İSRAİL SEÇİM SARMALINDA ‘KAZANAN KASA’: BİBİ

upa-admin 02 Kasım 2022 1.403 Okunma 0
İSRAİL SEÇİM SARMALINDA ‘KAZANAN KASA’: BİBİ

5 yılda 4 genel seçim yapıp, bir türlü siyasal istikrarı yakalayamayan ve uzun ömürlü hükümetler kuramayan İsrail’de, 1 Kasım 2022 seçimleri, bir klasiği tekrarladı. Sağ cephenin büyük bileşeni Likud Cephesi’nin “Bibi” lakaplı lideri Benyamin Netanyahu, seçimlerde avantaj yakalayan hükümeti kurmaya en yakın siyasal lider oldu. 1996’dan beri pek çok hükümet kuran, 2009-2021 arası kesintisiz Başbakanlık yapan Bibi, acaba gerçekten de siyasal açıdan, deyim yerindeyse kumarhanelerdeki “kazanan kasa” mı? Bütün şartlar, bir biçimde, kendi lehine mi işliyor? Neden bu soruyu ortaya koydum, zira, İsrail seçim sisteminden kaynaklanan “çok partili koalisyonlar”, başında Netanyahu da olsa kırılgan, pamuk ipliğine dayanan dengelerle ifade edilebiliyor. Parlamenter sistem açısından, hükümet kurma zorluğu tartışmalarında, ilginç ancak kendine has bir örnek olarak değerlendirilebilir.

Aslında İsrail’de farklılık yaratan, Haziran 2021’de Yesh Atid Partisi lideri Yair Lapid’in siyasal mimarisiyle oluşan “8’li koalisyon”du. 1 ay bile dayanamaz denilen koalisyon iktidarı, önce Naftali Bennett, sonra da seçim sürecine girilince, dönüşümlü Başbakanlıkla Yair Lapid’in Başbakanlıklarında,  1.5 yıla yakın devam etti. Ancak seçim kararı almaktan kurtulamadılar.

Netanyahu İsrail siyasal yaşamında, ABD ile ilişkilerde de çok dikkat çeken bir liderdi. 2015 Mart ayında, ABD Başkanı Barack Obama’nın engelleme girişimlerine karşın ABD Kongresi’nde yaptığı konuşmada, Obama yönetimini yerden yere vurmuş, Kongre’deki Cumhuriyetçi çoğunluk ve İsrail lobisi arasındaki sıkı bağları, adeta konsolide etmişti (https://www.ny1.com/nyc/all-boroughs/politics/2015/03/3/netanyahu-criticizes-obama-s–bad-deal–in-front-of-congress). Obama dönemindeki yalnızlığı, Cumhuriyetçi Donald Trump döneminde aşıldı. Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdı, Golan Tepeleri’ndeki İsrail ilhakını resmen kabul etti, siyasal ömrü yetseydi Batı Şeria’yı da İsrail toprağı olarak tanıyacaktı. 2017-2021 arasında Netanyahu’nun Trump’la yaşadığı “muhafazakâr bahar”, 2021’de Başkanlık görevini devralan Joe Biden’la yine bozuldu. Biden, Obama yönetiminde Başkan Yardımcısıydı ve Netanyahu’nun Demokrat yönetime karşı siyasi tutumunu her seferinde not etmişti.

2021 Mayıs ayında Kudüs’te Şeyh Cerrah mahallesinde yaşayan Filistinli sakinlere İsrailli yerleşimcilerin saldırıları, Kadir Gecesi Harem-üş Şerif’te Filistinlilere yönelik İsrail kolluk kuvvetlerinin müdahaleleri ve yerleşimcilerin ağırlıkla yer aldığı Kudüs Günü yürüyüşü, bunun üzerine neredeyse İsrail’in tümüne yayılan Filistinliler ve İsrailli Araplar’ın “sivil itaatsizlik” eylemleri, Netanyahu hükümetini derinden sarstı. Sadece işgal bölgelerinde değil, ülkenin tümüne yayılan olaylar, yıpranan Netanyahu için bir siyasal meşruiyet tartışması yarattı. Biden yönetiminin uzaktan desteği ile ve Yair Lapid’in mimarisiyle oluşan 8’li koalisyon, Filistin destekli ortaklarla, vurguladığımız üzere, ilginç bir siyasal deneyim gerçekleştirdi.

Itamar Ben Gvir

Parçalı siyasete karşı, yıpransa da, güçlü, karizmatik lider imajı, Avrupa’da yükselen sağ siyasetin konjonktürü ve istikrarlı hükümet beklentisi, şimdilik Netanyahu liderliğinde bir siyasal kompozisyon çizse de, İsrail siyaset sosyolojisinin değişimi ve siyasal taleplerinin de iyi anlaşılması gerekir. Bunun en somut örneği de seçimlerde Likud ve Yesh Atid’ten sonra 3. parti olan Dini Siyonizm Partisi ve lideri Itamar Ben Gvir’dir. Kendisi de Batı Şeria’da “yerleşimci” olan Gvir, “İsrail sağı“ndaki “fanatikleşme” eğilimlerini yansıtan, siyaseti ana akımdan uzaklaştıran ve şiddete dayalı politikaları savunan bir bakışı temsil etmektedir. Dünyanın dikkati Rusya’nın Ukrayna işgaline çevrilmişken, Doğu Akdeniz’de, Filistin’de ve diğer Arap ülkeleri ile ilişkilerde, yeni dönemde nasıl bir İsrail politikası  ortaya konulacaktır?

Sadece Netanyahu için değil, İsrail devletinin bölge politikalarında İran karşıtlığı her zaman ön plandadır. Bu zeminde bir değişiklik yaşanmayacaktır. İsrail’in Türkiye ile ılımlaşan, yeniden Büyükelçilerin atanması, İsrail Cumhurbaşkanı  Isaac Herzog ve Dışişleri Bakanı iken Yair Lapid’in Türkiye ziyareti, seçime 5 gün kala İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz’ın Türkiye’ye gelişi, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun İsrail ziyareti, karşılıklı düzeyde yoğun görüşme trafiği, yeni dönemde ne olabilir? 2009 Davos Krizi sonrasında, savunma ekseninde Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’la yakınlaşan, antlaşmalar imzalayan, 2022’de kadük kalan Rum Kesimi ve Yunanistan’dan İsrail doğal gazını İtalya’ya uzanan boru hattı projesi East Med’in sıkı savuncusu Netanyahu idi. 2010’da Türk vatandaşlarına uluslararası sularda İsrailli komandoların Mavi Marmara gemisinde saldırı yaptıkları operasyonun da sahibi kendisi idi. Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlayan doğalgaz forumlarında, en ön sahnede hep Netanyahu yer almıştı. İran’ın Azerbaycan ve Türkiye’ye karşı Ermenistan kartını kullanmaya çalıştığı bu günlerde, İran yanlısı Ermenistan’a İsrail’in destek vermesi, reel politiğin dışındadır. Üstelik İsrail-Azerbaycan ilişkileri, savunmadan, medikale, oradan telekomünikasyona uzanan bir altyapı ve derinliğe sahiptir. Azerbaycan’ın Tel Aviv’e Büyükelçilik açmayı planladığı bir tarihsel süreçte, Netanyahu’nun kaldığı yerden Türkiye karşıtlığını sürdürmesi, siyasetin gerçekleriyle uyuşmayacaktır. Türkiye-İsrail yakınlaşmasında, Azerbaycan’ın da önemli politik ve fikri katkıları vardır. Öte yandan, Doğu Akdeniz’de kısa vadede Türkiye’yi dışlayan anlaşma ve yakınlaşmalar göz alıcı gözükse de, Şuşa Beyannamesi ile müttefik olan Türkiye ile Azerbaycan’ı, Doğu Akdeniz’den Hazar’a uzanan bir coğrafi eksende yok saymak, sadece zaman kaybıdır. KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki ekonomik, siyasi, turistik ve enerji hatlarındaki konumu da göz ardı edilemez.

Aslında Netanyahu için 1.5 yıl ara takvim açısından kısa gözükse de, siyasal ve ekonomik değişimler açısından baş döndürücü bir değişim yaşanmıştır. Her şeyden önce Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Türkiye’nin bu savaştaki yapıcı ve dengeli tutumu, Batı’daki Türkiye karşıtı tezlere karşın, 8’li koalisyonun Türkiye yaklaşımı, İsrail doğalgazının Batı piyasalarına ulaştırılması, olası bir Leviathan-Ceyhan projesinin hala masa üzerinde durması, tehdit ve fırsatları beraber dile getirmektedir. Henüz görev başında olan Lapid hükümeti de, hatta en son Türkiye’yi ziyaret eden İsrail Savunma Bakanı Gantz da, Filistin konusunda Türkiye ile ortak bir noktada olmadıklarını, ancak bu durumun diğer konularda bir engel teşkil etmeyeceğini belirtmişti. “Kompartıman siyaseti”, günümüz uluslararası ilişkilerinde, uzlaşılmayan konuları rafta bırakıp, işbirliği alanlarının genişletilmesi, diğer konularda ülkelerin kendi tutumlarını değiştirmemesi olarak özetlenebilir.

Davos Krizi ve Mavi Marmara döneminde, Türkiye’deki siyasal iktidar da aynı idi. Bazı kadrolar değişse de, Türkiye’de siyasal iktidar, kompartıman siyaseti çerçevesinde, İsrail’e karşı pragmatik bir tutum aldı. Türkiye’nin Mavi Marmara konusunda İsrail’den talep ettiği 3 koşul İsrail tarafından yerine getirildi. Koşullar; özür, tazminat ve Gazze’ye yönelik ablukanın kaldırılması idi. En azından Türk gemileri için kısmen fiili bir durumun ablukanın gevşetilmesi açısından bir gelişme oldu. Aslında 3 koşul da yine Netanyahu hükümetince yerine getirilmişti ve 2016’da ikili ilişkiler yine Netanyahu iktidarı döneminde normalleşme aşamasına gelmişti.

Varsayımlarımızı Netanyahu odaklı yapsak da, İsrail siyasetinde başka bir koalisyonun oluşması ya da bir başka erken seçimin yapılması gündeme gelebilir. Şunu unutmamakta fayda var, belirleyici yine ülke çıkarlarıdır. Türkiyesiz hesap yapanlar da, daima çelişkiler içinde kalma seçeneği ile muhatap kalacaklardır. İzlemekte fayda var…

Doç. Dr. Deniz TANSİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.