Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedi, Cilt 17, s. 9104, Milliyet Gazetecilik A.Ş.

[28] ERTAN, a.g.t., s. 49.

[29] Pakistan, Hindistan’dan ayrıldığı 1947 yılından ilk anayasasını kabul ederek Cumhuriyet olduğu 1956 yılına kadar Dominyon Genel Valisi tarafından yönetilmiştir. Burada bahsi geçen Genel Vali ve ona bağlı olan Eyalet Valileri bu bağlamda değerlendirilmelidir.

[30] Bugünkü Pakistan, Pakistan İslam Cumhuriyeti Ankara Sefareti (Büyükelçiliği) Basın Ataşeliği Bülteni, s. 11, La Turquie Moderne Matbaası, Ankara, 1952.

[31] ERTAN, a.g.t., s. 54.

[32] ALAN Bülent, D-8 Yeni Bir Dünya, Genişletilmiş 3. Baskı, s. 98, Yörünge Yayınları, İstanbul, 1999.

[33] KARAAĞAÇLI Abbas, a.g.m.

[34] ERTAN, a.g.t., s. 54.

[35] Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt 34, s. 149, İstanbul, 2007.

[36] ÇOLAKOĞLU Selçuk, “Dış Politika Yapım Sürecinde Din Faktörünün Etkisi- Pakistan Örneği”, İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Sayı: 36, s. 67, Mart 2007.

[37] 2023 Dergisi, Pakistan Hakkında Genel Bilgiler Başlığı, 13 Ocak 2008 Sayı: 81, s. 11.

[38] ERTAN, a.g.t., s. 56.

[39] ÇOLAKOĞLU Selçuk, a.g.m., s. 62.

[40] AKTAŞ Cihan, Pakistan Dosyası, s. 157, Akabe Yayınları, İstanbul, 1987.

[41] ÇEÇEN Anıl, a.g.m., s. 41.

[42] Benazir Bhutto darbenin yapıldığı geceyi şöyle anlatır; “5 Temmuz 1977, gece yarısından sonra saat 01:45, Başbakanlık konutu Rawalpindi.” Annem koşarak odama girdi ve kardeşimi uyandırırken; “Uyanın, Çabuk giyinin! Acele edin! dedi. Ordu darbe yaptı! Ordu darbe yaptı! Ordu darbe yaptı!. … Babam kız kardeşim Sanam’ın her zaman arkadaşlarıyla konuştuğu özel hattın kesilmediğini görünce onu açtı ve karşısındaki kişiye, “Başbakan Genelkurmay Başkanı ile konuşmak istiyor.” dedi. Ziya telefona hemen cevap verdi ama babamın darbeyi öğrenmiş olmasına şaşırmıştı. Muhalefet ile yapılan anlaşmaya hiç değinmeden “Özür dilerim efendim, ama bunu yapmak zorunda kaldım.” dedi. “ Sizi bir süre için koruma altında tutacağız ama doksan gün içinde seçimleri yaptıracağız. Siz yine Başbakan seçileceksiniz efendim ve ben sizi yine selamlayacağım.”dedi. Bhutto, a.g.e. ss. 114-115.

[43] ERTAN, a.g.t., s. 57.

[44] Etnik sorunlara katkıda bulunmak kavramı tabiatıyla olumsuz manada söylenmiştir. Pakistan ve İran’da yaşayan Beluçlar, sadece kendilerine yönelik sorunlarla karşılaşmamakta diğer etnik gruplarla da mücadele içerisine girmektedirler.

[45] ÖZAYDIN Ceren Tutku, “Belûcistan”, Beykent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı, Etnik Milliyetçilik Dersi Makale Çalışması, s. 4, İstanbul, 2011.

[46] ERTAN, a.g.t., s. 60.

[47] Zülfikar Ali Bhutto dönemi, Pakistan’ın başlı başına incelenmesi gereken bir dönemdir. Pakistan’ın kurucusu Kaid-i Âzam’ın yapmak isteyip de yapamadığı pek çok şeyi baba Bhutto yapmıştır. Sosyal ve siyasal haklar başta olmak üzere tüm ülkeyi kapsayan politikaları göz doldurmuştur. 1977 darbesi olmasaydı, belki de Pakistan bugünkü sorunların çoğunu yaşamayan dünyaya entegre bölgesel bir güç olacaktı.

[48] ERTAN, a.g.t., s. 95.

[49] ÖZAYDIN Ceren Tutku, a.g.m., s. 5.

[50] İran ve Afganistan’da da Beluç nüfus vardır ve özellikle İran’da yer alan Beluç bölgesi Belucistan sınırları içerisinde yer almaktadır. Herhangi bir bağımsız Belucistan çalışması sadece Pakistan’a değil, İran’a da büyük ölçüde toprak kaybettirecektir.

[51] ERTAN, a.g.t., s. 101.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.