Giriş
2026 yılı başı itibarıyla, Rusya-Ukrayna Savaşı, modern Avrupa güvenlik mimarisini kalıcı biçimde dönüştüren, kısa süreli bir askerî operasyon beklentisinin ötesine taşmış, uzun soluklu bir yıpratma ve kaynak tüketimi sürecine yerleşmiştir. Çatışmanın dördüncü yılına girilmesi, yalnızca cephe hattındaki gelişmelerin değil, savaşın toplumsal, idari ve teknolojik boyutlarının da birlikte okunmasını zorunlu kılmaktadır. Zira savaşın sürdürülebilirliği, sahadaki taktik hareketlilik kadar, işgal altındaki bölgelerde kurulan yönetim düzeni, kayıpların toplumsal etkileri ve kamuoyunun bu yeni normalle kurduğu ilişkinin niteliğiyle de belirlenmektedir.
Bu makalede, yazar, savaşın dördüncü yılına girerken ortaya çıkan tabloyu üç düzlemde ele almaktadır. İlk olarak, cephe hattının görece istikrar kazandığı, ancak düşük yoğunluklu ve sürekli bir yıpratma dinamiğinin devam ettiği askerî zemin incelenmektedir. İkinci olarak, Rusya’nın kontrol ettiği alanlarda uygulanan idari, hukuki ve sosyo-ekonomik entegrasyon mekanizmaları; pasaportlaştırma, sosyal hizmet bağımlılığı, eğitim ve kültür politikaları ile güvenlik rejimleri üzerinden değerlendirilmektedir. Üçüncü olarak ise, savaşın sürdürülebilirliğini belirleyen toplumsal boyut, Levada Center’ın Ocak 2026 araştırma bulguları çerçevesinde tartışılmakta; kamuoyunda destek, yorgunluk ve barış beklentisi arasındaki karmaşık denge analiz edilmektedir.
Bu bağlamda, makalenin temel amacı, savaşın dördüncü yılında ortaya çıkan gerçekliği, tekil olaylar veya slogan düzeyinde açıklamalardan uzak durarak, veri temelli, çok katmanlı ve soğukkanlı bir analitik çerçeveye oturtmaktır. Dördüncü yılın resmettiği tablo, mutlak bir kırılma anından ziyade, askeri, idari ve toplumsal alanların birbirini beslediği bir süreklilik ve dayanıklılık testine işaret etmektedir.
Bugünkü Tablo
2026 yılı başı itibarıyla, Rusya-Ukrayna Savaşı, artık kısa vadeli askerî hedefler üzerinden yürütülen bir operasyon olmaktan çıkmış, uzun süreli bir yıpratma ve kaynak tüketme sürecine dönüşmüştür. Dördüncü yılına giren çatışma, cephe hattının görece istikrara kavuştuğu, tarafların geniş çaplı manevralar yerine sınırlı alanlarda yoğunlaşan operasyonlara yöneldiği bir yapıya evrilmiştir. Bu durum, savaşın ilk dönemlerinde görülen hızlı ilerleme ve geri çekilmelerin yerini, derin savunma hatları, yoğun topçu kullanımı ve drone destekli gözetleme sistemlerine bıraktığını göstermektedir.
Saha verileri, çatışmaların hâlen ağırlıklı olarak Donetsk, Luhansk, Zaporizhzhia (Zaporijya) ve Kherson ekseninde yoğunlaştığını ortaya koymaktadır. Bu bölgelerde, taraflar, geniş alan kazanımlarından ziyade stratejik noktalar üzerinde kontrol sağlamaya yönelik operasyonlar yürütmektedir. Cephe hattında yaşanan bu görece durağanlık, savaşın donmuş bir çatışmaya dönüştüğü anlamına gelmemekte; aksine, düşük yoğunluklu ancak sürekli bir yıpratma sürecinin sürdüğünü göstermektedir. Özellikle insansız hava araçlarının yaygın kullanımı, cephe hattının görünürlüğünü artırmış, ani sürpriz saldırıların etkisini büyük ölçüde sınırlamıştır.
Rusya’nın kontrolü altında bulunan bölgeler, askeri varlığın ötesinde giderek daha sistematik bir idari entegrasyon sürecine tabi tutulmaktadır. Donetsk ve Luhansk bölgelerinde yerel yönetim yapıları Rus federal sistemiyle uyumlu hale getirilmiş; Zaporijya ve Kherson’un kontrol edilen kısımlarında benzer bir idari dönüşüm süreci işletilmiştir. Bu kapsamda, Rus pasaportlarının dağıtılması, sosyal yardım sistemlerinin entegrasyonu, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yeniden yapılandırılması ve federal kurumların bölgeye yerleştirilmesi dikkat çekmektedir. Kırım Yarımadası ise, bu entegrasyonun en erken ve en ileri örneğini temsil etmektedir.
Bu idari yapılanma süreci, Rusya’nın kontrol ettiği alanları geçici askeri bölgeler olarak değil, uzun vadeli siyasi ve hukuki bütünleşmenin parçası olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. Ancak bu yapı, aynı zamanda güvenlik rejimlerinin sertleşmesine, sıkıyönetim benzeri uygulamaların yaygınlaşmasına ve sivil alan üzerindeki denetimin artmasına da yol açmıştır. Böylece, askeri kontrol ile sivil yönetim arasındaki sınırlar giderek daha belirsiz hale gelmiştir.
Savaşın insani maliyeti, dördüncü yıla gelindiğinde en ağır ve kalıcı sonuçlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi tarafından yayımlanan doğrulanmış veriler, binlerce sivilin hayatını kaybettiğini ve on binlercesinin yaralandığını göstermektedir. Bu rakamlar, yalnızca belgelenebilen vakaları kapsamakta; savaş koşulları nedeniyle kayıt altına alınamayan kayıpların daha yüksek olabileceği belirtilmektedir. Özellikle şehir merkezlerinde gerçekleştirilen bombardımanlar, altyapının tahrip edilmesi ve enerji sistemlerine yönelik saldırılar, sivil nüfusun yaşam koşullarını ciddi biçimde olumsuz etkilemiştir.
Askerî kayıpların değerlendirilmesinde, resmî bildirilerle bağımsız OSINT (open-source intelligence) kaynaklarının arasındaki farklar çarpıcıdır. Rus devlet kurumları, savaşın başından beri toplam kayıplarla ilgili kapsamlı ve güncel sayılar açıklamamaktadır; bu nedenle bağımsız kaynaklar, medya raporları, sosyal medya duyuruları, aile taziye ilanları ve kamu kayıtları gibi açık verileri sistematikleştirerek kayıpları mümkün olduğunca nesnel biçimde ortaya koymaktadır.
Bu kapsamda, Mediazona ve BBC Rusça servisi iş birliğiyle oluşturulan geniş çaplı kayıp veritabanı, isim bazlı doğrulama metodolojisiyle çalışan bir yaklaşıma sahiptir. Bu yöntemde, her şahıs için en az iki bağımsız referans bulunması esas alınır; böylece yalnızca sahada gerçekten hayatını kaybettiği belgelenebilen askerler kayıt altına alınır. Buna göre, 13 Şubat 2026 itibarıyla en az 163.000’den fazla Rus askerinin öldüğü bağımsız kaynaklarca tespit edilmiştir (isim bazlı listelemeye dayanan OSINT sayısı).
Kayıp verilerinin ortaya koyduğu bu tablo, savaşın yalnızca cephedeki askerleri değil, geniş bir toplumsal kesimi doğrudan veya dolaylı olarak etkilediğini göstermektedir. Seferberlik uygulamaları, sözleşmeli askerlik sisteminin genişletilmesi ve askeri personel ihtiyacının sürekli hale gelmesi, Rus toplumunda savaşın gündelik hayata nüfuz etmesine yol açmıştır.
Bu noktada, Rus kamuoyunun savaşa bakışı, çatışmanın sürdürülebilirliği açısından belirleyici bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Levada Center tarafından Ocak 2026’da gerçekleştirilen araştırma, toplumun savaşla ilişkili tutumlarını ayrıntılı biçimde ortaya koymaktadır. Araştırmaya göre, toplumun yaklaşık yarısı savaşı artık yakından takip etmediğini ifade etmektedir. Bu durum, savaşın gündelik hayatın olağan bir parçası hâline geldiğini ve bilgi yorgunluğunun yaygınlaştığını göstermektedir.
Buna rağmen, askeri operasyonlara verilen destek yüksek seviyesini korumaktadır. Katılımcıların yaklaşık dörtte üçü, Rus Silahlı Kuvvetleri’nin Ukrayna’daki faaliyetlerini desteklediğini belirtmektedir. Bu destek, özellikle devlet liderliğine güven duyan ve ana bilgi kaynağı olarak televizyonu kullanan kesimlerde daha belirgin biçimde gözlemlenmektedir. Bu durum, kamuoyunun önemli bir bölümünün savaşı devletin meşru güvenlik politikası çerçevesinde değerlendirdiğini ortaya koymaktadır.
Öte yandan, aynı araştırma toplumda barış görüşmelerine yönelik güçlü bir talebin de varlığını göstermektedir. Katılımcıların yüzde altmıştan fazlası, savaşın diplomatik yollarla sona erdirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu eğilim, kamuoyunda savaşın maliyetlerinin giderek daha fazla hissedildiğine işaret etmektedir. Ancak bu barış talebi, askeri seçeneklerden tamamen vazgeçilmesi anlamına gelmemekte; önemli bir kesim, müzakere başarısız olursa askeri baskının artırılması gerektiğini düşünmektedir.
Savaşın süresine ilişkin beklentiler de dikkat çekicidir. Toplumun büyük bir bölümü, çatışmanın kısa vadede sona ermeyeceğini ve en az bir yıl daha süreceğini öngörmektedir. Bu algı, Rus kamuoyunun önemli bir kısmının uzun süreli bir mücadeleye psikolojik olarak uyum sağladığını göstermektedir. Aynı zamanda katılımcıların büyük çoğunluğu, savaşın nihai sonucunun Rusya lehine olacağına inanmaktadır. Bu beklenti, resmi söylemler, medya anlatıları ve güvenlik söylemiyle beslenen bir toplumsal algının varlığını yansıtmaktadır.
Genel olarak değerlendirildiğinde, savaşın dördüncü yılına girilirken ortaya çıkan tablo; askeri cephede görece durağan ancak yoğun bir yıpratma sürecini, idari açıdan kontrol edilen bölgelerin sistematik entegrasyonunu, insan kayıplarının ağırlaşmasını ve kamuoyunda destek ile yorgunluk arasında giderek karmaşıklaşan bir dengeyi işaret etmektedir. Bu yapı, çatışmanın ne kısa vadede sona ereceğine ne de taraflardan birinin mutlak bir zafer elde edeceğine dair güçlü bir işaret sunmaktadır. Aksine, savaşın uzun süreli bir stratejik rekabet ve toplumsal dayanıklılık testi olarak devam ettiğini göstermektedir.
İşgal Altındaki Bölgelerde İdari, Hukuki ve Sosyo-Ekonomik Düzenin İnşası
Rusya’nın Ukrayna’da kontrol altına aldığı bölgelerde uyguladığı yönetim modeli, klasik bir askerî işgal düzeninden ziyade, uzun vadeli siyasi ve kurumsal entegrasyonu hedefleyen çok katmanlı bir yapılanma biçimi olarak şekillenmiştir. 2022 sonrası süreçte Donetsk, Luhansk, Zaporijya ve Kherson’un kontrol edilen kısımlarında oluşturulan idari sistemler, Rusya Federasyonu’nun iç yönetim yapısıyla uyumlu hale getirilmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede söz konusu bölgeler, geçici askeri alanlar olarak değil, Rus devlet mekanizmasının kalıcı uzantıları olarak konumlandırılmıştır.
İdari yapılanmanın temel unsurlarından biri, yerel yönetim organlarının yeniden yapılandırılmasıdır. Bölgesel valilikler, belediye meclisleri ve kamu kurumları, doğrudan Moskova ile bağlantılı bir hiyerarşik düzene bağlanmıştır. Yerel kadroların önemli bir bölümü ya Rusya’dan atanan yöneticilerden, ya da Rus idari sistemine uyumlu şekilde eğitilmiş yerel aktörlerden oluşturulmuştur. Böylece, bölgesel karar alma süreçleri büyük ölçüde merkezî denetim altına alınmıştır.
Bu dönüşüm sürecinin en görünür araçlarından biri, vatandaşlık ve pasaport politikalarıdır. Rus pasaportlarının yaygın biçimde dağıtılması, yalnızca hukuki bir statü değişimini değil, aynı zamanda siyasi sadakat ve idari bağımlılık mekanizmasını da ifade etmektedir. Pasaport edinimi, sosyal yardım, emeklilik, sağlık hizmetleri ve eğitim gibi temel kamusal hizmetlere erişimin ön koşulu hâline getirilmiştir. Bu durum, bölge nüfusunun önemli bir kısmını fiilen Rus vatandaşlığına yönlendiren yapısal bir baskı ortamı yaratmıştır.
Eğitim ve kültür politikaları da entegrasyon sürecinin önemli bir bileşenini oluşturmaktadır. Kontrol edilen bölgelerde müfredatlar Rusya Federasyonu standartlarına uyarlanmış, Ukrayna tarihine ve kimliğine ilişkin içerikler büyük ölçüde sınırlandırılmıştır. Rusça, eğitim sisteminin ana dili haline getirilmiş; öğretmen kadroları yeniden yapılandırılmıştır. Bu uygulamalar, uzun vadede bölgesel kimlik dönüşümünü hedefleyen bir kültürel yeniden üretim sürecine işaret etmektedir.
Sağlık ve sosyal güvenlik alanlarında da benzer bir entegrasyon stratejisi izlenmektedir. Rus sosyal yardım sistemleri, emeklilik fonları ve sağlık sigortası mekanizmaları, işgal altındaki bölgelerde kademeli olarak uygulanmaya başlanmıştır. Bu uygulamalar, bir yandan temel hizmetlerin sürekliliğini sağlamayı amaçlarken, diğer yandan bölge halkının Rus devlet yapısına bağımlılığını artırmaktadır. Sosyal yardımlar, özellikle ekonomik yıkımın yoğun olduğu alanlarda önemli bir meşruiyet aracı olarak kullanılmaktadır.
Ekonomik yapı açısından bakıldığında, işgal altındaki bölgelerde ciddi bir dönüşüm yaşandığı görülmektedir. Yerel sanayi tesisleri, tarım işletmeleri ve lojistik altyapı, büyük ölçüde Rus pazarına entegre edilmiştir. Ruble, fiili ödeme aracı haline gelmiş; bankacılık sistemi Rus finans kurumlarına bağlanmıştır. Ukrayna ile ticari bağların koparılması, bölgesel ekonomiyi Moskova merkezli bir tedarik ve dağıtım ağına bağımlı kılmıştır.
Bununla birlikte, ekonomik entegrasyon süreci önemli yapısal sorunlarla karşı karşıyadır. Savaş nedeniyle tahrip edilen altyapı, iş gücü kaybı ve yatırım eksikliği, bölgesel kalkınmayı sınırlayan temel faktörlerdir. Birçok bölgede üretim kapasitesi savaş öncesi düzeylerin oldukça altında seyretmektedir. Bu durum, Rusya’nın söz konusu bölgeleri ekonomik açıdan uzun vadede sübvanse etme zorunluluğunu artırmaktadır.
Güvenlik boyutu ise idari yapılanmanın en sert unsurlarından birini oluşturmaktadır. Kontrol edilen bölgelerde geniş kapsamlı güvenlik rejimleri uygulanmakta; askerî birlikler, iç güvenlik güçleri ve istihbarat yapıları birlikte faaliyet göstermektedir. Kontrol noktaları, kimlik denetimleri ve seyahat kısıtlamaları yaygınlaşmıştır. Bu güvenlik mimarisi, olası direniş faaliyetlerini bastırmayı ve toplumsal kontrolü sürdürmeyi amaçlamaktadır.
Aynı zamanda, “filtrasyon” olarak adlandırılan güvenlik uygulamaları ve bireylerin geçmiş faaliyetlerine yönelik incelemeler, bölge halkı üzerinde sürekli bir gözetim hissi yaratmaktadır. Bu durum, sivil yaşam alanı ile güvenlik alanı arasındaki sınırların giderek bulanıklaşmasına yol açmıştır. Günlük yaşam, büyük ölçüde askerî ve güvenlik odaklı bir düzenin gölgesinde şekillenmektedir.
Uluslararası hukuk perspektifinden bakıldığında, bu idari ve hukuki entegrasyon süreci ciddi tartışmalara konu olmaktadır. Ukrayna ve Batılı ülkeler, söz konusu uygulamaları ilhak ve işgal hukuku çerçevesinde değerlendirmekte; Rusya ise bu süreci “yeniden birleşme” ve “hukuki uyumlaştırma” olarak tanımlamaktadır. Bu normatif çatışma, işgal bölgelerinin statüsünü uzun vadede belirsiz kılmaktadır.
Genel olarak değerlendirildiğinde, Rusya’nın işgal altındaki bölgelerde kurduğu yönetim modeli; askeri kontrol, idari entegrasyon, sosyal bağımlılık ve güvenlik merkezli gözetim mekanizmalarının iç içe geçtiği hibrit bir yapı niteliği taşımaktadır. Bu model, kısa vadede istikrar üretme kapasitesine sahip görünse de, uzun vadede ekonomik sürdürülebilirlik, toplumsal meşruiyet ve uluslararası tanınma açısından ciddi kırılganlıklar barındırmaktadır.
Bu yönüyle işgal bölgelerindeki idari düzen, yalnızca sahadaki askeri başarının değil, aynı zamanda Rusya’nın bölgesel hegemonya kurma kapasitesinin de bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir.
Savaşın Yeni Askerî Mantığı
Dördüncü yıla giren Rusya-Ukrayna Savaşı, klasik manevra savaşı şablonlarını büyük ölçüde geride bırakmış; teknolojinin, üretim kapasitesinin ve toplumsal dayanıklılığın belirleyici olduğu “uzun süreli yıpratma” modelini kurumsallaştırmıştır. Bu yeni evrede askeri başarı, bir şehir veya bir hat üzerinde birkaç kilometrelik ilerleme kadar; o ilerlemenin “hangi bedelle”, “hangi hızda” ve “ne kadar süreyle” sürdürülebileceğiyle ölçülmektedir. Savaş, bu yönüyle sadece askeri bir çatışma değil; aynı zamanda sanayi üretiminin, mühimmat tedarikinin, personel ikamesinin ve toplum psikolojisinin aynı anda sınandığı çok katmanlı bir rekabet alanına dönüşmüştür.
Bu dönemin en belirgin özelliği, savaş alanının görünürlük düzeyinin dramatik biçimde artmasıdır. İnsansız hava araçlarının yaygınlaşması, cephe hattını adeta “şeffaf” hale getirmiştir. Küçük taktik dronelar, topçu ateşinin hedef tespitinden hasar değerlendirmesine kadar savaşın neredeyse her aşamasında standart araçlara dönüşmüştür. Bu durum, ani baskınlar ve sürpriz manevralar üzerinden sonuç alan eski savaş mantığını zayıflatırken; disiplinli mevzilenme, kamuflaj, elektronik korunma ve hızlı ikmal gibi unsurları hayati hale getirmiştir. Saha pratikleri artık yalnızca “ateş gücü” üzerinden değil, “algılama–karar–vurucu güç” zincirinin hızını artırma üzerinden şekillenmektedir.
Drone ekosisteminin büyümesi, elektronik harbi savaşın merkezine yerleştirmiştir. Elektronik karıştırma, sinyal bastırma ve GNSS (uydu konumlama) aldatma faaliyetleri, yalnızca ileri teknoloji birliklerin değil, cephe hattının sıradan unsurlarının günlük gerçekliği halini almıştır. Bunun sonucu olarak iki taraf da sürekli bir uyarlama döngüsüne girmiştir: karıştırmaya karşı frekans değiştiren sistemler, fiber optik bağlantılı drone tasarımları, otonom uçuş modlarına yöneliş ve daha ucuz-yaygın platformlarla sürü doyumu sağlama gibi yöntemler giderek daha fazla öne çıkmaktadır. Teknolojinin savaş üzerindeki rolü, “tek bir üstün sistem” üretmekten ziyade, kısa sürede adapte olabilen ve seri üretilebilen çözümler geliştirmeye evrilmiştir.
Bu çerçevede topçu ve mühimmat, savaşın omurgası olmayı sürdürmektedir. Droneların sağladığı gözetleme ve hedefleme kapasitesi, topçu ateşini hem daha isabetli hem de daha “ekonomik” hale getirmiştir: mühimmatın doğru hedefe, doğru zamanda yönlendirilmesi, yıpratma savaşının maliyetini düşüren temel araçlardan biridir. Ancak bu durum aynı zamanda mühimmat üretim kapasitesinin stratejik bir rekabet alanına dönüşmesi anlamına gelir. Cephedeki operasyonel tempoyu belirleyen unsur çoğu zaman taktik planlardan önce, cephane stokları ve üretim akışıdır. Dördüncü yıla girerken savaş, “kim daha iyi manevra yapıyor” sorusundan çok “kim daha uzun süre üretip ikmal edebiliyor” sorusuna yanıt arayan bir yapıya bürünmüştür.
Uzun menzilli vurma kabiliyeti de savaşın yeni döneminde kritik bir yer tutmaktadır. Cephe hattının nispeten durağanlaşması, savaşın arka alanlara taşınmasını hızlandırmıştır: enerji altyapısı, lojistik merkezler, komuta-kontrol unsurları ve kritik üretim tesisleri, stratejik hedefler olarak öne çıkmıştır. Bu düzlemde hava savunma sistemleri, yalnızca şehirleri değil, savaşın sürdürülebilirliğini koruyan altyapıyı da savunmak zorundadır. Hava savunma kapasitesi, burada “kalkan” olmanın ötesinde, savaş ekonomisinin devamlılığını sağlayan bir güvenlik mekanizmasına dönüşmektedir. Aynı zamanda bu karşılıklı uzun menzilli vurma döngüsü, cephedeki birlik hareketlerini ve ikmal yollarını daha kırılgan hale getirmektedir; çünkü savaş, yalnızca ön hatta değil, derinlikteki lojistik zincirde kazanılmakta veya kaybedilmektedir.
Personel meselesi ise dördüncü yılda askeri stratejinin belki de en hassas eksenidir. Yıpratma savaşı, insan gücünü sürekli tüketir; bu tüketimi karşılayabilmek için seferberlik, sözleşmeli askerlik, teşvik programları ve eğitim kapasitesi gibi unsurların aynı anda işletilmesi gerekir. Burada kritik nokta, “nicelik” kadar “nitelik”tir. Hızlandırılmış eğitimle cepheye sürülen birlikler, bir süre sonra tecrübe kazanarak savaşın ritmine uyum sağlayabilir; ancak bu süreç yüksek bir kayıp maliyetini de beraberinde getirir. Bu nedenle savaşın sürdürülebilirliği, yalnızca yeni personel bulma kabiliyetine değil, aynı zamanda tecrübeli çekirdeği koruyabilme ve birimlerin rotasyonunu sağlayabilme kapasitesine bağlıdır.
Bu yeni savaş düzeninde savunma sanayii, cepheden ayrı bir alan olmaktan çıkmış; doğrudan savaşın parçası haline gelmiştir. Üretim bantlarının sürekliliği, parça tedariki, yaptırımların çevresinden dolaşma kapasitesi, ithal ikamesi ve teknolojik adaptasyon hızı, askeri başarıyla doğrudan ilişkilidir. Savaş ekonomisi, “kriz anında seferber edilen” geçici bir model olmaktan çıkarak, kalıcı bir üretim ve bütçe mimarisine dönüşme eğilimi göstermektedir. Bu dönüşüm, savaşın sadece askeri değil, aynı zamanda devletin bütçe öncelikleri, sosyal harcamaları ve iç siyasi dengeleri üzerinde de kalıcı etkiler yaratmaktadır.
Bütün bu değişkenler bir araya geldiğinde, dördüncü yılın askeri tablosu şu temel sonuca işaret eder: Savaşın belirleyici unsuru, tek bir muharebe veya tek bir operasyon değil; teknolojik adaptasyon, mühimmat üretimi, personel ikamesi, lojistik dayanıklılık ve hava savunma sürdürülebilirliğinin aynı anda yönetilebilmesidir. Bu, savaşın bir “stratejik dayanıklılık yarışına” dönüştüğü anlamına gelir. Cephedeki ilerleme, artık sadece harita üzerinde bir çizgi değildir; o çizginin arkasında duran sanayi kapasitesi, toplumun psikolojik eşiği ve devletin kaynak yönetimiyle birlikte okunması gereken bir göstergedir.
Bu nedenle savaşın dördüncü yılı, tarafların askeri üstünlüğünden çok, hangi tarafın bu dayanıklılık yarışını daha uzun süre sürdürebileceğini test eden bir evreye dönüşmüştür. Modern savaşın yeni mantığı burada kendini açıkça göstermektedir: Kazanan, yalnızca daha iyi savaşan değil; daha uzun süre üretip, uyum sağlayıp, ikmal edip, kaybı yönetebilen aktör olacaktır.
Toplumsal Psikoloji: Destek, Yorgunluk ve “Barış İsteği + Sertleşme” Paradoksu
Savaşın dördüncü yılına girilirken Rus toplumsal alanında belirginleşen temel dinamik, iki eğilimin aynı anda güç kazanmasıdır: bir yanda savaşın gündelik hayatta “normalleşmesi” ve bilgi yorgunluğu; diğer yanda ise devletin savaş çerçevesini meşru gören ve askeri eylemleri destekleyen geniş bir çoğunluğun varlığını sürdürmesi.

Kaynak: Levada Center
Levada Center’ın Ocak 2026 verileri bu ikili yapıyı net biçimde göstermektedir. Her şeyden önce, Ukrayna etrafındaki gelişmeleri “çok dikkatle” izlediğini söyleyenlerin oranı %13, “oldukça dikkatle” izlediğini belirtenlerin oranı %32’dir; toplam dikkat düzeyi böylece %45’te kalmaktadır. Buna karşılık, “özel bir dikkat göstermeden” izleyenler %36, “hiç izlemeyenler” ise %18’dir. Bu tablo, savaşın toplum için yüksek maliyetli ama uzun süreli bir arka plan olgusuna dönüştüğünü; gündelik hayatın içinde tüketilen bir “süreğen gündem”e evrildiğini düşündürmektedir.

Kaynak: Levada Center
Dikkatin görece gerilemesine karşın, silahlı kuvvetlerin Ukrayna’daki faaliyetlerine verilen destek yüksek seviyesini korumaktadır. Ocak 2026’da Rus Silahlı Kuvvetleri’ni desteklediğini söyleyenlerin toplam oranı %76’dır; bunun içinde “kesinlikle destekliyorum” diyenler %43, “daha çok destekliyorum” diyenler %33 olarak ölçülmüştür. Desteklemediğini belirtenlerin oranı %18 düzeyindedir. Bu sonuçlar, savaşın “izlenme yoğunluğu” ile “meşruiyet algısı”nın aynı şey olmadığını; önemli bir kesimin savaşı yakından takip etmese dahi, devletin güvenlik çerçevesini ve askeri eylemi genel olarak onaylamaya devam ettiğini göstermektedir.

Kaynak: Levada Center
Toplumsal psikolojinin asıl kritik kırılımı ise barış fikriyle sertleşme talebinin aynı anda yükselmesidir. Araştırmaya göre “şimdi barış görüşmelerine geçilmesi gerektiğini” düşünenlerin oranı %61’dir; buna karşın “askeri faaliyetlerin sürdürülmesi gerektiğini” söyleyenlerin oranı %31’e çıkmıştır. Bu iki oran, Rus toplumunda “savaşın sonsuza dek sürmesi istenmiyor” eğiliminin güçlü olduğunu; fakat “savaşın koşulları” konusunda daha sert seçeneklere açık bir damarın da belirginleştiğini anlatır.

Kaynak: Levada Center
Bu ikili yapı, “barış sağlanamıyorsa ne yapılmalı?” sorusunda daha net görünür: Katılımcıların %59’u, barışa ulaşılamıyorsa Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırıları artırması gerektiğini, hatta bunun “yeni silah türleri” kullanımıyla da desteklenebileceğini ifade etmektedir. Buna karşılık, “Ukrayna ve Batı’ya ek tavizler verilmesini” savunanların oranı %21’dir. Dolayısıyla, kamuoyunun ağırlık merkezi, müzakere fikrine prensipte açık olmakla birlikte, müzakerelerin sonuç üretmemesi durumunda askeri baskının artırılmasını makul gören bir yerde konumlanmaktadır. Bu durum, dördüncü yılda savaş yorgunluğunun “pasif barışçılık” doğurmak yerine, çoğu zaman “hızlı sonuç arayışı” ve “sertleştirilmiş çözüm beklentisi” ile birlikte seyrettiğini düşündürür.

Kaynak: Levada Center
Zaman algısı da toplumsal ruh halinin önemli göstergesidir. Ocak 2026’da savaşın “bir aydan kısa” sürede biteceğini düşünenler %1, “bir–iki ay” içinde biteceğini söyleyenler” %3, “iki ay–altı ay” diyenler %12, “altı ay–bir yıl” diyenler %20’dir. Buna karşılık, savaşın “bir yıldan uzun” süreceğini düşünenlerin oranı %39’dur. Bu dağılım, toplumun geniş kesimlerinde kısa vadeli iyimserliğin zayıfladığını, savaşın uzun süreli bir gerçeklik olarak kabul edildiğini gösterir.

Kaynak: Levada Center
Son olarak “nihai sonuç” algısı, meşruiyetin psikolojik temelini besleyen ana unsurlardan biridir: “Savaş Rusya’nın zaferiyle bitecek” diyenlerin oranı %74’tür; “Ukrayna’nın zaferi” diyenler %1’in altındadır; “hiçbir taraf üstünlük sağlayamayacak” diyenler ise %17 düzeyindedir. Bu veri, özellikle yüksek destek oranını açıklayan bir bileşen olarak okunmalıdır: Toplumun kayda değer çoğunluğu, maliyetleri kabul edilebilir kılan bir “sonuç beklentisi” ile hareket etmektedir.
Dördüncü Yılda Stratejik Denge
Savaşın dördüncü yılı, askeri sahadaki tablonun “hızlı ve kesin sonuç” üretmeyen bir karaktere yerleştiğini göstermektedir. Cephe hattında dönem dönem yoğunlaşan muharebeler ve sınırlı taktik kazanımlar görülse de, çatışmanın genel dinamiği artık bir “dayanıklılık yarışı”dır. Bu yarışın doğası, yalnızca sahadaki askeri kapasiteyle değil; üretim, ikmal, personel döngüsü, kamuoyu meşruiyeti ve uluslararası destek sürekliliğiyle belirlenmektedir. Bu nedenle dördüncü yılın stratejik sorusu, “kim daha hızlı ilerliyor?” değil; “kim daha uzun süre sürdürebiliyor?” sorusudur.
Levada’nın bulguları, Rusya iç kamuoyunun da bu uzunluk hissini içselleştirdiğini ortaya koymaktadır. Toplumun %39’u savaşın bir yıldan uzun süreceğini düşünmektedir; kısa vadeli bitiş beklentileri daha düşük oranlarda kümelenmektedir. Bu algı, stratejik düzlemde iki sonuç doğurur: Birincisi, toplumun önemli bir kesimi “uzun savaş” fikrine psikolojik olarak uyum sağlamış görünmektedir. İkincisi ise, bu uyumun “savaşın süresizliği”ne rıza anlamına gelmediğidir; zira aynı veri setinde %61’lik bir çoğunluk barış görüşmelerine geçilmesini savunmaktadır. Dolayısıyla, stratejik denge, toplumsal düzlemde “uzun sürer” beklentisi ile “bitmeli” arzusu arasında gerilimli ama istikrarlı bir hat üzerinde şekillenmektedir.
Bu gerilim hattının pratik karşılığı, donmuş çatışma ile uzun savaş arasında salınan bir ara rejimdir. Donmuş çatışma, klasik anlamıyla cephe hattının neredeyse tamamen sabitlenmesi ve siyasi çözüm üretmeyen düşük yoğunluklu bir durumun kalıcılaşmasıdır. Fakat mevcut tabloda, savaşın “tam donması”nı zorlayan unsurlar vardır: uzun menzilli saldırılar, drone savaşı, altyapı hedefleri ve dönemsel büyük operasyon dalgaları. Bu nedenle daha gerçekçi olan, savaşın belirli segmentlerde donmaya yaklaşırken, başka segmentlerde yeniden “ısınabilmesi”dir. Başka bir deyişle, dördüncü yılın stratejik dengesi, tamamen donmuş bir çatışmadan çok, “donmaya yatkın ama sürekli yeniden gerilim üreten” bir uzun savaş formuna yakındır.
Bu noktada kamuoyundaki “barış isteği” ile “sertleşme eğilimi” aynı anda stratejik bir işaret üretmektedir. Barış görüşmelerini destekleyen çoğunluğa karşın, barış sağlanamıyorsa saldırıların artırılmasını savunanların %59 olması, Rus iç siyasetinde savaşın “hızlandırılmış sonuç” arayışıyla yeniden çerçevelenebileceğine işaret eder. Bu, stratejik dengenin yalnızca askeri kapasiteyle değil, karar alıcıların kamuoyu psikolojisini hangi yönde mobilize edeceğiyle de ilişkili olduğunu gösterir.
Dolayısıyla dördüncü yılda stratejik dengeyi tanımlayan şey, “donmuş çatışma”dan ziyade, maliyetleri yönetilebilir tutmaya çalışan fakat dönemsel olarak şiddeti yükseltebilen bir uzun savaş rejimidir. Bu rejimin kalıcılığı, sahadaki taktik gerçekliklerden çok; savaş ekonomisinin sürdürülmesi, personel ikamesi, teknolojik adaptasyon ve meşruiyet üretiminin aynı anda devam ettirilebilmesine bağlıdır. Levada verilerinin gösterdiği %74’lük “Rusya kazanır” beklentisi, bu meşruiyet üretiminin iç psikolojik zemininin hâlâ güçlü olduğunu; ancak “takip düzeyinin %45’e düşmesi” gibi göstergeler ise savaşın toplumsal alanda giderek daha fazla “normalleşen yorgunluk” üretmeye başladığını ortaya koymaktadır.
Sonuç
Savaşın dördüncü yılına girilirken ortaya çıkan tablo, çatışmanın “hızlı karar” üretmeyen bir yapıya yerleştiğini; buna karşılık süreklilik arz eden bir yıpratma düzeninin hem sahada hem de toplumda kalıcı etkiler oluşturduğunu göstermektedir. Cephe hattında geniş ölçekli manevraların sınırlanması ve operasyonların dar alanlarda yoğunlaşması, çatışmanın donmuş bir savaşa dönüştüğü anlamına gelmemektedir. Aksine, topçu ve drone destekli gözetleme-vurucu güç bileşiminin güçlenmesi, düşük yoğunluklu fakat sürekli bir savaş ritminin kalıcılaştığını düşündürmektedir. Bu ritim, askeri sonuç kadar ikmal, üretim ve personel döngüsü üzerinde şekillenen bir stratejik dayanıklılık rekabetini ön plana çıkarmaktadır.
Rusya’nın kontrolündeki bölgelerde kurulan idari düzen, savaşın yalnızca askeri bir çatışma değil, aynı zamanda uzun vadeli siyasi-kurumsal yerleşme girişimi olduğunu göstermektedir. Pasaport politikaları, sosyal yardım ve kamu hizmetleri üzerinden kurulan bağımlılık mekanizmaları, eğitim ve kültür alanında yapılan dönüşümler ve güvenlik merkezli denetim rejimleri, kontrol edilen alanların geçici askeri bölgeler olarak değil, kalıcı bir entegrasyon hattı olarak tasarlandığını düşündürmektedir. Bununla birlikte bu model; ekonomik sürdürülebilirlik, toplumsal meşruiyet ve uluslararası tanınma eksenlerinde önemli kırılganlıklar barındırmakta; işgalin uzun süreli maliyetlerinin artma potansiyeline işaret etmektedir.
Toplumsal düzlemde ise Levada verileri, savaşın “normalleşme” ve “meşruiyet” boyutlarının aynı anda varlık gösterebildiğini ortaya koymaktadır. Savaşı yakından takip etme düzeyinin sınırlı kalmasına karşın, silahlı kuvvetlere verilen desteğin yüksek seyretmesi; bilgi yorgunluğunun otomatik olarak siyasal kopuş üretmediğini göstermektedir. Buna paralel biçimde barış görüşmelerine yönelik güçlü talep ile müzakereler başarısız olursa daha sert askeri seçeneklere yönelme eğiliminin birlikte görünmesi, dördüncü yılın toplumsal psikolojisini belirleyen temel paradoks olarak öne çıkmaktadır. Bu tablo, savaşın sürdürülebilirliğinin sadece askeri kabiliyetle değil; kamuoyunun uzun süreli maliyetleri hangi eşikte tolere edeceğiyle de doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir.
Genel çerçevede dördüncü yılın gerçekliği, mutlak bir zafer veya ani bir çözüm ihtimalinden çok, çatışmanın uzun süreli bir stratejik rekabet ve toplumsal dayanıklılık sınaması olarak devam ettiği yönündedir. Bu nedenle savaşın geleceği, yalnızca cephedeki taktik gelişmelerle değil; kontrol edilen alanların yönetim kapasitesi, savaş ekonomisinin sürdürülebilirliği ve kamuoyu dengesinin yönü gibi birbirine bağlı değişkenlerin toplam etkisiyle belirlenecektir.
Sadık ARPACI
Uluslararası İlişkiler, Rusya Uzmanı
Tel: +90 545 932 36 77
Email: by.sadik@hotmail.com
KAYNAKLAR
- Mediazona (2026). “Russia’s Casualties in Ukraine: Verified Losses”.
https://zona.media/casualties, (Erişim Tarihi: 23.02.2026). - Reuters (2026, 9 Şubat). “Russian forces pressuring Pokrovsk as last battles rage”.
https://www.reuters.com/world/europe/russian-forces-pressuring-pokrovsk-last-battles-rage-2026-02-09, (Erişim Tarihi: 23.02.2026). - Institute for the Study of War (ISW) (2026). “Russian Offensive Campaign Assessment”.
https://understandingwar.org/analysis/russia-ukraine/russian-offensive-campaign-assessment/, (Erişim Tarihi: 23.02.2026). - ConsultantPlus (2022). “Federal Law No. 429-FZ of the Russian Federation”.
https://www.consultant.ru/document/cons_doc_LAW_429320, (Erişim Tarihi: 23.02.2026). - Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR). (2023). “Civilian Casualties in Ukraine (24 Feb 2022 – 30 June 2023)”.
https://ukraine.ohchr.org/ru/238956-civilian-casualties-ukraine-24-february-2022-30-june-2023-RU, (Erişim Tarihi: 23.02.2026). - Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) (2024). “Human Rights Situation during Russian Occupation of Ukrainian Territory”.
https://www.consultant.ru/document/cons_doc_LAW_429320, (Erişim Tarihi: 23.02.2026). - Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) (2024). “Report on Occupation and Its Aftermath”.
https://www.ohchr.org/en/documents/country-reports/human-rights-situation-during-russian-occupation-territory-ukraine-and, (Erişim Tarihi: 23.02.2026). - Reuters (2024, 20 Mart). “UN report documents Russian rights abuses in occupied Ukraine”.
https://www.reuters.com/world/europe/un-report-documents-russian-rights-abuses-occupied-ukraine-2024-03-20/, (Erişim Tarihi: 23.02.2026). - Human Rights Watch (2024). “Education under Occupation: Forced Russification of Schools”.
https://www.hrw.org/report/2024/06/20/education-under-occupation/forced-russification-school-system-occupied-ukrainian, (Erişim Tarihi: 23.02.2026). - Center for Strategic and International Studies (CSIS) (2024). “Russia–Ukraine Drone War: Innovation on the Frontlines”.
https://www.csis.org/analysis/russia-ukraine-drone-war-innovation-frontlines-and-beyond, (Erişim Tarihi: 23.02.2026). - Center for European Policy Analysis (CEPA) (2024). “An Urgent Matter of Drones”.
https://cepa.org/comprehensive-reports/an-urgent-matter-of-drones/, (Erişim Tarihi: 23.02.2026). - Times of India (2024). “Russia suffering 1000 casualties a day: Report”.
https://timesofindia.indiatimes.com/world/europe/russia-suffering-1000-casualties-a-day-80-from-drones-rishi-sunak-writes-after-meeting-volodymyr-zelenskyy/articleshow/128666284.cms, (Erişim Tarihi: 23.02.2026). - Milli İstihbarat Akademisi (2025). “Rusya-Ukrayna Savaşı Analizi Raporu”.
https://mia.edu.tr/uploads/f/31012025_1.pdf, (Erişim Tarihi: 23.02.2026). - Meduza (2025). “V voyne Rossii i Ukrainy vsekh pobedili drony”.
https://meduza.io/feature/2025/10/02/v-voyne-rossii-i-ukrainy-vseh-pobedili-drony, (Erişim Tarihi: 23.02.2026). - Ura.ru (2025). “Report on Russian Military Operations in Ukraine”.
https://ura.news/news/1053061340, (Erişim Tarihi: 23.02.2026). - Levada Center (2026). “Konflikt s Ukrainoy v Yanvare 2026 Goda”.
https://www.levada.ru/2026/01/27/konflikt-s-ukrainoj-v-yanvare-2026-goda/, (Erişim Tarihi: 23.02.2026).

























































