ALMANYA’DA UFUKTA ERKEN SEÇİM İHTİMALİ VAR MI?

upa-admin 19 Ocak 2018 1.382 Okunma 0
ALMANYA’DA UFUKTA ERKEN SEÇİM İHTİMALİ VAR MI?

24 Eylül 2017’de Almanya’da gerçekleşen genel seçimlerin üzerinden 90 gün geçmesine rağmen halen hükümet kurulamaması iç siyasette bir kriz yaratmış olsa da, ekonomideki iyimserlik fazlasıyla devam etti. Öyle ki, Alman ekonomisi rekor kırarak, geçtiğimiz yılın sonlarına doğru Kasım 2017’de dördüncü çeyrekte % 0,7’lik ve tüm yılda da % 2,3’lük bir ekonomi büyüme sağlayarak 2011’den bu yana en büyük büyümeyi kaydetti.[i]

Almanya’da 2018 yılında da ekonomik yükselişinin devam edeceği beklenmekte. Zira birçok ekonomi enstitüsü, son zamanlarda tahminlerini yukarı doğru revize etmiş durumda. Son zamanlarda yapılan bir anketten çıkan sonuçlara bakıldığında, şirketlerin ruh halinin üst düzeyde olumlu olduğu gözlenmekte. Ekonomik sektörlerin üçte ikisinden fazlası, 48 sanayi dernekleri arasında Alman İşletme Enstitüsü (IW) tarafından yapılan bir ankete göre, 2018’de üretimin genişlemesini bekliyor. Bununla birlikte, yükseliş 10. yılını gösteriyor. Araştırmacılara göre, dinamik ekonomik gelişme giderek daha fazla alan buluyor. IW analizine göre, şirketlerin işgücü piyasasına yönelik beklentileri pozitif; 19 sektörde istihdamın artması beklenirken, ekonominin sadece dokuz sektörde iş kayıpları beklenmektedir.[ii]

Ekonomiye yansıyan söz konusu olumlu tabloya rağmen Almanya’da henüz hükümetin kurulamamış olması, ekonomiden ziyade iç politikada siyasi bir tıkanıklığa yol açmıştır. Seçimlerin hemen ardından Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) koalisyonda yer almayacağını ve anamuhalefette kalacağını açıklaması nedeniyle, Başbakan ve Hıristiyan Demokrat Parti (CDU) Başkanı Angela Merkel, bir azınlık hükümeti kurmak adına Hür Demokrat Parti (FDP) ve Yeşiller Partisi ile müzakarelere başlamıştır. Ancak 2017 Kasım ayının ortalarına doğru Almanya Başbakanı Angela Merkel’in küçük partilerle hükümet kurma çabalarının sonuçsuz kalması ile, Almanya, erken seçimlere bir adım daha yaklaşmış oldu.

Bu durumda, geriye Merkel’e parlamento çoğunluğunu verebilen tek ortak hükümet partneri olarak SPD alternatifi kalmıştı.[iii] Federal Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, siyasetçilerin uzlaşmaya hazır olmaları gerektiği konusunda bir açıklama yaparak, partisi SPD’yi üstü örtülü biçimde koalisyona zorlamış oldu. Ancak analistler, SPD’nin Merkel’in gölgesinde bir hükümette çalışacak olması durumunda, 4 yıl sonra, son seçimlerde parti tarihlerinde aldıkları en ağır yenilgi olan % 20’lik oy oranından bile daha ağır bir şekilde cezalandırılabileceğini dile getirmişlerdir. Ama bunun yanında, aynı analistler, SPD’nin ülkenin çıkarlarını kendi parti çıkarlarından daha öncelikli görmesinin pek nadir bir durum olduğunu ve bunun Alman halkınca takdirle de karşılanabileceğini belirtmişlerdir.[iv]

Ocak ayının ilk haftasındaki CDU/CSU ve SPD partileri arasında iştikşafi koalisyon görüşmeleri sonucunda, tartışmalı konular üzerinde mutabakat sağlanarak hükümeti kurmaya yaklaşılmış oldu.[v] İkinci adım olarak, SPD’nin 21 Ocak 2018’de Bonn’da yapacağı olağanüstü kurultayda çıkan sonuca odaklanılmış durumda. Sondaj olarak adlandırılan görüşmelerde, CDU/CSU ve SPD partileri arasındaki uzlaşmanın ardından asıl müzakerelerin başlanması için, SPD lideri Martin Schulz, kurultayda “büyük koalisyon” için ‘evet’ çıkması için parti teşkilatlarını ikna turuna çıkacak.[vi] Peki, SPD lideri büyük koalisyon için partisini ikna edebilecek mi?

Federal Almanya Cumhuriyeti anayasasının 39. maddesine göre, Bundestag’a (Almanya Federal Parlamento)  gerçekleşmiş seçimlerinden en geç 30 gün sonra yeni Bundestag’ın en önemli görevi Kanzlerin (Başbakanları) veya Kanzler’i (Şansölye’yi) belirlemektir. Şansölye, hükümeti temsil etmek adına Bakanlarını belirlemekle sorumludur. Federal Almanya Cumhuriyeti’nin 68 yıllık siyasi tarihi geçmişinde, 1957 seçimleri sonrası bir istisna olarak koalisyon olmadan hükümet kurulamamıştır. Sonbaharda yapılan seçimlerin ardından, SPD’nin anamuhalefet partisi olma kararı ile azınlık hükümet kurma senaryoları devreye girerek zorlu bir maraton başlamıştı.[vii]

Şekil 1: Federal Meclis’te seçim sonrası sandalye durumu

Avrupa’da merkez sağ ve merkez sol partileri arasında koalisyonlara sıklıkla rastlanmaktadır. SPD ve CDU’nun daha önce de koalisyon hükümeti deneyimi bulunmaktadır. Ancak büyük koalisyon hükümetlerinde tek avantajlı parti, koalisyonun büyük ortağı olmaktadır. Söz konusu avantajlı parti ise daima CDU olmuştur. Bunun en yakın örneği 2013 seçimlerinden sonra görülebilir. Merkel, 2013’te lideri olduğu partisi CDU ile sandıktan birinci çıkmış, ancak tek başına iktidar olacak çoğunluğu sağlayamamıştı. SPD ise ikinci parti olmuştu. Son yapılan seçimlerde, Parlamento’ya, diğer seçimlerden farklı olarak tam 6 parti barajı aşarak girdi. 2013 seçimlerinde de buna benzer olarak parlamentoya iki parti daha girmişti: Alman Yeşiller Parti ve Sol Parti (Die Linke). SPD’nin Merkel ile koalisyona girmek dışında tek bir alternatifi vardı: Yeşiller ve Sol Parti ile Sol-Yeşil koalisyon kurmak. Fakat SPD ve Yeşiller, aşırı sol eğilimli Die Linke ile koalisyon kurmaya yanaşmamıştı. CDU lideri Merkel, SPD ve Yeşiller, Sol Parti’nin içinde yer alacağı koalisyonda yer almayacaklarını açıklamışlardı. Ancak Merkel, Sol Parti dışında bir alternatif olarak SPD ve Yeşiller’le görüşmenin olabileceğinin de işaretlerini de vermişti. Kısacası, Yeşiller, CDU ve SPD koalisyon kurma şartlarına sahipti. Fakat Yeşiller’in SPD kuracakları koalisyon azınlık hükümeti olacaktı.[viii] Peki Almanya’da neden azınlık hükümeti kurmak yerine büyük koalisyon tercih edilmektedir?

Siyaset Bilimci Stefan Marschall, federal seçimlerin hemen ardından Der Standard gazetesinde verdiği mülakatta; “Temel Kanun, azınlık hükümetlerini sevmiyor ve onun için uygun bir siyasi kültüre sahip değiliz.” demiştir.[ix] Bu durumun Alman siyasetinde istikrarsızlığa yol açacağının altını çizen Marschall,  yine aynı analizinde, erken seçimin olma olasılığı konusunda ise; “Yeni seçimler müzakerelerde Demokles’ın Kılıcı gibi sallanacaktır. Koalisyon kuramayan partiler seçmenler tarafından cezalandırılır ve seçmenler, kendilerini bu partilere alternatif olarak konumlayanları muhtemelen ödüllendirirler.[x] diyerek durumun ciddiyetine işaret etmektedir.

Önemli bir Alman Siyaset Bilimci olan Sven Jochem ise, Frankfurter Allgemeine Zeitung[xi] gazetesine verdiği röportajında, Avrupa’da demokratik istikrara ihtiyaç duyulduğu ve AB için çok önemli bir role sahip olan Almanya’nın da özellikle istikrara ihtiyaç duyduğu konusundaki vurgularıyla dikkat çekmektedir. Nitekim 2013 yılında hükümet kurma adına yapılan koalisyon görüşmelerinde, SPD, yine aynı çekimserlikle koalisyondan uzak kalmayı tercih etmekte direnirken, uluslararası yatırımcılar ve iş dünyası, 2008 krizinin etkisinin sürdüğü dönemde istikrarın sürmesi adına SPD’yi koalisyona ikna etmişti. Ancak büyük koalisyon, sosyal demokratların oylarını eritmişti. Kamuoyunda yapılan tüm anketler, bu dönemde CDU’nun oyunu koruduğu gösterirken, SPD, koalisyona girdiğinde oyları % 26’larda seyretmesine karşın, ilerleyen aylarda oy oranı % 24’lere kadar düşmüştür. Bununla birlikte, SPD’nin, CDU dışında meclisteki diğer partiler olan Yeşiller ve FDP ile hükümet kurmaya mesafeli davranmasının yansıması olarak Yeşiller oylarını arttırmış, liberal FDP ise genel seçim barajı % 5’i aşarak CDU’nun hükümet ortağı olmuştur. Dolayısıyla, SPD, bir önceki büyük koalisyon hükümeti sonucunda, koalisyon ortaklığından sönük bir muhalefet partisi durumuna düşmüştür.[xii]

Anketör Forsa tarafından RTL medya grubu adına yapılan son ankete göre, SPD seçmenlerinin % 45’i yeni bir SPD/Birlik (CDU) hükümeti istemektedir. SPD seçmenlerinin % 25’i azınlık hükümetini desteklerken, % 26’sı ise yeni bir seçim istemektedir. Yeşil seçmenlerin neredeyse yarısı (% 47) bir azınlık hükümetine sıcak bakıyor olsa da, aşırı sağ AfD destekçileri açık ara bir çoğunlukla (% 62) erken seçim istemektedir. Anketten çıkan en ilginç sonuç ise, kendi seçmen tabanının Schulz’u hükümette görmek istemeyişidir. Nitekim seçmenlerin sadece % 30’u Schulz’u Bakanlık koltuğunda görmeyi arzulamaktadır.[xiii] Bu durum, SPD liderinin 21 Ocak 2018 Bonn’da gerçekleştireceği partilileri ikna turunda elini zayıflatmaktadır. Bunun yanında, Avrupa basınında, hükümet kurulması durumunda, bunun, büyük koalisyona katılacak SPD’nin lehine sonuçlanabileceği yorumları da yer almaktadır.

Avrupa basınında SPD’nin dahil olacağı bir koalisyon ortaklığı AB’ye daha fazla nüfuz etmek olacağından, bunun dış politikada önemli dengeleri değiştireceği tedirginliği bulunmaktadır. Özellikle SPD’nin yön vereceği bir dış politikada, başta Polonya, İtalya, Finlandiya ve Doğu Avrupa için dezavantaj bazı faktörlerin çıkması muhtemeldir. Zira bu faktörler, koalisyon anlaşmasının iki konusuna dayanmaktadır. Bunlar; göçmen kotası ve vergi indirimidir. Bu konular mevcut analiz yazımızın dışında olduğundan, sadece Avrupa’nın aktif bir Almanya’ya ihtiyacı olduğuna değinerek tekrar iç politikaya odaklanacağız.

Alman Siyaset Bilimi’nde önde gelen isimlerimden biri olan Dániel Hegedűs, bir analizinde, Almanya için yeni bir hükümet formülü bulunmasının öncelikle bir Avrupa sorunu olduğunun öneminine değinerek; “Günümüzde yaşanan durum Almanya’nın iç siyaset sorunundan çok, Avrupa ve dış politikayla ilgili. Federal Parlamento görevini sorunsuz sürdürüyor, tıpkı Büyük Koalisyon’un yürütücü hükümeti olarak işlerini yapmaya devam ettiği gibi. Ancak hükümet çoğunluğunun olmaması nedeniyle, Almanya, Avrupa’daki liderlik koltuğunu dolduramıyor; üstelik tam da Berlin’den etkili ve aktif bir Avrupa politikasının beklendiği bir dönemde. Bunun için akla gelen ilk örnekler, Emmanuel Macron’un reform fikirleri ve AB içinde Almanya-Fransa aksının yeniden canlandırılması.”[xiv] yazmıştır.

Gazeteci Ferruccio de Bortoli ise, analizinde, “Seçimlerden daha da güçsüzleşerek çıkan bir partinin, müzakerelerde güçlü pozisyonda olması çelişkili bir durum gibi görünebilir, ama başka bir alternatif de yok. Sosyal Demokratlar şimdi Dış İşleri Bakanlığı yerine Maliye Bakanlığı’nı isterse, başta İtalya olmak üzere Akdeniz ülkeleri için rüzgar yön değiştirebilir. Macron’un dört gözle beklenen reformları da start alabilir bu durumda. Hatta Merkel’i iki yıl sonra AB’nin başında bile görebiliriz.”[xv] yazmıştır.

Tekrar iç politikaya dönersek, SPD’de büyük koalisyona dahil olmak adına yapılan tartışmaların partide derin bir çatlağa neden olduğu gözlemlenmektedir.[xvi] Zira 21 Ocak’ta yapılacak partinin olağanüstü kongresinde delegelerin koalisyon hükümeti konusunda vereceği karar, partinin geleceği konusunda milat olacaktır. Lakin bir yandan da, SPD, büyük koalisyona katılmayarak kamuoyu nezdinde sorumluluk almaktan korkan bir tavır içerisinde algılanmaktan çekinmektedir. Nitekim bunun seçmenler nezdinde başarısızlıkla sonuçlanma ve oyların daha da düşme ihtimali bulunmaktadır. Güncel bir örnek olarak, yorumcular, son yapılan anketlerde Hür Demokrat Parti FDP’nin azınlık koalisyon görüşmelerinde uzlaşmacı bir tavır sergilememesinden dolayı federal seçimlerinde % 10,7 dolayına ulaşmış oylarının erimesini göstermektedir. Aşağıdaki tabloda görüleceği üzere, 18 Ocak 2018 tarihli güncel son ankette bu oran % 9 olarak seyretmektedir.[xvii]

Kaynak: “Wenn am nächsten Sonntag Bundestagswahl wäre…”, http://www.wahlrecht.de/umfragen/.

Kaynak: “Wenn am nächsten Sonntag Bundestagswahl wäre…”, http://www.wahlrecht.de/umfragen/.

Bir önceki analiz yazımda, Alman seçmenin partilere oy verme eğiliminde, aşırı sol çizgideki Die Linke’nin (Sol Parti), zenginliğin dışında bırakıldığı hisseden Doğu Almanları kendisine çektiğini, bunun derinde yatan nedeni olarak da Almanya’nın birleşmesi sonrasında 1990’ların başlarında uygulamaya başladığı ekonomi politikalarından olan ‘dayanışma vergisi’ olduğunu yazmıştım. Bunun faturasını ise, Almanya’nın iki büyük partisi olan CDU ve SPD, Federal Almanya’nın kurulduğu 1949’dan bu yana en düşük oy oranlarını aynı seçimlerde alarak gördüler.[xviii] Nitekim CDU-CSU ve SPD, bu defa bu konuda temkinli davrandılar ve büyük koalisyon için anlaşmaya vardıkları maddelere dayanışma vergisi maddesini koyarak, Doğu Almanya’nın ekonomik kalkınması için kesilen dayanışma vergisini kademeli olarak 2021 yılına kadar 10 milyar euro azaltmayı hedeflediklerini açıkladılar.[xix] Böylece, aşırı solun seçmen tabanını konsolide ederek yükselişinin önü kesilmek istenmektedir. Diğer anlaşmaya mutabık kalınan maddeler ise şöyle:

  • Sağlık sigortası primlerinde “eşit katılım” denilen eski uygulamaya geri dönülüyor. Sağlık sigortasına ödenen primlerde işveren ve çalışandan eşit prim kesilecek.
  • Yıllık mülteci sayısı 180.000 ile 220.000 arasında kalacak. 220.000’den daha fazla mülteci alınmayacak. Mültecilere aile birleşiminde yeni bir düzenleme bulununcaya kadar, eski uygulama devam edecek. Ayda en fazla 1.000 civarında aile birleşimine izin verilecek.
  • Emekli maaşı seviyesi yüzde 48 olarak kalacak. Ücretin yüzde 48’ine tekabül eden emekli maaşı uygulaması 2025 yılına kadar devam edecek.
  • Primlerde yüzde 0,3 oranında daha az kesinti yapılacak.

Sonuç olarak, Alman siyasetçilerin göremediği veya görmezden geldiği, toplumda çoğunluğun gittikçe kutuplaştığı ve analiz yazımın en başında belirttiğim ekonomik veriler her ne kadar pozitif yönde seyretmekte olsa da, halkın yoksullaştığıdır. Bunun yansımasını, son seçimlerde aşırı sağ AfD’nin ve aşırı sol Die Linke’nin yükselişi ve federal meclise girmeyi başarmasında görebilmekteyiz.

Ünlü Siyaset Bilimci Michael Roskin, Columbia Üniversitesi Siyaset Bilimcisi Giovanni Sartori’nin önemli bir tespitine atıfta bulunarak şunları yazmıştır; “Weimar Cumhuriyet Almanya’sı ya da 1930’lar İspanya’sı, bir ‘çok-partili demokrasi’ aşırı derecede hastalandığında neler olduğunu izah etmiştir. Merkezdeki iktidar partileri, hem sağ ve hem de soldan tiksindirici bir muhalefetle karşı karşıya kalmaktadır. Aşırı derecede ideolojik bir atmosferde oy rekabeti yapan partiler, daha radikal çözümler sunarak, bir “açık arttırma siyaseti” gütmektedirler. Seçmenler merkezden uçlara, kendilerini demokrasiyi yıkmaya adamış partilere kaçmaktadırlar. Sartori, bu sendromu ‘kutuplaşmış çoğulculuk’ olarak adlandırmaktadır. Weimar Cumhuriyeti’nin son yılları bunun iyi bir örneğidir. Partilerin 1928’de aldıkları oy oranlarıyla, 1933’te aldıkları kıyaslayın ve bariz olan “merkezden kaçma” eğilimini görün.[xx]

http://www.sbd.aku.edu.tr/arsiv/c15s1/c15s1b4nihatyilmaz.pdf[xxi]

Almanya, uzun yıllardan bu yana istikrarlı ve sağlam ekonomisi, rekor  kıran dış ticareti ve kısa sürede 5 milyondan 2 milyona inen işsiz sayısı ile AB’nin lokomotifi ve dünyanın en büyük 4. ekonomisidir. Fakat Almanya’da bile, her beş kişiden biri yoksulluk sınırında yaşamaktadır. Uzmanlar, bu oranı Avrupa’nın en zengin ülkesi için şaşırtıcı bir rakam olarak değerlendirmektedirler. Ayrıca ekonomistler, AB’nin hiçbir ülkesinde servetin Almanya’da olduğu kadar dengesiz dağılmadığını belirtirken, ülke genelinde 860.000 evsiz insanın bulunduğuna dikkat çekmektedirler. 2013 yılından bu yana evsiz olanların üç kat arttığına da işaret eden yetkililer, 2018’de bu sayının 1 milyon 200 bine çıkacağının tahmin edildiğini açıklamaktadırlar. Evsizlerin sayısında yaşanan patlamanın nedenleri arasında Bulgaristan ve Romanya’nın 2014’de AB’ye üye olmasıyla birlikte Almanya’ya gelenlerin sayısının onbinleri bulması gösterilmektedir. Söz konusu bu kişilerin Federal Alman kanunlarına göre sosyal yardımlardan yararlanma hakkı olmasına rağmen, bu kişilerin  birçoğu dışlanmakta ve kiralık ev bulamamaktadırlar. Hatta bazıları konut kiralamak yerine dışarıda kalarak, aldıkları yardımları ailelerine göndermeyi tercih etmekteler. Konut fiyatlarının her geçen gün artmasının en önemli nedeni olarak da, iltica talepleri kabul edilen sığınmacıların sayısının artmasıyla konut piyasalarına bunun yansıması gösterilmektedir.[xxii]

Büyük koalisyon anlaşma maddelerinde söz konusu yukarıda sorunlara yönelik olarak; sağlık sigortası, mülteci göçü, emeklilik maaşları ve işsizlik sigortaları gibi acil çözüm bekleyen konulara önem verildiği gösterilmiş olsa dahi, sorunlara sadece yüzeysel bakılmaktadır. 21 Ocak’ta büyük koalisyona karar almak adına oylama yapacak olan SPD delegeleri içerisinde büyük bir kısım, koalisyona karşı ciddi muhalif durumda bulunmaktadır. Özellikle SPD’nin kalesi durumundaki Kuzey Ren-Vestfalya’da Bonn’da yapılacak oylamada oy kullanacak delegelerin dörtte birine bu eyalet ev sahipliği yapmaktadır.[xxiii]

Sonuç olarak, SPD’nin, gerek 2013 yılındaki deneyimlerinden, gerekse de Kasım 2017’den bu yana düşüşe geçen oylarını göz önünde bulundurarak büyük koalisyona “hayır” diyeceği kanaatindeyim. Federal Almanya, kurulduğundan bu yana son seçimlerde birçok konuda ilkleri yaşadı. Yüz günü aşan bir zaman içinde meclisteki tüm partilerin üzerinde sallanan ve adeta Demokles’in Kılıcı olan erken seçim riskini de göze alarak, partiler, bu durumla yüzleşmek zorunda kalacaklardır. Peki, analiz yazımın başlarında uzmanların görüşlerini yansıtmaya çalıştığım Avrupa’nın daha aktif  bir Almanya ihtiyacı için SPD’nin koalisyona girme beklentisine nasıl yanıt verilecek?

Bunun cevabı olarak, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Çin’le iyi ilişkiler kurma adına yaptığı son seyahat ve yürüttüğü siyasetin Almanya, Britanya ve ABD’nin arkalarında bıraktığı jeostratejik boşluğu doldurduğu gerçeği söylenebilir. Fransa ile Almanya danışıklı olarak görünürde böyle bir işbölümü yapmamış olsalar da, Almanya gönüllü olarak kendini rölantiye alma niyetinde olabilir. Soru soruyu ve konu konuyu açıyor bu durumda… Öyle ya, neden Almanya AB liderliğine mola versin?

Bunun cevabı adına kısaca Brexit’in henüz mali külfetinin Almanya’ya yansımadığını söyleyebiliriz. Zira Alman medyasında yer alan haberlere göre, Birleşik Krallık’ın ayrılması AB kasasına halihazırda en büyük katkıyı yapan Almanya’ya ek mali külfetler getirecek ve AB bütçesine 10 milyar 200 milyon euroluk bir açık oluşturacaktır. En önemlisi, Avrupa Parlamentosu’nun yaptığı bir araştırma sonucunda, Brexit’in etkisiyle AB’ye ülkelerin ödeyeceği aidatın yükseleceğine ve bunda en büyük payı da Almanya’nın ödeyeceğine dikkat çekilmektedir.[xxiv] SPD, bulunacağı bir hükümette belirsizliği koruyan bu ve bunun gibi sorunlarla karşı karşıya kalacaktır ve seçmen nezdinde prestiji daha da zedelenecektir. Diğer bir sorun ise, olası bir erken seçimde aşırı sağcı AfD’nin yükselişi meselesidir. Bu konuya, Pazar günü SPD’nin alacağı karara bağlı olarak bir sonraki analiz yazımda devam edeceğim…

 

Yusuf ERTUĞRAL

 

 

REFERANSLAR

[i] “Alman ekonomisinde iyimserlik rekor kırdı”, DW, 24 Kasım 2017, http://www.dw.com/tr/alman-ekonomisinde-iyimserlik-rekor-k%C4%B1rd%C4%B1/a-41513238, Erişim Tarihi: 13 Ocak 2018.

[ii] Dorothea Seims, “Der neue deutsche Optimismus”, Welt N24, 27 Aralık 2017, https://www.welt.de/wirtschaft/article171921573/Konjunktur-Oekonomen-rechnen-2018-mit-kraeftigem-Wachstum.html, Erişim Tarihi: 13 Ocak 2018.

[iii] Janosch Delcker, “Germany moves closer to snap election”, 20 Kasım 2017, Politico, https://www.politico.eu/article/germany-moves-closer-to-snap-election/, Erişim Tarihi: 13 Ocak 2018.

[iv] Teodor Marjanovič, “SPD, Almanya için kendini feda ediyor”, 27 Kasım 2017, Hospodářské Noviny, Referans Gösteren: Eurotopics, http://www.eurotopics.net/tr/189994/berlin-de-yeniden-huekuemet-kurma-girisimi?zitat=189964#zitat189964, Erişim Tarihi: 13 Ocak 2018.

[v] “Berlin’de yeni hükümet için ilk adım”, DW, 11 Ocak 2018, http://amp.dw.com/tr/berlinde-yeni-h%C3%BCk%C3%BCmet-i%C3%A7in-ilk-ad%C4%B1m/a-42123384, Erişim Tarihi:14 Ocak 2018.

[vi] “Almanya: Vize serbestisi ve yeni fasıl yok”, 13 Ocak 2018, Birgün, s. 5.

[vii] Elnur İsmayıl (2017), “Almanya Seçimleri ve Türk-Alman İlişkilerin Geleceği”, Stratejist Dergisi, Ekim 2017/5, s. 52.

[viii] “Was passiert eigentlich, wenn die Koalitionsverhandlungen scheitern?”, Merkur, 14 Kasım 2017, https://www.merkur.de/politik/was-passiert-wenn-koalitionsverhandlungen-scheitern-jamaika-bundestagswahl-2017-zr-3129245.html, Erişim Tarihi: 14 Ocak 2018; Commenti CdT, 27 Kasım 2017, http://www.cdt.ch/commenti-cdt/editoriale/186348/la-merkel-e-i-nodi-da-sciogliere, Erişim Tarihi: 16 Ocak 2018.

[ix] Manuela Honsig-Erlenburg (2014), “Jamaika-Koalition: Neuwahlen werden als Damoklesschwert über Verhandlungen hängen”, 25 Eylül 2017, DerStandard, https://www.derstandard.de/story/2000064713356/neuwahlen-werden-als-damoklesschwert-ueber-verhandlungen-haengen, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2018.

[x] a.g.e.

[xi] Matthias Hannemann (2017), “Wäre eine Minderheitsregierung gut für Deutschland?”, Frankfurter Allgemeine Zeitung, 23 Eylül 2017, http://www.faz.net/aktuell/feuilleton/debatten/sind-minderheitsregierungen-eine-loesung-15210270.html, Erişim Tarihi: 15 Ocak 2018.

[xii] Selami İnce (2015), “Sosyal demokrasi büyük koalisyonda eriyor”, Birgün, 14 Haziran 2015, https://www.birgun.net/haber-detay/sosyal-demokrasi-buyuk-koalisyonda-eriyor-82784.html, Erişim Tarihi: 14 Ocak 2018.

[xiii] “Zwei Drittel der Wähler wollen Schulz nicht im GroKo-Kabinett (2018), Welt N24, 15 Ocak 2018, https://amp.welt.de/amp/politik/deutschland/article172479484/SPD-Chef-Zwei-Drittel-der-Waehler-wollen-Schulz-nicht-im-GroKo-Kabinett.html, Erişim Tarihi:15 Ocak 2018.

[xiv] Dániel Hegedűs (2017), “Koalíciós rulett Németországban: a hatalom NEM akarása”, hvg, 28 Kasım 2017,  http://hvg.hu/vilag/20171128_koalicios_rulett_nemetorszagban_a_hatalom_nem_akarasa, Referans Gösteren: Eurotopics, http://www.eurotopics.net/tr/189994/berlin-de-yeniden-huekuemet-kurma-girisimi?zitat=189972#zitat189972, Erişim Tarihi: 16 Ocak 2018.

[xv] Ferruccio de Bortoli (2017), La Merkel e i nodi da sciogliere”, Corriere del Ticino, 27 Kasım 2017, http://www.cdt.ch/commenti-cdt/editoriale/186348/la-merkel-e-i-nodi-da-sciogliere, Erişim Tarihi: 16 Ocak 2018.

[xvi] “SPD’de koalisyon hükümeti çatlağı” (2018), DW, 14 Ocak 2018, http://www.dw.com/tr/spdde-koalisyon-h%C3%BCk%C3%BCmeti-%C3%A7atla%C4%9F%C4%B1/a-42143748, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2018.

[xvii] “FDP fällt auf niedrigsten Wert seit Bundestagswahl” (2017), Welt N24, 17 Aralık 2017, https://www.welt.de/politik/deutschland/article171659285/FDP-faellt-auf-niedrigsten-Wert-seit-Bundestagswahl.html, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2018.

[xviii] Yusuf Ertuğral, (2017), “Almanya’da Seçimler Sonrası Yeni Dönem ve Yeni Dinamikler“, 26 Eylül 2017, UPA, http://politikaakademisi.org/2017/09/26/almanyada-secimler-sonrasi-yeni-donem-ve-yeni-dinamikler/, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2018.

[xix] Celal Özcan (2018), “Almanya’da koalisyon görüşmesinde kritik ‘Türkiye maddesi'”, 12 Ocak 2018, Hürriyet, http://www.hurriyet.com.tr/almanyada-koalisyon-gorusmesinde-kritik-turkiye-maddesi-40707907, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2018.

[xx] Michael G. Roskin (2017), Çağdaş Devlet Sistemleri: Siyaset, Coğrafya, Kültür (7.baskı), Çev: Bahattin Seçilmişoğlu, Ankara: Adres Yayınları, s. 208.

[xxi] Referans Gösteren: http://www.sbd.aku.edu.tr/arsiv/c15s1/c15s1b4nihatyilmaz.pdf, Erişim Tarihi: 15 Ocak 2018.

[xxii] Cem Dalaman (2017), “Almanya’nın Hiç Umulmadık Sorunu: Yoksulluk”, Amerika’nın Sesi, 16 Kasım 2017, https://www.amerikaninsesi.com/a/almanyanin-hic-umumadik-sorunu-yoksulluk/4118322.html, Erişim Tarihi: 19 Ocak 2018.

[xxiii] Emily Schultheis (2018), “In heartland, German Social Democrats reject new deal with Merkel”, Politico, 19 Ocak 2018, https://www.politico.eu/article/spd-cdu-grand-coalition-german-social-democrats-reject-new-deal-with-angela-merkel/amp/, Erişim Tarihi: 19 Ocak 2018.

[xxiv] “Brexit Almanya’ya Pahalıya Mal Olacak” (2017),  DW, 10 Kasım 2017, http://www.dw.com/tr/brexit-almanyaya-pahal%C4%B1ya-mal-olacak/a-41324000, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2018.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.