NEO-LİBERAL DÜZLEMDE POPÜLİST SÖYLEM

upa-admin 16 Ağustos 2018 958 Okunma 0
NEO-LİBERAL DÜZLEMDE POPÜLİST SÖYLEM

Giriş

Marshall McLuhan’ın kullandığı “global köy” kavramıyla (McLuhan & Powers, 1989), dünya toplumlarının artık ekonomik, politik ve kültürel boyutta iç içe geçerek bir dünya toplumu, yani küresel toplumu meydana getirdiği ve bireylerin içinde bulunduğu toplumun coğrafi mekanı, dünyanın neresinde olursa olsun küresel değişim dinamiklerinden giderek daha çok etkilenebilir hale geldiği belirtilmektedir (Aydeniz & Silinir & Karhan 2012: 3). Küreselleşmenin etkilerinden kaçınmak, reddetmek ya da bunlardan uzak durmak, tüm dünya toplumları için artık olanaksız bir hale gelmiştir. Gelişmekte olan devletlere sunulan neo-liberalizm reçetesi ise, küreselleşmenin karşı konulamaz bir sonucu olarak ifade edilmektedir. 21 yüzyılın başından itibaren sunulan bu reçetenin olumsuz etkileri artık daha yoğun hissedilmeye başlanmıştır. Dolayısıyla, Siyaset Bilimi literatüründe konjonktürel olarak gündeme gelen popülizm kavramı daha görünür hale gelmiştir. Popülist söylem, çeşitli bileşenleriyle siyasetçilerin dilinde daha sık bir şekilde karşımıza çıkmaya başlamıştır. Temsili demokrasi krizini ve geleneksel kurumlara olan güvenin halk nezdinde azalmasını fırsat bilen popülist akımlar, büyük ölçüde küreselleşmenin oluşturduğu ikilikten ve neo-liberalizmin yarattığı ekonomik eşitsizliklerden faydalanmaktadırlar. İkilik kavramı üzerinde düşündüğümüzde, popülizmin siyasal mücadeleyi iki grup (iyi halk-yozlaşmış elitler) olarak görme durumu ve ikilikler üzerinden söylemlerini oluşturması üzerinde durulması gereken bir konudur. Popülizmin yükselişi Francis Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” tezini çatırdatmakta ve dönüşümün gerekliliğine işaret etmektedir.  Dr. Edip Asaf Bekaroğlu, bu konuda El Cezire röportajında şu ifadeleri kullanmaktadır: “Öyle görünüyor ki –Tarihin Sonu–  gelmemiş. Temsili demokrasi bu sefer komünizm gibi bir dış tehdit ile değil, içeriden gelen popülist siyasetin meydan okuması ile yüzleşmek durumunda…” (Bekaroğlu, 2017). Popülizm, bir siyasi rejime veya sabit ideolojik bir içeriğe indirgenemeyen bir kavramdır (Taguieff, 1997). “Zayıf Çekirdekli İdeoloji” (Taggard, 2000) olarak ifade edilen kavramın sahip olduğu anlamı ve halklar üzerinde oluşturduğu imge ise, ülkeden ülkeye farklılaşabilmektedir. Bununla birlikte, farklı ideolojilerden veya fikirlerden kendisine pay çıkarabilmekte ve onları benimseyebilmektedir.

Popülist siyasetin meşruiyet kaynakları ve popülist siyasetin temel unsurları

Popülist söylem, çeşitli argümanlardan ve halihazırda bulunan siyasi ve ekonomik konjonktürden faydalanarak kendine oldukça geniş bir meşruiyet alanı yaratmıştır. Mair, partilerin giderek devleti yöneten araçlar haline gelip, yurttaşların temsili ve yurttaşlara aracılık etme işlevlerinin zayıflamasıyla popülizmin yükselişi arasında bağlantı kurmaktadır (Mair, 2002: 81-98). Toplumsal hoşnutsuzluktan ve ekonomik küreselleşmenin yıkıcı boyutlarından faydalanan popülist söylemin kurulu düzene karşı aldığı tavır, bu doğrultuda geliştirdiği politikalarla kendilerini “gerçek halkı” temsil eden tek meşru güç olarak ifade etmektedir.(EK 1) Bu noktada, halkı yücelten ve halkla özdeşleşen, halkın duygularının somutlaştığı tek kurumsal alan olma iddiasındaki popülist söylem, kendisini, milli değerlerin ve geleneklerin korunması konularında da kendilerinin yozlaşmış elitlere karşı ahlaki algısı yüksek tek seçenek olarak sunmaktadır. Nitekim popülizmin en geniş meşruiyet kaynağı, kitlelerin görüşünü yansıttığını ifade etmesidir. Bilakis, ikiliklerden doğan toplumsal bir sınıfa doğrudan ya da dolaylı olarak olumlu/olumsuz biçimde hitap etmesi bakımından popülist söylem halkı ikiye ayırarak olumsuz olarak sunduğu bölümü marjinalleştirmektedir. Bu açıdan kendine hedef seçtiği kitledeki rızasını konsolide etme gayretindedir.

Bununla birlikte, Siyaset Bilimci Joseph Rotschild’a göre, siyasi meşruiyet sürekli olarak yeniden kazanılmalıdır (Rotschild, 1977). Popülist siyasetçiler sosyal medyanın yaygınlaşması dahilinde kullandıkları üslup veya sergiledikleri davranışlar gereği medyanın ilgisini maksimum düzeyde tutarak görünürlüklerini arttırmaktadır. Bu şekilde halk nezdinde tanınırlıkları artmakta ve yazıda da bahsedilecek olan argümanlarını geniş kitlelere yeniden duyurabilme imkanı bulmaktadır. Popülist söylem, 2016 yılında Cambridge Sözlüğü’nde en sık aratılan sözcük olan “post-truth” kavramıyla bütünleşmekte ve yeni ortaya çıkan bu kavramdan beslenmektedir. Sosyal medyanın giderek önem kazandığı düşünüldüğünde, sahte haberlerin daha çok bireye daha kısa bir sürede yayılması ana akım medyaya göre çok daha kolaydır. Popüler Amerikan dizisi House of Cards’ın ana karakteri Frank Underwood’un “Welcome to the death of the Age of Reason”[1] olarak tanımladığı bahse konu kavramın popülizmdeki karşılığını somutlaştıran Brexit örneği bir sonraki bölümde detaylandırılacaktır.

Seçim kampanyaları

Tayland’ı 2001-2006 yılları arasında yöneten Thaksin Shinawatra’dır. Meşruti monarşi olarak 1932’de kurulduğundan beri tam 11 askeri darbe yaşayan Tayland’da ilk sivil Başbakan olan Shinawatra, seçim kampanyalarını masum halk-yozlaşmış elit karşıtlığı üzerine kurmuştur. Thaksin’in söylemindeki halk ise, çoğunlukla herhangi bir ayrıcalığa sahip olmayan, tarımla uğraşan Taylandlıları temsil etmektedir (Markou, 2015). Bununla birlikte, Tayland orta sınıfındaki özel sektör firmalarının güçlü etkisi sebebiyle, Shinawatra, kendisini “Tayland’ın CEO’su” olarak tanıtmaktan da çekinmemektedir (Jaffrelot, 2018). 2005 yılında yeniden seçilmesini sağlayacak kampanyası boyunca bürokrasiyi, orduyu ve Tayland Kralı’nı bir bütün olarak “network monarchy[2] olarak isimlendirmiş ve olabildiğince sert bir söylem kullanmıştır. 2001 seçimlerinin aksine, iş dünyası yanlısı üslubunu bir kenara bırakmış ve kampanyasını ahlaksız şehir-geleneksel kırsal zıtlığı üzerine kurmuştur (Kaltwasser ve diğerleri, 2018). Bilakis, iki seçim kampanyası arasında geçen sürede Thaksin Shinawatra iktidarı elinde tutmak adına otoriterleşme eğilimi göstermiş ve inşa ettiği zıtlıklar üzerinden söylemlerine devam etmiştir.(EK 2)

Bu noktada, İngiltere’nin Haziran 2016’da Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı almasını sağlayacak referandum öncesi kampanyada ayrılma yanlısı grupların söylemlerine dikkat çekmek faydalı olacaktır. Dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson, eski Adalet Bakanı Michael Gove ve UKIP[3] lideri Nigel Farage öncülüğünde yürütülen Brexit kampanyası, popülizmle bütünleşen “post-truth” kavramının somut bir örneğini bizlere sunmaktadır. Kampanya boyunca sıkça vurgulanan 3 temel argüman bulunmaktadır. Bunlardan ilki, “Türkiye Avrupa Birliği’ne katılıyor” ifadesidir. Yabancı düşmanlığı ve İslam düşmanlığını ve AB’nin ekonomik anlamda daha fazla yük yaratma iddiasını tek bir cümlede özetleyen bu argüman, özellikle kırsal kesimde ciddi şekilde karşılık bulmuştur. İkincisi ise, kampanya otobüslerinde görüldüğü üzere; “AB’ye her hafta 350 milyon sterlin gönderiyoruz. Onun yerine ulusal sağlık sistemimizi fonlayalım.” argümanıdır (EK 3). Medyada sıkça kendine yer bulan söz konusu argüman, popülistlerin yozlaşmış elitlerden kontrolü geri alıp gerçek sahibi olan halka verme düşüncesiyle birebir ilintilidir ve doğruların önemini yitirdiği bir dönem olarak ifade edilen içinde bulunduğumuz siyasi hayatın somut örneklerinden biridir. Son olarak ise, ilk argümanla bağlantılı olarak AB’ye yeni üyelerin katılmasıyla 2030’a kadar Büyük Britanya’nın 5 milyondan fazla göçle karşı karşıya kalacağı söylemi merkeze yerleştirilmiştir. Halkı korkutma, kutuplaştırma, nefret söylemlerini kullanma ve dezenformasyona dayalı argümanlarıyla Brexit kampanyası tipik bir sağ popülist örnektir. Bu bölümde verilen iki örneğin yanı sıra, pek çok incelenecek kampanya süreci vardır. Ortaya konulan argümanların ise birbirinden farklılaşabildiği görülmektedir.

Farklılaşan ve genelleştirilebilen söylem

Wall Street Journal’ın hazırladığı raporda (Legorano & Walker, 2018), Avrupa’nın başlıca popülist hareketlerinin belli politikalar özelinde ne derece ayrıştığını görmek mümkündür. Sağ popülist olarak ifade edilen İtalya’daki Lig (Lega Nord) hareketinin, Polonya’daki Hukuk ve Adalet Partisi’nin, Hollanda’daki Özgürlük Partisi’nin, Macaristan’daki Macar Yurttaş Birliği Partisi’nin, Fransa’daki Ulusal Cephe’nin ve Avusturya’daki Özgürlük Partisi’nin tümünün daha güçsüz bir AB yapısı ve Müslüman göç karşıtlığı üzerinde birleştiği görülmektedir. Bununla birlikte, sol popülistler olan İspanya’daki Podemos hareketinin ve Yunanistan’da halihazırda iktidarda bulunan Syriza hareketinin zıt bir görüşe sahip olduğu belirtilmektedir. Ek olarak, sosyal harcamalar veya ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığı gibi Avrupa’da sıkça konuşulan politikalar konusunda da sağ ve sol popülistler arasında ayrışma yaşandığı görülmektedir.

Yazının ana unsurlarından biri olan neo-liberalizmin oluşturduğu kızgın kitleleri etkilemenin en temel argümanlarından biri de küreselleşme karşıtlığıdır. Bu noktada, popülist söylem küreselleşmenin karşısında yer alarak kitleler nezdinde oluşturduğu meşruiyet alanını genişletmeye çalışmaktadır. Temel argüman ise aynıdır: Halkın karşısında olan elitler sıklıkla küreselleşmeyle örtüşmesi ve küreselleşmenin ekonomik boyutunun “ gerçek halkı ” olumsuz etkilemesi söylemidir. Küreselleşmeye karşı en savunmasız durumda olanlar popülistlerin argümanlarından en çok etkilenen grupta yer almaktadırlar. Popülist söylemin çeşitli örneklerine dikkat çektikten sonra, yazının ikinci kısmında irdelenmesi gereken sorunsal, muhalif hareketlerin kitlelerle iletişiminde doğan meşruiyet kaybını nasıl karşılayacağıdır.

Popülist Söylemin “Karşı Argümanı” ve Demokrasi

Kuvvetlenen popülist dalgaya karşıt muhalif söylem

Jan-Werner Müller’in “Popülizm Nedir?” adlı eserinde ifade ettiği gibi, popülistler, kutuplaştırmaya ve insanları son büyük savaş olarak tahayyül edilen bir karşılaşmaya hazırlamaya devam etmekte ve siyasal çatışmayı olabildiğince ahlakileştirmeye çalışmaktadırlar. Macaristan örneğinde, Macar Yurttaş Birliği Partisi’nin yerlilik ve millilik savunusu üzerinden aydın karşıtı bir politika yürütmesi ve kendine karşı olanları Macar toplumuna “yabancı”, “kozmopolit” odaklar olarak adlandırması bu varsayıma iyi bir örnektir (Uslu, 2016). Bununla birlikte, iktidara gelen popülistler için mağdurluk söylemi son bulmamaktadır (Freidman, 2017). Aksine, gerçek halkın temsilcileri kaybetme noktasına gelirse sorun sistemde aranmalıdır. Tüm bu argümanlar karşı mücadeleyi güçleştirmektedir.

Siyaset Bilimci Ben Stanley’nin 2008’deki; “popülizmin cıva gibi olan doğası, onu ciddiye almaya çalışanları sıklıkla çileden çıkarmıştır” sözü, popülist söylemle mücadelenin zorluğuna ilişkin bir ipucu sunmaktadır. Batı Avrupa demokrasilerinin bu partilere yaklaşımı arasında farklılıklar olduğunu belirtmek gerekir. Örneğin, İtalya, Danimarka, Avusturya gibi ülkelerde aşırı sağ partilere karşı yatıştırıcı stratejiler izlenirken, Fransa ve Belçika gibi ülkelerde dışlayıcı politikalar güdülmüştür (Abst ve Rummens, 2010: 649). Tony Blair, popülizmle mücadelede merkezi güçlendirmenin bir çözüm olabileceğini savunmaktadır (Blair, 2017). Aksi takdirde, merkez sağ ve sol partilerin konjonktür gereği radikalleşebilecekleri ifade edilmektedir. Türkiye’ye baktığımızda ise, merkez solda konumlanmış bir muhalefet partisinin iktidarın popülist söylemlerine karşılık “sol popülist” olarak tanımlanacak bir çizgide yer alması ve keskin ifadeler kullanması sadece iktidar bloğunun oylarının konsolide olmasına yarayabilmektedir. Öte yandan, daha geniş kitlelere ulaşmak adına kullanılacak popülist retorik, sınırsız erişim sağlayabildiği tüm iktidar aygıtlarıyla halihazırda kendini gerçek halkın temsilcisi olarak ifade etmiş iktidarın faydasına olabilmektedir. Ek olarak, sağ popülizme karşı sunulacak sol popülizm ülkenin demokratik değerlerini olumsuz etkileme potansiyeline sahiptir. Sosyolog Paolo Gerbaodo’ya göre ise, sol kanat popülizm, sağ kanat popülizme en iyi cevaptır.

Arditi’ye (2010: 111) göre, popülizmin her açıdan sorgulanması, aslında demokratik siyasete ilişkin bir sorgulamaya denk gelmektedir. Popülist söylemle mücadelede siyasi aktörlerin söylemini nasıl oluşturacağı günümüz demokrasilerinde büyük önem taşımaktadır. Nitekim popülistlerin “milli irade” kavramına yüklediği aşırı anlam demokratik değerleri tehdit etmektedir. % 50+1 salt sayısal çoğunluğun halkın kararı olarak görülme durumu, popülistlerin karşısındaki söylem alanını kısıtlayabilmekte ve iki tarafın da söylemlerinin sertleşmesine yol açmaktadır. Sonucunda ise otoriter rejimlerin sayısında belirgin artış gözlemlenmektedir. Bununla birlikte, Kaltwasser ve Mudde, popülizmin otoriter olarak nitelendirilmesine karşı çıkarak, popülist ideolojinin ne kesinlikle otoriter ne de kesinlikle demokratik olarak nitelendirilebileceğini ve demokrasiye hem olumlu hem de olumsuz etkilerinin olduğunu belirtmektedir. Örneğin, Fransa’da La France Insoumise[4] hareketinin lideri Jean Luc Mélenchon’un liderliğinde düzenlenen anti-Macron protestoları, muhalefette yer alan sol popülist olarak tanımlanacak bir oluşum için bile meydanların en uygun baş kaldırma alanı olduğu görülmektedir. Bu açıdan düşünüldüğünde ise, popülizmin demokratik unsurları aktive etme işlevi olduğu da görülebilmektedir. Parlamentoda temsil edilmediğini düşünen kitleler popülist hareketleri bir araç olarak benimseyebilmektedir. Çok sayıda makale ise, popülizmin demokrasiyi amaçtan çok bir araç olarak gördüğünü söylemektedir. Nitekim kendilerini halkın hizmetkarı olarak sunan karizmatik liderleri vasıtasıyla temsili demokrasinin araçları saf dışı kalmakta ve siyasal gücün tek bir otorite etrafında toplanması süreci başlamaktadır.

Katılımcı demokrasiyi aktive etmek: Sosyal Hareketler

Sosyal hareketler, Sosyal Bilimlerde birçok disiplini bir araya getiren oldukça geniş kapsamlı bir konudur. Günümüzde popülist söylemin daraltıcı kalıplarından dışarı çıkmak ve temsili demokrasinin yürümediği noktalarda sosyal hareketler bir fırsat olarak değerlendirilmektedir. Temsili demokrasinin en önemli araçları olan siyasal partiler dahil olmak üzere çok sayıda sivil toplum kuruluşu, sosyal hareketlerin geniş repertuarından ve etki yelpazesinden yaralanmaktadır. Sosyal hareketlerde temel amaç demokratik katılımın yeniden siyasal alana taşınmasıdır. Çeşitli toplumsal talepleri dile getirme ve heterojen kitleleri buluşturmaları bakımından meydanlar bireylerin özgür hissettiği sayılı alanlardan biri olarak günümüz sanayi sonrası toplumlarında yerini almıştır. Tüm siyasi hareketler sosyal hareketlerin genişleyen etkisinden faydalanma gayretindedir. Popülist söylemle mücadele etmekte olan siyasiler için önemli potansiyel taşımaktadır.

Sonuç

Söz konusu yazıdan hareketle popülist söylemin ülkeden ülkeye ve kendi içinde tutarsızlıklara sahip olduğu, alternatif yaratma gayesinin belli ülkelerde ciddi başarıya ulaştığı, neo-liberalizmin yaygınlaşmasının popülizmin yeniden gündemde kendine yer bulmasında etkili olduğu, popülizmin temsili demokrasi krizi devam ettiği sürece var olacağı söylenebilir. Bununla birlikte popülizmin genel anlamıyla neo-liberalizme, küreselleşmeye, çok kültürlülüğe ve temsili demokrasinin kurumlarına 21. yüzyılın en ciddi itirazı olduğunu da ifade edebiliriz. İçinde bulunduğumuz “post truth” döneminde teyit.org, dogrulukpayi.com gibi fact-checking (doğrulama) hizmeti sunan mecralara ihtiyaç artmaktadır. Söz konusu oluşumların sayısının artması, popülizmle mücadelede önemli bir yer tutmaktadır. İktidarda ve muhalefette olan popülizme karşı mücadele de ayrı bir tartışma konusudur. Bu çalışmada savunulan görüş radikalleşen karşı söylemlerin başarılı olma potansiyelinin az olduğudur. Sosyal hareketler ise, klasik siyasete yeni bir alternatif olma gayesindedir. Katılımcı demokrasiyi aktive ederek muhalefetin manevra alanını genişletmektedir.

 

Temmuz Yiğit BEZMEZ

 

KAYNAKÇA

  • Arditi B. (2010), Liberalizmin Kıyılarında Siyaset: Farklılık, Popülizm, Devrim, Ajitasyon (E. Ayhan, Çev.), İstanbul: Metis Yayınları.
  • Aydeniz, N. & Silinir, M., & Karhan, G. (2012), “Küresellleşme Olgusuna Temel Yaklaşımlar”, Yaşam Bilimleri Dergisi, 3.
  • Bekaroğlu, Edip (2017), “Popülizm: Bildiğimiz siyasetin sonu mu?”, Görüntülenme Tarihi: 20.05.2018, http://www.aljazeera.com.tr/gorus/populizm-bildigimiz-siyasetin-sonu-mu.
  • Blair, T. (2017), “Against Populism, the Center Must Hold”Görüntülenme Tarihi: 27.05.2018, https://www.nytimes.com/2017/03/03/opinion/tony-blair-against-populism-the-center-must-hold.html.
  • Çakır, H. (2017), “Popülizm ve yükselen sağ popülizm (1)”, Görüntülenme Tarihi: 23.05.2018, https://www.artigercek.com/populizm-ve-yukselen-sag-populizm-1.
  • Freidman, U. 2017. What is a Populist, Görüntülenme Tarihi: 21.05.2018,                                    “ https://www.theatlantic.com/international/archive/2017/02/what-is-populist-trump/516525/
  • Güçdemir D. (2016), “ABD Seçimlerinde Facebook’un Rolü: Post truth siyaset, algoritmalar ve sahte haberler”, Görüntülenme Tarihi: 21.05.2018 “ https://dagmedya.net/2016/11/30/abd-secimlerinde-facebookun-rolu-post-truth-siyaset-algoritmalar-ve-sahte-haberler/”
  • Jaffrelot, C. 2018, The Lure of the Populists, Görüntülenme tarihi: 24.05.2018 “http://carnegieendowment.org/2018/02/26/lure-of-populists-pub-75647”
  • Kaltwasser C., Taggart P.,  Espejo P.,  Ostiguy P. (2017) The Oxford Handbook of Populism, Oxford University Press, 632 s.
  • Legoranao G, Walker M. 2018, Italy Shakes Europe’s Establishment as Political Upstarts Form Pact to Govern, Görüntülenme tarihi: 24.05.2018 “ https://www.wsj.com/articles/italys-5-star-league-reach-deal-on-government-program 1526237962?mod=ITP_pageone_0&tesla=y
  • Markou G., & Lasote, P. (2015) Populism in Asia: The case of Thaksin in Thailand. Popülizm ve Demokrasi Konferansında sunulan bildiri. Selanik Aristo Üniversitesi, Selanik, Yunanistan, 26-28 Haziran.
  • Mcluhan, M., & Powers, B. R. (1989). The global village: transformations in world life and media in the 21st century. New York, Oxford University Press.
  • Rotschild, J. (1977), Observations in Political Legitimacy in Contemporary Europe, Political Science Quarterly, Automne.
  • Sözen Y. (2017), “Demokrasi Otoriterlik ve Popülizmin Yükselişi”. Boğaziçi Üniversitesi-TÜSİAD Dış Politika Forumu Araştırma Raporu, İstanbul, Türkiye, 27 Ekim.
  • Uslu, A. (2016), “Hegemonya Mücadelesi ve Popülist Strateji: Tarihsel Bir Yaklaşım”, Görüntülenme Tarihi: 24.05.2018, http://baslangicdergi.org/hegemonya-mucadelesi-ve-populist-strateji-tarihsel-bir-yaklasim.
  • Taguieff, P. (1997), “Le populisme et la science politique. Du mirage conceptuel aux vrais problèmes”, Vingtième Siècle. Revue D’histoire, (56), 4-33. doi:10.2307/3770596.
  • “Yılın kelimesi “post-truth” nedir?”, Görüntülenme Tarihi: 21.05.2018, https://teyit.org/yilin-kelimesi-post-truth-nedir/.

 

EKLER

Ek 1: Popülist siyasetçilerin söylemlerine ilişkin bir karikatür

Kaynak: http://ozguruniversite.org/2017/04/25/kuresel-populizmin-kanli-yukselisi-alfred-w-mccoy/

 

Ek 2: Thaksin Shinawatra’nın TRT partisinin 2001 ve 2005 yılında aldığı seçim sonuçları

Kaynak: https://www.economist.com/node/3651782

Ek 3: Brexit kampanyası sürecinde kullanılan bir propaganda unsuru

Kaynak: https://www.thetimes.co.uk/article/health-services-will-be-lost-without-a-cash-boost-says-nhs-improvement-chief-vqhqmtz7j

[1] *“Mantık çağının ölümüne hoş geldiniz.”

[2] *Monarşik Ağ.

[3] *Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi.

[4] *Boyun Eğmeyen Fransa.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.