DR. VECDET ÖZ’LE RÖPORTAJ

upa-admin 04 Nisan 2022 597 Okunma 0
DR. VECDET ÖZ’LE RÖPORTAJ

Murat Topçu: Merhaba, sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Dr. Vecdet Öz: 1959 Samsun-Çarşamba doğumluyum. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji anabilim dalında ihtisasımı tamamlayarak Klinik Mikrobiyoloji uzmanı oldum. Ardından, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’nde doktora eğitimimi tamamlayarak Doktor (PhD) unvanını aldım. Doktora sonrası aynı enstitüde girdiğim sınavı kazanarak Yardımcı Doçent unvanını aldım ve öğretim üyesi kadrosuna atandım. Daha sonra yurtdışında girmiş olduğum sınavlarda Doçent ve Profesörlük unvan ve diplomalarını almaya hak kazandım. Çok sayıda ulusal ve uluslararası bilimsel yayınım ve biyoterör konusunda yazarlığını yaptığım bir ders kitabı bulunmaktadır.

Murat Topçu: Sayın Öz, Adalet Partisi (AP) merhum Süleyman Demirel’in kurduğu bir siyasal partidir. Bu parti, malum askeri darbeler nedeniyle kapatıldıktan sonra siyasi hayatına Doğru Yol Partisi (DYP) olarak devam etti. Bu bağlamda, siz neden yeniden Adalet Partisi’ni kurma gereği duydunuz?

Dr. Vecdet Öz: Süleyman Demirel 1960 darbesinden sonra partiye daha sonra geldi. O zamanlar Genel İdare Kurulu’nda ve Yönetim Kurulu’ndaydı. Yeni kurulan Adalet Partisi’ni dönemin Genel Kurmay Başkanı Ragıp Gümüşpala kurdu. Gümüşpala yapılan darbeye karşıydı. Darbecilere ve cuntacılara karşı geldi ve dolayısıyla cuntacılar tarafından görevinden uzaklaştırıldı. Görevinden uzaklaştırılınca tekrar parti kurmaya karar verdi. Hak-Hukuk-Adalet kavramlarını ilk kullanan Ragıp Gümüşpala’dır. Adalet Partisi 1961 yılında kuruldu. Tabii ki Ragıp Paşa askeriyeye karşı değildi, askeriyenin içindeki cuntacılara karşıydı. CHP’liler o dönem cuntacıların kontrolündeydi. Yine de CHP’ye de bu nedenden dolayı kızmadı. CHP ile koalisyon da yaptı ve iktidarda kaldı. 1963 yerel seçimlerinde Adalet Partisi % 50’ye yakın oy aldı. Fakat Ragıp Paşa’nın sağlığı bozuktu. Bu nedenden dolayı 1964 senesinde partiyi bırakmak zorunda kaldı ve rahmetli oldu. Onun sonrasında Süleyman Demirel’e verildi bu görev; kongrede iş başına geldi. 1965 senesinden 1971 senesine kadar tek başına iktidar olduk ve % 53  gibi bir oy aldık, Cumhuriyet tarihinin en yüksek oyudur. Demirel ve AP olarak 1971 senesinde muhtıraya maruz kaldık. Sonrasında koalisyon dönemine geçildi ve 1980 darbesine kadar koalisyonlarda bulunduk. Sonra 12 Eylül 1980’de askeri darbe oldu. Askeri rejim geldi ve Süleyman Demirel uzun süre siyasi yasaklı kaldı. Bu süreçte Demirelciler tarafından Doğru Yol Partisi (DYP) kuruldu. Doğru Yol Partisi’nin başına Hüsamettin Cindoruk geçti. Cindoruk, partinin başına emanetçi olarak getirildi. Süleyman Demirel’in yasağı kalktıktan sonra da partinin başına o geçti. O dönemde Anavatan Partisi (ANAP) ve Turgut Özal iktidardaydı. ANAP’ın iktidar olması da şu şekilde oldu; 1980 darbesinde cunta hükümeti kuruldu. Cunta hükümetinin Başbakanı Bülent Ulusu idi. Cumhurbaşkanı ise Kenan Evren’di. Onlar aslında tıpkı 15 Temmuz darbesinde olduğu gibi askerlerin içine sızmış bir cunta grubuydu. Ekonomiden anlamadıkları için rahmetli Özal’ı Başbakan Yardımcısı ve Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı yaptılar. Özal, 1983 senesinde ANAP’ı kurduktan sonra kendi başına iktidara geldi. Ama ANAP ivme kaybedince Süleyman Demirel emanet oyları DYP ile geri alarak tekrar iktidara geldi. Fakat Özal rahmetli olunca, Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı oldu. Partinin başına da Tansu Çiller geldi. Tansu Çiller’le Süleyman Demirel’in arası açıktı; o dönemlerde biz de Süleyman Bey’in ekibindeydik. Doğru Yol Partisi, Tansu Çiller, eşi ve ekibinin partisi oldu. Tekrar koalisyonlar dönemi başladı 2002 yılına kadar. Biz, Süleyman Bey’in Cumhurbaşkanlığu ekibindeydik ve onunla devam ettik. Demirel Demokrat Partiyi kurmamıza karşı çıktı ve “o parti hataydı” dedi. “Demokrat Parti’yi kurarsanız bu millet kin ve nefreti  hatırlar; siz de hesap sormak istersiniz bu durumda zor durumda kalırsınız” dedi. “Bırakın Tansu Çiller hesabını kendi versin, herkes kendi döneminin hesabını versin” dedi. Biz yükseliş dönemini Adalet Partisi’nde yaşadık. Mağdur bir partiyiz; 1964’den 1971’e kadar 9 tane baraj  yaptık. Ancak 1960 darbesi, 1971 muhtırası, 1980 askeri darbesinde hep biz mağdur olduk. Biz iktidarımız döneminde dünyanın 8. büyük ekonomisi olduk. Milli hasıla çok yükseldi, ülke olarak kalkınma hızımız % 7’ye yükseldi. Ben de bürokrattım ve GAP projesinde çalıştım. Adalet Partisi’nin mazisi temiz ve başarılıdır. İşte bu yüzden Adalet Partisi’ni yeniden kurduk.

Murat Topçu: Geçtiğimiz günlerde eski Başbakan Tansu Çiller’le bir görüşmeniz oldu. Görüşme basına da yansıdı. Konunun esasu basında yer aldığı şekilde mi oldu?

Dr. Vecdet Öz: Tansu Çiller Başbakanken müsteşardım. Bana nezaketen bir davet gönderdi. Çay ve kahve içmeye davet etti. Siyasete atılmaya karar verdiğini ve bir parti aradığını söyledi. “Adalet Partisi’nin başına da geçmeyi düşünebilirim” dedi. Biz de cevap olarak lafı uzatmadan “böyle bir şey mümkün değil” dedik. Bizim bu partide emeğimiz ve çok çalışmalarımız oldu, bu partiyi 2015  yılında kurduk. Sayın Çiller’in Cumhur İttifakı tarafından yönlendirildiğini düşünüyorum. Olası ittifakların merkez sağdan oy devşirmeye çalıştığını  düşünüyorum. Cevabımız olumsuz oldu; nezaketen oturduğumuz gibi yanından ayrıldık.

Murat Topçu: Yaşadığımız bu son dönemde pandemi ve Rusya-Ukrayna Savaşı ile birlikte tüm dünyada büyük bir ekonomik kriz hissediliyor. Türkiye’de de bu kriz çok derinden hissediliyor. Sizce Türkiye’de bu krizin çok şiddetli hissedilmesinin sebebi AK Parti’nin yanlış politikaları mı yoksa sistemsel sorunlar mı ağır basıyor?

Dr. Vecdet Öz: Doğal olarak yaşadığımız bu dönemde hem savaş, hem de pandemi hayatı olumsuz olarak etkiliyor. Sizin ülke olarak güçlü bir ekonominiz varsa, üretiminiz varsa, dışa bağımlı değilseniz ve ihracatınız varsa çabucak toparlanırsınız. Biyoteknolojide, nanoteknolojide, bilişim teknolojilerinde bu tarz gelişmiş ürünleri üretiyorsanız, pazarlıyorsanız, hazineniz zenginse, varlıklı ve itibarlı bir ülkeyseniz toparlanmanız çok çabuk olur. Ama maalesef bunlar Türkiye için geçerli değil. Çünkü AK Parti’nin 20 yıllık iktidarları boyunca yanlış politikalar bizi bu noktaya sürükledi. Şimdi de sistemsel sorunlar nedeniyle işin içinden çıkılamıyor. Türkiye son dönemde adeta bir korku tünelinden geçti. Ekonomik olarak derin bir çöküş içindeyiz. Dış borcumuz 454 milyar dolar. Toplanan vergiler 20 yıl süresince 3 trilyon 700 milyar dolar. Tabii ki maaşlar ve zorunlu ödemeler var, ama bunları düştüğümüzde arada kalan paranın nereye gittiği belli değil. CHP’nin dediği gibi “128 milyar dolar nerede“? Diyorlar ama onun çok çok üstünde bir para kayıp. Mültecilere şu ana kadar 84 milyar dolar para harcanmış durumda. AK Parti Türkiye’yi 2002 yılında teslim aldığında 1,6 TL idi dolar; an itibariyle 15 lirayı gecen bir dolar kuru var. Bu korkunç bir seviyedir neredeyse 10 kat bir artış söz konusu. Bu da 10 kat enflasyon ve sefalet demektir. Şu anda Türkiye’nin nüfusuna oranlarsak, % 78 açlık ve yoksulluk sınırında veya altında yaşamaktadır. 16 milyon açlık sınırının altında, 50 milyon da yoksulluk sınırının altındadır. Toplam 84 milyon nüfusun 66 milyonu fakirlikle ve yoksullukla mücadele etmektedir. Bu, Cumhuriyet tarihinin en kötü tablosudur… Türkiye’nin milli hasılasını % 20’lik bir kesim -kaymak tabaka- almakta ve ülkenin tüm zenginliklerinden bu kesim faydalanmaktadır. Türkiye geri kalmış ülkeler arasında yerini almıştır; ihracatı çok düşüktür, cari açığı çok büyüktür. İç borçlarda da rekor kırılmaktadır. 30 milyonu aşkın vatandaşımız için icra dosyaları oluşmuştur. Bu tabloda elbette yabancı yatırımcı ülkemize geliyor ve yatırım yapmıyor. Adalet ve hukuk açısından da güvenilir bir ülke olarak görmüyorlar bizi. Maalesef hem içeride, hem de dışarıda Türkiye’nin itibarı kalmadı. Bizim geçmişte çok büyük başarılar imza atmış bürokrasimizin içinden geliyorum. 12 yıllık bürokratlığımda kazandığım tecrübelerle ülkenin tüm sorunlarını biliyoruz ve çözüm yollarını da çok iyi biliyoruz. Merkez sağda milliyetçi ve muhafazakâr olarak bu parti ile Ulu Önder Atatürk’ün dediği gibi ülkemizi muasır medeniyetlerin üzerine çıkaracağız. Bildiğiniz gibi hem üniversite hocasıyım, hem de 12 yıllık bürokratik tecrübem oldu. Çocukluğumda köyümde hem hayvancılık, hem de tarımda çalıştım. Bu konulara hakimim; milli kalkınmanın ne demek olduğunu biliyorum. Ulu Önder’in dediği gibi milli ekonominin temeli tarımdır. Türkiye’nin jeopolitik ve stratejik olarak öneme sahip bir ülke olduğu düşünüldüğünde, bu bölgeye uygun politikalar üretmek zorundasınıuz. Komşularının güven duyduğu, dünyanın güvendiği bir ülke olmak zorundayız. Misak-ı Milli sınırları içinde kendi sınırlarımızı koruyan, komşu ülkelerle iyi ilişkiler kuran bir ülke olmalıyız. Dünyaya olumlu mesaj veren, insan haklarının en üst seviyede olduğu adil bir ülke olmalıyız. Ama şu anda bunların hiçbiri yok ülkemizde…

Murat Topçu: 2023 seçimlerinde partinizin Genel Başkanı olarak Cumhurbaşkanı adayı olacak mısınız? Partinizin seçimde ne oranda oy alabileceğini düşünüyorsunuz?

Dr. Vecdet Öz:  Geçen seçimlerde, partimizin isminin duyulması için Cumhurbaşkanı adayı oldum. Hem partimizin isminin duyulması, hem de siyasette ön plana çıkmak için aday olmuştum. O tarihte partimizin seçime girme yeterliliği yoktu. Bu seçimde yeterliliğimiz var, seçimlere katılıyoruz. Cumhurbaşkanı adayımızın kim olacağına partimizin yetkili organları karar verecek, içtihatlara bakacağız, ittifaklarda mı yer alacağız? Münferit mi hareket  edeceğiz, buna karar vereceğiz… Geçmişte bu ülkeyi yönetmiş, tek başına iktidar olmuş ve milyonlarca oy almış bir partiyiz. Adeta bu ülkenin çimentosuyuz. Türkiye’de an itibariyle siyaset bıçak sırtında ve kritik bir noktadayız. Büyük partilerin oy oranları çok düşmüş durumda; aradan sürprizler çıkabilir. Listede de, oy pusulasında da yer alacağız. Bu parti, köklü ve geçmişi olan bir parti. 40 yaş üzerine herkes bilir. Yüksek oranda oy alacağımıza inanıyorum.

Murat Topçu: Bize vakit ayırdığınız için teşekkürler.

Röportaj: Murat TOPÇU

Tarih: 04.04.2022

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.