MAKEDONYA’DA YÜKSEK GERİLİM

upa-admin 18 Mayıs 2015 1.861 Okunma 0
MAKEDONYA’DA YÜKSEK GERİLİM

Balkanlar’ın tam ortasında konumlanmış olan Makedonya Cumhuriyeti, Bulgar, Yunan, Sırp ve Arnavut ulusçuluklarının kesişim noktasında yer almaktadır. 2,1 milyonluk nüfusa sahip ve Yugoslavya’nın dağılmasıyla bağımsızlığına kavuşmuş olan bu küçük Balkan ülkesi, bağımsızlığına kavuştuğu günden bu yana Yunanistan ile yaşadığı isim sorunu ve Arnavut kökenli Makedonya yurttaşlarıyla Makedon kökenliler arasındaki zaman zaman silahlı çatışmalara da yol açan toplumsal/siyasal mücadele ile gündeme gelmektedir. Nitekim bu ülkenin bir kez daha dünya medyasına konu olmasını sağlayan gelişme de ülkenin kuzeybatısında yaşanan bir silahlı çatışma olmuştur.

Makedonya Cumhuriyeti, kurulduğu günden bu yana Yunanistan ile sorunlu bir ilişki içerisindedir. Bunun nedeni, Yunanistan’ın, Makedonya bölgesini ve ifade ettiği tarihsel mirası kendi ulusal kimliği ile eşlemesi ve bu isim ile mirasın, aslen Slav kökenli olan Makedonlar tarafından kullanılmasına izin vermek istemeyişidir. Makedonya Cumhuriyeti kurulmadan önce, kendi toprakları içerisinde, Selanik merkezli olarak Makedonya adlı bir idari bölge de oluşturmuş olan Yunanistan, bu bağlamda Makedonya adında bir cumhuriyetin olamayacağını da ifade etmektedir. Yunanistan’ın bu tavrı nedeniyle, üye olduğu hemen her uluslararası örgütte Makedonya Cumhuriyeti’nin ismi FYROM (Eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya) olarak anılmaktadır. Ne var ki, isim sorunu çözülene kadar uygulanmakta olan bu yöntem, Makedonya’da ciddi bir tepki uyandırmakta ve Makedon ulusçuluğunun da konsolide olmasına yardımcı olmaktadır. Bu durum, aynı zamanda, Makedonya’nın NATO ve AB üyeliğinin önünde önemli bir engel olarak durmaktadır. Zira Yunanistan, Makedonya’nın mevcut adıyla bu örgütlere üye olmasını reddetmektedir. Hiç şüphesiz, bu dışlanmışlık hissi de Makedonya’daki toplumsal/siyasal gerginliği beslemektedir.

Arnavut ulusçuluğu, Makedonya’da her daim etkili olan ve aynı zamanda Makedon ulusçuluğunu da besleyen bir başka gerçekliktir. 2,1 milyonluk nüfusunun en az % 25’ini Arnavut kökenlilerin oluşturduğu Makedonya’nın kuzey/kuzeybatı kesimi, özellikle de Kosova ve Sırbistan sınırında yoğunlaşmış olan Arnavut nüfus, Makedonlar tarafından devletin toprak bütünlüğü ve varlığına ilişkin bir tehdit olarak görülmektedir. Nitekim 2000 yılında Arnavut ulusçuluğunun silahlı milis gücü Ulusal Kurtuluş Ordusu ile Makedonya Ordusu arasında kısa süreli bir iç savaş da yaşanmıştır. Bu savaş kısa sürmüş olsa da, ülkedeki toplumsal ayrım çizgilerinin etno-kültürel bir çerçevede konsolide olmasına da yol açmıştır. İç savaşın ardından yeniden yapılanan Makedonya siyasetinde etnik kimliklere (özellikle de Arnavut etnik kimliğine) entegre olmuş siyasal partilerin koalisyon hükümetlerinde yer almasına önem verilmişse de, bu durumun, ülkedeki toplumsal gerginliği ortadan kaldırdığı söylenemez. Bu durum, geçtiğimiz günlerde yaşanan olayla bir kez daha gözler önüne serilmiştir.

Makedonya’da iktidarda yer alan ve kendisini Makedon ulusçuluğunun en önemli temsilcisi, Hıristiyan demokrat, muhafazakâr bir parti olarak ifade eden VMRO-DPMNE (İç Makedon Devrimci Örgütü-Makedonya’nın Ulusal Birliği İçin Demokrat Parti), otoriter bir kişiliğe sahip Başbakan Nikola Gruevski’nin önderliğinde muhalefete karşı saldırgan bir dil kullandığı gibi, aynı zamanda bu partilere karşı, çeşitli yöntemlerle hukuki/siyasal baskı da uygulamaktadır. Üstelik Gruevski’nin Arnavut kimliğine eklemlenmiş Entegrasyon İçin Demokratik Birlik Partisi (DUI) ile birlikte kurduğu hükümeti, çeşitli yolsuzluk, usulsüzlük ve görevi kötüye kullanarak hukukun işlemesini engelleme iddialarıyla çalkalanmaktadır. Ana muhalefette yer alan merkez sol Makedonya Sosyal Demokrat Birliği tarafından ortaya konan ve Başbakan Gruevski başta olmak üzere çeşitli bakanların yolsuzluk, usulsüzlük ve hatta devlet eliyle işlenmiş bir cinayetin üstünü örtme girişimlerinin “ses kayıtları (tapeler)” ile açığa çıkmış olması, ülkedeki siyasal gerginliğin ve hükümete duyulan tepkinin, başta başkent Üsküp olmak üzere meydanlara taşınmasına neden olmuştur. Şubat 2015’ten bu yana devam eden gerginliğin aşılabilmesi yolunda, ana muhalefet Makedonya Sosyal Demokrat Birliği’nin lideri Zoran Zaev’in talebi, Başbakan Gruevski’nin istifa etmesidir. Ne var ki, Gruevski’nin yanıtı Zaev aleyhine dava açmak ve onun ve partisinin “yabancı istihbarat servisleri” ile çalışarak devleti zayıflatmaya çalıştığının propagandasını yapmak olmuştur. VMRO-DPMNE’nin, gerek tabanı, gerekse de teşkilatı açısından ülkenin en güçlü ve köklü partisi olması ve yapılan anketlerde az farkla da olsa birinci olarak görülmesi Gruevski’nin elini güçlendirmektedir.

Bu olaylar yaşanırken, Makedonya’nın kuzey/kuzeybatısında Kosova sınırında yer alan ve nüfusunun % 40’a yakın bir kısmı Arnavut kökenlilerden oluşan Kumanovo’da silahlı bir grubun neredeyse 2 gün boyunca Makedon güvenlik güçleri ile çatışması ve sonuçta 8’i güvenlik görevlisi, 14’ü de saldırgan birçok kişinin hayatını kaybetmesi, gerginliği başka bir boyuta vardırmıştır. Çatışma sonrası Kosova vatandaşı isimlerin de olayla ilgili olarak gözaltına alınması, ülkede zaten mevcut olan etnik gerginliğin (Arnavut-Makedon) tekrar tırmanmasına ve bu durumun başta Kosova, Sırbistan (Presovo Vadisi üzerinden), Arnavutluk ve hatta Bulgaristan gibi ülkelerin de müdahil olduğu bir bölgesel krize eklemlenmesine neden olabilir. Nitekim daha önce de belirttiğimiz üzere, Makedonya, Arnavut, Sırp, Bulgar, Yunan ve Yugoslavya’nın dağılması sonrası VMRO-DPMNE eliyle yeniden yaratılan Makedon ulusçuluğunun kesiştiği bölge konumundadır. Yaşanan bu gelişmeyi, Makedonya Başbakanı Gruevski’nin kendisi ve hükümeti üzerindeki baskıyı kırabilmek, yolsuzluk, usulsüzlük ve otoriter yönetim kalıplarına karşı meydan gösterilerine dönüşen huzursuzluğu unutturmak ve dikkatleri başka bir yöne çekebilmek için kurgulanmış bir gelişme olarak görenler de bulunmaktadır. Bu iddiayı ortaya atanlara göre, Gruevski, Arnavut-Makedon anlaşmazlığını kullanarak kendisine destek veren Makedon ulusçularını konsolide etmek ve yolsuzluk ya da usulsüzlükten çok daha önemli görülen etnik gerginliği önleyebilmek için “hukuku dahi bir süreliğine askıya alabilecek güçlü bir hükümet” vurgusunu meşrulaştırabilmek amacıyla böyle bir senaryoya başvurmuştur.

Ortaya atılan ve kanımca çok önemli olan bir başka senaryo ise, Kumanovo’daki silahlı çatışmanın Rusya tarafından gerçekleştirilmek istenen ve Güney Akım’ın yerini alacak “Türk Akımı” projesine Makedonya’nın katılımını engelleyebilmek için verilmiş olan bir mesaj olduğu iddiasıdır. Zira Makedonya, bu projede yer almak istediğini belirtmektedir. Ancak bu projeye, başta ABD olmak üzere AB’nin lider ülkelerinden, Avrupa ülkelerinin Rusya’ya olan doğalgaz bağımlılığını daha da arttıracak bir girişim olduğu gerekçesiyle karşı çıkılmaktadır. ABD’nin, son dönemde Balkanlar’da en yakın olduğu toplumun Arnavutlar olduğu (ABD-Arnavutluk ilişkilerindeki gelişim ve Kosova’nın bağımsızlığına verilen açık destek) bilinmektedir. Bu minvalde, Arnavutluk ve Kosova’daki bazı kişi/örgütler üzerinden Makedonya’daki ayrılıkçı Arnavutlar ile bağlantı kurulup çeşitli silahlı eylemler düzenlenmesi olasıdır. Yani Arnavut ulusçularının “irredentist” emelleri Makedonya’ya, “Türk Akımı” projesinde Rusya ile çalışmama mesajı verilmesi doğrultusunda kullanılmış olabilir.

Balkanlar söz konusu edildiğinde dikkat edilmesi gereken en önemli mevzu, hiç şüphesiz sınır aşan ulusçu söylemler olmaktadır. Makedonya, bu sınır aşan ulusçu söylemlerin merkezinde yer alan ve özellikle Arnavut-Makedon ulusçuluklarının çatışma alanı haline gelmiş bir ülkedir. Bu bağlamda, ister yolsuzluk, usulsüzlük ve hukuksuzluk girişimlerine karşı kullanılabilecek bir “günah keçisi”, isterse de küresel/bölgesel güçlerin dış politika stratejilerine ilişkin olarak kullanılmaya çalışılan bir kılıf olsun, bu bölgede, ulusçu ve hatta irredentist söylemler/aktörler üzerinden politika geliştirmek çok ama çok tehlikelidir. Zira Balkanlar’da ulusçu hasletler çerçevesinde belirecek bir olay, “gecikmiş ulusçulukların merkezi” konumundaki bu bölgede, önü alınamaz bir “kan banyosunun” gündeme gelmesine yol açabilecektir.

Yrd. Doç. Dr. Göktürk TÜYSÜZOĞLU

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.