AMERİKAN İSTİSNACILIĞI: TARİHİN İBRET DERSLERİ

upa-admin 02 Kasım 2013 2.945 Okunma 0
AMERİKAN İSTİSNACILIĞI: TARİHİN İBRET DERSLERİ

Son zamanlarda ABD’nin dünyada tarihi misyon yerine getirdiğine ilişkin görüşler daha sık ifade ediliyor. Bunu ABD’nin liberal dünya düzeni yaratma sorumluluğunun olması gibi anlatıyorlar. Ama gerçekte böyle fikirlerin insanlık için ciddi tehlikeler yarattığını anlamak gerekiyor. Tarihsel deneyim bunu kanıtlamaktadır. Aynı zamanda, çeşitli bölgelerde gözlenen ihtilafların çözülmesi yönünde meydana çıkan zorlukları da dikkate almak gerekiyor. Bunların ışığında insanlığın geleceğinin nasıl olabileceği çok düşündürücüdür.

”Mayflower”den Başlayan Yol

İnsanlık tarihinde kendini diğerlerinden üstün gören uluslar olmuştur. Bu istisnacılık hissi genellikle siyasi ideolojilerden kaynaklanıyor. Örneğin, Hitler Almanya’sının ideolojisi bu türden idi. Dünyada güçlü imparatorluklar kurmuş başka toplumlarda da benzer duruma rastlanıyor. Fakat insanlığın çok hassas ve karmaşık süreçlerle karakterize edilen tarihi aşamasında herhangi ülkenin istisnacılık hissine kapılması çok tehlikelidir. Üstelik bu devlet güçlü ekonomiye, askeri sisteme, ideolojiye sahipse, küresel ölçekte tehditlerden bahsetmek gerekiyor.

Bu savların son zamanlarda sıkça tartışılan ABD’nin istisnacılığı düşüncesiyle doğrudan ilişkisi vardır. Mesele boşu boşuna yaranmamıştır. Başkan Barack Obama 10 Eylül tarihinde Amerikan halkına konuşmasında vurgulamıştı ki, ABD’nin yürüttüğü siyaset onu diğerlerinden farklı kılıyor. ”İşte bu bizi istisna ediyor”. Rusya Devlet Başkanı bundan bir gün sonra ”The New York Times” gazetesinde yayımlanan makalede Obama’nın bu fikrine katılmadığını bildirmişti.

Putin hangi motiflerle olursa olsun, insanların bilincine istisnacılık fikrinin yerleştirilmesinin tehlikeli olduğunu belirtmişti (Bkz.: Vladimir Putin. A Plea for Caution From Russia / www.nytimes.com, 11 Eylül 2013). Rusya Devlet Başkanı bu fikri ile politikacıları daha tedbirli görüş bildirmeye davet etmiştir. Herhangi istisnacılık duygusu tüm dünyaya pahalıya mal olabilir.

Obama ise birkaç gün sonra BM’deki son konuşmasında tüm bunlara cevap veriyormuş gibi bir daha Amerikan istisnacılığına inandığını beyan etmiştir (Bkz.: Gracy Olmstead. American Exceptionalism Revisited / ”The American Conservative”, 25 Eylül 2013). Bununla o, ABD’nin dünyada özel misyon üstlendiğini bir kez daha vurgulamıştır. Birkaç senatör de Başkanın görüşlerine destek vermişlerdir. Örneğin, cumhuriyetçi Marko Rubio ”National Review” yayınında yazıyordu ki, ”…tarih bize güçlü Amerika’nın dünyada hayırseverlik kaynağı olduğunu öğretiyor”.

Ayrıca, ülke medyası meseleye aktif görüş bildirdi. Peggy Noonan ”Wall Street Journal”da vurguladı: ”Amerika… kendisinin istisnacılığına göre dünyada hayırlı güç olmaya çalışıyor”. ”The Washington Post”un yorumcusu Dana Milbank ise özellikle kaydetti ki, ”…amerikan istisnacılığını şüphe altına alırsanız, siyasi aidiyetinize bakılmaksızın, bizim hepimizi birleştirmiş olursunuz” (Bkz.: Дмитрий Минин. Вера американцев в свою исключительность: от Обамыдо Маккейна / ”Фонд Стратегической культуры”, 22 Eylül 2013).

Bunlar onu teyit ediyor ki, ABD’de istisnacılık duygusunun kökleri derindir. O sadece politikacı ve bilim adamlarının düşüncelerinde değil, hem de toplumun tüm kesimlerinde psikolojik faktör olarak mevcuttur. Böyle bir durumun oluşmasının esasları vardır. Bunun kaynağı 1620 yılında ünlü “Mayflower” gemisinin güvertesinde imzalanan sözleşmeye dayanıyor. Oradaki maddelerden birinde tarafların daha mükemmel düzen oluşturmak için sivil siyasi toplumunda birleşmek yükümlülüğü aldığı kaydedilmiştir (Bkz.: “Это мессианская героика”. Идея “американской исключительности” стоит у истоков существования самого американского общества / “Взгляд”, 26 Eylül 2013). Bu fikir Amerikalıların dünyada ideal toplum yaratabilme kudretinde olmasına ilişkin efsanevi bir kendine güvene yol açtı.

Bununla birlikte, onu da unutmamak gerekiyor ki, 1796 yılında George Washington veda konuşmasında Amerika’yı “temkinli olmaya” çağırmıştı. O, esas dikkati iç sorunlara yöneltmeği tavsiye etmişti. Dış tehlikelerden sadece bu yöntemle kurtulmanın mümkün olduğunu vurgulamıştı. G. Washington ABD’nin sadece coğrafi olarak istisnalığına işaret etmiştir. O, ülkenin her yandan su ile çevrili olunmasını kastediyordu. Günümüzde ise Amerikan istisnacılığı tamamen başka bağlamda anlaşılmaktadır.

İstisnacılık “Hastalığı”nın Tehlikeleri

İtiraf etmek gerekiyor ki, Amerikan siyasi çevrelerinin özel tarihi misyondan bahsetmeleri tüm dünya için tehlikelidir. Buradan açıkça kendini başkalarından üstün tutma ve bu esasta da herkese değer verme hakkı hissediliyor. Dolayısıyla dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan olaylara kendisinin bildiği gibi yanaşarak, onu çözmeye çalışma isteği oluşuyor. 20’nci yüzyılın ikinci yarısı ve 21’inci yüzyılın başlarında yaşanan süreçlerde bunu teyit eden olgular mevcuttur.

Vietnam, Kamboçya, Küba, İran, Irak, Afganistan ve diğer ülkelere yönelik gerçekleştirilen siyaset bunu teyit ediyor. Son olarak Suriye’de durumu normalleştirmenin ABD’nin tarihi misyonu olduğu fikri beyinlere yerleştirilmeğe çalışılıyor.

Şunu söylemek gerekiyor ki, ABD’nin kendisinde artık istisnacılık ideolojisinin çöküşünden konuşuyorlar. Oxford Üniversitesi’nden olan Profesör Timothy Garton Ash “Los Angeles Times” gazetesinde yayımlanan makalede vurguluyor ki, artık ABD liberal dünya düzeni yaratma görevinin üstesinden gelemiyor (Bkz.: Timothy Garton Ash. The end of US exceptionalism / www.latimes.com, 12 Eylül 2013). Bu, Amerikan istisnacılığının tamamen sonunun gelmesinin belirtisi olabilir. Ancak siyasi çevrelerde bu düşüncenin halen yaşaması bir gerçekliktir.

Dünya geçen yüzyılda Alman istisnacılığının bedelini milyonlarca insanın hayatını kaybetmesi pahasına ödedi. Şimdiki tarihsel aşamada daha büyük kayıplar olabilir. Aslında, bazı bölgelerde yaşanan askeri çatışmalar bunu kanıtlamaktadır. Diğer taraftan, siyasi tecrübe bakımından genellikle zararlı olan bir eğilim oluşabilir. Örneğin, “Çin istisnacılığı” denilen bir kavram oluşur. O halde dünya daima bu gibi ideolojilerden zarar görecek.

Amerikan istisnacılığı düşüncesinin tarihin sahnesinden silinmesi daha doğru olurdu. Şu anda dünyada birkaç jeopolitik güç mevcuttur. Hiçbir devletin başkasının iç işlerine kendiliğinden karışmaya hakkı yoktur. Suriye meselesi de gösterdi ki, artık kimsenin tek başına küresel sorunları çözme hakkı yoktur – insanlık sadece bunu kabul etmiyor. O halde Washington’un da istisnacılık düşüncesine yeniden bakması gerekiyor.

Sorunun önemli bir tarafı modern dönemde bağımsız devletlerin kendi egemenliğini koruması ile ilgilidir. Sır değildir ki, bu mesele son derece günceldir. Bazı saldırgan ülke korunuyor. Böylece herhangi bir devletin hakkı çiğneniyor. Aynı zamanda, hatta küçük ve zayıf olan halk bile kendi istisnacılığı sevdasına düşüyor. Güney Kafkasya’da Ermeniler işte bu hastalığa yakalandılar.

Onlar birkaç yüzyıldır ki, dünyaya bir halk olarak istisnacılıklarını yayıyorlar. Eski kültüre, büyük devletçilik ve ahlaki geleneklere sahip olduklarını savunuyorlar. Bundan yararlanarak tüm komşu devletlerin kültürüne, topraklarına, manevi – ahlaki değerlerine karşı hak talep ediyorlar. Şüphe yok ki, küresel çapta Amerikan istisnacılığı mevcutsa, bölgesel düzeyde de onu taklit edenler bulunacak. 21’inci yüzyılda bu eğilimin yoğunlaşması tehlikesi vardır.

Amerikan istisnacılığı düşüncesi uluslararası kuruluşların verimli ve nesnel faaliyet göstermesi meselesini de şüphe altına alıyor. Şöyle ki, eğer ABD küresel ölçekte tarihi görevi yerine getiriyorsa, o zaman uluslararası hukuk neyi ifade ediyor? Adalet kavramı hangi içeriği taşıyor? Washington istisnacılık görüşünü kullanarak, uluslararası kuruluşlarda kabul edilen herhangi bir kararı geçersiz kabul edebilir. Bu tür yaklaşım dünya jeosiyasetini tamamen felç eder.

Bunlardan şöyle görünüyor ki, Amerikan istisnacılığı modern dönem için ciddi tehlikelerden biri sayılabilir. Belki tarihi gidişat Amerikalıların kendisine belli gerçekleri anlamaya yardımcı olacaktır.

Kaynak: Newtimes.az

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.