2009’DAN 2013’E YEŞİL HAREKET’İN YOLCULUĞU

upa-admin 01 Temmuz 2013 2.816 Okunma 0
2009’DAN 2013’E YEŞİL HAREKET’İN YOLCULUĞU

Yıl: 2009. İran, Cumhuriyet tarihinin en şiddetli patlamalarıyla sarsılıyor. Caddelere akan yüz binlerce insan Ahmedinejad’a meydan okuyor. Haziran 2009 seçimlerinin sonuçlarını kabul etmeyen İranlılar diğer reformist talepleriyle birlikte uluslararası boyutta ses getiriyor. İslam Devrimi’nden sonraki en güçlü hareket olarak görülmesi sebebiyle, yeni bir devrimin ayak sesleri duyuluyor. Fakat bu kitlesel eylem aniden oluşan bir hareket midir? Bu hareketin dinamikleri nelerdir? En önemlisi 2009’dan 2013’e bu hareket nasıl bir evrim geçirmiştir?

Cumhurbaşkanı Rafsancani’nin açılım politikalarıyla 1990’ların başında reformizmle tanışan Cumhuriyet sonrası İran, Hatemi’nin iktidarında daha kapsamlı reformist iklimde hayat buldu. Artık reformun mümkün olabildiğini gören İranlılar kendi kimliksel taleplerini ve ihtiyaçlarını dile getirmeye başladılar. Dolayısıyla, farklı gruplar çeşitli reformlar sayesinde imrendikleri ülkelerdeki standartlara ulaşmayı hedeflediler. Rafsancani’nin ve Hatemi’nin ikişer dönemlik hükümetlerinde tatmin olmadan Ahmedinejad’ın vaatlerine inanan İranlılar ise seçimden sonra büyük bir hayal kırıklığıyla yüzleştiler. Ahmedinejad’ın 2005-2009 arasındaki ilk dönem çalkantıları 2009’daki Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar sindirildi, ancak seçim arifesinde doruk noktasına ulaştı. Reformist toplum amaçlarından vazgeçmez gibi görünüyor, adayları olan Musavi’yi hararetle destekliyor ve yılların birikimini geri dönülmez bir yola girercesine savunuyordu. Başka bir ifadeyle, Yeşil Hareket’in 2009 eylemleri aniden oluşmadı, önceki yıllarda filizlenen reform çabalarının nihayet 2009’da yoğunlaşması ve uluslararası alana yansımasıydı.

Peki bu hareketin dinamikleri nelerdir? Yeşil Hareket söz konusu olduğunda karşımıza çıkan pek çok fikirsel ayrılık gibi bu alanda da farklı görüşler hakimdir. Bir taraftan yeşil renk reformizmin ve muhalefetin (sadece siyasette değil, aynı zamanda toplumu ilgilendiren pek çok aktivitede) kullandığı ortak bir sembol olmuştur. Diğer taraftan yeşil, İslam’ın rengi olarak tanıtılmıştır. Fakat İslam’ın üstünlüğünü reddeden pek çok reformist varken bu sembolü öne çıkarmak oldukça çelişkilidir. Yeşil Hareket’in özellikle vurguladığı diğer bir nokta ise değişim isteğidir. 2009 seçimlerinin ardından olumlu bir değişim beklerken, Ahmedinejad’ın yeniden seçilişinin ilanı bir kırılma noktası olmuştur ve milyonlarca İranlı bu sonucu kabul etmemiştir. Değişim umudu farklı grupları Yeşil Hareket çatısı altında birleştirirken, bu birleşim kitlesel bir hareket meydana getirmiştir. Geniş bir yelpazede yer alan gençler, kadınlar, LGBT üyeleri, ötekileştirilen gruplar, eski devrimciler, dini ve etnik azınlıklar ortak zeminde buluşmuşlardır. Birbirine uzak gibi görünen grupların ortak muhalefetini sağlayan başlıca nedenlerden biri Ahmedinejad’a karşı birleşme isteği olmuştur.

Yeşil Hareket’in dinamiklerini inşa eden en belirgin özneler, farklı kimliklere sahip olup ortak zeminde ilerleyen gençlerdir. İran’daki genç nüfusun oranı ve niteliği dikkate değer ölçüdedir. İran’da siyasal bir hareket gençlerin çoğunluğunun desteğini almışsa zafer neredeyse garantilenmiş demektir. Fakat buradaki anahtar nokta gençleri başarıyla örgütleyebilen bir liderin gerekliliğidir. Benzer şekilde, başta üniversiteliler olmak üzere, milyonlarca genç kalıcı bir çözüm yaratmak için tetikte beklemişse de Yeşil Hareket’teki liderlik eksikliği daima hissedilmiştir. Başka bir deyişle, eylemcilerin eğitim seviyelerinin yüksekliği, tek başına iktidarı getirememektedir. Gençler yeşillere bürünüp “Where is my vote?” sloganlarıyla yürümüşler, The Green Path of Hope adı verilen bir çatı altında toplanmaya çalışmışlardır. Musavi’nin yanı sıra, onun eşi olan Zehra Rahnavard, reformist eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ve reformist siyasetçi Mehdi Kerrubi’yi model olarak benimsemişlerdir.

Yeşil Hareket’in ün kazanmaya başladığı ilk zamanlardan itibaren bazı genel idealleri öne sürülmüştür. Ancak bu ideallerin anlamı, derecesi, kapsamı gibi noktalar ihtilaflı kalmıştır. Örneğin; demokrasi, insan hakları, evrensel değerler, şeffaf seçimler, düşünce özgürlüğü, katılıma açık siyaset, ekonomik gelirlerin militarist devlet yerine sosyal devlet için kullanılması, nükleer silahtan vazgeçilmesi, gücün ve kaynakların adil bir biçimde dağıtılması, Batı’ya açık politikaların izlenmesi öne çıkan maddeler olmuşlardır. Diğer yandan,  “İslam Cumhuriyeti” sorunsalı bazı reformistler için ortadan kaldırılması gereken öncelikli unsurlardan biri olmuştur. Bu grup, (İran’ın mevcut koşullarında imkansız gibi görünmesine karşın) dinin devlet işlerinden tamamen ayrılmasında ısrar etmiştir. Fakat her ne kadar yozlaşmış bir rejim bugün mevcudiyetini sürdürse de, velayet-i fakih ile Dini Lider’in devlet üzerindeki otoritesi devletin isim değişikliğinin bile ütopikliğini göstermektedir. Toplumun gözünde meşru olmayan bir iktidar, topluma rağmen ve toplumun taleplerinin zıttı icraatlar yürütürse ve toplum değişim için yeterli iradeyi göstermezse, İran ütopyalara mahkum kalmaya devam edecektir.

Eylemlerin yoğunlaştığı günlerde yeni bir devrimin çanları çalıyor zannedildi, fakat devrim için gerekli parçalar yerlerine oturmamıştı ki bu tahminin yanlışlığı er geç anlaşıldı. Diğer taraftan birçok reformist yeni bir devrimden ziyade, reform yanlısı bir toplumsal evrimi arzu etti. Böylece devletin otoritesinin yönetilenlerin rızasına dayanması ilkesi reformist yöneticilerle vücut bulacaktı. Yeşiller, devlet tarafından konulan yasakları sivil itaatsizlik, pasif ve aktif direnişler yoluyla eleştirdiler. İnternet, yandaş medya dışındaki organlar ile sosyal medya araçları yardımıyla organizasyon metotlarını ve hitap ettikleri kitleleri genişlettiler. Grafitiler ve karikatürlerle eleştirel sanatı ortaya koydular. Küreselleşmenin sonuçlarından seslerini tüm dünyaya duyurmak için yararlandılar. Ancak ödedikleri bedel çok ağır oldu. Güvenlik güçleri tarafından uygulanan şiddet “orantısız güç” seviyesinden daha vahim durumdaydı. Yine de tutuklanmalara, işkencelere, tecavüzlere, cinayetlere, finansal baskılara ya da sansürlere karşı “orantısız zeka” bir süre boyunca direnmeyi başardı. Fakat bu süre günümüze kadar gelemedi ki Yeşil Hareket etkisini her geçen zaman kaybetti.

Kendisini hedef alan Yeşillere karşı Ahmedinejad’ın bir karalama politikası yürütmesi bekleniyordu ve tahmin edileceği üzere Ahmedinejad eylemcileri “çer çöp” olarak niteledi, fitneci olmakla suçladı, dış mihrakların ortakları olarak ilan etti. Bu argüman çerçevesinde özellikle Amerika ve İsrail işaret edildi. Rejimin ve devletin dağıtılması gibi bir amaç olduğu iddia edildi. Yeşil Hareket’in katılımcıları rejim yanlılarına hedef olarak gösterildi. Dolayısıyla sadece güvenlik güçleri nedeniyle değil, bazı rejim yanlıları nedeniyle de pek çok şiddet olayı yaşandı. Bütün faktörlere ek olarak, hareketin bastırılması sürecinde Dini Lider Hamaney ve çevresini saran kurumlar Yeşil Hareket’e karşı bir ittifak oluşturdu. Yeşillerin tüm bu engelleri aşması çok zordu ki kendi içindeki eksikliklerin ve ihtilafların nihayetinde bu engelleri aşamadı.

İran komplo teorileri sebebiyle adeta gelenekselleşmiş ve paranoyakça bir şüphe içindedir. Her fırsatta yüzeye çıkan bu teoriler Yeşil Hareket’in etkinlikleri boyunca tetiklendi ve dünyadaki kaotik gelişmeler bu teorilerin çeşitlenmesine hizmet etti. Örneğin; Arap Baharı’ndaki olaylar Yeşil Hareket’in bir yansıması ve domino etkisi olarak algılansa da, Arap Baharı’nın radikal sonuçlarının İran’da yaşanmaması için Yeşil Hareket mümkün olduğunca bastırıldı. İran’ın önde gelen liderlerinin eylemlerle ilgili ikiyüzlü politikaları ortaya çıktı. Önceleri “İslami uyanış” adını verdikleri olayları kendileri için potansiyel tehdit olarak görünce geri adım atıp, çareyi Yeşil Hareket’i lanetlemekte buldular. Netice itibariyle, 2009’daki seçimden 2013’teki seçime kadar Yeşil Hareket’i etkisizleştirmeyi başardılar. Oysa İslam Devrimi’nden sonraki en güçlü kitlesel direniş olarak gösterilen Yeşil Hareket’in daha uzun ömürlü olması bekleniyordu.

Rejimin karalama politikaları haricinde, Yeşil Hareket’e yöneltilen en büyük eleştirilerden biri hareketin orta sınıf İranlılarla sınırlı olmasıydı. Toplumsal dayanışma ve mobilizasyonun alanı kısa süreli kaldı ve kurumsallaşma düzeyine sağlıklı bir biçimde erişilemedi. Siyaset ve ekonominin birbirine etkisi anahtar ve kilit gibiyken, Yeşiller devlet ekonomisine dair bir strateji öne sürmeksizin iktidarı hayal etti. Oysa devlet yönetiminin farklı alanlarına dair güçlü argümanlar iktidar yolunda tartışılmaz bir gerekliliktir. Siyasal iktidarı elde etmek için söylem ve eylemin kapsayıcı, güçlü, tutarlı ve istikrarlı olmak ilkesi aşikarken, Yeşil Hareket gerekli olgunluğa ulaşamadı. Yeterince örgütlenememe sorunu yaşadı. Sürdürülebilir liderlik muhalif hareketler için hayati önem taşırken, güçlü bir lider statükoya meydan okuyamadı. Musavi, Rahnavard ve Karubi’nin ev hapsinde tutulması ve Hatemi’nin Yeşiller’den ayrılması da mevcut sorunları derinleştirdi. Dolayısıyla, Yeşil Hareket kendi içinde çok zigzaglar çizdi ve deyim yerindeyse oyunu kurallarına göre oynayamayarak “güdük” kaldı.

Sonuç olarak, Yeşil Hareket’in bugününe baktığımızda neredeyse külleri kalmış bir hareket görüyoruz ve her ne kadar Haziran 2013 seçimleri için küçük gösteriler planlandıysa da, Yeşillerin küllerinden doğma ve iktidarı elde etme ihtimalleri gerçekçilikten uzak duruyor. Benzer şekilde, 2009’da dersini fazlasıyla alan rejim, reformist bir siyasetçinin aday olmasına bile izin vermiyor. Yeni seçilen Cumhurbaşkanı Ruhani ise kötünün iyisi denilebilecek bir geçmişi taşıyor ve ılımlı muhafazakar olarak gösteriliyor. Bu etiketi sayesinde, hayal kırıklığı yaşayan bazı reformistlerin de oylarını aldığı söyleniyor. Fakat İran’daki reformist muhalefetin farkındalığı, iradesi ve etkinliği yeterli bir seviyeye ulaşmadığı müddetçe ne Yeşil Hareket ne de başka bir ad altında iktidarı veya devrimi başarmaları mümkün görünmüyor.

Yüksel KAMACI

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.