POLONYA DIŞ POLİTİKASINDA ATLANTİKÇİLİK TARTIŞMALARI

upa-admin 08 Kasım 2023 442 Okunma 0
POLONYA DIŞ POLİTİKASINDA ATLANTİKÇİLİK TARTIŞMALARI

Giriş

Polonya’nın dış politikasında Atlantikçilik, ülkenin uluslararası ilişkilerdeki konumlanışının temel taşlarından birini oluşturur. Atlantikçilik, genel olarak, Atlantik Okyanusu’nun iki yakasındaki ülkeler arasındaki iş birliğine ve özellikle de Amerika Birleşik Devletleri (kısaca ABD) ile yakın ilişkilere vurgu yapar. Polonya’nın dış politikasında Atlantikçilik, özellikle Soğuk Savaş’ın bitişinden sonra ve NATO’ya katılımının ardından daha da önem kazanmıştır.

Polonya için Atlantikçilik, hem güvenlik, hem de ekonomik ve politik çıkarlar açısından önem taşır. NATO’nun bir parçası olarak Polonya, Amerika’nın Avrupa’daki güvenlik mimarisindeki rolünü desteklemekte ve ABD liderliğindeki kolektif savunma sistemine bağlılığını sürdürmektedir. Ayrıca, Polonya, Transatlantik ticaret ve yatırım ilişkilerinden de önemli ölçüde faydalanmaktadır.

Polonya’nın Afganistan Barış Gücü’ne Desteği

Polonya, Afganistan’da 2001 yılından itibaren, Taliban rejiminin devrilmesinin ardından kurulan uluslararası barış gücünün (ISAF – International Security Assistance Force) bir parçası olarak yer almıştır. ISAF, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yetkilendirmesiyle NATO liderliğinde yürütülen bir misyondu ve amacı Afganistan’da güvenliği sağlamak ve Afgan hükümetine destek vermekti. Polonya, ISAF’a asker göndererek ve çeşitli kapasitelerde görev alarak Afganistan’da barış ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmuştur. Polonya kuvvetleri, Afganistan’daki NATO güçleri içinde önemli rol oynamış, özellikle Ghazni vilayetinde sorumluluk üstlenmişlerdir. Eğitim, danışmanlık, operasyonel destek ve altyapı yeniden yapılanmasında etkin görevler üstlenmişlerdir.

Ayrıca, Polonya kuvvetleri, Afgan güvenlik güçlerinin eğitilmesi ve kapasitelerinin artırılması gibi konularda da önemli sorumluluklar almıştır. Bu görevler, hem Afganistan’ın kendi güvenliğini sağlamasına yardımcı olmakta, hem de terörizmle mücadelede uluslararası çabaları desteklemekteydi. Polonya’nın bu misyona katılımı, ülkenin uluslararası sorumluluk alarak küresel güvenlik sorunlarında aktif rol oynamak istemesinin bir göstergesi olarak kabul edilir. Ayrıca, bu katılım, Polonya’nın Atlantikçilik yaklaşımının ve Transatlantik iş birliğine verdiği önemin de bir yansımasıdır.

Ancak, Afganistan’da yıllar boyunca süren uluslararası çabaların ve askeri varlığın sona ermesi, özellikle ABD’nin 2021’deki çekilmesi sonrasında Taliban’ın yeniden ülke kontrolünü ele geçirmesiyle yeni bir döneme girilmiştir. Bu durum, Polonya dahil olmak üzere birçok ülke için hem dış politika stratejilerini yeniden değerlendirmeyi, hem de bölgesel ve küresel güvenlik konularında yeni yaklaşımlar geliştirmeyi gerektirmiştir. Polonya’nın Afganistan’daki varlığı ve katkıları, ülkenin dış politika ve savunma politikaları açısından değerlendirilirken dikkate alınması gereken önemli bir deneyim olarak kalmıştır.

Detaya inildiğinde, Polonya dış politikasını etkileyebilecek bazı olaylardan bahsederken ilk olarak Afganistan’daki savaştan söz edilebilir. Polonya, Afganistan’da ABD öncülüğünde yürütülen askeri operasyona destek vermek üzere aralarında seçkin bir komando birliğinin de bulunduğu yaklaşık 300 asker göndermeyi kabul ederek, Polonya kuvvetlerinin Afganistan operasyonuna katılacağını açıklamıştır.[1] Polonya, Mart 2002’den sonra Afganistan’daki uluslararası operasyona katılmıştır. Diğer NATO üyelerinden farklı olarak Polonya, Afganistan operasyonunun başlangıcında askeri birliğini NATO ve BM kontrolündeki ISAF’a değil, “Enduring Freedom” muharebe misyonu çerçevesinde ABD komutasına vermiştir.[2]

Polonya, Afganistan’da askeri boyutun ötesinde çeşitli mali yardımlar ve proje destekleriyle de etkili olmaya çalıştı. Bu alandaki birçok proje Polonyalı sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülmektedir. Örneğin PAH (Polska Akcja Humanitarna – Polonya İnsani Hareketi) bölgede faaliyet gösteriyordu. PMM (Polska Misja Medyczna), Afganistan’da sağlık alanında faaliyet göstermekteydi. Polonya’nın Afganistan’a yardımı, Dışişleri Bakanlığı, bazı sivil toplum kuruluşları, Afganistan’daki Polonya Askeri Birliği ve Kabil’deki Polonya Büyükelçiliği aracılığıyla yürütülmektedir. Dışişleri Bakanlığı’na göre, 2002 ve 2009 yılları arasında Polonya’nın yardım programı çerçevesinde toplam 14 milyon ABD Doları değerinde 100 proje uygulanmıştır. Bu projeler, Afganistan’da sivil toplumun ve devlet yapısının güçlendirilmesi, eğitim, ekonominin çeşitlendirilmesi, sağlığın korunması, tarım, sosyal güvenlik, okul, hastane, su temini ve yol yapımı alanlarında yoğunlaşmaktadır. Polonya, dış ve güvenlik politikasında ABD’nin yanında yer almak istemiş ve bu Afganistan müdahalesine de yansımıştır. Bu anlamda, Polonya, Afganistan müdahalesi konusunda Atlantikçi bir duruşa sahiptir ve operasyona verdiği askeri ve lojistik destek de bunu desteklemektedir. Polonya, Afganistan’daki 20 yıllık misyonunu hala “muhteşem bir başarı” olarak görmektedir. Polonya Dışişleri Bakanı Zbigniew Rau, Varşova’nın bu şekilde NATO’da “güvenilir bir ortak” olduğunu kanıtladığını savunmuştur.[3]

Irak Savaşı’nda Polonya-ABD İşbirliği

Irak Savaşı, 2003 yılında ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Irak’a müdahalesiyle başlamış ve Saddam Hüseyin’in devrilmesiyle sonuçlanmıştır. Polonya, bu savaşta ABD ile yakın bir iş birliği içinde yer almış ve koalisyon güçlerine askeri destek sağlamıştır. Polonya, özellikle 2003-2008 yılları arasında Irak’ta önemli bir rol üstlenmiştir. ABD’nin yanı sıra, Birleşik Krallık ile birlikte koalisyonun en büyük üçüncü askeri katkı sağlayıcısı olarak dikkat çekmiştir. Polonya, merkezi Kerbala’da bulunan ve aynı zamanda diğer Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinden gelen askeri birliklerin de dahil olduğu çok uluslu bir bölgeyi komuta etmiştir.

  • Askeri katkı açısından, Polonya, savaşın başlangıcında yaklaşık 2.500 asker göndermiş ve bu sayı zaman içinde değişiklik göstermiştir. Polonyalı askerler, özellikle güvenlik, eğitim ve altyapı projelerinde aktif rol almışlardır.
  • Polonya komutasındaki çok uluslu bir güç, merkezi Irak’ta güvenliği sağlama ve istikrar operasyonlarını yürütme sorumluluğunu üstlenmiştir.
  • Polonya, ABD’nin Irak politikasına açık bir politik destek vermiş ve uluslararası arenada bu pozisyonunu savunmuştur.
  • Irak’ta ABD ile iş birliği yaparak, Polonya, Transatlantik ilişkiler içinde stratejik bir ortak olarak konumunu pekiştirmeyi amaçlamıştır.

Irak Savaşı’nın hem Polonya içindeki, hem de uluslararası alandaki kamuoyu üzerinde tartışmalı bir etkisi olmuştur. Polonya’nın savaşa katılımı, dönemin hükümeti tarafından ABD ile olan müttefiklik ilişkisini güçlendirmek ve NATO içindeki konumunu pekiştirmek için stratejik bir adım olarak görülürken, bazı kesimlerce eleştirilmiştir. Irak’a müdahalenin meşruiyeti konusundaki tartışmalar ve savaşın uzun vadeli sonuçları, Polonya’nın bu kararının iç politikada ciddi tartışmalara neden olduğunu göstermiştir. Cumhurbaşkanı Kwaśniewski de, 2004 yılında, “2005 yılı sonuna kadar Polonya’nın Irak’taki askerlerini çekmeyi ya da sayılarını önemli ölçüde azaltmayı düşündüğünü” belirtmiştir. Aslında 2005-2007 yılları arasında ülkeyi yöneten PiS hükümeti, Amerikancı bir tutumla askerlerin Irak’taki misyonunun devamından yanaydı. Ancak 2007 yılında iktidara gelen ve daha dengeli bir politikadan yana olan Tusk, seçim kampanyası sırasında Polonya askerlerinin Irak’taki görevlerini tamamladığını belirtmiş ve geri çekilme sözü vermişti. 2007’den sonra Cumhurbaşkanı Lech Kaczyński ve Başbakan Tusk, Irak’taki asker konuşlandırmasının uzatılması gibi dış politika konularında yetki çatışmasına girdi. Önde gelen bir Atlantikçi olan Cumhurbaşkanı Kaczyński, bu konuda galip geldi. Tusk’un Avrupa’yı da önemseyen ve AB ile ortak hareket etmeyi Kaczyński’den biraz daha fazla savunan dengeli yaklaşımı bu noktada geri planda kaldı. Aslında Tusk’un saf bir Avrupacı olmadığı, Atlantik ve Avrupa arasında dengeli bir politika izlemeye çalıştığı söylenebilir. Bazı Polonyalılar, işler iyi giderken ayrılmanın Polonya’nın Irak’taki ekonomik kazanımları kaçırabileceği anlamına geldiğini söyledi. Polonya 2003 yılında ABD liderliğindeki koalisyona katıldığında Başbakan olan Leszek Miller, “Irak’tan ayrılmak için iyi bir zaman olduğunu düşünmüyorum” diyerek, Irak’taki durumun istikrara kavuştuğunu ve ekonomik faydalar için zamanın geldiğini söyledi.[4] Bu durumun Polonya içinde de çeşitli görüş ayrılıkları yarattığı söylenebilir.

Özellikle NATO üyeliğinden sonra, Polonya’da Atlantikçiliğin resmi politika oluşumunda birincil etki olarak görüldüğü gözlemlenebilir. Polonya, bu dönemde AB ile katılım öncesi müzakerelerde bulunmasına rağmen, Irak’ın işgalinde her koşulda ABD’nin yanında yer almıştır. Almanya ve Fransa gibi ülkeler ise Polonya’nın ABD yanlısı tutumuna tepki göstermiş, ancak bu durum Polonya’nın tutumunu değiştirmemiştir. Polonya, bu nedenle AB’nin büyük güçlerinin öfkesini üzerine çekti ve tüm bunları göze alarak ABD’ye tam destek verdi. Avrupa yanlısı hükümetler bile (örneğin Tusk hükümeti), ABD ile ilişkilerinde geri adım atmadı. Polonya, Irak Savaşı henüz işgal aşamasındayken bu savaşa katılmaya karar vermiştir.

Aslında Polonya’nın Irak’ta doğrudan bir çıkarı yoktur. Polonya’nın asıl amacı, ABD ile ortaklığını pekiştirmek ve herhangi bir dış tehdit durumunda Amerikan yardımı talep edebilmek için kredi toplamaktı. Bu anlamda, Irak’ta ABD’nin yanında savaşmak Polonya için bir sigorta olarak görülebilir. Zira ABD’nin bir ortağı olarak Polonya’nın uluslararası ve bölgesel konumu güçlenecektir. Ayrıca, Polonya’nın savaşa katılımı ekonomik olarak çok maliyetli olmuştur. Irak’ta asker bulundurmanın Polonya’ya yılda 100 milyon dolara mal olduğu bildirilmiştir. Savaşa yönelik kamuoyu desteği her zaman düşüktü ve Körfez’de herhangi bir Polonya askeri varlığına karşı çıkanların sayısı daha fazlaydı. Ayrıca Polonya’daki tüm büyük siyasi partiler arasında Irak’ta kalınması yönünde siyasi bir görüş birliği vardı. Polonya’nın ulusal çıkarlarıyla doğrudan ilgili olmayan bir ülkeye bu kadar çok para ve güç aktarmanın anlamsız olduğu düşüncesi de vardı.  Ayrıca Polonya’nın savaşa girmeden önce somut ekonomik ve siyasi taleplerde bulunması gerektiği de savunulmuştur. Genel olarak, sol eğilimliler, Polonya askerlerinin Irak’ta bulunmasından yana değildi. Ancak Polonya hükümetinin Irak’ta ABD’ye verdiği siyasi ve askeri destek çoğunlukla Polonya’nın güvenliği için iyi bir “yatırım” olarak değerlendirildi ve genellikle sadece iktidar partileri tarafından değil, muhalefet partileri tarafından da desteklendi. Eleştirilen şey, esas olarak bunun sonucunda elde edilen kazanımlardı.

Tüm büyük siyasi partiler -PO, PiS, PSL- ABD ile iş birliğine yatırım yapma, Polonya’nın güvenliğini ABD’ye endeksleme ve önemli uluslararası konularda ABD’nin yanında yer alma konusunda hemfikirdi. Özellikle PiS ve Kaczyński bunun uzun vadeli faydaları olduğunu ve Polonya’nın güvenliğine yapılan bir yatırım olduğunu savunuyordu. Bir tehdit durumunda ABD’nin Polonya’yı koruyacağı varsayımı bile tehlikenin bertaraf edilmesinde etkili olacaktır. Ancak Irak’ta ABD’nin yanında savaşa girerek “ABD’nin dostluğuna yatırım yapma” stratejisi, siyasetçiler ve Polonya toplumu arasında çatışmaya neden olmuştur. Yine de, ABD’yi desteklemenin kısa vadeli sonuçları veya faydaları görülmedi.

Polonya’nın uluslararası terörizmle mücadele etmek ve dünyaya istikrar ve barış getirmek için Irak’taki savaşa katılması 2003 yılında yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde de vurgulanmıştır.[5] Bu belgede, ABD ile aktif siyasi ve askeri ilişkilerin Irak’taki iş birliği ile daha da güçlendiği ve bunun Polonya’nın güvenlik politikasında önemli bir kazanım olduğu belirtilmiştir. Polonya için güvenlik hedefleri öncelikli olmuştur. Ancak ABD’den beklenen ekonomik avantajlar tam anlamıyla gerçekleşmemiştir. Her şeye rağmen, Polonya’nın Irak Savaşı’nı ABD ile yakınlaşmak ve ilişkilerini geliştirmek için bir fırsat olarak gördüğü söylenebilir. Bu durumda, Polonya, özellikle NATO üyeliğinden sonra yoğun bir şekilde Amerikan yanlısı politikalar izlemeye çalışmıştır. Öte yandan, savaşın başlamasının ardından Polonya’nın gönderdiği askerler bazı şiddet olaylarına ve saldırılara maruz kalmıştır. Çok sayıda Polonyalı asker öldü, ya da yaralandı. Özetle, Polonya, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin yanında yer alarak, Transatlantik ilişkilerini güçlendirmeyi ve uluslararası arenadaki rolünü artırmayı amaçlamıştır.

Irak Savaşı sonrasında, özellikle savaşın gerekçeleri ve sonuçları konusunda yapılan değerlendirmeler, Polonya’nın uluslararası müdahalelere katılımına dair dış politika yaklaşımını yeniden gözden geçirmesine yol açmış olabilir. Savaşın sona ermesinden sonra, Polonya, Irak’ın yeniden yapılanmasına ve güvenliğinin sağlanmasına katkıda bulunmaya devam etmiş, ancak zamanla askeri varlığını azaltmıştır.

Polonya’da ABD Füze Savunma Tesisi

ABD ve Polonya arasındaki füze savunma sistemi anlaşmaları, Atlantikçi yaklaşımın bir parçası olarak görülebilir ve Polonya’nın Transatlantik müttefiklik ilişkilerine verdiği önemi yansıtır. ABD’nin Avrupa’da füze savunma sistemleri kurma planları, özellikle İran ve Kuzey Kore gibi devletlerin balistik füze kapasitelerine yönelik artan endişelerin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

2008 yılında, ABD ve Polonya arasında imzalanan anlaşmalarla, ABD’nin Polonya’da kara tabanlı balistik füze savunma tesisleri kurması öngörüldü. Bu anlaşmalar, Polonya’da yerleştirilecek füze savunma sistemlerinin NATO’nun genişletilmiş savunma kapasitesinin bir parçası olmasını ve Avrupa’nın güvenliğini artırmayı amaçlamaktaydı. Ayrıca, bu tesisler, ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını ve bu bölgedeki müttefiklerine olan taahhütlerini pekiştirmektedir. Ancak bu planlar, ABD-Rusya ilişkilerinde gerilime yol açtı. Rusya, füze savunma sistemlerinin doğrudan kendi nükleer caydırıcılığını hedef alabileceğini ve bu durumun bölgesel güvenlik dengesini bozabileceğini savunarak şiddetle karşı çıktı. Bu durum, Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD-Rusya ilişkilerindeki en ciddi gerilim noktalarından biri oldu.

2009 yılında, dönemin ABD Başkanı Barack Obama’nın yönetimi, özellikle Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nde planlanan bazı füze savunma unsurlarını değiştirme kararı aldı. Obama yönetimi “Avrupa Füze Savunma Uyarlanabilir Planı” (European Phased Adaptive Approach – EPAA) adı verilen yeni bir yaklaşım benimsedi. Bu plan, daha mobil ve esnek füze savunma sistemlerine odaklanıyordu ve zaman içinde geliştirilmesi planlanan dört aşamadan oluşuyordu. Polonya hükümeti, bu değişiklikler karşısında da ABD ile iş birliğine devam etme konusunda istekli bir tutum sergiledi. 2010 yılında, ABD ve Polonya, yeni plan çerçevesinde Polonya’da yerleştirilecek SM-3 füze savunma sistemi için bir anlaşma imzaladı. Bu sistem, Polonya’nın kendi hava ve füze savunma kapasitesini güçlendirmek ve NATO’nun kolektif savunma mekanizmalarına katkıda bulunmak amacı taşıyordu.

Günümüzde, Polonya’nın ABD ile füze savunma iş birliği, NATO içindeki güvenlik mimarisinin önemli bir parçası olarak kalmaya devam ediyor. Bu iş birliği, özellikle Rusya’nın Kırım’ı ilhak ettiği 2014 yılından sonra ve sonrasında bölgede artan gerilim ışığında daha da stratejik bir önem kazandı. Polonya, bölgesel güvenlik ortamındaki bu tür gelişmelere cevaben ABD ve diğer NATO müttefikleriyle savunma ve güvenlik konularında işbirliğini derinleştirmeye yönelik adımlar atmaya devam ediyor. 2020’lerdeki gelişmelere bakıldığında, ABD Füze Savunma Ajansı (MDA), 22 Haziran 2021’de ordunun Polonya’daki Redzikowo üssünde Aegis Ashore füze savunma sistemlerini kurmaya başladığını duyurdu. “Polonya’da Aegis Ashore silah sisteminin kurulumuna başlandı. Füze Savunma Ajansı, Aegis silah sisteminin Polonya’daki Redzikowo tesisine kurulumu için kritik yapı taşlarına kısa süre önce ulaştı” denildi.  Rusya, 2010 yılında Lizbon’da yapılan NATO zirvesinde onaylanan Avrupa’da bir füze savunma sisteminin kurulmasından endişe duyuyordu. Aynı yıl, ABD, Rusya ile “füze savunma alanında güven inşa etmeyi ve şeffaflığı arttırmayı” amaçlayan bir dizi önlemi hayata geçirmek üzere bir anlaşma imzaladı. ABD, “haydut devletler” İran ve Kuzey Kore’ye karşı savunmak için küresel bir füze savunma sistemi geliştirme ihtiyacını gerekçe göstererek Rusya ile füze savunma anlaşmasından çekildi. Ardından, Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne füze savunma sistemleri yerleştirmeye başladı. Aralarında Polonya, Romanya, İspanya ve Türkiye’nin de bulunduğu bir grup Avrupa ülkesi sistemin unsurlarını kendi topraklarında konuşlandırmayı kabul etti. Aegis Ashore, ABD savunma sanayi devi Lockheed Martin tarafından üretilen bir füze savunma sistemidir. Bu sistem, hem gemi platformlarına, hem de kara platformlarına entegre edilebiliyor. Sistem, kara-deniz konuşlanması ve düşük maliyeti ile öne çıkıyor.

Kaynak: Tarcza Anty-Rakietowa, https://arturpiszczek.wadi.pl/tag/redzikowo/, Erişim Tarihi: 08.11.2023.

Bu, Polonya topraklarında Amerikan askeri varlığı ve Amerikan birlikleri anlamına geliyordu. Bazı Polonyalılar, topraklarındaki ABD varlığı nedeniyle haydut devlet füzelerinin hedefi olma riskini daha fazla üstlenmeleri karşılığında ülkelerinin ek güvenlik garantileri alması gerektiğine inanıyordu. Buna ek olarak, birçok Polonyalı, Rusya’nın tepkisinden endişe duyuyordu.  Atlantikçiler, Polonya’nın topraklarını füze savunma sistemine açmasının ABD ile ortaklık bağlarını güçlendireceğine ve Polonya’nın Avrupa güvenliğinin sağlanmasındaki rolünü arttıracağına inanıyordu. Ayrıca, füze kalkanının yarattığı Amerikan askeri varlığının ülkeleri ve Avrupa için Rusya’ya karşı bir güvenlik garantisi olduğuna inanıyorlardı. Polonya’nın füze savunma sistemine dahil olması ve füze savunma sisteminin kendi topraklarında kurulmasını kabul etmesi, güvenlik politikasında Amerikancılığın içselleştirilmesinin ve ABD’ye duyulan güvenin bir örneğidir.

Kısacası, 1989’dan sonra, Polonya, ABD’nin Avrupa’daki askeri, siyasi ve ekonomik varlığını destekledi ve daha güçlü bir NATO yapısından yana oldu. Polonya, AB içinde tek ve ortak bir güvenlik ve savunma stratejisi oluşturma girişimlerine şüpheyle yaklaşmış, Avrupa güvenliği ve savunmasının ABD olmadan yeterince sağlanamayacağına inanmıştır. Bu tür girişimlerin NATO’yu ve Transatlantik dayanışmayı zayıflatabileceği görüşündeydi. AB üyeliğinden sonra görüşleri biraz daha yumuşamış olsa da, Avrupalılık tam olarak içselleştirilemedi. Polonya, ABD’nin Avrupa kıtasındaki varlığını bir güvence olarak görme eğiliminde olmuştur. Bu durum, olası bir durumda AB içinde Almanya ve Fransa’ya güvenmediğinin bir kanıtı olarak görülebilir. Polonya, Avrupa’nın askeri konulara daha fazla önem vermesi ve askeri gücünü arttırması gerektiğini savunmaktadır. Bunun temel nedeni, Polonya’nın geçmişte savaşlardan en çok etkilenen ülkelerden biri olmasında yatıyor. Ayrıca, Polonya, konumu itibariyle Rus tehdidini yakından hisseden bir ülkedir. Ukrayna Savaşı da bu korkuyu pekiştirmiştir.

                                                                                                                 Sümer Esin ŞENYURT

 

[1] CNN (2001), “Polish forces to join Afghan campaign”, http://edition.cnn.com/2001/WORLD/europe/11/22/ret.poland.troops/index.html, 22.11.2001, Erişim Tarihi: 07.11.2023.

[2] Roman Kuźniar (2008), Droga do Wolności: Polityka Zagraniczna III Rzeczypospolitej, Warszawa, Wydawnictwo Naukowe Scholar, s. 302.

[3] Notes from Poland (2021), “Poland’s 20-year mission in Afghanistan was ‘spectacular success’, says foreign minister”, 02.09.2021, https://notesfrompoland.com/2021/09/02/polands-20-year-mission-in-afghanistan-was-spectacular-success-says-foreign-minister/, Erişim Tarihi: 07.11.2023.

[4] NBC News (2008), “Poland formally ends its Iraq mission”, https://www.nbcnews.com/id/wbna27023061, 05.11.2008, Erişim Tarihi: 08.11.2023.

[5] Ministry of National Defence of Poland (2003), Poland: National Security Strategy 2003, Warsaw, Poland, https://dataspace.princeton.edu/bitstream/88435/dsp016m311r75x/1, Erişim Tarihi: 08.11.2023.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.