İSRAİL’DE KIRILGAN KOALİSYONUN İŞLEVİ

upa-admin 15 Ekim 2021 596 Okunma 0
İSRAİL’DE KIRILGAN KOALİSYONUN İŞLEVİ

Tarih 13 Haziran 2021’i gösterdiğinde, İsrail’in ve bölge siyasetinin almanağında önemli bir değişime tanıklık edildi. Yamina partisi lideri, önceki kabinelerde Diaspora, Eğitim ve Savunma Bakanlıkları yapmış, Yahudi Evi Partisi’nde de liderlik görevlerini ifa etmiş olan genç siyasetçi Naftali Bennett, İsrail Parlamentosu Knesset’te yemin ederek Başbakanlık görevine resmen başladı. Bu değişimin temelinde, kuşkusuz, yeni kabinede Dışişleri Bakanlığını üstlenen Yesh Atid partisi lideri Yair Lapid vardı. Zira yalnızca 7 milletvekili ile Knesset’te temsil edilmesine karşın, Bennett’i Başbakanlığa taşıyan, Lapid’in siyasal hamleleri olmuştu. Öyle ki, Lapid’in liderliğini sürdürdüğü Yesh Atid, 17 sandalyeye sahip ve Likud’dan sonra parlamentonun en büyük partisi durumundaydı. Yıllanmış Başbakan Benyamin Netanyahu’nun liderliğindeki Likud ise 29 milletvekili ile mecliste temsil ediliyordu.

Peki, bu kabinenin bileşen partileri hangi siyasal partiler? Yesh Atid, Mavi-Beyaz ittifak (Kahol Lavan), Yamina, İsrail İşçi Partisi, İsrail Beiteinu (İsrail Evimiz Partisi), Yeni Umut (Tikva Hadasha), Meretz ve Birleşik Arap Listesi. Tam 8 partili, içinde protest Arap listesinin de bulunduğu “bu kırılgan koalisyon işler mi?” sorusu, 4 aydan beri soruluyor. Bir önceki kabine, 2009’dan beri İsrail’in kesintisiz Başbakanlığını yaptığı, farklı hükümetler ve üstüste seçimlerle, Netanyahu’nun “sürekli kazandığı” bir sarmalın son siyasal oluşumuydu. İsrail eski Başbakanı için açılan yolsuzluk soruşturmalarıyla yıpranan siyasal yaşamı, halen bile sona ermiş değil. Hatta yeni koalisyonun önünde, Knesset’in en büyük partisi ve Netanyahu’nun ana muhalefeti, sıkı bir siyasal mücadeleyi ortaya koyacak bir çerçeveyi sunmaktadır.

Netanyahu’nun 2009-2017 arasındaki Başbakanlığı, Barack Obama ve ABD’deki Demokrat iktidarla bir hayli sorunlu geçmişti. Hatta Obama Başkan iken, kendisinin itirazına rağmen, Kongre’deki Cumhuriyetçi çoğunluğun davetiyle, ABD Kongresi’nde Obama’yı sert eleştiren bir konuşma gerçekleştirmişti (https://www.washingtonpost.com/news/post-politics/wp/2015/03/03/full-text-netanyahus-address-to-congress/). 2017-2021 arasındaki Donald Trump dönemi ise, Netanyahu için adeta bir “altın çağ” idi. “Kudüs kararı”, “Golan Tepeleri kararı”, hatta siyasal ömrü yetseydi Batı Şeria kararı, Netanyahu ve İsrail için işgale meşruiyet kazandırma arayışlarında önemli kilometre taşları olurken; İbrahim Anlaşmaları ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’le başlayan tanınma süreci, Suudi Arabistan’la resmen olmasa da fiilen gelişen ilişkiler, önemli bir kazanım ve birikim yarattı. İsrail’in Arap ülkeleri ile “normalleşme” süreci, en çok Filistin Davası açısından soru işaretleri getirdi. Acaba Arap ülkeleri Filistin konusunda “düşük yoğunluklu bir destek” mi verecek, Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner’in planlarında, 50 milyar ABD doları, alt geçitlerle birbirine bağlanan Batı Şeria ve Gazze formülleri ile sorunlar, parasal ve siyasal güçle çözülecek miydi? Buradaki en yaşamsal sorunlardan biri de, İran, Arap ülkelerinden doğan boşluğu, Filistin’deki bir kısım siyasal oluşumlarla mevcut ilişkileri zemininde pekiştirecek miydi?

Netanyahu’nun rüyalarını siyasal anlamda kabusa çeviren, ABD’deki Başkan değişimi oldu. Bir önceki hükümeti kurarken, Trump’ın arabulucuğunda Benny Gantz ile “Corona hükümeti”ni ilan ederken, bu olağanüstü durum kabinesi, yeni dönemde, farklı bir yapılanma ile son buldu. ABD eski Başkanı Obama’nın yardımcısı Joe Biden, 2021’de yemin ederek Başkanlık görevine başlarken, Obama döneminden beri siyasal anlamda Netanyahu ile yıldızı barışmadığı biliniyordu. Yeni dönemde ise, bir bakıma Netanyahu Biden’ı denemeye kalkarken, 12 yıllık Başbakanlığının sona erdiği bir finalle karşılaştı. 7 Mayıs 2021’de, Kudüs’te, Mescid-i Aksa’da ibadet eden Filistinlilere yönelik olarak İsrail güvenlik güçleri ateş açtı; bir sonraki gün -8 Mayıs 2021- Müslümanlar için en kutsal gece, yani Kadir Gecesi idi; ama aynı şiddet tekrarlandı… Bu stresin altında, 10 Mayıs 2021’de “Yahudi yerleşimciler”in ağırlıkta olduğu “Birleşik Kudüs Günü” yürüyüşü vardı (https://www.nytimes.com/2021/05/10/world/middleeast/jerusalem-protests-aqsa-palestinians.html). Mescid-i Aksa, daha geniş ölçekte Harem-üş Şerif’in “Yahudileştirilmesi” konusu, Filistin ve İslam dünyasının en hassas olduğu konu olarak tarihsel perspektifte duruyor. Örneği ise, 1994’teki operasyonlardan sonra El Halil Camii’nin kısmen sinagoga çevrilmesinde görülmüştü (https://www.aljazeera.com/gallery/2014/2/24/remembering-the-ibrahimi-mosque-massacre). 10 Mayıs’ta kitlesel anlamda hedef gerçekleşmemiş olsa da, yeni hükümet döneminde, 15 Haziran’da bu sefer “Bayrak Günü” adı altında, Harem-üş Şerif’i “Yahudileştirme” konusu tekrar gündeme geldi (https://www.reuters.com/world/middle-east/israeli-nationalists-march-east-jerusalem-prompt-palestinian-day-rage-2021-06-14/). Üstelik yeni kabinede Hamas’a sempatik yaklaşan birtakım unsurların içinde yer aldığı Birleşik Arap Listesi de vardı. Zaten bu kırılganlık, uzun erimli bir hükümeti çok zor kılıyor. 10-21 Mayıs 2021’de yaşanan olaylarda pek çok sivil ölümü yaşanırken, Filistin sadece Gazze’den atılan roketlerle değil, aynı zamanda İsrail’de yaşayan ve İsrail vatandaşı olan Araplar tarafından da “sivil direniş”le desteklendi. Bir yandan İsrail vatandaşı Araplara organize yerleşimci ya da fanatik gruplar saldırırken, onlar da yaygın ve kitlesel bir tepki ortaya koydular.

Bu süreç, Netanyahu’nun Başbakanlığını, Haziran 2021’de bitirdi. Sırf Netanyahu’yu göndermek için kurulan ve Biden yönetimin sıcak baktığı yeni İsrail kabinesi, İsrail’deki sorunları çözebilir mi? Bir yandan Filistin konusu, öte yandan Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin de içinde bulunduğu politik rekabetler, Kafkasya’da Azerbaycan’la mevcut ilişkiler, Irak’ta Barzani ile yakın markaj, İran’la karşılıklı tehditleşmeler ve Türkiye ile şimdilik Cumhurbaşkanları düzeyindeki diyaloglar; parçalı hükümetin vizyonunda, 2022’yi görme olanağını ortaya koyar mı? Netanyahu’nun muhalefetini de bir yere not etmek gerekir.

Yair Lapid’in öncü rol oynadığı Bennett’in koalisyonu, özellikle Başbakan düzeyinde ele alındığında, sert sağcı, göreli seküler, bir yandan da Filistin konusunda katı siyaset ve söylemlerin sahibi bir siyasal kişilik zemininde, İsrail siyaseti için de yeni bir sayfa açmamaktadır. Parlamenter sistemlerde “günlük işleri yürüten” hükümetler ve “yapısal çözüm üreten güçlü” hükümetler, farklı başlıklarda ele alınır. Günlük işleri daha çok “seçim hükümetleri” yürütür.

İsrail’deki koalisyon, icraat ve vizyonuyla, bu başlıklardan hangisine daha yakın olacağını gösterecektir. ABD’deki Trump ve İsrail’deki Netanyahu’ya ne kadar uzak olsalar da, Kudüs ve Golan kararlarının mirasını, yeni koalisyon memnuniyetle devralmıştır. Koalisyonun mimarı, ılımlı kanatta gösterilen Lapid, Yesh Atid’i kurmadan önce, Gantz ile Mavi Beyaz ittifakında birlikteyken, 2019’daki seçimler öncesi birlikte Golan Tepeleri’ne çıkıp, işgali inkâr edip, Golan’ın İsrail toprağı olduğunu öne sürerek, asla Suriye’ye geri vermeyecekleri için yemin etmişlerdi (https://www.timesofisrael.com/blue-and-white-vows-to-bolster-israeli-hold-on-golan-heights/). Ayrı partilerin liderleri olsalar da, bugün Lapid kabinede Dışişleri Bakanı, Gantz ise Savunma Bakanıdır. Bennett, Yahudi yerleşimcilere en çok destek vermiş siyasetçilerden birisidir. Sözgelimi Mayıs 2021’de de çok konuşulan, Kudüs’teki Şeyh Cerrah mahallesindeki Filistinli ev sahipleri üzerindeki yerleşimci baskısı sona ermiş ya da erecek midir? İyimser bir yanıt vermek, hemen hemen imkânsızdır.

Naftali Bennett’in Türkiye ile ilişkilerde de şimdiye kadar iyimserlik yaratacak bir söylemi de kaydedilmemiştir. Süreç, bu kırılgan koalisyonun işlevini tanımlayacaktır. Bekleyip göreceğiz…

Doç. Dr. Deniz TANSİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.