2017 AVUSTURYA GENEL SEÇİMLERİ: BİR DEĞERLENDİRME

upa-admin 18 Ekim 2017 1.653 Okunma 0
2017 AVUSTURYA GENEL SEÇİMLERİ: BİR DEĞERLENDİRME

Avusturya’da geçtiğimiz Pazar günü yapılan genel seçimler, beklendiği gibi merkez sağ ÖVP’nin (Avusturya Halk Partisi) zaferiyle sonuçlandı. Hâlihazırda iktidarın küçük ortağı olan ÖVP, böylece sosyal demokrat SPÖ’yü yerinden ederek, son 10 yılda ilk kez birinci sıraya yükseldi. Ülkedeki 9 eyaletten altısını alarak, oylarını yaklaşık olarak % 7,5 düzeyinde arttırmayı başardı. Ancak seçimin tek galibi ÖVP değil; aşırı sağcı FPÖ de oylarını bir önceki seçime göre yaklaşık % 5,5 arttırarak, toplam oyların % 26’sını topladı ve bir eyalette birinci parti olmayı başardı. An itibariyle, henüz sayılmayan 750.000 oy, aşırı sağcıları, oyların % 26,8’ini alan SPÖ’nün önüne bile geçirebilir. Diğer yandan, seçimin kesin mağlupları sol partiler oldu. Yeşiller ilk kez meclis dışı kalırken, SPÖ de iktidarı kaybetti. Yeşiller’den ayrılarak seçime ilk kez katılan Peter Pilz’in grubu ise, % 4,4 oy oranı ile meclise girmeyi başardı. % 4’lük seçim barajının sınırında gezinen Yeşiller ve Peter Pilz ile küçük bir farkla ikincilik ve üçüncülük için yarışan SPÖ ve FPÖ için oyların tamamının sayılmasıyla durum bir ihtimal değişebilir.

Bu sonuçlar, belki Yeşiller’in meclis dışı kalması dışında şaşırtıcı değil, tamtersine beklenen sonuçlardı. Aşırı sağcıların seçimlerden böyle bir başarıyla çıkması, Avusturya’da, Almanya’da olduğu gibi büyük bir şaşkınlıkla karşılanmadı. Zira FPÖ, AfD gibi yeni kurulmuş bir parti değil, 1956’dan beri faaliyet gösteren, uzun bir süredir mecliste yer alan ve hatta 2000’de ÖVP ile koalisyon yaparak iktidara gelmiş bir parti. Ancak FPÖ, kendini AfD ve Marine Le Pen gibi partilerden ayrı tutsa ve Nazi yakıştırmalarını reddetse de, partinin nasyonal sosyalizm ideolojisiyle bağlantıları açıkça görülüyor. Dolayısıyla, hem Avrupa’nın genelinde aşırı sağın yükselişe geçmesi, hem de seçim öncesi FPÖ’nün artan etkisi nedeniyle, Avusturya bu seçim sürecini oldukça gergin geçirdi.

Seçimlere yaklaşık % 79 gibi alışılmadık oranda yüksek bir katılımın olması ve partilerin başabaş yarışı, bu gerginliği yansıtıyor ve aynı zamanda seçmenlerin polarizasyonuna işaret ediyor. En yüksek oy kaybı yaşayan Yeşiller’in (yaklaşık % 8,5) oylarının büyük bir kısmını SPÖ’ye kaptırması ise, seçmenlerin stratejik oy kullandığını gösteriyor. Yani sağın yükselişi karşısında, sol seçmenler tercihlerine değil, korkularına göre oy kullandılar. Bu da, sosyal demokratların oylarının bir kısmının emanet olduğu ve ancak bu şekilde oylarını sadece koruyabildiği anlamına geliyor. Partililer ise, seçime şimdiki lider Christian Kern yerine Savunma Bakanı Hans Peter Doskozil’in liderliğinde girilseydi, partinin daha yüksek bir başarı elde edebileceğine inanıyor. Zira SPÖ liderliğindeki koalisyondan memnun olmayan seçmenlerin büyük bir kısmı merkez sağ ve aşırı sağa yöneldi. FPÖ seçmenlerinin bir bölümü, partinin ana propaganda teması da olan mülteci meselesine çözüm olacağı umuduyla bu partiye yönelirken, ÖVP’ye seçim galibiyetini şimdiki Dışişleri Bakanı olan 31 yaşındaki karizmatik siyasetçi Sebastian Kurz getirdi.

Sebastian Kurz

Kurz, “değişim zamanı” sloganıyla yürüttüğü seçim kampanyasında önce ÖVP’nin imajını değiştirdi. Kurz, partinin yeni yüzü ve en önemli adayı olarak kendi imajında partiyi temsil etti: genç, dinamik ve yenilikçi bir ÖVP. Yeni Halk Partisi olarak sunduğu ÖVP’nin rengini siyahtan turkuaza çevirdiğinde, Türkiyeli azınlığın oylarına talip olduğu yönünde yorumlar yapıldı. Gerçekten de, değişim beklentisi Avusturyalı seçmenlerin tercihlerini yansıtıyor. Seçim sonrası yapılan bir araştırmaya göre, hem ÖVP’li, hem de FPÖ’lü seçmenin yaklaşık beşte biri değişim istedikleri için bu partilere oy verdiklerini belirtiyor. ÖVP’li seçmenlerin % 54’ü ise Kurz’a oy verdiklerini belirtiyorlar. Yani, Halk Partisi’ne liderliği getiren oy artışını tek başına Kurz sağlayabilmiştir. İktidar ortağı olmasına rağmen, değişim sloganıyla kampanya yürüten Kurz, tek başına iktidara oynadı; ancak bunu başaramadı. 6 eyaleti turkuaza boyayan ÖVP, Viyana’da ise bu başarıyı yakalayamadı. Üst-orta sınıfın yoğun olarak yaşadığı 3 ilçe dışında, ÖVP’nin varlığı başkentte ülke geneline göre önem arz etmiyor. Geleneksel olarak kilise etkisinin bulunduğu Salzburg dışında, tüm eyalet başkentlerini SPÖ alırken, kırsal alanda ise ÖVP neredeyse rakipsiz denecek kadar güçlü.

Kurz, sosyal demokratlar ya da aşırı sağcılar ile koalisyona gitmesi durumunda, gelmiş geçmiş en genç Başbakan olabilir. Halihazırda koalisyon ortağı olan SPÖ ve ÖVP’nin seçim propagandaları sırasında mahkemelik olmaları, bu iki partinin koalisyon ihtimalini düşürüyor. Zaten 2018’de olması gereken genel seçimin erkene alınması da, bu iki parti arasındaki koalisyonun devam ettirilemeyecek hale gelmesinden kaynaklanıyor. Ancak, SPÖ’de bir kadro değişikliği bu iki parti arasındaki koalisyonu mümkün kılabilir. FPÖ lideri Heinz Christian Strache de iktidar partilerinin bu durumundan ümitli; SPÖ ile yapılabilecek bir koalisyonun sadece teorik olarak mümkün olduğunu söyleyen Strache, ÖVP ile bir koalisyona hazır. SPÖ ise, FPÖ ile koalisyon konusunda bölünmüş durumda; ancak iktidarı bırakmak istemeyen SPÖ, tüm partilerle konuşup uzlaşmaya hazır olduğunu belirtiyor. Önümüzdeki günlerde, iktidarın rengi belli olacak, ama en azından Viyana, olası bir ÖVP-FPÖ iktidarıyla ülkenin sağa yönelmesine karşı hareketlenmeye başladı bile.

Ece Deniz WEINBERGER

KAYNAKÇA

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.