DR. HACI MEHMET BOYRAZ MÜLAKATI: AVRUPA’DA AŞIRI SAĞ – MACARİSTAN VE YUNANİSTAN ÖRNEKLERİ

upa-admin 01 Mart 2023 1.632 Okunma 0
DR. HACI MEHMET BOYRAZ MÜLAKATI: AVRUPA’DA AŞIRI SAĞ – MACARİSTAN VE YUNANİSTAN ÖRNEKLERİ

Dr. Hacı Mehmet Boyraz 1993’te İzmir’de doğdu. 2016’da Uluslararası İlişkiler (ana dal) ile Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi (çift ana dal) bölümlerinden birincilikle mezun oldu. İki yıl sonra Türk-Alman Üniversitesi Avrupa ve Uluslararası İlişkiler programında yüksek lisansını tamamladı. 2020’de başladığı Anadolu Üniversitesi Medya ve İletişim ön lisans programını bir yıl sonra başarıyla tamamladı. Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde hazırladığı tezini 2022’de başarıyla savunarak doktorasını aldı. Araştırma konuları arasında Avrupa Birliği, Avrupa’da aşırı sağ oluşumlar, göç-güvenlik ilişkisi, İngiltere’nin güncel iç ve dış politikası, Kıbrıs Sorunu, Türk Dış Politikası ve Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri yer alıyor.

Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz: Hacı bey, hoşgeldiniz. Öncelikle bizleri kırmayıp mülakat teklifimizi kabul ettiğiniz için UPA ailesi olarak size çok teşekkür ederiz. Yeni kitabınız da hayırlı olsun. Kitabınız kapsamında Avrupa’da göç, güvenlik ve aşırı sağ konularını kaleme aldınız. Dilerseniz teorik bir soruyla başlayalım; sizin araştırmalarınız doğrultusunda, Avrupa genelinde aşırı sağ partilerin yükselişini hangi kuramlarla açıklayabiliriz?

Dr. Hacı Mehmet Boyraz: Meseleye önce teorik açıdan yaklaşmanız önemli. Zira Türkiye’de aşırı sağ ile ilgili yapılan çalışmalarda teorik zemine çok fazla önem verilmiyor. Mesele sıklıkla popüler bir yaklaşımla inceleniyor. Ancak Türkiye’de aşırı sağ ile ilgili yazı kaleme alan araştırmacılar, farkında olmadan aşırı sağ ile ilgili bir teorik çerçeveden hareket ediyorlar. Mesela aşırı sağın yükselişini ekonomik kriz ya da göçmen sayılarındaki artış ekseninde yorumlayanların görüşleri, genelde bir talep yönlü açıklama olarak “Krizler ve Tepki Verme” yaklaşımına dayanıyor.

Doğrudan sorunuza gelirsek, aslında aşırı sağın yükselişine dair kuramsal yaklaşımları yüksek lisans ve doktora tezlerimde epey araştırdım. Bu soruya doktora tezim için hazırladığım bir şekille cevap vermek istiyorum. Sizinle paylaştığım şekli incelerseniz, aşırı sağ ile ilgili açıklamaların temelde ikiye ayrıldığını görüyoruz: arz ve talep yönlü açıklamalar. Bunlardan talep yönlü olanlar aşırı sağ seçmeni merkeze alıyor. Arz yönlü olanlarsa aşırı sağ partileri temel alıyor. Arz yönlü olanlar da kendi içinde dâhili ve harici olmak üzere ikiye ayrılıyor. Bu açıklamaların her biri aşırı sağın yükselişini kendi zaviyesinden anlamlandırıyor.

Benim naçizane görüşüm, aşırı sağın yükselişini anlamaya çalışırken evvela bunların hepsini dikkate almak lazım. Daha sonra, vaka odaklı çalışmalarda illa ki bu açıklamalardan bir kısmı ön plana çıkıyor. Ama kritik bir mesele olarak belirtmem lazım ki, tıpkı ekonomide olduğu gibi, burada da talep ve arz arasında uyum olması lazım. Yani arz var talep yoksa bir aşırı sağ partinin başarılı olması mümkün değil. Ya da bir ülkede seçmen nezdinde aşırı sağa yönelik güçlü bir talep var ama aşırı sağ partiler bu talebe yeteri kadar karşılık veremiyorsa başarılı olamazlar. Son seçimlerde İtalya’da olduğu gibi güçlü bir arz ve talep oldu mu, işte o zaman aşırı sağ partilerin iktidara gelme ihtimali artıyor.

Konuyu biraz daha somutlaştırmak için mesela ben yüksek lisans tezimde İngiltere’de aşırı sağı çalıştım. Ama gördüm ki, İngiltere’de aşırı sağın güçlenmesini engelleyen sebepler genellikle harici arz yönlü açıklamalarla ilgili. Mesela ülkenin siyasi ve toplumsal kültürü aşırı sağa müsait değil, ya da diğer partiler aşırı sağı dışlamış. Doktorada ise Macaristan ve Yunanistan’daki aşırı sağ partileri inceledim. Burada gördüm ki, her iki ülkenin siyasi ve toplumsal kültürü aşırı sağın yükselişine müsait. Dahası, her iki ülkedeki aşırı sağ partiler kurumsallaşmış ve güçlü birer karizmatik lidere sahip. Aynı şekilde, gerek Yunan, gerekse Macar toplumu, karşı karşıya oldukları sosyal ve siyasi krizlere tepki vermek için aşırı sağa yönelmiş. Kısacası, aşırı sağın yükselişiyle ilgili tek bir açıklama yok. Açıklamalar sabit olsa da, uygulanmaları ülkelere, seçimlere, zamana ve partilere göre değişiyor.

Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz: Göç konusuna gelirsek, Avrupa’da göç meselesi açılınca siyasi partiler ve göç karşıtı sivil toplum örgütlerinin en çok vurguladığı ve politik/ekonomik/toplumsal anlamda koz olarak kullandığı kavramlardan birisi de güvenlik. Siz, Avrupa genelindeki göç ve güvenlik ilişkisini nasıl açıklıyorsunuz?

Dr. Hacı Mehmet Boyraz: İlk tespitlerinizde haklısınız. Avrupa ülkelerinde özellikle milenyum çağıyla birlikte göç denildi mi, hemen ardından güvenlik ya da güvenlikle ilintili bir kavrama başvuruluyor. Bu, aslında bize gösteriyor ki, Avrupa ülkelerinde göçün güvenlik meselesi haline dönüşmesi yani göçün güvenlikleştirilmesi noktasında geniş kapsamlı bir taban var. Yani Avrupa ülkeleri göçü insani bir konu olarak ele almak yerine, “mesele” olarak gördükleri için göçmenleri amiyane tabirle “kapı dışarı etmek” istiyorlar. Bunu yapabilmeleri içinse meseleyi güvenlikleştirmeleri ve göçmenleri adeta korku unsuru haline getirmeleri lazım.

Bu noktada teorik bir yaklaşımla şunu ifade etmemiz lazım ki, göç meselesi güvenlikleştirilirken 4 temel temadan istifade edilir. Bunlar; ulusal güvenlik, iç güvenlik, kültürel güvenlik ve ekonomi güvenliği temalarıdır. Mesela söylem itibariyle bir Fransız siyasetçi “Göçmenler Fransa’nın bütünlüğünü tehdit ediyor” dediğinde, aslında göçü bir ulusal güvenlik sorunu olarak ele almış oluyor. Ya da Almanya’daki aşırı sağcı AfD’ye mensup bir seçmen “Müslüman göçmenler bizim Hıristiyan Avrupa kültürümüzün parçası değil” dediğinde, göçü bir kültürel güvenlik meselesi olarak yorumlamış oluyor. Özetle, Avrupa özelinde göçün güvenlik meselesi olarak görülmesi ve buna dair söylemlerin kabul görmesi, aslında göçmenlerin “kapı dışarı edilmesi” yolunda işlevsel bir araçtır.

Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz: Özellikle Arap Baharı’ndan sonra Suriyeli sığınmacılara yönelik Macaristan’da sert bir anti-göçmen politikası uygulandı. Macaristan Başbakanı Viktor Orban, göç konusunda ne kadar tavizsiz bir lider olduğunu dünya kamuoyuna gösterdi. Özellikle 2015 sonrasında Macaristan’ın göçe karşı duruşunu ve politikalarını nasıl görüyorsunuz?

Dr. Hacı Mehmet Boyraz: Benim doktora tezimde incelediğim iki ülkeden biri Macaristan’dı. Belirttiğiniz gibi, Orban liderliğindeki sağ hükümet, Macaristan’a tek bir göçmen sokmamak için çok sert bir politika izledi. 2015 ve sonrasında ülkede göçün güvenlikleştirilmesine yönelik siyasetin başat aktörü Orban hükümeti, yardımcı aktörü aşırı sağcı Jobbik oldu. Göçmenlerle ilgili hükümet ve Jobbik arasında söylem itibariyle müthiş bir uyum ortaya çıktı. Öyle ki, hükümet ile Jobbik arasında öylesine güçlü bir bağ oluştu ki, Jobbik lideri Gabor Vona’nın yardımcısı Marton Gyöngyösi, -ironik şekilde- “Orban veya Vona, Vona veya Orban bugünlerde kimin kim olduğunu bilmek zor!” açıklamasında bulundu. Dahası, hem hükümet, hem Jobbik, az önce bahsettiğim güvenlik temalarının hepsinden istifade etti ve benzer göç karşıtı söylemlere başvurdu. Bu sayede göçü engellemeye yönelik alınan kararların uygulanması daha kolay hale geldi.

2015-2019 arasındaki süreci temel aldığımızda Macaristan’ın göçe karşı aldığı ve uyguladığı kararlar arasında şu örneklerin göze çarptığını söyleyebiliriz:

  • Ülkeye iltica talebinde bulunan kişilerin yüksek sayısına karşılık sadece küçük bir kısmı uluslararası koruma altına alındı.
  • Sırbistan sınırına tel duvar örüldü.
  • Sırbistan’la sınır bölgelerinde olağanüstü hal ilan edildi.
  • Düzensiz göçle mücadele amacıyla sınır bölgeleri için ilan edilen olağanüstü hal uygulaması tüm ülkeyi kapsayacak şekilde yeniden düzenlendi.
  • Sınırdan yasa dışı geçişler için uygulanan cezalar ağırlaştırıldı.
  • Dahası, Macaristan gibi Avrupa Birliği üyesi olan Hırvatistan ile sınır hattının bir kısmına tel duvar örüldü.
  • Göçmenlerin sığınma haklarını kısıtlamak için günlük başvuru kotası konuldu.
  • Avrupa Birliği’nin ortak göç politikası kapsamında geliştirdiği ve AB ülkelerine iltica başvurularının, Birliğe ilk giriş yapılan ülkeye yapılmasını öngören Dublin düzenlemeleri askıya alındı.
  • Göçmenlerin Avrupa Birliği genelinde dengeli dağıtılması için belirlenen kota uygulamasına karşı çıkıldı ve uygulama bir yıl sonra referanduma sunuldu.
  • 2016’da kabul edilen yeni iltica yasasıyla uluslararası hukuk normlarına aykırı şekilde Macar polisine Sırbistan ya da Hırvatistan’la sınır hattının 8 km yakınında yakalanan göçmenleri geri gönderme (yani geri itme) imkânı verildi.
  • 2018’de sığınmacıların ülkeye yerleştirilmesini yasaklayan ve kamuoyunda “Soros’u Durdur” adıyla bilinen yasa tasarısı mecliste kabul edildi. Macaristan, aynı yıl Birleşmiş Milletler’in küresel çapta göçmenlerin güvenliğini sağlama amacıyla başlattığı Güvenli, Düzenli ve Kurallı Göç için Küresel Pakta taraf olmadı.

Bu örnekleri artırmak mümkün. Ancak sadece bunlar bile Macaristan’ın tek bir göçmen almamak için adeta “canla başla” direndiğini gösteriyor. Nitekim bundan dolayı, Macaristan, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler başta olmak üzere birçok uluslararası kuruluşla karşı karşıya gelmeyi göze aldı. Her halükarda, alınan güvenlik önlemleri neticesinde 2015’te 177.135 göçmen Macaristan’a giriş yapmışken, bu sayı 2016’da 29.432, 2017’de 3.397, 2018’de 671 ve 2019’da 500’e düştü. Dolayısıyla, Macaristan’da göçün güvenlikleştirilmesine yönelik izlenen siyasetin büyük oranda başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz: Son olarak Yunanistan cephesine baktığımızda, bu ülkede de son yıllarda göç konusunun güvenlikleştirildiğini, bilhassa Altın Şafak gibi aşırı sağ kanadın güvenlikleştirme siyasetine öncülük yaptığını görüyoruz. Altın Şafak partisini merkeze alarak Yunanistan’da 2011 sonrasından günümüze kadar izlenen göç karşıtı politikaları anlatır mısınız?

Dr. Hacı Mehmet Boyraz: Aslında 2010 sonrasında Avrupa’da göçün güvenlikleştirilmesine öncülük eden ülkelerin başında Yunanistan geliyor. Malum İzmir ve civarından Yunan adalarına geçmek çok zor değil. Ayrıca, Yunanistan, Avrupa Birliği üyesi ve Schengen’e dâhil. Bunlardan ötürü, göçmenler, Avrupa’nın iç kısımlarında ulaşmak için Yunanistan’a ister istemez yoğun ilgi gösteriyor. Nitekim sadece 2015’te Yunanistan’a 860 bin göçmenin ulaştığını hatırlamak lazım.

Yunanistan ise, bir “göç ülkesi” haline gelmemek için 1990’lardan beri göç karşıtı politikalar izliyor. 2010’lu yıllarda bu politikaların sertliği hayli artmış durumda. Öyle ki, Yunanistan ve göç denildiğinde çoğumuzun aklına Yunan güvenlik güçlerinin denizde ölüme terk ettiği ve Türk güvenlik güçlerinin kurtardığı masum göçmenler geliyor. Yunanistan’ın bu konudaki sicili ne yazık ki çok kabarık.

Öte yandan, Yunanistan’da siyasi yapının istikrarsızlık üretmesinden ötürü sık sık hükümetin değiştiğini unutmamak lazım. Nitekim Yunanistan, 2011 ve sonrasında geniş kapsamlı göç krizini tecrübe ederken sekiz farklı hükümet tarafından yönetilmiştir. Buna rağmen, hükümetlerin hepsi sağ ya da sol olması fark etmeksizin düzensiz göçü engellemeye yönelik sert ve birbirini tamamlar nitelikte uygulamalara imza atmıştır. İstisna olarak görülen SYRIZA liderliğindeki sol koalisyon hükümet bile, önceki hükümetlerin göç karşıtı politikalarını devam ettirerek göçün güvenlikleştirilmesine destek vermiştir.

Yunanistan’a iltica talebinde bulunan kişilerin yüksek sayısına karşılık çok az sayıda kişinin uluslararası koruma altına alınması ya da Yunanistan’a sığınmak isteyen göçmenlerin sık sık şiddet eylemlerine maruz kalması ve Türkiye’ye geri itilmesi, 2011 ve sonrasında Yunanistan’da göçün yüksek düzeyde güvenlikleştirilmesinin temel sonuçları arasında yer alıyor.

Yunanistan’daki aşırı sağcı Altın Şafak partisi ise bu süreçte inanılmaz güçlü bir rol oynadı. Tamamen Nazi ideolojisini taşıyan parti, sadece göçmenleri değil, yabancı olarak gördüğü tüm kesimlere karşı şiddet uyguladı. Ancak zamanla terör faaliyetleriyle anılır olmasından ötürü, Yunanistan Temyiz Mahkemesi tarafından Ekim 2020’de kapatıldı. Yine de, ürettiği söylemler itibariyle Yunanistan’da görev yapan hükümetleri etkisi altına aldı ve hükümetlerin göç karşıtı politika izlemesinde etkili oldu. Bu sayede göç karşıtı kararların alınmasını ve uygulanmasını kolaylaştırdı. Yani Macaristan’da olduğu gibi, Yunanistan’da da aşırı sağın etkili olduğu güvenlikleştirme süreci neticesinde “başarılı” bir göç karşıtı politika izlendi.

Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz: Hacı bey, bu güzel sohbet için size teşekkür ediyor ve akademik hayatınızda başarılar diliyorum.

Yazarın Avrupa’da Göç, Güvenlik ve Aşırı Sağ adlı kitabını popüler kitap sitelerinden satın alabilirsiniz.

Röportaj: Doç. Dr. Eren Alper YILMAZ

Tarih: 01.03.2023

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.