WASHINGTON-TAHRAN ÇIKMAZINDA İRAN’IN MİSİLLEME SENARYOLARI

upa-admin 05 Ocak 2020 1.473 Okunma 0
WASHINGTON-TAHRAN ÇIKMAZINDA İRAN’IN MİSİLLEME SENARYOLARI

ABD Başkanı Donald Trump, 2019 Nisan’ında İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu “yabancı terör örgütü” olarak nitelemiş, buna karşılık olarak İran da ABD’nin Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ve ona bağlı birliklerini “terörist” olarak gördüğünü ilan etmiştir. Bu karşılıklı restleşmenin ardından, İran Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani, ABD güçleri tarafından geçtiğiniz gün Bağdat Havaalanı’nda hedef alınarak öldürülmüştür. Bunun üzerine, İran rejimi, Süleymani’nin intikamının alınacağını tüm dünya kamuoyuna duyurarak, misilleme yapacağının sinyallerini vermiştir. İki büyük güç arasında bir Üçüncü Dünya Savaşı’nın çıkma ihtimali, gerek insani trajedilerin yaşanması olasılığı, gerekse de ekonomik istikrar açısından riskli olsa da, İran’ın bu olay sonrasında ABD’ye karşı daha farklı bölgesel hamleler yapması bence kuvvetle muhtemeldir.

Kasım Süleymani, İran İslam Devrimi’nden bugüne kadar İran için önemli mücadeleler veren, özellikle 8 yıl savaşları (Irak-İran Savaşı) boyunca cephede kritik görevler alan ve İran’ın güvenlik politikalarının belirlenmesinde başrol oynayan bir isimdir. Süleymani’nin emir komutayı devralmasından sonra, Kudüs Gücü, tüm Ortadoğu coğrafyasında kapsamlı istihbarat faaliyetleri yürüten, özel operasyonlar yapan ve sadece devletlerle değil, devlet dışı örgütlerle de yakın ilişkiler geliştirerek geniş alanlara nüfuz eden silahlı bir güce dönüşmüştür.[1] Lübnan’da Hizbullah, Filistin’de Hamas ve İslami Cihad, Irak’ta IŞID’e karşı kurulan Şii tabanlı örgüt Haşdi Şabi, Yemen’de Husiler ve Suriye’de Esad yanlısı Şii milisler, Süleymani tarafından kontrol edilen ve destek verilen grupların başında gelmektedir. Dolayısıyla, Süleymani, İran dışında da Şii güçler üzerinde etkili olmakta ve bu güçlere eğitim, silah ve istihbarat desteği sağlayarak, İsrail ve ABD ile mücadelede öncülük yapmaktaydı. İran’ın onu “Ortadoğu’nun Kılıcı” olarak göstermesi de, Ortadoğu’daki dengelerin kurulmasında kendisinin ne derece önemli bir aktör olduğunu vurgulamaktadır. Süleymani’nin “Yaşayan Şehit” unvanı alması da, kendisini İran çıkarlarına ne kadar adadığını ve İran ve Şii halkı nezdinde nasıl kahramanlaştığını göstermektedir.

Ortadoğu’daki Şii taban tarafından saygı duyulan Süleymani’nin ölümü, başta İran olmak üzere bölgedeki pek çok ülkenin tepkisini çekmiştir. Bu bağlamda, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah “intikam” açıklamaları yaparken, Tahran, Tebriz ve Süleymani’nin doğum yeri olan Kerman’da yüzbinlerce İranlı sokaklara dökülerek, “ABD’ye ölüm” sloganları atmıştır. Kamuoyunun bu büyük öfkesi karşısında, ABD Başkanı Donald Trump’ın da sosyal medyadan Amerikan bayrağı paylaşması ve “Süleymani yıllar önce öldürülmeliydi” mesajını vermesi, öfkenin dozajını artırmış ve iki ülke arasındaki tansiyonu yükseltmiştir. Bu sebeple, İran’ın kısa vadede ABD’ye karşılık vereceği, bunu yaparken de bölgedeki diğer İran destekli grupları tetikleyerek bir eylem planı yapacağı öngörülebilir.

İlk olarak, Ortadoğu’daki petrol akışının önemli bir kısmını sağlayan Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, İran’ın ABD’ye karşı yapacağı ciddi bir ekonomik hamle olarak görülebilir. Ortadoğu’daki petrol üreticilerini, Pasifik, Asya, Avrupa, Kuzey Amerika pazarlarına bağlayan stratejik bir köprü olma özelliğini taşıyan ve dünyada deniz yoluyla taşınan petrolün her gün üçte birinin (19 milyon varil) üzerinden geçtiği bu boğaz, Suudi Arabistan, İran, Birleşik Arap Emirlikleri ve Irak gibi petrol zengini ülkelerin ham petrol ihracatının karşılanması açısından hayati bir role sahiptir.[2] Çok sayıda ABD destroyeri ve savaş gemisi de bu boğazdan geçmektedir. ABD ve İsrail ile yaşanan her gerginlikte uluslararası kamuoyunu Hürmüz Boğazı’nı kapatmakla tehdit eden İran’ın, böyle bir kriz ortamında boğazı kapatması kuvvetle muhtemeldir. Bu durum, dünyadaki ham petrol fiyatlarını etkileyerek, enerji maliyetlerinde önemli artışlara sebep olacaktır. Bu durumda, hem Amerika, hem de Asya ve Avrupa pazarları bundan etkilenecek; petrolün varil fiyatı yükseleceği için küresel enerji piyasalarında ciddi krizler ortaya çıkacaktır.

Bir diğer tehdit ise, İran’ın, yıllardır devam ettirdiği uranyum zenginleştirme faaliyetlerini arttırması ve nükleer silahları depolarından çıkararak kullanıma hazır hale getirmesidir. İran ile imzaladığı nükleer anlaşmadan 2018’de çekildiğini duyuran ABD’nin bu hamlesi sonrasında, İran yönetimi, zenginleştirilmiş uranyum miktarını arttırmış, böylelikle Tahran’ın nükleer tesisleri yeniden gündeme gelmiştir. Süleymani’nin ölümü sonrası İran’ın özellikle İsrail ve ABD’ye karşı nükleer silah yapımına hız vereceği, bu silahların yapımında gerekli olan uranyum miktarını zenginleştireceği, hâlihazırda elinde olan balistik füzeleri de ABD’ye karşı kullanabileceği öngörülebilir. Bu silahlar direkt olarak Amerikan topraklarına karşı kullanılmasa da, ABD’nin Ortadoğu’daki Büyükelçilikleri ve askeri üslerine karşı misilleme aracı olarak kullanılabilir. Nitekim dün itibariyle, Irak’ın başkenti Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarına ve başkente 80 km uzaklıktaki ABD askerlerinin kaldığı Beled Askeri Üssü’ne roketle saldırılar düzenlenmiştir.[3] Ayrıca 2003 yılında Irak’ın işgalinden sonra ülkede askeri ve siyasi egemenlik kuran ABD; Musul, Kerkük ve Erbil gibi şehirlerde de askeri üsler bulundurmaktadır. Bu üslere karşı İran veya Irak’taki Şii kökenli milis grupları ortak olarak bir saldırıda bulunabileceği gibi, buradaki Amerikan askerlerinin yakalanması ve onlara işkence yapılması da olası bir durumdur. Dahası, Irak’ta yaşayan ABD vatandaşlarına karşı, yani sivil halka da zarar getirecek eylemler yapılabilir.

Diğer önemli nokta ise, İran Ordusu’nun Lübnan, Yemen, Suriye ve Filistin’deki direniş kuvvetleri üzerinde de söz hakkı vardır. Süleymani suikastı sonrası İran’ın Ortadoğu’daki bu grupları tetiklemesi ve ABD’nin piyonu olarak görülen İsrail’e karşı kullanması muhtemeldir. Bilhassa Lübnan Hizbullah’ı, İran’ın en eski ve en güvenilir müttefiklerinin başında gelmektedir. İsrail’i kendi toprakları içinde vuran, büyük gemilerini batıran ve elinde son teknolojinin getirdiği balistik füzeler bulunduran Hizbullah, İsrail için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Son krizden sonra İran’ın Lübnan’a balistik füze ve nükleer silah tedarik ederek İsrail’e karşı bir saldırı harekâtı için zemin hazırlaması da ABD’ye gözdağı verme niteliğinde olacaktır. Diğer bir müttefik olan Filistin’deki Hamas’ın da, Gazze Şeridi’ni kontrol etmesi ve giderek artan füze yetenekleri, İsrail için baskı ve potansiyel tehdit unsuru olarak görülmektedir. Filistin’deki diğer radikal grup olan İslami Cihad örgütü ise, İran’ın en güvendiği silahlarından birisidir. Bu noktada, İran’ın Hamas’ı ve Filistinli diğer direnişçileri de donatıp İsrail’e karşı koz olarak kullanması güçlü bir ihtimaldir. 2018’de IŞİD’in Irak’ta yenilgiye uğratılmasının ardından “Irak Cumhuriyet Muhafızları” adı ile Bağdat yönetimi tarafından resmi olarak tanınan ve Irak düzenli ordusunun bir parçası haline getirilen Haşdi Şabi’ye bağlı örgütlerin ise İran ile yakın bağlantıları vardır.[4] Bu örgütün para ve silahının bir kısmı İran tarafından finanse edilmekte, ayrıca Kudüs Gücü tarafından eğitim ve lojistik destek sağlanmaktadır. Bu örgütün de Irak’taki varlığı güçlü şekilde devam eden ABD askerine karşı sahada kullanılması ve tahribat yaratması amaçlanabilir. Son 6 aydır bölgede faaliyetlerini artıran Haşdi Şabi örgütünün önemli lideri Ebu Mehdi el Mühendis’in de ABD tarafından öldürülmesi, İran ile Irak arasındaki işbirliği sürecini tetikleyebilir.[5]

Sonuç olarak, İran’ın, gerek enerji rezervlerinde kısıtlamalara gitmek ve bunu küresel petrol fiyatlarına yansıtmak gibi ekonomik yaptırımları devreye sokarak, gerek uranyum kaynaklı nükleer faaliyetlerini güçlendirerek, gerekse de kendi coğrafyasındaki milis güçlerine vereceği askeri/eğitim ve lojistik destekler çerçevesinde askeri operasyonlara başvurarak kısa vadede ABD ve müttefiklerine karşı misilleme yapması kesin gibi görülmektedir. Pentagon’un da bu misillemelere sert bir şekilde cevap vereceğini varsayarsak, Ortadoğu açısından felaket bir senaryonun bizi beklediğini söylemek sanırım pek de yanlış olmayacaktır.

 

Dr. Eren Alper YILMAZ

 

[1] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-50979292.

[2] https://www.yeniasya.com.tr/dunya/iran-in-tehdit-olarak-kullandigi-hurmuz-bogazi-nin-stratejik-onemi-ne_468175.

[3] https://www.dw.com/en/iraq-rocket-attacks-hit-central-baghdad-and-air-base-housing-us-troops/a-51888359.

[4] https://ctc.usma.edu/irans-expanding-militia-army-iraq-new-special-groups/.

[5] https://www.foreignaffairs.com/articles/iran/2020-01-03/will-irans-response-soleimani-strike-lead-war.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.