RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI: HANGİ AKTÖRLERİN NE KADAR ROLÜ VAR?

upa-admin 26 Şubat 2022 639 Okunma 0
RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI: HANGİ AKTÖRLERİN NE KADAR ROLÜ VAR?

2014 yılında Rusya için Karadeniz’de stratejik açıdan önemli olan Kırım’ın ilhakı ile başlayan Ukrayna krizi, sonrasında Rusya’nın Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk ve Luhansk Halk Cumhuriyetleri’ni resmi olarak tanıma kararı alması ve bunun üzerine Donbass bölgesine askerini gücünü göndermesi üzerine artık bir “sıcak savaş”a doğru evrilerek büyük bir insanlık dramına sahne oldu. Her savaşı kendi içinde siyasi, ekonomik ve toplumsal açılardan değerlendirmek gerekir; nitekim bu savaşın da başta Ukrayna olmak üzere Rusya ve NATO ülkeleri açısından büyük etkileri olduğu aşikardır.

Tarihsel anlamda biraz daha geriye gidip hafızamızı tazeleyecek olursak, Aralık 1991’de bir araya gelen Rusya, Ukrayna ve Belarus (Beyaz Rusya) liderleri, Sovyetler Birliği’ni feshederek Bağımsız Devletler Topluluğu’nu (BDT) kurmuştu. Moskova, böylece eski Sovyet ülkeleri üzerindeki nüfuzunu devam ettirmeyi amaçlıyordu. Ayrıca Kremlin yönetimi, eski kardeş Cumhuriyetleri, ucuz doğalgaz arzı yoluyla kendisine bağlayabileceğine inanıyordu. Ancak evdeki hesap çarşıya pek uymadı. Belarus, Moskova ile yakın bir ittifak kurarken, Ukrayna yönünü giderek Batı’ya doğru çevirdi ve Avrupa Birliği (AB) yanlısı bir tutum izledi. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra NATO’nun Doğu Avrupa’ya doğru genişlemeyeceği sözünü vermesi[1] Rusya’yı bir nebze olsun rahatlatsa da, son günlerde NATO’nun Ukrayna’nın Donbass sınırına konuşlanması Putin’i epey rahatsız etti. Amiyane tabirle, “Rusya’nın çöplüğünde ötmeye kalkışmak” Moskova tarafından savaş sebebi sayıldı; zira stratejik olarak Rusya Ukrayna’yı halen “arka bahçesi” olarak görüyordu. Putin’in konuşmalarında da vurguladığı gibi, Ukrayna, Rusya için bir “devlet” statüsünde değildi ve Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği liderlerinin yapmış olduğu hataların bedeli Rusya Federasyonu’na ödetilmemeliydi. Dolayısıyla, Putin, zaten Rusya’nın bir parçası olarak gördüğü Ukrayna’ya kuzey, doğu ve güneyden girdi ve savaşı resmen başlatmış oldu.

Rusya-Ukrayna krizinde üzerinde önemle durulması gereken birkaç başlık var. Öncelikle “Rusya’nın bu savaşın eşiğine gelmesinden sorumlu olan kim?” diye sorduğumuzda, hiç şüphesiz buna “Batı İttifakı ve NATO” cevabını vermek yanlış olmayacaktır. Ukrayna’nın doğusuna son zamanlarda sürekli askeri personel, savaş uçakları ve savaş gemileri yığan NATO, adeta uyuyan yılanı uyandırmış ve Rusya’yı defansif konumdan ofansif bir konuma geçirmiştir. Ayrıca Batı medyasında sürekli Rusya’nın savaşa hazır olduğu ve Ukrayna’ya saldıracağına dair yapılan haberlerin yanı sıra, Putin’i “şer odağı” gibi gösteren yaklaşımlar da Rusya’yı kışkırtmaya fazlasıyla yetti. Öte yandan, Ukrayna’nın NATO üyeliğinin Batı kamuoyu tarafından sürekli gündeme getirilmesi de Rusya açısından kabul edilemez bir durumu ortaya çıkardı. Dolayısıyla, savaşın baş mimarları yalnızca Rusya ve Putin değil, NATO öncülüğündeki Batı ittifakıdır.

Savaşla ilgili üzerinde durulması gereken bir diğer nokta; Putin’in çok iyi bir stratejist olması ve adeta bir satranç tahtasının üzerinde yapacağı hamlenin birkaç adım ötesini hesaplamasıdır. Putin, öncesinde Batı’dan gelebilecek yaptırımları titizlikle hesaplamış ve bu yaptırımlara karşı misilleme yapmayı da planlamıştır. Putin gibi bir liderin Ukrayna’nın işgal edilmesi durumunda NATO ve AB’den ne gibi yaptırımlar gelebileceğini düşünmesi ve bu olumsuz süreçten minimum zararla çıkmak için de çözüm önerileri hazırlaması kuvvetle muhtemeldir. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rusya’nın ABD ve AB tarafından uygulanan yaptırımlara “karşılıklılık ilkesine” göre misilleme önlemleri alarak yanıt vereceklerini ifade etmesi de[2], Rusya’nın Batı’ya karşı elindeki “doğalgaz” kozunu kullanmak isteyeceğini akıllara getirmektedir. AB’nin % 40, bazı Avrupa ülkelerinin ise % 100’e yakın bir oranda Rus doğalgazına bağımlı olması, Rusya’nın enerji fiyatlarını birkaç katına çıkarması ve bunun da AB iç piyasalarını ciddi anlamda etkilemesi kaçınılmazdır.

Bu süreçte Batı’nın misyonuna bakacak olursak; NATO’nun ve ABD’nin sürekli çıkıp Rusya’yı canavarlaştırması da pek inandırıcı değildir. Kendi siyasi tarihleri boyunca Afganistan’ı, Irak’ı, Vietnam’ı ve Suriye’yi haksız nedenlerle işgal etmiş, masumlara işkenceler yaparak ortalığı kan gölüne çevirmiş bir ülkenin dünyaya ahlak dersi vermesi, demokrasi, barış ve uluslararası hukuktan bahsetmesi ironiktir. Ayrıca 2014’te Kırım’ın işgal edilmesine sessiz kalan ve Rusya karşısında Ukrayna’yı yalnız bırakan Batı’nın şimdi sesini yükseltmesi de tutarlı değildir. Zaten şu ana kadar Ukrayna’ya somut yardım gelmedi; konu sadece göstermelik kınamalar ve Rusya için ne kadar etkili olacağı tartışılan yaptırımlarla geçiştirildi. Örneğin Rusya’nın “Swift sistemi”nden çıkarılmamasının sebebi, böyle bir durumda gaz ödemelerinin yapılamayacağına, halihazırda süren enerji krizinin daha da tırmanacağına dair duyulan endişedir. Rusya ile güçlü ticari ilişkiler ve İtalyan bankalarının Rusya’daki kredileri de Roma’nın elini bağlayan faktörler arasında sayılıyor. Biden’ın “Rusya ile savaşa girmeyeceğiz” sözü de Batı’nın Ukrayna’yı yalnızca dolaylı olarak silahla besleyeceği, fakat direkt olarak sıcak savaşa girmeyeceklerini teyit eder niteliktedir. Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky’nin “Batı bizi yalnız bıraktı, tek başımıza savaşıyoruz. Kimse bize NATO üyeliği sözü de vermiyor, herkes Rusya’dan korkuyor[3] sözleri de Batı’nın pasif konumunu anlatmaya yetiyor.

Konunun Türkiye ayağı ise son derece kritiktir. Türkiye, her ne kadar Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü tanıdığını ve Rusya’nın saldırısının uluslararası hukuka aykırı olduğunu ifade etse de, bugüne kadar Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımlara imza atmamış ve krizi tırmandırmamıştır. Türkiye’nin bu tavrındaki en önemli gerekçeler; Rus doğalgazına yüksek oranda duyulan ihtiyaç, Rusya’dan ithal edilen tarım ürünleri, Akkuyu Nükleer Santrali, S-400 füze savunma sistemi ve ülkenin en önemli gelir kaynaklarından olan turizmdir. Rusya ile ikinci bir “Jet Krizi” yaşanması Türkiye açısından istenilen bir durum olmamakla birlikte; Rusya, Türkiye için önemli bir ticari ve stratejik müttefik pozisyonundadır. Elbette savaş kimsenin istediği bir durum değildir, fakat bu noktada Türkiye’nin Rusya’yı irrite edecek adımlar atmaması ve kendisini bir NATO üyesi olarak ön plana çıkarmaması Türkiye’nin çıkarları açısından rasyonel bir politika olacaktır. Fakat Türkiye, bulunduğu coğrafi konum itibariyle zor bir durum içindedir. Her ne kadar Ankara’nın şimdilik Ukrayna sınırına NATO bünyesinde asker gönderme gibi bir düşüncesi olmasa da, savaşın gidişatına göre Rusya’nın Karadeniz’deki Boğazlardan geçiş talebi halinde Ankara’nın bu isteğe olumsuz cevap vermesi, Moskova-Ankara arasındaki tansiyonu yine yükseltecektir.

Son olarak, bundan sonraki süreçte nasıl bir yol izleneceği Rusya’nın atacağı adımlara göre şekillenecek olsa da, Rusya’nın asıl amacı Kiev hükümetini devirmek ve Rus yanlısı bir hükümeti başa getirerek Ukrayna’yı tamamen kendi kontrolü altına almaktır. Bu süreçte NATO veya ABD yaptırımlarının Rusya üzerinde çok caydırıcı olmayacağı aşikardır. Putin, Çarlık Rusya’sı hayalini canlandırmak için harekete geçerek uluslararası sistemin artık tek kutuplu değil, Rusya’nın da başat aktör olduğu- Çin’i de sayarsak- üç kutuplu sisteme doğru evrildiğinin mesajını rakiplerine net bir şekilde vermektedir.

                                                                                                                                                     Dr. Eren Alper YILMAZ

[1] BBC Türkçe, “Ukrayna krizi: Rusya, NATO’ya neden güvenmiyor?”, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-60138458, Erişim: 25.02.2022.

[2] Sputnik Türkiye, “Peskov: ABD ve AB’nin yaptırımlarına karşı misilleme önlemleri alacağız”, https://tr.sputniknews.com/20220225/peskov-abd-ve-abnin-yaptirimlarina-karsi-misilleme-onlemleri-alacagiz-1054233763.html, Erişim: 25.02.2022.

[3] AlJazeera, “ We’re defending Ukraine alone’, says President Zelenskyy”, https://www.aljazeera.com/news/2022/2/25/we-are-defending-our-state-alone-says-ukraines-president, Erişim: 25.02.2022.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.