Giriş
2026 Şubat ayı, Almanya’nın Çin politikası açısından kritik bir dönemeç oldu. CDU lideri ve Şansölye Friedrich Merz’in Beijing ziyareti, Berlin’in Pekin ile ilişkisinde önceki Scholz dönemi yaklaşımı ile Merz yönetiminin öncelikleri arasındaki dönüşümü gözler önüne seriyor. 2024’te kaleme aldığım “Almanya’nın Çin Stratejisi: Dengeli Yaklaşım ve Yeni Zorluklar” adlı analizde, Scholz’un Çin’e dengeli ama eleştirel tutumunu tartışmıştım (Uluslararası Politika Akademisi, 2024). Bugün Merz’in ziyareti, o stratejinin hem devamı, hem de revizyonu niteliğinde.
Bu değerlendirmede, ilk olarak Scholz dönemi Çin stratejisinin ana eksenlerini hatırlayacak, sonra Merz ziyareti çerçevesinde Berlin’in yeni konumunu çözümleyecek, son olarak da bu iki yaklaşımın yarattığı fırsatlar ve riskleri karşılaştırmalı olarak analiz yapmaya çalışacağız.
Scholz’un Çerçeve Politikası: Dengeli Yaklaşım, Kritik Eleştiriler
2024’teki analizimde Scholz’un Çin ziyaretini, Almanya’nın derin ticari bağlarının “ekonomik çıkar” ve “stratejik risk algısı” arasında denge kurma çabası olarak tanımlamıştım (Uluslararası Politika Akademisi, 2024). Scholz hükümeti, Çin’i hem önemli bir ticaret ortağı, hem de rekabetçi bir aktör olarak tanımladı; bu dengeyi korumak için “de-risking” (riskleri azaltma) yaklaşımını savundu:
- Ekonomik çıkarların korunması, güçlü ticari bağların sürdürülmesi.
- Stratejik bağımlılıkların azaltılması taleplerinin yükseltilmesi.
- İnsan hakları ve uluslararası normlara bağlılık gibi değer odaklı beklentiler.
Scholz’un yaklaşımı, Almanya’nın lojistik avantajlarını kullanmakla birlikte kamuoyunda ve koalisyon partileri arasında iç tartışmalara yol açtı. Yeşiller ve FDP gibi aktörler Çin’e daha sert bir tutum talep ederken, iş dünyası bu sertleşmenin ekonomik maliyetlerinden endişe etti. Scholz’un COSCO’nun Hamburg limanındaki pay alımına onay vermesi gibi bazı kararlar, bu gerilimleri daha görünür hale getirdi.
Bu çerçevede, Scholz’un stratejisi, bir bakıma “Wandel durch Handel” (ticaret yoluyla değişim) paradigmasının güncel bir versiyonu olarak okunabilir; Çin ile sürdürülebilir ve fayda odaklı ilişki, ama aynı zamanda Çin’in yapısal sistem farklılıklarıyla başa çıkmayı gerektiriyordu.
Merz’in 2026 Ziyareti: Pragmatizm, Mesafe ve Yeni Vurgu
Merz’in Pekin ziyaretinin gündemi, Scholz’un çizgisi ile doğrudan bağlantılı olmakla birlikte, içerik ve ton açısından bazı net farklılıklar taşıyor:
Ekonomi-Ortaya Çıkan Yeni Gerçeklikler: Merz, ziyarette ticaret dengesizlikleri ve Çin’in ihracat pazarındaki genişleme stratejilerini açıkça gündeme getirdi. 2025 verilerine göre Almanya’nın Çin ile ticaret açığı yaklaşık €87-90 milyar seviyesine yükseldi (Reuters, 2026). Bu durum:
- Çin’in ihracat fazlası ve teknolojik ürünlerde rekabet baskısı,
- Alman sanayisinin Çin’e olan bağımlılığı,
- Kritik ham maddeler (örneğin nadir toprak elementleri) bağımlılığı gibi meselelerin daha somut tartışılmasını dayattı.
İş dünyası delegasyonunun Merz’e eşlik etmesi, zirveyi Çin ile sadece siyasi bir görüşmeden öte yoğun ekonomik müzakereye dönüştürdü. Bu açıdan, Merz, Scholz dönemindeki “dengeli yaklaşıma” pragmatik bir ticari vurguyu net biçimde ekledi.
Stratejik Kaygıların Düşünsel Evrimi: Merz’in söyleminde iki nokta ön plana çıktı:
- Tarife dengesizlikleri, piyasa açılımı talepleri ve Çin’in ihracat teşvik politikalarına yönelik eleştiriler,
- Avrupa değerleri ve uluslararası normlar alanında henüz açık bir karşıtlık yaratmamakla birlikte, bu konuların ikili müzakerelerde yer alacağı beklentisi.
Diğer bir deyişle, Merz, daha önce Scholz’un “eleştiri ama iş birliği” denklemini benimsediği gibi, özellikle ticaret alanında ileri demokrasi normları üzerinden bir tartışma zeminine vurgu yapmayı tercih etti. Yani Scholz’un dengesi, Merz’in pragmatizmiyle birleşti.
Transatlantik Bağlam ve AB Perspektifi: Merz’in ziyareti ABD-Çin rekabeti gölgesinde gerçekleşti. ABD, Çin’e yönelik ticari sınırlamalar ve jeopolitik rekabeti yükseltirken, Almanya için bu sadece ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir sınama oldu. Buna paralel olarak, Merz:
- AB içinde ortak Çin stratejisi çerçevesine uyum çağrısı,
- Transatlantik güvenlik bağlarını zedelemeyecek bir dış politika çizgisi,
- Çin ile ortak küresel meselelerde işbirliği (iklim, küresel yönetişim) alanlarını koruma çabası gibi unsurları bir arada dengeledi.
Scholz ve Merz Arasında Bir Karşılaştırma: Düşünsel Devam mı, Yeniden Konumlanma mı?
| Boyutu | Scholz (2024) | Merz (2026) |
| Temel Tavır | Dengeli ticaret+eleştiri | Pratik ticaret odaklı eleştiri ve müzakere |
| Stratejik Bağımlılık | De-risking söylemi | De-risking + ticari denge vurgusu |
| İnsan Hakları | Sözlü eleştiri var | Tartışma alanında, ikili gündeme girme ihtimali |
| AB İç İttifak | AB birlikteliği savunusu | AB dayanışmasıyla uyumlu pragmatizm |
| Transatlantik Bağ | ABD ile uyum arayışı | ABD-AB denklemi içinde kalma ama pragmatik davranma |
Merz, Scholz’un “denge” tanımını tamamen reddetmiyor; ancak ticari eşitsizliklerin somut etkilerini öncelikli tartışma alanına taşıyor. Bu da, Scholz sonrası bir devamlılıkla birlikte revizyon demek: Yani Berlin’in Çin yaklaşımı, yerleşik çizgide yeni nüanslarla ilerliyor.
Almanya’nın Kara Kutusu: Riskler ve Fırsatlar
Fırsatlar:
- Ticaret hacminin dengelenmesi ile orta ve uzun vadede Alman sanayisinin yeni ortaklıklara yönelmesi.
- AB içinde ortak Çin stratejisinin güçlenmesi.
- Çin ile iş birliğinin sürdürülebilir alanlara (iklim, teknoloji) yönlendirilmesi.
Riskler:
- Aşırı bağımlılık: Merz ziyareti ticari bağları sürdürme isteğini gösterse de, Çin’in stratejik sektör hakimiyeti risk oluşturuyor.
- Değerler-Karşılıklı Beklentiler: İnsan hakları ve demokratik normlara yönelik tutum ile ticari çıkar dengesi zorlanabilir.
- Transatlantik gerilimler: ABD-Çin rekabeti şiddetlenirse, Almanya savrulabilir.
Bu kapsamda, Merz’in Çin ziyareti, Almanya için bir “düğüm çözücü” değil; aksine küresel düzenin belirsizliğinde yeni bir denge arayışıdır.
Sonuç
Şansölye Merz’in Çin ziyareti, Almanya’nın dış politikasında bir kopuş değil, Scholz’un Çin stratejisinin evrildiği pragmatik bir aşama olarak okunmalıdır. Berlin, hem güçlü ticari bağlarını sürdürmek, hem de stratejik bağımlılıklardan kaçınmak istiyor. Bu, aynı zamanda Almanya’nın uluslararası aktör rolünü yeniden tanımlama çabasıdır: ekonomik çıkar, jeopolitik gerçeklik ve değer temelli beklentiler arasında yeni bir sentez arayışı.
Yusuf ERTUĞRAL
KAYNAKÇA
- Associated Press (2026), “Trade, Ukraine and new world order are top concerns on German leader’s visit to China”.
- European Commission (2023), “EU–China: A strategic outlook”, Brussels: European Commission.
- Reuters (2026), “Germany’s Merz hails China ties as he seeks reset with Beijing”.
- Schwarzer, D. (2026), “A European solution for Germany’s China challenge”, Project Syndicate.
- Statistisches Bundesamt (2023), “Foreign trade: Ranking of Germany’s trading partners”, Wiesbaden: Destatis.
- U.S. Congress (2022), “CHIPS and Science Act of 2022”, Washington, DC: U.S. Government Publishing Office.
- Uluslararası Politika Akademisi (2024), “Almanya’nın Çin Stratejisi: Dengeli Yaklaşım ve Yeni Zorluklar”.

























































