KOSOVA-SIRBİSTAN GERGİNLİĞİ

upa-admin 06 Haziran 2023 1.378 Okunma 0
KOSOVA-SIRBİSTAN GERGİNLİĞİ

Giriş

Sovyetler Birliği’nn dağılmasından sonra dünyada ideolojik çatışmaların sona ereceği ve istikrarlı bir dünya düzeninin inşa edileceğine yönelik bir anlayış Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler literatüründe hâkim olmuştur. Özellikle de Francis Fukuyama’nın ortaya koyduğu “Tarihin Sonu” tezi, bu anlayışta önemli bir rehber olmuştur. Ancak Soğuk Savaş sonrası dönemde dış politikada yaşanan değişimler sonucunda, giderek ideolojik çatışmaların yerini almaya başlayan ve dünyada pekçok farklı bölgede artan etnik milliyetçilik olgusu, hibrit güvenlik kaygıları ile yeni güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. Devletlerin kendi politikalarının benimsenmesi yönünde aldığı tek taraflı karar ve uygulamalar, bölge istikrarını ve mevcut düzeni olumsuz yönde etkilemiştir. Devlet merkezli tehdit unsurunun ortadan kalkması ile devletlerin düşmanlarını direkt olarak tanımlayamadığı yeni bir döneme geçiş yapılmıştır.

Batı Balkanlar, oldukça heterojen bir bölgedir. Tarihsel arka planda farklı dil, din ve kültürün yanı sıra karmaşık bir sosyal dokuya sahip bir bölgedir. Batı Balkanlar’ın önemli bir ülkesi olan Sırbistan, uluslararası sistemdeki değişikliklere güçlükle uyum sağlayan bir ülke olmuştur. Bölgedeki kalıcı dönüşümler için istikrar, demokrasi ve ekonomik kalkınmanın teşvik edilmesi ilk öncelikler arasında yer almıştır. Avrupalılaşma yönünde her devlet farklı bir yol izlemiştir. Günümüzde, Sırbistan ile Kosova arasındaki çatışmanın yeniden alevlenmesinin nedenlerini anlamamız için Sırp milliyetçiliğini ve ya Belgrad yönetiminin uzun yıllardır ileri sürdüğü Büyük Sırbistan idealini anlamamız gerekmektedir.

Sırp Milliyetçiliğinin Bölgede Artan Etkisi

Sırbistan’ın ulusal kimlik sorunu, uyguladığı iç siyaseti ve milli kimlik kavramlarının dış politikada artan etkisi Avrupa Birliği (AB) değerleri ile çoğu kez çatışmış ve katılım müzakerelerinde önemli bir sorun teşkil etmiştir. Sırbistan’ın ulusal kimlik sorunlarını çözmesi, insan haklarına yönelik atacağı olumlu adımlar ve sosyal uyumu teşvik etme yeteneği Sırbistan’ın uluslararası prestijine olumlu yönde katkı sağlayacaktır. Fakat, Sırp politikalarının uygunluk mantığından ziyade rasyonellik mantığı çerçevesinde ilerlemesi, AB politikalarının ve ya Avrupa kimliğinin toplum tarafından gözardı edilmesine yol açmıştır.

Tarihsel çerçeveden bakacak olacak, Yugoslavya lideri Joseph Tito’nun 1963 ve 1974 anayasasında, her devlete kendi kimlik, dil ve dinini seçme hakkını vermesi sonucunda devletler kendi kaderini tayin etme imkanı sağlamıştır. Sırp elitlerin kimlik temelli yaklaşımı, politika yapıcılarının rasyonel bir dış politika yürütmeleri, Sırp milliyetçiliğinin eğitimde ve siyasette artan önemi diğer kimliklerin ötekileştirilmesine yol açmıştır. Sırbistan, Yugoslavya’da yurttaşlık haklarını garanti eden muhalif ülkelerden biri olurken, bu anayasadan siyasi ve kurumsal öncelikler kazanan bir ülke olmuştur. Yugoslavya’da milliyetçilik zayıflarken, Sırbistan gibi kurucu ulusların milliyetçiliği güçlenmiştir.[1] Kendi kaderini tayin etme hakkı, Sırbistan’a da dış politikada kendi kararlarını alması için bir fırsat sağlamıştır. Bu anayasal değişiklik, devletlerin dışadönüklükten çok müdahaleci aktörler olarak hareket etmelerine yardımcı olmuştur. Sırp siyasi seçkinleri, milliyetçilik ve modern çağda ülkenin ulusal kimliğinin şekillendirilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Özellikle Sırp lideri Slobodan Miloseviç’in Kosova’daki Sırp azınlık nüfusa yönelik artan teşvik ve destek politikaları, Sırp güvenlik güçlerini bölgeye konumlandırması Kosova’daki çatışmanın alevlenmesine yol açmıştır.Örneğin, Büyük Sırbistan kurma hayali/ideali ile harekete geçen Miloşeviç ve yandaşları, Hırvatistan’dan büyük parçalar koparmayı (yaklaşık yüzde 35-40), Bosna-Hersek’in dörtte üçünü almayı, Kosova’da büyük çaplı bir etnik temizlik gerçekleştirerek bölgeyi ellerinde tutmayı ve Makedonya’yı da kontrolleri altına almayı amaçlıyorlardı.[2] Nitekim Sırp entellektüellerinin ve ya devlet adamlarının artan milliyetçi söylemleri bu yıllarda hız kazanmaya devam etmiştir.

1992-1995 yıllarında yaklaşık 3 yıl süren Bosna Savaşı sonrasında, Batılı güçlerin müdahil olduğu bir diğer bölge ise Kosova olmuştur. Sırpların  Kosova’daki etnik gruplara karşı artan zulümleri, Sırp milliyetçilik duygusunun yükselişi ve bölge üzerinde artan kontrol arzuları sıcak çatışmaya dönüşmüştür. Kosova Sorunu, 1999 yılında NATO’nun havadan müdahalesi sonucunda çözüme kavuşmuştur. Nüfusun çoğunluğunu etnik Arnavutların oluşturduğu Kosova, 2008 yılında Sırbistan’dan bağımsızlığını tek taraflı ilan eden bir ülke olmuştur. NATO’nun bölge üzerinde artan etkisi Miloseviç’e daha fazla güç kazandırırken, medya üzerinden kısıtlamaların artmasına, hükümet karşıtı B-92 radyo istasyonlarının kapatılmasına ve Batı karşıtlığının daha fazla teşvik edilmesine yol açmıştır. Sırpların Kosova’nın bağımsızsızlığını tanımayarak bölge üzerinde gerilimi arttırmaya yönelik girişimlerde daha önce bulunduğu hafızlarda yerini almaktadır. Kosova’da NATO görev gücü olarak görev yapan KFOR’un bölge güvenliği için faaliyetlerine devam etmesi ve aynı zamanda bağımsızlığının Batılı devletler tarafından tanınması Sırp milliyetçiliğinin alevlenmesine ve Belgrad’ın Moskova’ya daha fazla yakınlaşmasına yol açmaktadır. Miloseviç rejiminin 2000 yılında devrilmesinden bu yana, Sırp siyasi elitleri daha mesafeli adımlar atmaya başlamış, Batı’ya yönelik politikalarında revizyonist bir dış politika benimsemeye başlamıştır.

Sırbistan’ın AB süreci

Batı Balkan ülkelerinin AB ile bütünleşme yönünde attığı olumlu adımlar karşısında Sırbistan uluslararası arenada yalnız bırakılmaya çalışılmıştır.[3] Uluslararası güçler tarafından tecrit edildiğini hisseden Sırbistan, AB ile uzlaşmanın ve bütünleşmenin önemine daha fazla vurgu yapmaya başlamıştır. Sırp hükümetinin gönüllü teslim politikasını inşa etmesi sonucunda, AB, Sırbistan’a yönelik yaptırımları kaldırma kararı almış, devletin yeniden inşasına yönelik ekonomik kalkınma paketleri sağlamıştır. Özellikle 2000’li yılların başında itibaren Avrupa Birliği daha somut adımlar atmaya başlamış, Sırp milliyetçiliğinin yeniden yükselişe geçtiği bu dönemde bölge devletleri de Avrupa Birliği (AB) ile iş birliğine daha fazla yönelmeye başlamışlardır. 2006 yılında bağımsızlığını ilan eden Sırbistan, 2007 yılında AB ile İstikrar ve Ortaklık Anlaşması imzalamıştır. 2 Aralık 2009 tarihinde AB üyeliği için başvuru yapan Sırbistan, 1 Mart 2012 tarihinde adaylık statüsünü kazanmıştır. Bununla birlikte, Avrupa Komisyonu müzakerelerin başlayabilmesi için Sırbistan’ın tanımadığı Kosova ile ilişkilerini normalleştirmesini ve AB arabuluculuğunda yürütülen Belgrad-Priştine Diyaloğu’nda ilerleme kaydedilmesini şart koşmuştur.[4]

2013 tarihinde Sırbistan ile katılım müzakerelerine başlanmasına karar verilmiş, 2014 tarihinde yapılan Hükümetlerarası Katılım Konferansı ile müzakere süreci resmen başlamıştır. Sırbistan, NATO üyesi olmayıp, 14 Aralık 2006’dan beri Barış İçin Ortaklık Programı’na dahil olan bir ülkedir. AB aday ülkesi olan Sırbistan, 2011 yılında Kosova ve Karadağ ile Başkanlık düzeyinde müzakereleri başlatmıştır.[5] 2013 yılında ise, Sırbistan ve Kosova ile ilişkilerini normalleştirmek ve iyileştirmek için bir anlaşmaya varmış, Kosova’da Aralık ayında AB üyesi olmak için başvuruda bulunmuştur. Her iki ülke de AB üyesi olma yönünde Batı ile paralel bir dış politika yürütse de, milliyetçilik kavramının dış politikada artan etkisi, dış güçlerin karar mekanizmasında oynadığı rol ve ulusal çıkar kavramının artan önemi devletlerarasındaki çatışmaların hız kazanmasına yol açmaktadır.

Kosova-Sırbistan İlişkileri  

Kosova, Sırbistan’dan bağımsızlığını ilan eden bir devlet olsa da, Sırbistan tarafından bağımsızlığı hala tanınmamaktadır. 1998-1999 yılları arasında yaklaşık 10.000’den fazla can kaybına yol açan Kosova Savaşı’nın yeniden başlaması, Sırp milliyetçiliğinin yeniden alevlendiği yönünde varsayımları güçlendirmektedir. İki ülke arasındaki ilişkiler stabil hala gelse de, gerginlik hiçbir zaman son bulmamıştır. Kosova’nın bağımsızlığını tanımayan Sırbistan, Kosova’yı hala kendi toprak parçası olarak görmeye devam etmektedir. Rusya ve Çin ise, Sırbistan’ın yanında yer almakta ve Kosova’nın bağımsızlığını reddetmektedir.

Kosova’da yeniden alevlenen bu çatışmanın arka planı çok eskiye dayanmaktadır. Kosova’yı kendi toprağı olarak gören Sırbistan, bölge üzerindeki revizyonist faaliyetlerine devam etmektedir. Kasım 2022’de idari personel, hakimler ve polis memurları da dahil olmak üzere bölgedeki Sırp yetkililerin toplu istifasının ardından, Sırplar, bölgede yapılan yerel seçimleri boykot etti. Boykot üzerine katılım düşük olmasına rağmen seçilen etnik Arnavut Belediye Başkanları Kosova çevik kuvvet polisinin desteğiyle makamlarına yerleşmek istedi. Seçim sonuçlarını kabul etmeyen Sırplar ise, yeni Belediye Başkanlarının binaya girmelerini engellediler ve çıkan gerginlik üzerine polisler Sırpları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandı.[6] Kosova’nın kuzeyinde devam eden olaylar, sınırlarda protestocuların artan eylemleri ve artan kırkıtıcı eylemler iki ülkeyi yeniden karşı karşıya getirmiştir. NATO, bölgede yeniden istikrarın sağlanması 3.770 kişilik bir NATO misyonunu devreye sokmuştur. 50’den fazla Sırp ile 30 NATO askeri yaralanmıştır. Batılı ülkeler ile Rusya arasındaki gerginlikte önemli rol oynamaktadır.

Rusya ve Çin, NATO’nun bölgede artan faaliyetlerini eleştirel bir bakış açısıyla takip etmekte, devletlerin egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygılı olmaları konusunda çağrıda bulunmaktadır. Slav milliyetçiliğin artan etkisiyle, Rusya, Sırbistan’a yönelik desteğini devam ettirmektedir. Rusya, Balkan haklarının Slav kökenli olmasını bölgede önemli bir araç olarak kullanmaktadır. AB’nin aday ülkesi olan Sırbistan, Kosova içinde yaşanan sorunlar karşısında NATO güçleri ile karşı karşıya gelirken, Rusya’nın desteği ile çatışma potansiyelini arttırmaktadır. Rusya ile AB ikilemi arasında kalan Sırbistan’ın geleceği, Kosova’da alacağı kararlar çerçevesinde yeni bir ivme kazanacaktır.

Sonuç

Sırbistan’ın Kosova’ya yönelik müdahalesinin devam etmesi NATO ile çatışmanın sürmesine, Batılı güçler üzerinde sahip olduğu olumlu imajı kaybetmesine ve AB üyeliğinin geleceğinin belirsizleşmesine yol açmaktadır. Moskova’nın ilişkileri yakından takip etmesi Rusya’nın bölgede etkisini artmasını sağlarken, Batı ile Rusya’yı yeniden karşı karşıya getirmektedir. Batı Avrupa’da Rusya’nın varlığının yeniden hissedilmesi, bölge ülkeleri üzerinde güvensizlik sorununu yaratmaktadır. Belgrad’ın AB üyesi olma yönündeki hedefi bu kadar şeffaf iken, Rusya desteğini her daim arkasında hissetmesi de başarılı bir denge politikası uyguladığını ortaya koymaktadır. Sırbistan’ın AB üyeliği kapsamında Batı ile ilişkilerini sürdürmesi ulusal çıkarlar ekseninde rasyonel dış politikanın varlığını ortaya koyarken, Rusya ile ilişkilerini devam ettirmesi de çok yönlü ve çok boyutlu bir dış politika anlayışının varlığını ön plana çıkarmaktadır. Uluslararası zeminde ise, Batı Balkanlar’ın iki önemli ülkesi olan Sırbistan ve Kosova’nın demokratik, insan hakları ve meşru yönetim algısını geliştirmesi, çatışma yerine barışçıl politikalar benimsemesi ve ortak fayda anlayışı ekseninde hareket etmeleri AB üyelik süreçlerine önemli katkı sağlayacaktır. Avrupa ülkelerinin her iki aday ülke için oynayacağı yapıcı ve müzakereci rol bu çerçevede çok önemlidir.

Sırbistan, gerek Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Rusya’ya yönelik yaptırımları uygulama noktasında Batı tarafından baskı altında tutulması, gerekse de Kosova bölgesinde NATO güçleri tarafından  yıldırma stratejileri uygulanması bağlamında bir tercih yapmaya zorlanmaktadır. Sırbistan, her ne kadar dış politikada otonom hareket etmek isteyen bir devlet olsa da, Moskova’ya yönelik yaptırım uygulamalarını harekete geçirme yönünde artan baskı, AB koşulluluk ve uyum politikalarını eşgüdümlü olarak takip etme yönünde artan talep ve Batılı güçlerin bölgede artan müdahaleleri  bu durumu zorlaştırmaktadır. Sırbistan dış politikasında AB’nin artan etkisi, yakın gelecekte Sırbistan’ın Rusya ve AB arasında yürüttüğü dengeli dış politikanın son bulmasına yol açacaktır.

Dr. Seda Gözde TOKATLI

 

KAYNAKÇA

 

DİPNOTLAR

[1] Jovic, 2001, s.105.

[2] https://www.indyturk.com/node/537806/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/kosova-s%C4%B1rbistan-gerilimi-ve-t%C3%BCrkiye.

[3] Subotic, 2010, s. 614.

[4] https://www.ab.gov.tr/sirbistan_49043.html.

[5] Sebastian, 2010, s. 47.

[6] https://tr.euronews.com/2023/05/30/kosova-ile-sirbistan-arasinda-savas-endisesi-gerilim-neden-suruyor.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.