SIRBİSTAN’DA 25 EKİM 2026 ERKEN GENEL SEÇİMLERİ: DEĞİŞİM TALEBİ GÜÇLÜ

upa-admin 28 Ekim 2026 98 Okunma 0
SIRBİSTAN’DA 25 EKİM 2026 ERKEN GENEL SEÇİMLERİ: DEĞİŞİM TALEBİ GÜÇLÜ

Giriş

Sırbistan’da 25 Ekim’de yapılan erken genel seçimler, ülkenin son 14 yıllık siyasi düzeninde önemli bir kırılma yarattı. Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in liderliğindeki Sırp İlerleme Partisi’nin (SNS) öncülük ettiği “Aleksandar Vučić – Birleşik Sırbistan” listesi seçimde ciddi oy kaybederken, öğrencilerin öncülük ettiği “Öğrenci Listesi – Öğrenciler Kazanacak” listesi büyük bir farkla birinci oldu. Geçici sonuçlara göre, Öğrenci Listesi oyların yüzde 52,71’ini ve 250 üyeli parlamentoda 140 sandalyeyi; iktidar listesiyse yüzde 39,17’yi ve 104 sandalyeyi aldı. Sosyalist Parti öncülüğündeki liste yüzde 2,17’de kaldı ve sandalye kazanamadı. Bu rakamlar, 8.392 sandalyenin 8.187’sinden işlenen oy verilerine dayanıyor; dolayısıyla sonuçlar siyasi tabloyu büyük ölçüde ortaya koysa da kesinleşmiş sonuçlar olarak değerlendirilmemeli.

Sırbistan’da Siyasi Kırılma Anı

Bu seçim, yalnızca iktidar partisinin oy kaybetmesi ve bir başka listenin birinci gelmesi olarak okunmamalı. Sonuçlar, uzun süredir devam eden toplumsal hoşnutsuzluğun seçim yoluyla görünür hâle gelmesini ve protesto hareketinin parlamenter siyasete taşınmasını ifade ediyor. Özellikle öğrenci hareketinin başarısı, ülke siyasetinde yerleşik partilerin dışında gelişen bir toplumsal mobilizasyonun geniş bir seçmen kitlesini harekete geçirebildiğini gösteriyor. Sırbistan’da seçim kampanyası, bu nedenle yalnızca partilerin vaatlerinin yarıştığı bir süreç değil; yönetim anlayışının, kamu kurumlarının işleyişinin ve siyasi hesap verebilirliğin tartışıldığı bir referandum niteliği kazandı.

Seçimden çıkan temel mesaj, iktidarın sandık yoluyla değişebileceğinin görülmesidir. Ancak bu mesaj, ülkedeki siyasi ve kurumsal sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. Seçim zaferi yeni bir iktidar döneminin kapısını açabilir; fakat demokratikleşme, hukukun üstünlüğü ve kamu yönetiminde şeffaflık gibi alanlarda kalıcı değişiklikler ancak seçim sonrasında atılacak adımlarla mümkün olabilir.

Protestoların arka planı: Bir felaketten daha geniş bir hesap verebilirlik talebine

Öğrenci hareketinin yükselişi, 1 Kasım 2024’te Novi Sad’daki tren istasyonunda yenilenen beton sundurmanın çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başlayan protestolarla yakından bağlantılıdır. Olay, bir altyapı felaketinin ötesinde, kamu projelerinin nasıl denetlendiği, ihalelerin ne ölçüde şeffaf yürütüldüğü ve siyasi sorumluların hangi koşullarda hesap verdiği konularını gündeme taşıdı. Protestocular başlangıçta facianın tüm yönleriyle soruşturulmasını, sorumluların tespit edilmesini ve ilgili belgelerin kamuoyuna açıklanmasını talep etti. Zamanla bu talepler yolsuzlukla mücadele, yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü ve erken seçim gibi daha geniş başlıklara yayıldı. Avrupa Parlamentosu araştırma birimi de protestoların öğrenci öncülüğünde başlayıp ülke çapına yayıldığını ve 2025 boyunca erken seçim talebinin güçlendiğini kaydetmişti.

Novi Sad’daki facianın etkisi, olayın kamuoyunda mevcut yönetim tarzına dair daha geniş bir sorgulama yaratmasından kaynaklandı. Bir altyapı projesindeki olası ihmal ve yolsuzluk iddiaları, vatandaşların devlet kurumlarına güveni, kamu kaynaklarının kullanımı ve yöneticilerin sorumluluğu gibi konularla birleşti. Bu nedenle, protestolar, yalnızca belirli bir kazanın soruşturulmasını isteyen dar kapsamlı bir hareket olarak kalmadı. Öğrencilerin talepleri, kamu yönetiminde hesap verebilirlik ve karar süreçlerinde şeffaflık ihtiyacını ifade eden daha geniş bir siyasi itiraza dönüştü.

Hareketin toplumsal gücü, geleneksel muhalefet partilerinin uzun süredir aşamadığı bazı sınırları aşabilmesinde görüldü. Öğrenciler kendilerini mevcut parti rekabetinin parçası olarak değil, siyasi sistemin işleyişinden rahatsız olan yurttaşların temsilcileri olarak sundu. Böylece muhalefete mesafeli seçmenlerle, protestolara katılan gençlerle ve yönetimden değişim bekleyen farklı toplumsal gruplarla ortak bir dil kurabildiler. Bu, öğrenci hareketinin tüm seçmenlerin aynı ideolojik görüşte birleştiği anlamına gelmiyor. Daha çok, farklı kesimlerin yolsuzlukla mücadele, kurumsal sorumluluk ve değişim talebi gibi ortak başlıklarda buluşabildiğini gösteriyor.

Öğrenci Listesi’nin başarısı ve yönetim sorumluluğu

Öğrenci Listesi’nin seçim başarısında, kendisini geleneksel partilerden farklı konumlandırması etkili oldu. Hareketin seçim listesi farklı meslek ve bölgelerden adayları bir araya getirdi; programında yolsuzlukla mücadele, kamu kurumlarının güçlendirilmesi ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi gibi başlıklara yer verdi. Haberlere yansıyan programa göre hareket, kamu ihalelerinin şeffaflaştırılması, kamu kurumlarına yapılan atamalarda liyakatin öne çıkarılması, medya kuruluşlarının bağımsızlığı ve sosyal hizmetlerin iyileştirilmesi gibi vaatlerde bulundu. Bu vaatler, protestolar sırasında dile getirilen kurumsal ve toplumsal taleplerle doğrudan örtüşüyor.

Bununla birlikte, protesto hareketi ile hükümet yönetimi farklı siyasi beceriler gerektirir. Protestolar sırasında farklı grupları bir araya getiren geniş ve esnek bir “değişim” talebi, yönetim aşamasında ayrıntılı ve uygulanabilir politikalara dönüşmek zorundadır. Bir hareketin hükümet programı oluşturabilmesi için kamu bütçesi, ekonomi, yargı ve dış politika gibi konularda öncelikler belirlemesi; vaatlerin hangi sırayla, hangi kurumlar aracılığıyla ve hangi kaynaklarla yerine getirileceğini açıklaması gerekir. Bu noktada Öğrenci Listesi’nin karşılaşacağı temel sınav, seçim başarısını ortak bir yönetim programına dönüştürmek olacaktır.

Listenin geniş katılımlı yapısı seçim döneminde avantaj sağlamış olabilir; ancak farklı görüşleri aynı çatı altında tutmak hükümet aşamasında daha zor hâle gelebilir. Özellikle ekonomi politikası, vergiler, sosyal harcamalar, Kosova meselesi, Rusya ile ilişkiler ve AB’ye üyelik gibi konularda hareket içindeki farklı eğilimlerin nasıl uzlaştırılacağı önem kazanacak. Bu sorun, seçmenlerin değişim talebini değersizleştirmez. Ancak seçimdeki çoğunluğun tek başına ortak bir ideolojik veya dış politika çizgisi bulunduğu biçiminde yorumlanmaması gerektiğini gösterir.

Ayrıca yolsuzlukla mücadele, yeni yönetimin meşruiyetini arttırabilecek en önemli alanlardan biri olsa da dikkatli yürütülmesi gereken bir süreçtir. Kamu projelerinin, ihalelerin ve devlet kurumlarındaki atamaların incelenmesi hukuka ve bağımsız yargı denetimine dayanırsa, hesap verebilirliğin güçlenmesine katkı sağlayabilir. Buna karşılık soruşturmalar siyasi rakipleri cezalandırma aracı olarak algılanırsa, yeni yönetim seçim öncesinde eleştirdiği güç yoğunlaşmasının başka bir biçimini yeniden üretebilir. Bu nedenle soruşturma süreçlerinin şeffaflığı, bağımsız mahkemeler ve savunma haklarının korunması, siyasi değişimin kalıcı kurumsal dönüşüme dönüşmesi açısından belirleyici olacaktır.

Seçim koşulları ve demokratik meşruiyet

Seçimin bir diğer boyutu, seçmenlerin tercihlerini hangi koşullarda ifade edebildiğidir. AGİT’in Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi (ODIHR) başkanlığındaki uluslararası gözlem heyeti, seçim hazırlıklarının genel olarak verimli yürütüldüğünü ve izlenen sandıkların büyük çoğunluğunda seçim günü işlemlerini olumlu değerlendirdi. Buna karşılık gözlemciler kampanya ortamında ciddi eşitsizlikler bulunduğunu ve siyasi kutuplaşmanın derin olduğunu vurguladı. İktidar lehine medya görünürlüğü, kamu kaynaklarının kullanıldığı yönündeki bulgular, seçmenler ve adaylar üzerinde baskı iddiaları, kampanya faaliyetlerinin engellenmesi ve bazı bölgelerde bildirilen fiziksel şiddet olayları seçim ortamını olumsuz etkileyen unsurlar arasında yer aldı. Gözlemciler ayrıca seçmen kütüğünün doğruluğuna duyulan güvensizliğin sürdüğüne ve seçim kurullarının tarafsızlığı hakkında soru işaretleri bulunduğuna dikkat çekti.

Bu bulgular, seçim sonucunun siyasi önemini ortadan kaldırmıyor. Bununla birlikte, seçimde kazanan tarafın yönetimi devralmasının demokratikleşme sürecini kendiliğinden tamamlamayacağını gösteriyor. Yeni yönetimin önünde, seçim sonuçlarını tanımaktan daha kapsamlı bir görev var: seçime ve kamu kurumlarına duyulan güveni yeniden kurmak. Bunun için seçim mevzuatının uluslararası tavsiyeler doğrultusunda geliştirilmesi, medya kuruluşlarının siyasi baskılardan bağımsız çalışabilmesi, kampanya finansmanının şeffaf biçimde denetlenmesi ve kamu görevlilerinin seçim sürecinde tarafsız kalmasını sağlayacak mekanizmaların güçlendirilmesi gerekiyor.

Seçim gözlemcilerinin bulguları, yeni yönetimin kendi meşruiyetini nasıl kullanacağı açısından da önem taşıyor. Seçmenler, değişim için güçlü bir irade göstermiş olsa da seçim koşullarında yaşanan sorunların giderilmesi hem iktidarın, hem muhalefetin sorumluluğunda olacak. Yeni yönetim, seçim dönemindeki eşitsizlikleri gelecekte kendi lehine kullanmak yerine daha adil bir rekabet ortamı oluşturabilirse, siyasi değişim kişilere veya partilere bağlı olmaktan çıkarak kurumsal bir nitelik kazanabilir.

Dış politika: Avrupa yönelimi, Rusya ve Kosova

Seçim sonuçlarının Sırbistan’ın dış politikasını nasıl etkileyeceği de önemli bir soru. Avrupa Birliği, yeni yönetimle çalışmaya hazır olduğunu açıklarken demokratik kriterler, yargı bağımsızlığı, temel haklar ve medya özgürlüğü alanlarındaki reformları öncelik olarak gösterdi. AB ayrıca seçim gözlemcilerinin belirttiği sorunların giderilmesi için kapsayıcı bir seçim reformu sürecine ihtiyaç bulunduğunu vurguladı. Bu açıklama, Brüksel’in seçim sonucunu yeni bir iş birliği fırsatı olarak gördüğünü; ancak üyelik sürecindeki ilerlemeyi demokratik reformların uygulanmasına bağladığını gösteriyor.

Buna rağmen, yeni yönetimin Avrupa’yla ilişkilerde hızlı ve koşulsuz bir yön değişikliğine gideceğini varsaymak doğru olmaz. Öğrenci hareketinin dış politikaya ilişkin tutumlarında AB yaptırımlarına katılma ve Kosova’nın statüsü gibi başlıklarda farklı eğilimler olduğuna dair haberler bulunuyor. Bu konular Sırbistan’da yalnızca hükümetin dış politika tercihlerine değil, ulusal kimlik tartışmalarına, enerji ilişkilerine ve iç siyasi dengelere de bağlıdır. Dolayısıyla, yeni hükümetin Avrupa’yla ilişkileri geliştirme hedefini, Rusya ile süregelen bağları ve Kosova meselesinin ülkedeki siyasi ağırlığıyla birlikte yönetmesi gerekecek. Seçim sonucu bu dosyalarda bir karar üretmiyor; fakat bu konuların yeni hükümetin önünde daha görünür bir biçimde duracağını gösteriyor.

Sırbistan’ın dış politikadaki hareket alanı, iç siyasetteki istikrarla da yakından ilişkili olacak. Yeni hükümet, seçim sonrası toplumsal beklentileri karşılayamazsa iç siyasi gündem dış politika tartışmalarının önüne geçebilir. Buna karşılık seçim reformu, yargı bağımsızlığı ve medya özgürlüğü alanlarında somut ilerleme sağlanması, AB’yle ilişkilerde güvenin yeniden kurulmasına katkıda bulunabilir. Bu durum, üyelik sürecinin kısa vadede hızlanacağı anlamına gelmez; ancak ilişkilerin yalnızca siyasi açıklamalar düzeyinde kalmaması için yeni bir zemin oluşturabilir.

Bölgesel ve toplumsal etkiler

Sırbistan, Batı Balkanlar’daki siyasi ve ekonomik ilişkiler açısından önemli bir aktör olduğu için seçim sonuçları ülke sınırlarının ötesinde de ilgiyle izleniyor. Yeni yönetimin komşu ülkelerle ilişkilerde nasıl bir tutum alacağı, bölgesel iş birliğini ve AB’nin Batı Balkanlar politikasını etkileyebilir. Bununla birlikte seçim sonuçlarından hemen kapsamlı bir bölgesel yön değişikliği çıkarmak için henüz erken. Yeni hükümetin öncelikleri, kabine oluşumu ve dış politika kararları netleşmeden bu konuda kesin çıkarımlarda bulunmak mümkün değil.

İçeride ise seçim sonrasında en önemli ihtiyaçlardan biri toplumsal kutuplaşmayı azaltmak olacak. Seçim kampanyası derin bir siyasi karşıtlık ortamında yürütüldü. Uluslararası gözlemciler, çevrimiçi ortamda kışkırtıcı söylem, tehdit ve bilgi manipülasyonu risklerine de dikkat çekti. Ayrıca kampanya sırasında yaşanan baskı iddiaları ve fiziksel şiddet bildirimleri, siyasi rekabetin yalnızca sandıkta kalmadığını gösterdi. Yeni yönetimin muhalif seçmenleri ve önceki iktidar döneminde görev yapmış kamu görevlilerini dışlayan bir yaklaşım yerine, tarafsız kurallara dayalı bir yönetim kurması toplumsal gerilimin düşürülmesi açısından önem taşıyacak.

Sonuç: Seçim zaferinden kurumsal dönüşüme

25 Ekim seçimleri, Sırbistan siyasetinde güçlü bir değişim talebini parlamentoya taşıdı. Öğrenci hareketi, protestolarla yükselen toplumsal enerjiyi seçim başarısına dönüştürerek uzun süredir iktidarda bulunan siyasi yapıya karşı geniş bir seçenek oluşturabildi. Sonuç, iktidarın değişmez olduğu düşüncesini zayıflattı ve farklı toplumsal kesimlerin sandıkta ortak bir değişim talebi etrafında buluşabileceğini gösterdi.

Bununla birlikte, sandıktaki çoğunluk kurumsal dönüşümün kendisi değil, bu dönüşüm için verilmiş bir yetkidir. Yeni yönetimin başarısı; yolsuzlukla mücadeleyi hukukun üstünlüğü içinde yürütmesine, medya ve yargı bağımsızlığını güçlendirmesine, seçim sistemine duyulan güveni artırmasına ve hareketin farklı kesimlerini ortak bir programda buluşturmasına bağlı olacak. Dış politikada ise Avrupa’yla ilişkiler, Rusya’yla bağlar ve Kosova meselesi arasında nasıl bir denge kurulacağı hükümetin yönünü belirleyecek.

Bu nedenle, 25 Ekim seçiminin gerçek etkisi yalnızca yeni bir hükümetin kurulup kurulmayacağıyla ölçülmemeli. Asıl ölçüt, siyasi değişimin daha şeffaf, hesap verebilir ve çoğulcu kurumlar oluşturup oluşturmayacağı olacak. Sırbistan’da yeni dönemin temel sorusu, seçim zaferinin ardından iktidarın kimde olacağından çok, bu zaferin vatandaşların devlete duyduğu güveni ve demokratik kurumların işleyişini ne ölçüde değiştireceğidir.

Dr. Oğuzhan MANİOĞLU

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.