İRAN’DAKİ PROTESTOLAR SOSYO-EKONOMİK Mİ, SOSYO-POLİTİK NİTELİKTE Mİ?

upa-admin 04 Aralık 2019 577 Okunma 0
İRAN’DAKİ PROTESTOLAR SOSYO-EKONOMİK Mİ, SOSYO-POLİTİK NİTELİKTE Mİ?

İran’da 16 Kasım 2019 tarihinde başlayan kanlı protestolar, görünürde yakıt fiyatlarına inanılmaz oranda bir zam yapılmasıyla başlamış; fakat ayaklanmanın gidişatı zaman içerisinde salt sosyo-ekonomik nitelikten çıkarak, sosyo-politik boyutlara ulaşmıştır. Bu olay, ileride, İran’ın siyasi tarihinde ülkenin unutulmayacak en acı olaylardan biri sayılacaktır. İran İslam Devrimi’nden itibaren geçen 40 yıllık süreçte, çeşitli kurumsal veya etnik protestolar gerçekleşmiştir; ancak bu kez durum hiç olmadığı kadar farklıdır. Sadece 10 yıllık geçmişe bakılırsa, İran’daki popüler protestolar tarihinde 3 önemli olay dikkat çekmektedir.

Bunlardan en önemlisi, kuşkusuz, 2009 yılındaki seçimlerde Cumhurbaşkanı adayı olan Mir Hüseyin Musavi’yi destekleyen yaygın katılımlı halk gösterileridir. Seçimde oylara şike karıştırıldığı inancıyla ayaklanmış olan İran halkı ve özellikle Musevi yandaşları, diğer aday ve bir önceki Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’a karşı sokaklara dökülmüş; zamanla İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hameney’in Ahmedinejad’a verdiği siyasi destekten dolayı da protestolar mecrasından çıkarak rejim değişikliği talebine dönüşmüştür. Protestolarda onlarca kişi öldürülmüş ve yaralanmıştır. Birçok akademisyen, üniversite öğrencileri, gazeteci ve serbest çalışan insanlar Musavi’ye destek verdikleri gerekçesiyle tutuklanmış, bazı kişiler de göç etmek zorunda kalmışlardır. Bu olaylar nedeniyle hâlâ bazı kişiler hayatlarını demir parmaklıklar ardında geçiriyorlar. Dahası, Cumhurbaşkan adayı olan Mir Hüseyin Musavi ve eşi Zehra Rahneverd ile birlikte diğer adaylardan olan eski Meclis Başkanı Mehdi Kerrubi de ev hapsi yaşamaktadırlar. Bu olay, İran’ın siyasi tarihine “Yeşil Hareket” adıyla geçmiştir.

Rejime karşı ayaklanma olarak nitelendirilebilecek ikinci popüler protesto, 5 Ocak 2018 tarihinde gerçekleşmiştir. Protestolar, halkın talepleri yönünden haklı görünse de, İran’a düşman olan ülkelerin destek verdiği protestoların İslam Cumhuriyeti’ni devirmek isteyen bir yapıda olduğu ortaya çıkınca, ülke genelinde olaya bakış açısı değişmiştir. Protestocuların sloganlarının beklenmedik çizgiye ulaştığı ilk eylem olarak, 2018 İran protestoları İran siyasi tarihine geçmiştir.

İran siyasi tarihindeki üçüncü büyük olay olan 2019 İran protestoları ise, 16 Kasım 2019’da başlamıştır. İsyanların başlangıç noktası, İran’ın güneyinde yer alan ve petrol yataklarının bulunduğu Kuzistan (Huzistan) eyaletidir. Orada başlayan protestolar çok kısa sürede en az 100 şehre sızmış ve rejime karşı ulusal bir protesto hareketine dönüşmüştür. Bu olay, gerek protestoların derinliği, gerekse de zamanlaması açısından dikkat çekicidir. Zira İran’da vuku bulan isyanlar, hemen hemen Lübnan ve Irak’ta alevlenen isyanlarla aynı dönemde başlamıştır. Hepsinde aynı temel nitelikler vardır ve taleplerin temelinde yaşam koşullarına isyan etme özelliği göze çarpmaktadır. Ayrıca, ABD Dış İşleri Bakanı Mike Pompeo’nun bu olaylara değinerek, hepsinin aynı mahiyette olduğunu ve hepsinin özünde İran rejimine karşıtlık olduğunu söylemesi önemlidir.

Bu protestoların arkasındaki gerçekleri anlamak için, olayın sosyal ve politik yönlerine bilimsel açıdan bakmak gerekir. Gerek 2018’deki, gerekse de şimdiki protestolarda, İran’daki farklı toplum katmanlarında biriken öfkenin dışavurumu görülmektedir. 16 Kasım 2019 tarihinde başlayan ve devam eden protestolar, ekonomik olarak geliri düşen orta sınıfın tepkisinin bir sonucudur. Ancak son iki isyanın reformist kimliğiyle bilinen İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani döneminde yaşanması, doğal olarak halkın hayallerinin seçimlerde söz verilmiş vaatlerin gerçekleşmemesinden kaynaklandığını düşündürmektedir. Ayrıca, bu olaylar, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının işlevsel olduğunun da apaçık bir göstergesidir. Protestocuların söylediği sloganlara bakılınca; sanki şu andaki koşullardan bıktıkları ve geçmiş rejimin (Şahlık rejimi ve Rıza Pehlevi saltanatı) özlemini yaşadıkları anlaşılmaktadır. İşte bu sebeple, olayın sadece sosyo-ekonomik boyuttan anlamlandırılması doğru olmadığı gibi, sosyolojik ve politik yönleri ile birlikte ele alınması zaruridir. Elbette, protestoların yoğunluğu, yoğunluğundaki nitelikler ve ayaklanmanın nicelikleri de değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

16 Kasım 2019 olayları ile Ocak 2018’deki protestolar arasında bence ortak bir nokta da bulunuyor. Halkın geçmişten beri susturulmaya çalışılan taleplerine aldırmazlığın, sosyal hakların yoksunluğunun, demokrasi koşullarının yaşanmamasının ve en önemli işsizlik, enflasyon ve geçimsizlik durumlara karşı gelmenin tezahürü bunlar. Ancak bu defa protestocular arasında net ve açık bir ideolojik kapsam ve siyasi görünüm de göze çarpıyordu. Siyasi görünüm almış olan protestoların şimdilik yetersiz ve kısır kalması ise, henüz İran’ın içerisinde veya dışarısında nitelikli ve güvenilir bir alternatif liderin olmayışından kaynaklanmaktadır. Ayrıca, isyancıların sloganlarının demokrasiden uzak olan eski Şahlık rejimini desteklemesi, insanların mevcut şartlardan yıprandığını ve devrime yönelik pişmanlık hissettiklerini düşündürmektedir. Ayrıca son yaşanmış olan protestoları bir önceki ile kıyasladığımızda; bu defa her iki tarafın da şiddete başvurması  dikkat çekicidir. Bankaların, halka açık yerlerin, devlet mallarının ve hatta sıradan insanların zarar görmesini umursamamak tavrına ve AVM’lerin yağmalanması olaylarına bakıldığında, şiddetin yaygınlaştığı anlaşılmaktadır. Olaylarla ilgili olarak Uluslararası Af Örgütü tarafından iddia edilen ölü sayısı 300’ün üstüyken, bazı haber bültenleri ve gözlemciler de ölüm sayısını 161 olarak açıklamışlardır. Buna rağmen, resmi devlet kaynakları ölülerin saysının ne oranda olduğunu açıklamamaktadır; fakat 4.000’den fazla tutuklu olduğu bir gerçektir.

Sonuç olarak, İran’da yaşanan olayların iç yüzünde ideolojik yaklaşımdan ziyade ekonomik talepler tetikleyici görünüyor; fakat bu defa siyasi taleplerin de gündeme gelmeye başlaması önemli bir unsur. Şu bir gerçektir ki, İran’da rejim eski gücünde değildir; ancak güçlü ve güvenilir bir alternatif lider olmaması nedeniyle, bu olayların rejim değişikliğine varması mümkün gözükmemektedir.

 

Prof. Dr. Ghadir GOLKARIAN

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.